21 Ağustos 2019, Çarşamba

Beşiktaş Medya Grup / Beşiktaş Gazetesi / Beşiktaş Radyosu

Hakkı huzur çeteleri dağılıyor 

Siyasete menfaat karıştı mı işler içinden çıkılmaz hale geliyor. Hele belediye hizmetlerine siyaset karıştı mı iyice arap saçına dönüşüyor. Bu partili belediye başkanı düzenini kim getirdiyse Türkiye’nin belediyecilikte hizmet anlayışına büyük darbe vurmuştur. Eskiden belediye başkanı hükümette kim varsa oradan seçilirdi. Sonraları sanki Türkiye ABD imiş ve eyalet sistemi ile yönetiliyormuş gibi partili belediye başkanları türedi. İşte o zaman hizmetlerde ayrımcılık başladı. Bu sistemde iktidarda kim varsa kesenin ağzını kendi belediyelerine açtı, diğerlerini ise cezalandırır gibi öksüz bıraktı. Sonunda hizmetler aksadı. Halka değil, yandaşa hizmet anlayışı gelişti. Bu durumda seçilen belediye başkanları ‘hizmet mi yapacağız, yoksa iktidarla mı yarışacağız’ diye sancılar çekmeye başladı. Bunun en açık örneği 16 milyon İstanbullunun büyük çoğunluğunun oyu ile belediye başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu’dur. Belediyeye bağlı iştiraklerin müdürleri, nedendir anlaşılmaz bir türlü koltuklarını bırakmadılar. Sadece onlar mı? İlçe belediyelerinde diğer partilerin üyeleri de koltuklara yapışıp kaldılar. Türkiye’de bir milletvekilinin iki katı maaş aldıkları görülen bu kişilerin, sadece maaşla yaşamadıkları, bir çok kuruluştan hakkı huzur aldıkları ortaya çıktı. Aralarında 25 şirketten hakkı huzur alanların olduğu görüldü. Halk bunlara “hakkı huzur çeteleri” yakıştırmasını yaparken “Her biri madeni bırakmayan altın arayıcı gibiler” denildi. Hatta bu kişilerin dolgun maaşları yanında ilkokul diplomasına bile sahip olmadan bu koltuklarda oturdukları açıklanınca herkes daha da şaşırdı. İBB Başkanı İmamoğlu’nun baskısı sonucu istifa eden bu kişilerin yerine gerçekten ‘liyakat’ sahibi kişiler atanmaya başlandı. İnşallah doğru kadrolar kurarlar ve bu ‘hakkı huzur çetelerini’ dağıtırlar. Yoksa İstanbul halkının yeniden hakkı bitmez. Bu hakkı huzur çeteleri dağılırsa İstanbul nefes alır… Menfaat yerini hizmete bırakır. Sonunda İstanbul gerçekten yaşanacak bir şehir haline gelir. Halkın özlemi “Her şey çok güzel olacak” sözünün arkasındaki tılsımda… Yani doğru yönetilmek, kötü yönetimlerden kurtulmak. İnsanların birbirini sevdiği, saygı duyduğu bir toplum. Bunu sağlayacak olan ile liyakatlı yöneticiler.


Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete… 

Türk siyasetinde bir ülkede olabilecek. herşey geldi geçti… Halk haklıyı haksızı gördü ve kararını verdi. Bu durumun birilerinin kulağına kar suyu kaçırması gerekiyordu. Ama olmadı… Gazeteci arkadaşım Oğuz Uçar’ın ‘Bire1 Haber’de yazdığı gibi “31 Mart seçimlerinde Türk Milleti ilk sarı kartını gösterdi... Büyükşehirlerin bir çoğunu iktidar partisinin elinden alıp muhalefete verdi. Bu güne kadar sırtını Reis’e dayamaya ve alışmış o ekip gördükleri “Sarı Kart” olayına inanmadılar. “Aşkımız” olarak nitelendirdikleri İstanbul için Reis’i ikna edip, 23 Haziran’da seçimi yenilettiler. Reis’in karizmasının bu defa yetmediğini görünce de, yavaş yavaş sırt çevirmeye başladılar! Sonuç, AKP için tam bir hüsrandı! Dün susup, pusanlar, kapalı kapılar ardında fısıltı halinde konuşanlar bugünlerde bir bir isyan bayrağı açmaya başladı... AKP yangın yerine döndü... Erdoğan’ın tek başına ataklarını bu yangını söndürmeye yetecek gibi görmüyorum. Bu yüzden en sıkıntılı olan kişinin de kendisi olduğunu düşünüyorum. MHP’nin desteği ile ülkeyi “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”ne taşıyan Erdoğan “Tek Adam” olmanın zorluğunu da şimdilerde yaşıyor. İstanbul seçimlerinin ardından partiden resmen ayrılma kararı alan Ali Babacan, Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’nun eleştirileri ise iyi den iyiye kendisini sarsıyor. Sevgi’nin yok edildiği Korku kültürünün hakim olduğu hele hele Kurumsal Yapı’nın yok edildiği bir ortamda “Yeniden Parlamenter Sistemi” özlemek çok mu yanlış olur?” Uçar haklı ama… Sistemden nemalanan birileri hala akıllanmadı. Ya Reise’e gaz veriyorlar… Ya da Reis gazdan hoşlanıyor… Ben onlara Padişah’ın ‘şak şakçısı’ diyorum. Reis’in çevresini sarmışlar ‘Aman Reis, yaman Reis diyerek, doğruyu görmesini engelliyor olabilirler’ diyorum.. Öte yandan geçtiğimiz hafta Taha Akyol’un Sebilürreşad dergisinde “Müslümanların hukuk sorunu” başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı otoriterlik yönünde eleştirildiği bir dönemde istibdat eleştirisi yapması dikkat çekti. Akyol, yazısında ““Türkiye’nin sahip olduğu kadar bir hukuk geleneğine de sahip olmadıkları için diğer İslam ülkelerinde hukuk tablosu daha vahimdir. İslam dünyasında geleneksel müstebit krallıklar ve seküler diktatörlükler çok yaygındır. Hukuk, adalet, insan hakları konularında ‘fena değil’ diyebileceğimiz tek İslam ülkesi yoktur’ diyor. Akyol’un yazısında önemli şöyle başlıklar var “Bu yüzden fıkıhta devlet-fert ilişkileri üzerinde pek durulmamış, kamu hukuku, anayasa hukuku gibi dallar gelişmemiş, bireyin hak ve özgürlüklerinden çok, baştakilere itaati ön plana çıkarılmış, baştakilerin yetkilerini sınırlandırma yönünde bir kültür geliştirilmemiştir.” “Bunun en önemli sebebi Hz. Peygamber’den otuz yıl sonra başlamış olan saltanat ve istibdadın, bu bahisleri serbestçe işlemek, gerçeği çekinmeden söyleyip yazmak için gerekli fikir hürriyetine meydan vermemiş olmasıdır… Evet, asırlar önce fıkıh sistemleri teşekkül ederken Emevi ve Abbasi müstebitleri İslam hukukunda kamu hukukunun oluşmasını, otoritenin sınırlanması, bunun kurumlaşması, fert hak ve hürriyetleri, zamanla kuvvetler ayrılığı gibi normların gelişmesini engellemişti. Bu normlara ihtiyacı arttıracak ekonomik ve sosyal gelişmeler de olmamıştı. Şimdi, bu mirasın sınırları içinde kalarak 21. Yüzyılda İslam toplumlarında hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve hürriyetler gibi değerleri geliştirmek ne ölçüde mümkündür?!.” Akyol, yazısını şöyle tamamlıyor: “Bugünkü Müslümanlar hâlâ tarihten devraldıkları siyasi istibdat kültürünün ağır sonuçlarını yaşıyorlar. İster petrol milyarderi müstebit krallıklar olsun, ister Baascı, Nasırcı modernist diktatörlükler; aynı madalyonun farklı yüzleri…21. yüzyılda bugün hukukun üstünlüğü, temel hak ve hürriyetler, kuvvetler ayrılığı gibi değerler ve kurumlar olmadan gelişmiş ülke olmak imkânsızdır. Müslümanların bugünkü ağır, hatta yer yer kanlı ıstıraplarına çözüm olarak denemedikleri ideoloji kalmadı, hepsi başarısızlıkla sonuçlandı. Çözüm için hukukun siyasetten üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, temel hak ve hürriyetler, fikir ve ifade hürriyeti gibi yüksek evrensel hukuki normlara sahip olmaktan başka yol yok. Sık sık ‘Müslümanların kurutuluşu’ diyoruz ya, bunun yolu modern ‘hukukun üstünlüğü’ felsefesini özümsemektir.”

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık