21 Eylül 2019, Cumartesi

Beşiktaş Medya Grup / Beşiktaş Gazetesi / Beşiktaş Radyosu

Tek yol ihracat değildir

Bazı söylemler sesi çok çıkan gruplar tarafından dillendirilirse insanlara doğruymuş gibi gelir ama irdeleyince hiç de öyle olmadığı ortaya çıkabilir. Değişen koşulları ve mevcut şartları dikkate almadan yapılan yorumlar afaki olmanın ötesinde insanları yanıltmayı ve yönlendirmeyi bile amaçlayabilir. Özellikle kararların siyasi tercih, çıkar veya kişisel anlayışa göre verilebildiği iktisadi alanda doğru sanılan bu tür yanlışları çok sık görürüz. Bunlardan biri olan enflasyon ve ileri teknoloji takıntısı hakkında Nisan ayında yazmıştık.

 ‘’Tek yol ihracattır’’ veya ‘’Asıl hedef ihracata dayalı büyüme olmalıdır’’ gibi genellemeler de aşırı liberal çevrelerin kullandığı beylik uydurmalardır. Evet, küresel pazarlarda rekabet gücünüz kuvvetli ve ihracatınız size yüksek katma değer sağlıyorsa bu denen doğrudur. Ama bizim gibi gelişen bir ülkede ara malını dışardan döviz ödeyerek alıyorsanız yanlıştır. Burada üretimin aslan payını başkaları alır ve daha önemlisi bu sağlıksız yapı sizi dışarıya sürekli borçlandırır. İhracat arttıkça cari işlemler açığı da trajik biçimde artar ve ara sıra yaşanan kur düzeltmeleri, beraberinde gelen enflasyon ve işsizlik sorunları adeta kader olur.

Günümüzde küresel durgunluk ve korumacılık sebebiyle dış pazarlar giderek küçülürken riskler ve güvensizlik artıyor. Doğrudan yatırımlar bile dünya genelinde son 10 yılın en düşük seviyesindedir. O nedenle, artık öncelik ihracatı artırmak yerine talebin sürekli olduğu iç pazarlar olmalıdır. Tarımda yabancı ortaklıklar feshedilmeli, sektör tamamen millileştirilmeli ve desteklenmelidir. Kooperatifçilik ve seracılığı teşvik ve özendirmek maksadıyla tarımsal amaca ayrılan Hazine topraklarının üretici birliklere ve bunların üst kuruluşlarına kiralanmasına olanak sağlayan düzenlemelerin hayata geçmesi bu açıdan çok iyi olmuştur.

Ezcümle, Türkiye daha gelişmiş bir üretim yapısına geçmeli ve ithal girdileri yurt içinde üretmeye ve geliştirmeye girişmelidir. Bunun için üretime dayalı bir ‘’kalkınma planı’’ oluşturulabilir. Devletin öncülük ettiği ve üreticiyi gümrük duvarları ile koruyan karma ekonomik politikalar tasarlanabilir.

Bize göre, KİT’ler yeniden ihya edilmeli ve kaynak israfını önlemek için Devlet Planlama Teşkilatı da devrede olmalıdır. Hangi ürün nerede ne kadar üretilecek ne kadarı depo edilecek önceden bilinmelidir. ‘’Kamusal kuruluşlar mutlaka zarar eder’’ görüşü neoliberal bir yalandır. Gelişen ülkelerde içinde kamunun yer almadığı bir kalkınma planı olamaz. Büyük ve stratejik yatırımlar bizde hep devlet tarafından yapılmıştır.

Zaten bugün artık zor durumda kalan işletmelere devletin ortak olma imkanı getirildi. Bu şekilde özel mülkiyete sahip şirket hisseleri kamunun mülkiyetine geçecek ve böylelikle çarkların yeniden dönmesi sağlanacaktır. Demek ki, dara düşünce çare yine kamudan ve kamuculuktan gelmektedir. Ve dışardan taze para beklemek zamanı boşa geçirmek olduğuna göre, yarın bu tür kararların arkası da gelebilir. Ancak anlaşıldığı gibi; tek yol ihracat değil kalkınmadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık