Reklamı Geç
5 saniye kaldı
SANİYELİ REKLAM SOSYAL MEDYA TAKİP ET
QR KODU site sol kule
sağ dik reklam tweter takip et

19 Nisan 2024, Cuma

BEŞİKTAŞ MEDYA GRUP - Uluslararası Basın Yayın Platformu

Kılıçdaroğlu'ndan canlı yayında açıklamalar!

Kılıçdaroğlu'ndan canlı yayında açıklamalar!

CHP Lideri ve Cumhurbaşkanı Adayı Kılıçdaroğlu, Habertürk Tv “Olaylar Ve Görüşler” canlı yayınına katıldı. Edinilen bilgilere göre; Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şu açıklamalarda bulundu:

"Önemli bir seçim; bizim açımızdan da, Türkiye açısından da çok önemli bir seçim. Komşularımız açısından da çok önemli bir seçim. Türkiye’nin, içine düştüğü bu durumdan Türkiye’nin kurtulması lazım. Bunun için de bilime dayanan, akla dayanan, sağduyuya dayanan, kutuplaştırmayan, kucaklaşan bir siyasete ihtiyacımız var. Biz altı lider, Millet İttifakı olarak bu anlayışla yola çıktık ve bunun için de çalışıyoruz, üretiyoruz.

Şunu söyleyeyim; biz altı lider, Ortak Mutabakat Metnini hazırladık. Eğitimden sağlığa, teknolojiden milli eğitime, hayatın her alanı ile ilgili. Yanlış hatırlamıyorsam 2 bine yakın madde başlığı açıkladık ve bunu kamuoyuna açıkladık. Ve dedik ki, biz iktidar olunca bunu yapacağız. Cumhur İttifakı ne yaptı? Böyle bir şey açıkladı mı, açıklamadı. O zaman niye kamuoyu onları tartışmıyor. Kamuoyu neden onları eleştirmiyor.

Önümüzdeki 5 yılda Türkiye için ne yapacaklar? Türkiye’yi bugün içinde bulunduğu çıkmazdan hangi politikalarla kurtaracaklar? Biz hazırız, bütün ayrıntılar orada var. Biz oturduk, kadrolarımız oturdu, akademik dünyadan yardım aldık. Bürokratlardan yardım aldık ve önemli bir rapor, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez ortaya çıkan bir rapor."

SEÇİM BEYANNAMESİ HAKKINDA

"Bu bir seçim beyannamesi. Bunu duyuracağız, ilk 1 ayda ne yapacağız, ilk 1 haftada ne yapacağız? Çünkü hepsi orada yazılı. Bu aynı zamanda 6 liderin ortaklaştığı ve ortak söylem birliği yarattığı bir metin. Dolayısıyla ben de bunu söyleyeceğim, Millet İttifakı’nın diğer aktörleri de Sayın Genel Başkanlar da aynı şeyi söyleyecekler. Çünkü biz ortaklaştık. Ama ben merak ediyorum, mesela Erdoğan bir şey söylediğinde diğerleri ne diyecek? Ortak bir mutabakat metni yok. Ama orada şöyle bir kural var anladığım kadarıyla; Erdoğan ne derse hepsi teslim olmuş, biz de aynı şeyi tekrar edeceğiz diye. Teslimiyet, siyaset değildir. Siz bir partiyseniz siyasetinizi açıkça yazarsınız. Sizin taraftarlarınız var, size gidip oy verecek bu insanlar. Siz önümüzdeki 5 yıl içinde ne yapacaksınız, neleri yapacaksınız?"

Cumhurbaşkanı adayı olarak ayrıca bir seçim beyannamesi açıklamayacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, "Cumhurbaşkanı olarak ne yapılacak, her bir bakanlık neler yapacak, yeni bakanlıklar kurulacak mı, kurulmayacak mı? Burada neler yapılacak. Üniversitelerde neler yapılacak, bilimde, teknolojide neler yapılacak, tarımda ne yapılacak? Çiftçi nasıl desteklenecek?"

BÜYÜK DEPREMDEN SONRA BAZI MADDELERİN REVİZE EDİLMESİ, ÖNCELİK SIRALAMASININ DEĞİŞMESİ

"Onunla ilgili bir kanun teklifi hazırladık. Deprem bölgesi ile ilgili bunlar hiçbir şey yapmadılar. Çadır dağıttılar, konteyner dağıttılar, o da yarım yamalak. Ama biz iktidar olduğumuzda şunu görecek herkes. Deprem bölgesini, yani Malatya, Adıyaman, Şanlıurfa, Gaziantep, Kahramanmaraş, Adana, Hatay, Osmaniye, bütün bu bölgeyi bir bütünlük içinde ele alacağız. Ve bununla ilgili bir kanun teklifi verdik; hem orayı onaracağız, hem bütün bu bölgeyi önemli bir üretim üssü haline getireceğiz. İnsanlar buraya gelecek ve çalışacaklar. Konutlar depreme dayanıklı olacak. Fabrikalar depreme dayanıklı olacak. Yapılacak konutların bütün malzemeleri bu bölgede üretilecek. Burada büyük istihdam sağlanacak."

EVLER ÜCRETSİZ VERİLECEK

"O ayrı, onu da vereceğiz zaten. Onu biraz daha ayrıntılı anlatmak isterim sorarsanız. Ve bu bölge aynı zamanda bir istihdam ve üretim merkezi olacak."

"BİZ İKTİDARA GELECEĞİZ"

"Biz diğer partilerin konumuna bakıp kendimize politika oluşturmuyoruz. Biz iktidara geleceğiz, Cumhurbaşkanlığını kazanacağız ve bu ülkeyi en geç 1 yıl içinde rahat nefes alır hale getireceğiz. 3 ay içinde vize sorununu bitireceğiz. Türkiye’de her vatandaş artık Avrupa Birliği’ne vizesiz girecek. 1 ay içinde ne yapacağımızı gayet iyi biliyoruz. Hasar tespit komisyonumuzu belirledik. Onunla ilgili çalışmalarımızı yapıyoruz. Dolayısıyla biz Cumhur İttifakı şunu yaptı, bunu yaptı. Cumhur İttifakı Allah aşkına bu saatten sonra ne yapacak bu memlekete? Zaten yapacağını yaptı. Batırdı. Soğanın tanesi olmuş 7, 5 – 10 lira. Ne yapacak Cumhur İttifakı? Biz ama ne yapacağımızı biliyoruz. Çiftçinin kazanacağı, üreticinin kazanacağı, fabrikaların çalışacağı, istihdamın büyüyeceği, gelişeceği bir Türkiye hayal ediyoruz ve bunu yapacağız."

AVRUPA'YA VİZESİZ GİDİLECEK

"Vizeyi kaldıracağız, gerekli düzenlemelerin tamamını yapacağız. Bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi ve özgürlüğü getireceğiz. Zaten bizi buluşturan, 6 lideri bir araya getiren demokrasi özlemi. Türkiye’de demokrasi kalmadı.

Siz düşünce özgürlüğüne kısıtlama getirirseniz, demokrasi sizin ülkenizde yoktur. O yüzden vermiyor. Ben de diyeceğim ki, ya da biz de diyeceğiz ki, bizim ülkemizde her türlü düşünce özgürce tartışılabilir, medya özgürce yayın yapabilir. Hakaret içermediği sürece herkes özgürce eleştirisini yapabilir. Ben gençlere boşuna mı diyorum? Hiç meraklanmayın, cumhurbaşkanı olduğumda en rahat beni eleştireceksiniz diye. Çünkü hiçbir zaman eleştiriden çekinmeyeceğim. Ve eleştirilerin siyaset için çok önemli olduğunu ve her eleştiriden siyasetçinin ders çıkarması gerektiğini bilen birisiyim. Benim bir hatam varsa, doğal olarak eleştiri olacaktır. Ben de aynı hatayı tekrar etmemeye özen göstereceğim. Şimdi iktidar sahibi yani Erdoğan diyelim, eleştiriye tahammül edemiyor, her eleştiriye ‘Vay sen bunu nasıl söyledin’ diye sabahın köründe gidip kapıları çalıyor, kapıları kırıyor insanları gözaltına alıyor mahkemelere veriyorsa, bu düzen olmaz. Bu düzen yıkım getirir.

Bizim Ortak Mutabakat Metnimizde var zaten. Avrupa Birliği’nin öngördüğü bütün demokratik kuralları kendi ülkemize getireceğiz. Benim insanım yani bu ülkenin insanı üçüncü sınıf demokrasiye mi layık, niye birinci sınıf demokrasi olmuyor bizim ülkemizde? Neden insanlar yan yana gelince özgürce konuşamıyorlar, odada bile sessizce konuşuyorlar acaba birisi bizi dinliyor mu diye. Bu Türkiye açısından bir utanç vesilesidir. Utançtır bu. İnsanlar düşüncelerini söylerler. Emin olun telefonla konuşurken, acaba birisi bizi dinliyor mu? Dinlediklerini ben gayet iyi biliyorum. Ama söylüyorum, dinlemezseniz namertsiniz. Biz bu ülkenin çıkarı için konuşuyoruz zaten, biz gizli kapaklı bir şey yapmıyoruz ki. Dolayısıyla demokrasi temel kavramdır ve altı lideri bir araya getiren de demokrasi özlemidir."

"YENİ BİR SAYFA AÇACAĞIZ TÜRKİYE'DE"

"Parlamentoda da çoğunluğu sağlayacağız, artı cumhurbaşkanlığını da alacağız. Yeni bir sayfa açacağız Türkiye’de. Yeni, uygar, herkesin mutlu olduğu bir sayfa. Kinden, öfkeden uzak, herkesi kucaklayan bir siyaset anlayışı ile yola çıktık ve gerçekleştireceğiz."

TRABZON HAKKINDA

"Trabzon’da güzel bir atmosfer var. Kabul edelim güzel bir atmosfer var. Millet gidişten şikayetçi. Gelecekler, nasıl düzeltecekler diye bir bekliyorlar, nasıl düzelteceksiniz bunu. Onu anlatmaya çalıştım. Ben ilk 1 ay içinde neleri yapacağımızı onlara anlattım, ifade ettim düşüncelerimi miting meydanında.

Şimdi normalde biz bir çadırda yapacaktık bunu, geniş büyük bir çadırda ama çadıra izin vermediler. Onun üzerine meydanda yaptık. Tabii pişman olmuşlardır, keşke çadırda izin verseydik diye, o noktaya gelmişlerdir. AFAD bir de sabah erkenden bir mesaj geçmiş bütün Trabzonlulara, ‘fırtına olacak, bacalar yıkılacak, çatılar uçacak, gaz zehirlenmesi olacak’ falan diye. Yani sokağa çıkmayın diye bir anlamda da. AFAD niye bunu yapar bilmiyorum, bu meteorolojinin görevi aslında, niye AFAD bunu yaptı? Demek ki AFAD, ağır ağır her alana girmeye ve her alanda söz sahibi olmaya başladı. AFAD’ın ne olduğunu da depremde gördük zaten. Çalışanlarına değil, çalışanlarına şükran borçluyuz, yani orada kamu görevlileri onlar, elinden geleni yapıyorlar ama karar vericilerin ülke gerçeklerinden ne kadar koptuğunu o süreç içerisinde gördük.

Trabzon’da meydanda yaptık. Tabi meydanda düşündüğünüzden çok daha büyük bir kalabalık vardı. Özellikle kadınların ve gençlerin varlığı benim için de son derece memnuniyet verici. Kadınlar hayatın zorluklarını en erken sezen ve bunu yeri geldiğinde de dillendirenlerdir. Dolayısıyla kadınların CHP’nin yaptığı böyle bir mitinge katılmaları, sorunlarını dile getirmeleri, bizim çözümlerle ilgili yaptığımız çalışmaları, söylemleri alkışlamaları elbette güzel bir şey. Arada iyi bir diyalog kuruyoruz yani halkla iyi bir diyalog kuruyoruz. Önümüzdeki seçimlerde göreceksiniz; Trabzon’da da değişim başladı, yani Kayseri’de de değişim başladı, Türkiye’nin her tarafında bir değişim var. Şunu kabul ediyorum, yani hemen hemen herkes koşarak bize mi gelecek? Bizi dinliyor şimdi, bunlar gerçekten bu söylediklerini yapabilirler mi diye. Sizin de az önce, efendim işte Erdoğan diyordu ya, ‘bunlar 2 maaş üzerinden emekli…"

"DÜZELTECEĞİZ, HİÇ KİMSE MERAK ETMESİN"

" Dolayısıyla biz neyi nasıl yapacağımızı çok iyi biliyoruz. Halkımdan şunu istiyorum, Kılıçdaroğlu’nun bir hesap uzmanı olduğunu ve devlete 27,5 yıl hizmet ettiğini, bütçenin nasıl harcandığını, israfın nasıl önlendiğini bilmek istiyorlarsa bana bakacaklar. Benim evime bakacaklar, yaşamıma bakacaklar, mutfağıma bakacaklar, evlatlarıma bakacaklar. Ben sade bir insan gibi yaşayan birisiyim. Ben hiçbir çocuğun yatağa aç girmesini istemem. Ben herkesin inancına, herkesin kimliğine saygı duyan birisiyim. Devletin devlet olması gerektiğini, devletin kucaklayıcı olması gerektiğini, devletin sosyal devlet olması gerektiğini, fakirin, fukaranın yanında olan bir devlet olması gerektiğini düşünen birisiyim.

Öyle dış güçler, iç güçler falan filan artık bunların palavra olduğu, bunların doğru olmadığı kanıtlandı. Nasıl kanıtlandı? Dış güçler. Allah aşkına bana söyler misin ya, Türk Telekom’u dış güçler mi dedi satın. Bankaları dış güçler mi dedi, satın. Siz onları sattınız, hepsini paraya dönüştürdünüz, o yıllarda büyük gelirler elde ettiniz, ondan sonra para bitti, satacak mal da bitti. Şimdi diyorlar ki ne yapacağız? Düzelteceğiz, hiç kimse endişe etmesin. Türkiye onların düşündüğünden daha zengin bir ülke, çok daha zengin bir ülke.

Her hamle bir hayra vesile olabilir. Ben buna inanıyorum. Sonuçta iki değerli arkadaşımız, Mansur Bey de Ekrem Bey de. Ben İstanbul’da söyledim, Osmanlı’nın eski başkentini yöneten kişi Ekrem İmamoğlu, Türkiye Cumhuriyeti’nin güzel başkentini yöneten Mansur Yavaş. Dolayısıyla ikisinin halk nezdinde ciddi bir kabulü var. İkisi çalışıyorlar, bütün engellemelere rağmen güzel şeyler yapıyorlar. Hatta Trabzon’da söyledim, dedim ki; ‘Trabzon’da bakan var, 4 milletvekili var, yani 10 kişi var Trabzonlu kabinede çalışan, bakan yardımcıları var ama Trabzon’a bir raylı sistemi yapamadılar. Ama Ekrem İmamoğlu, başka bir Trabzonlu, tek başına dünyada bir metropolde tek başına 10 metro inşaatını aynı anda başlatan ve yapan kişi’ diye söyledim. Demek ki Trabzonludan Trabzonluya da fark var. Yani böylesine yürekli, çalışkan bir Trabzonlu var."

"SEÇMEN DE MUTLU, GENÇLER DE MUTLU"

"Seçmen de mutlu, gençler de mutlu. Onlarla zaman zaman bir araya geliyoruz, gittiğimiz illerde gençlerle de bir araya geliyoruz. İyiler, onlar da son derece mutlular. Şimdi burada önemli olan Türkiye’nin sağlıklı bir zemini yakalayabilmesi için o inançtan ve o heyecandan yararlanan insanların toplumun önüne çıkması lazım. Ekrem Bey de, Mansur Bey de o inancı ve heyecanı besleyen iki arkadaşımız. Dolayısıyla onlar da cumhurbaşkanı yardımcısı olarak önemli bir görev üstlenecekler. Bakın, İstanbul’da Ekrem Bey’in yapmak istediği çok şey engelleniyor, cumhurbaşkanı yardımcısı olduğunda bu engeller bitmiş olacak. Aynı şey Ankara için de geçerli. Tabi ikisi de iki büyük kentin belediye başkanı olduğu için, diğer belediye başkanlarına da hiçbir ayrım yapmadan, onun altını çizeyim, yani bu AK Partili belediye, biz buna engel çıkaralım, yok öyle bir şey, tam tersine bütün yerel yönetimlerin çalışmasını isteriz."

"BİRİNCİ TURDA ALACAĞIZ"

"Ben birinci turda sonucu alacağımıza inanıyorum. Çünkü sonuçta sağduyu galip gelecek. Ülke bu haldeyken, gençler iş bulamazken, işsizlik diz boyuyken, pazarlar neredeyse ateş pahasıyken, soğanın tanesi 7,5 - 10 lirayı bulmuşken, insanlar evine yiyecek götüremezken şimdi ne lüksümüz var. Yani bir an önce bunun bitmesi ve Türkiye’nin hamleye hazır bir iktidara teslim edilmesi lazım.

Son düzlüğe girdiğimizde seçmenin sağduyusuna güveniyorum, o sağduyusu içinde hareket edecektir.

Birinci turda bu iş biter efendim. Bu toplumun sağduyusuna güvenin. Birinci turda bu iş biter. Bu fikriyatlarla, bu felaketlerle nereye gideceğiz Allah aşkına ya. Bu işsizlikle nereye gideceğiz biz. Türkiye’nin bu cehennemden çıkması lazım, Türkiye bir cehennem çukurunda şu anda. Bakmayın siz saraya, oradakilerin keyfi yerinde. Yahu siz bir gidin bakalım, pazarda alışveriş yapan insanları bir görün bakalım nedir bu fiyatlar diye? Yani emekliye zam yapıyor, fiyatlara gelen zam çok daha yüksek. Kime gidiyor paralar? Kur korumalı mevduata gidiyor değil mi? Kur korumalı mevduat kimin parası, bir avuç insanın parası. Milyar dolarlar var, dünyanın faizini ödüyorsun. Bunlar bir de sözde faize karşı. Ya sen faizcilere hizmet ediyorsun sen, bilmiyor muyuz biz bunu? Biliyoruz.

Emekliye gelince bir şey yok, işçiye gelince bir şey yok. Kadro vereceğiz dediler kadrolar verilmedi. Polisle jandarma arasında ayrımcılık yapıyorlar. İkisi de güvenlik görevlisi. Jandarmaya verdiğin hakkı niye polise vermiyorsun, hangi gerekçeyle vermiyorsun? 24 saatse polis de 24 saat çalışıyor. Emekse poliste emek harcıyor. Onun standardı ayrı, öbürünün standardı ayrı. Çifte standart var. Ne söylüyorsam hepsinde haklıyım. Zaten cesaret edip oturup konuşmuyorlar. Yüz yüze gelip konuşmuyoruz. Ne söylüyorsam haklıyım. Az önce söyledim, 27,5 yılını devlette harcayan, verilmeyecek hiçbir hesabı olmayan bir kişiyim. Araştırdılar bütün sülalemizi. Ne buldular? Bulamazlar. Boğazımızdan aşağı haram lokma inmez. Bu kadar açık, bu kadar net. Devleti de öyle yöneteceğiz."

"HER ŞEYİ HESAPLIYORUZ"

"Her şeyi kuruşu kuruşuna hesaplıyoruz ve yapıyoruz ta en başta. Şimdi Erdoğan ne diyor? ‘Efendim emeklileri emekli maaşı üzerinden istismar ediyormuş.’ Bunu ne zaman söyledi bir de? 2015’te ben emekliye 2 maaş ikramiye verilsin dediğim zaman ‘Siz istismar ediyorsunuz’ dediler. Sonra ne oldu, emekliye 2 maaş ikramiye verdi mi? Verdi. Ne kadar verdi? Uzun süre arttırmadı. En son 100 lira artırdı. Şimdi biraz daha artırdı. Ben ilk ne söyledim? ‘Emekliye asgari ücret kadar Ramazan, Kurban Bayramında emekli ikramiyesi verilecek.’ Ne zaman? 2015. Hangi yıldayız, 2023. Yine aynı şeyi söylüyorum. 2 maaş ikramiye. Ne kadar? Asgari ücret kadar, aynı şeyi söylüyorum, hesabını, kitabını kuruşu kuruşuna yaptım. Biraz artırdılar. Şimdi ben söyledim Kasım ayında göreceksiniz Cumhurbaşkanı olarak geldiğimde bütün emeklilerin hesabına 15 bin lira para yatacak. Şimdi yatmayan asgari ücret farkı ve o dönemin asgari ücretini yatıracağız.

Önümüzdeki kurban bayramında. Görecek, bütün emekliler görecek. Para yokmuş. 5’li çetelere gelince paralar var. Kur korumalı mevduata gelince paralar var. Malı götürenlere paralar var, saraylara, 4 yerden- 5 yerden maaş alanlara para var, emekliye gelince ‘istismar ediyorsunuz.’ Emekliyi istismar eden sensin. Emeklinin hakkını vereceksin. Bakın, emekli şu demektir. Emekli bu ülkenin kalkınması için emek harcayan kişi demektir. O bütün hayatını çalıştı, didindi. Bazen fabrikada, bazen devlet memuru, bazen özel sektör her bir yerde çalıştı, alın teri döktü, primini ödedi. Yüksek pirim ödedi. Sonra geldi emekli oldu.

