BEŞİKTAŞ

22 Temmuz 2019, Pazartesi

Beşiktaş Medya Grup / Beşiktaş Gazetesi / Beşiktaş Radyosu

Milli egemenlik paylaşılamaz

Herkesin bildiği gibi, demokrasi halkın egemenliği demektir ve bireyin özgür iradesini yönetime yansıtmayı amaçlar. Ama özünde bu olan demokrasinin özellikle ülkemizdeki işleyişi çok farklı olmuştur.

Türkiye’nin 1946’da çok partili demokrasiye geçişi aynı zamanda Batı’nın tahakkümüne de girmeye başladığı bir dönüm noktasıdır. Özellikle 1952’den sonra kontrgerilla şeklindeki yapılanmalar bütün NATO ülkelerinde olduğu gibi bizde de devlet içinde devlet olmuş, hükümetler üzerinde baskı kurarak iktidarlarını sınırlamışlardır.

Tam bağımsızlıkçı aydınlar, gazeteciler, sanatçılar, öğrenci ve öğretim üyeleri, işçi liderleri baskılanmış, tutuklanmış, faali meçhul cinayetlerin kurbanı olmuşlardır. Toplumda zaman zaman güçlenen anti-emperyalist uyanışlar ve hükümetlerin bu tahakküme sınırlı başkaldırışları da askeri darbelerle bastırılmıştır.

Dolayısıyla, bu sözde demokrasi toplumsal aydınlanmaya katkı sunmak yerine özgürlüklerin ve ekonomik kalkınmanın engeli olmuş, dışa bağımlı tekelci sermayenin ve feodal ilişkilerin güçlenmesine hizmet etmiştir. Demokrasi amaç değil, ülkemizi Batı’ya zincirleyen, insanlarımızı yozlaştırıp kimliksizleştiren, etrafında olup biteni idrak edemez forma getiren afyon görevi yapmıştır. Ancak Türk milleti 15 Temmuz 2016 gecesi vesayet demokrasisini yeniden tesis etmek için harekete geçen hainlerin önüne kanı ve canı pahasına atılarak bu mekanizmayı kırmıştır.

Dünyanın hiçbir demokrasisi ülkenin bölünmesini amaçlayanlara parlamento kapılarını açmaz. Dünyanın hiçbir yerinde şehir belediyelerinin bütçeleri ayrılıkçı güçlerin palazlanması ve teröre lojistik sağlanması için kullanılmaz. Bugün bu garabet tamamen değişmediğine göre, demokrasinin bizdeki işleyişinde hala sorun olduğu muhakkaktır.

Demokrasi ile özdeşleştirilen Avrupa’ya bakalım. İspanyollar, ayrılıkçı Katalanlara prim vermedi. Aynı duyarlılığı İngiltere’de gördük. İngilizler, devletin egemenliğinin bir üst merci olan AB’nin yetkili organlarına devredilmesine karşı çıktılar. Fransa’daki Sarı Yelekliler Hareketi de özünde bir AB protestosudur.

Köklü milletler egemenliğini başka bir toplumla paylaşmaya rıza göstermezler. Egemenlik bir milletin varoluş iradesi olduğuna göre, Türkler de bu haklarını paylaşmaya razı olamaz. Razı olursa millet olma vasfını kaybeder. Bugün bizim için en büyük tehlike, geçmişten geleceğe uzanması gereken bu ‘’emanete sadakat’’ anlayışını yozlaştıran bir türlü kurtulamadığımız aymazlık ve gevşekliktir.

Vatansız solun ve radikal dinciliğin yarattığı kozmopolit etki de aynı şekilde tehdittir. Bireyin vatanına, milletine ve devletine olan bağını törpüleyen bu etki, onları terör örgütlerine eleman devşiren ya da terörü destekleyen kapalı topluluklar haline getirmektedir. İnsanımızı bu karanlık odakların tasallutundan ve her türden işbirlikçinin demokrasiyi istismar eden beyin yıkanma faaliyetlerinden korumak devletin asli görevidir.

Demokrasimiz, yine senaryosunu üst aklın yani emperyalizmin yazdığı oyunların rahatça oynandığı bir tiyatro zemini olmamalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık