15 Ekim 2018, Pazartesi

Geç olmadan…

Finans sektörü ve reel sektör ekonomik işleyiş içinde birbirlerini tamamlayan unsurlardır. O nedenle birinde oluşan sıkıntı diğerini doğrudan etkiler. Ekonomi büyürken bu iki kesim uyumludur ama kriz dönemlerinde çıkarlar çatışmaya başlar. Şimdi Türkiye ekonomisine bakanlar bu çıkar çatışmasını çok net olarak görebiliyor. Sanırsınız ki, bunlar ayrı dünyalarda yaşıyorlar.

Finans kesimi ile büyük sermaye eşyanın tabiatı gereği küreselci liberal bir dünya görüşüne sahipler. Battıkları zaman her ne kadar kurtarılmayı devletten bekleyen yine onlar olsa da çarklar dönerken kamunun müdahaleci olup ekonomiye karışması işlerine gelmez.

Reel sektörde ise durum farklı. Bu kesimin yaşamak ve büyümek için devletin teşvik ve koruyuculuğuna ihtiyacı var. Dolayısıyla, üreticilerin küreselci değil kamucu olması gerekiyor. Ancak yıllar boyu süren beyin yıkama faaliyetlerinin yarattığı hasar bu algılama görevini yeteri kadar yerine getiremiyor. Politik yetersizlikleri nedeniyle alınan ekonomik kararlarda diğerleri kadar etkili olamıyorlar.

 Sonuç ortadadır. Faizler yüksek tutularak sıkılaştırma devam ederse reel sektör ve esnaf nakit sıkıntısı içinde boğulacaktır. İş dünyasının sıkıntıları günden güne artarken, ekonomiye güven azalacaktır. Dövizden kaynaklanan maliyet artışları büyük oranda enflasyona yansımışken, bundan sonra faiz kaynaklı maliyet artışlarının enflasyonu artırdığını göreceğiz. Yeni Ekonomi Programı’na konan 2019 yılına ait yüzde 15,9 oranındaki enflasyon da buradan gelecektir.

Halbuki ekonominin daraldığı dönemlerde sıkılaştırma değil tersi yapılmalı. Kamu ekonomik getirisi olan, sosyal fayda ve istihdam sağlayan yatırımlardan kaçınmamalıdır. Kıt kaynaklar uluslararası faiz lobisi yerine üretimi artırmak için kullanılmalıdır. Türkiye Varlık Fonu ile dışardan taze para sağlayarak ithalata dayanan tüketimle büyüme politikasını devam ettirmek çözüm olamaz.

Dünya dengeleri hızla değişiyor. Tek merkezli dünya iddiası tamamen bitti. Atlantik düşerken Avrasya sürekli olarak yükselmektedir. Bunu başta savunma sanayi, teknoloji ve üretim olmak üzere her alanda görüyoruz.  Doğal kaynak zenginliğinden tutun, insan gücüne kadar her türlü avantaj da Avrasya’da.

Bugün bu gerçeklerin motivasyonunda Almanya, Fransa, Rusya, Çin, İngiltere ve bazı AB ülkeleri ambargo altındaki İran’la ticareti kolaylaştırmak için özel ödeme mekanizması kuruyor. Çin, yapacağı büyük yatırımlar çerçevesinde Türkiye’yi ‘’Bir Kuşak Bir Yol Projesi’’ne katılmaya davet ediyor.

Dünya barışını ve küresel ticareti tehdit eden ABD yaptırımlarına tepki olarak güçlenen bu bölgesel işbirliği ve yardımlaşma anlayışından mutlaka yararlanmamız gerekmektedir. Türkiye, sızlanmayı bırakıp çok geç olmadan bu küresel uyanışa katılmalıdır. Bugünkü kırılganlığımıza neden olanlardan hala medet ummak hatadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Site en altı FİRMA REHBERİ 975-90
yukarı çık