Eskiden emeklinin aldığı aylık asgari ücretin üstündeydi. Bir daha söyleyeyim, bunlar iktidar olmadan önce emeklinin aldığı aylık asgari ücretten fazlaydı. Şimdi bırakın asgari ücreti açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırının altında. Emekliyi bu hale getirdiler. Hakkı ben savunuyorum, o şikayet ediyor buna inanmayın diye. Hayır efendim, sana inanmasınlar. Ben o aylıkların tamamını Kurban Bayramı’nda her bir emeklinin aylığına…

Yapacağım, 15 bin lirayı yatıracağım. Görecekler, Bay Kemal sözünden dönmez. Bu kadar açık, bu kadar net."

BEŞLİ ÇETELER

"Beşli çeteler, benim cumhurbaşkanı adayı olmamı asla istemediler. 418 milyar doları götürenler, benim cumhurbaşkanı adayı olmamı asla istemediler, kul hakkı yiyenler asla istemediler, yolsuzluk yapanlar asla istemediler, kirlenen insanlar benim cumhurbaşkanı adayı olmamı istemediler. Ben pek çok çevrenin bunlar tarafından parayla beslendiğini gayet iyi biliyorum.

Arkasında bunlar var, bunların para gücü var, bunların imkanları var. Bunlar herkesi satın alacaklarını düşünüyorlar ve büyük paralar döküyorlar. Ama Allah şahittir, ne onların paralarına ne bir sentine ne de bir kuruşuna asla ihtiyacım yok. Nasıl yaşadıysam, gene yaşayacağım. Sarayda değil Çankaya’da yaşayacağım. Sade bir hayat süreceğim. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi hayal ediyorum ben. Benim hayalim bu, özlemim bu.

Kalkınan, büyüyen bir Türkiye. Sadece kendi bölgesinde değil Akdeniz havzasının en güçlü ülkesi olacak bir Türkiye. Bunu yaratacağız, hiçbir endişem yok. Bunların tamamı olacak. Zengin bir Türkiye, güçlü bir Türkiye. Sözü dinlenen bir Türkiye, teknolojiye imza atan bir Türkiye. Bunu yapacağız. Para var dedim, o 418 milyarın da nerelere gittiğini ben çok iyi biliyorum. Türkiye’den kaçırılan paraların nerelere gittiğini, yurtdışındaki avukatlar, yurtdışındaki hukukçularla görüştüm ben. Kimin parası hangi bankada kuruşu kuruşuna biliyorum. Belediye başkanlığı yapmış insanlar dahil. O ayrıntıyı da vereyim. Yapanlar ve yapmış olanlar da dahil. Kimin parası yurtdışında, hangi bankada hepsini biliyoruz. Onların tamamını getireceğiz.

Bu iş yapılırken intikam duygusuyla değil hukuk içinde. Şimdi ben bütün bunları belgeleyeceğim, yargıya teslim edeceğim. Yargı bunlara bakacak. Evet, yolsuzluk varsa bu paraları yurtdışından isteyecek hep beraber biz de gideceğiz. Yani şimdi ben eğer, daha doğrusu biz; kinle, öfkeyle hareket edersek bunlardan bir farkımız kalmaz. Adalet diyorsanız, herkes için adalet. Ama adalet aynı zamanda haksızlık karşısında susmamaktır. Sevgili peygamberimiz, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan diyorsa o bizim kitabımızda yok. Haksızlık varsa üstüne yürüyeceksiniz.

Ben onları çok iyi biliyorum, yani ben onların nerelerde, neler yaptıklarını gayet iyi biliyorum. Kimleri satın aldıklarını gayet iyi biliyorum.

