22 Eylül 2018, Cumartesi

Günü değil geleceğimizi kurtaralım

TCMB, bu hafta yapılacak olan PPK toplantısında faiz artıracağının sinyalini önceden vermiş bulunuyor ancak bu artışın ne kadar olacağı yine merak konusu. Farklı bakış açılarından kaynaklanan farklı tahminler var. Çünkü ekonomi müspet değil sosyal bir bilim. Politik tercihlerin, üretim ilişkilerinin, uluslararası konjonktür gibi faktörlerin doğrudan yönlendirici etkisi bulunuyor.

Ancak Türk ekonomisi hakkında yorum yapan iktisatçı ve analistlerin çoğunun dogmatizmden kurtulamadığını, belli kalıplardan sıyrılamadığını görmekteyiz. Konuşmalardaki ‘’o öyleyse bunun da böyle olması gerekir’’ gibi toptancılığa kaçan öğretilmiş bir kolaycılık hemen fark ediliyor.

Bunlar Merkez Bankası bu toplantıda yine 4-5 puan gibi şok niteliğinde faiz artırırsa sorunların düzelebileceğini zannediyorlar. Belki işleri veya pozisyonları gereği bu şekilde bir algı yaratmaya çalışıyorlar demek daha doğru olacaktır. Çünkü reçeteleri hep aynıdır!

Merkez Bankası zaten faizleri artırıyor arttırmasına ama faizler maliyetleri, maliyetler de enflasyonu artırıyor ve bu kısır döngü bir türlü kırılamıyor. Çünkü sorun faizlerde değil. Sorun cari açıktan ve reel sektörün borca batık olmasına rağmen müthiş bir nakit sıkıntısı çekmesinden kaynaklanıyor. Ve bunlara artık 1,5 sene önceki gibi düşük maliyetle 200-300 milyar TL gibi devasa miktarlarda kredi pompalamanın imkanı da bulunmuyor.

Bu durumda faizleri 5 puan artırsanız ne olur? Kurlar bir miktar geriler ama bu gerileme kalıcı olmaz çünkü kurlardaki istikrar için daha birçok şeyin gerekli olduğunu biliyoruz. Ancak kredi faizleri de yüzde 40 olur. Bu da maliyetler üzerinden yine enflasyona yansırken, zaten nakit sıkıntısı çeken reel sektörde iflaslar artar. Güven azalır ve bütün bunlar döner dolaşır tekrar kurları vurur.

Dışardan taze paranın gelmediği veya gelse bile maliyetinin çok çok arttığı şu durumda öncelikle yapmamız gereken; dış ticaretimizi mümkün mertebe milli paramızı kullanabileceğimiz ülkelerle yapmak ve cari açığımızı sıfırlamak olmalıdır. Araba, mücevher, telefon, lüks yapı malzemesi vs. gibi hayati olmayan hiçbir malı ithal etmemeliyiz. Yeni alt yapı harcamalarına girişmemeli, özellikle kamuda tasarrufa ve bütçe denkliğine önem vermeliyiz. Cari açık döviz yutan dipsiz kuyu olmaktan çıkarılmadan faizler yüzde 25’e değil, yüzde 60’a bile çıksa ekonomide kalıcı denge sağlanamaz. Günümüzdeki örneği Arjantin’dir. 

Artık günü kurtarmaya değil geleceğimizi kurtarmaya bakalım.

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Site en altı FİRMA REHBERİ 975-90
yukarı çık