Efendim neler yapılmadı ki. Yani yazılar yazıldı, haberler yapıldı, eleştiriler yapıldı, haksız eleştiriler yapıldı. Yalan haberler yapıldı. Bunların hepsini ben biliyorum zaten. Yani kimlerin, nasıl, nereden beslendiğini gayet iyi biliyorum. Bu devlet hepsini biliyor aslında. Bu devlette 27,5 yıl çalışan birisi olarak ben devletle bağımı koparmadım. Devletin içinde saygın insanlar, düzgün insanlar, ahlaklı insanlar, devletini seven insanlar var binlerce. Bunlar bütün bu olayları benim dışımda onlar da biliyorlar zaten. Onlar bildikleri için onlar da üzülüyorlar zaten. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nasıl olur da bu hale düştüğüne onlar da şaşırıyorlar zaten. Türkiye’nin toparlanması gerektiğini onlar da biliyorlar. Böyle gidemez, böyle yürüyemez, onlar da biliyorlar zaten bunu. 5 kuruşa muhtaç, param yok diyor. Daha doğrusu ‘Kılıçdaroğlu gidecek IMF’den para toplayacak.’ Ne para toplayacak? Türkiye zengin ülke. 418 milyar doları ben IMF’den mi alacağım? Sen İngiltere’ye malları götüreceksin, sen gideceksin Manhattan’da 35 katlı gökdelenler yapacaksın, Muhammed Ali Clay’in çiftliğini satın alacaksın, buradan evladın gönderecek milyon dolarları ABD’ye, ABD’deki vakıfta gene senin evladın olacak, o da milyon dolarları alacak, Bay Kemal de bunu seyredecek. Bu olur mu ya! Peki tüyü bitmemiş yetimin hakkını kim savunacak? Ben savunacağım. Öyle milyon dolarları alıp götürdüm, bir daha geri getiremem. Hayır efendim, dünyanın hiçbir mahkemesi, hiçbir uluslararası mahkeme, bir devletin soyulmasına izin vermez. Bu konudaki belirlenen uluslararası kararları da çıkardım…

Dünya kadar belge var ama yani şimdi bu saatte yolsuzlukları tartışmanın çok şeyi yok. Ama hepsinin belgesi var, hepsinin ama. Devlette liyakati öldürürseniz, sadakati öngörürseniz o zaman süreç başka bir yere evrilmiş olur. O zaman yolsuzluğa zemin hazırlanmış olur ve devletin kolonları kesilir belli bir aşamadan sonra. Şimdi kesildi. Adalet var mı, gidin sorun, kime sorarsanız sorun adalet yok der. Adalet kolonu, devletin direğidir zaten, orta direğidir yani bakıldığı zaman. Devletin dini adaletse adaleti yeniden inşa etmemiz lazım. Siz adaleti sağlamazsanız olmaz. Medyanın özgürlüğü… Medya özgür mü? Hayır medya özgür değil yani. Biraz fazla eleştirin hemen kapatılır. RTÜK zaten sansür görevini yeteri kadar yapıyor. İletişim Başkanlığı bırakmış işi, görevi İletişim Başkanlığı, işte orada trollerle falan Goebbels’in yaptığı işleri yapıyorlar. İftiralar, karalamalar, şunlar bunlar. Trollere harcanan paraya üzülüyorum. Emekliye para vermiyorsun para yok diye, alıyorsun milyonları, milyarları, dolarları bu işlere harcıyorsun. İnsanda biraz vicdan olur ya."

BÜROKRASİDE TERBİYE

"Sakin bir insanım, herkesi sağduyu ile dinlerim, hemen her şeye itiraz etmem. Bürokraside bize şöyle bir terbiye öğretildi, birisi bir şey söylüyorsa aksine beğenmediğiniz bir şey hemen yanıtlamayın, onu bir dinleyin, bir düşünün. Hafızanızda ölçün, biçin, tartın, ondan sonra cevaplayın.

Şöyle; mantıklı bir eleştiri geliyorsa ona elbette bakıyorum, bir yerde hata yapmışsak evet burada hata yaptık diyoruz. Yani öyle komplo kurdular falan filan değil. Hatamız varsa evet burada bir hatamız oldu, bir eksiğimiz oldu. Ben şuna da inanıyorum, hata insana özgü bir kavramdır, ’Hatasız kul olmaz’ diye şarkı bile vardı, Orhan Gencebay’ın yanlış hatırlamıyorsam. Çünkü insanlar akıllarıyla, bizim dışımızdaki canlılar içgüdüleriyle hareket eder. Biz yanlış yaptığımız zaman hata yapmış oluruz.

Bu ülkede çocuklar aç öldü, keşke onun için mücadele etselerdi. Bu yanlıştır deselerdi, bu çocuk niye açlıktan öldü diye sorsalardı. En büyük günahın kul hakkı yemek olduğunu da ben biliyorum, herkes biliyor.

Güç kullanan kişinin yaptığı haksızlığı gidermesi lazım. Bakın, helalleşmeden birisi de şu; Sayın Erdoğan gitti dedi ki, galiba Adıyaman’daydı, depremzedelere ‘size ev yapacağız, gelin helalleşelim…’ Hayır efendim o helalleşme değil.

O helalleşme değil efendim. Helalleşme olması için şunun olması lazım. Bir; kardeşim ben bu daireyi, bu dükkânı alırken 42 kişi 23 ayrı belgeye imza attı. Bu bina, bu dükkân, bu ev depreme dayanıklıdır, her şeyi yapılmıştır, testi yapılmıştır, zemin etütleri yapılmıştır, statik hesapları yapılmıştır. Hepsi imzaladılar. Vatandaş olarak ben gidiyorum, diyor ki devlet; evet her şey tamam, sen satın alabilirsin? Ben vatandaş olarak gidiyorum, sadece tapuda bir imza atıyorum ve alıyorum. Niçin? Devlet demiş ki bu bina sağlamdır. Binanın sağlam olmadığı çıktı mı ortaya? Çıktı. Yakınları öldü mü? Öldü. Evladı öldü mü? Öldü. Eşi öldü mü? Öldü. Şimdi siz buna diyorsunuz ki, sana bir ev vereceğim, 20 yıl borçlandıracağım, sen bu parayı bana ödeyeceksin, gel seninle helalleşeceğim. Hayır efendim. Helalleşme şöyle olur; devletin burada kabahati, kusuru vardır, idarenin kabahati, kusuru vardır, bunlar zamanında yapılmadı, düzenlenen belgelerin tamamı doğru değildir. Kabahat vatandaşta değil, çünkü vatandaş o belgelere güvenerek gitti evini, dairesini, dükkânını satın aldı. Dolayısıyla burası yıkıldı, yakınların da öldü. Sana yeniden sosyal devlet olarak aynı evi yapacağım, depreme dayanıklı yapacağım. Dolayısıyla ölenleri geri getiremiyorum ama senden bir kuruş dahi almayacağım gel o zaman helalleşelim. Benim helalleşme anlayışım budur. Bu felsefe nereden kaynaklanıyor? Bizim anayasadan da kaynaklanıyor. Anayasa öyle diyor, ‘idarenin kusurundan olan hataları, doğan zararları idare öder’ diyor. Bu kadar açık. Ben sadece daire değil, bakın o dairenin içinde yok olan buzdolabı, çamaşır makinası, koltuk ne varsa tamamını devlet tazmin etmek zorundadır. Dava açılıyor zaten, açılacak bu davalar da. Şimdi siz bunların hepsini, adamın canı yanmış, evi yıkılmış, dükkânı yıkılmış, ahırı yıkılmış; diyorsun ben sana bunların yenisini yapacağım, 2 yıl ödemesiz, 20 yıl taksitle alacağım. Torununu bile borçlandırıyor. Bu mudur devlet? ‘Özrü kabahatinden büyük’ derler ya, vallahi aynı şey, özrü kabahatinden büyük bir de helalleşelim diyor. Ben bütün o depremzedelerle helalleşeceğim bu dediğim mantıkla. Hiçbirisinden bir kuruş almadan evlerini, dükkânlarını, ahırlarını yapacağım, sosyal devlet olarak görevimi yapacağım diyeceğim ve diyeceğim ki, ölenleri geri getirmeye benim yetkim yok şimdi gelin helalleşelim. O zaman helalleşme olur.

Samsat’a gitti mi acaba iktidar, Adıyaman Samsat’a gitti mi? 7 yıl önce deprem oldu Samsat’ta. Orada da dediler ‘1 yıl sonra teslim edeceğiz’ diye. 7 yıldır konteynerde kalan var. Dinliyorlar mı bilmiyorum, yetkililer dinliyor mu? 7 yıldır Adıyaman Samsat’ta hala konteynerde kalan, evleri yapılmayan aileler var. Niye yapmadınız, 7 yıl geçti. Şimdi tamamını 1 yılda mı yapacağız diyorlar? Tamamı yapılır. Biz yapacağız.

300 bin konut… Yani 7 yıl gerçeği orada. Ama biz yapacağız; depreme dayanıklı konutlar yapılacak, tamamından 1 kuruş alınmayacak, güçlendirme yapılacak, güçlendirme için de 1 kuruş para alınmayacak. Çünkü güçlendirmede de aynı şekilde, 1 milyona yakın binanın ya yeniden yapılması veya güçlendirilmesi lazım. Nasıl yapacaklar, çıkıp anlatsınlar. Niye anlatmıyorlar? Kaç ay geçti depremin üzerinden? Bir aydan fazla geçti değil mi? Temel attılar, temellerini gördük. Ama biz hepsini depreme dayanıklı yapacağız. Hepsinin sözünü veriyoruz bir kuruş almayacağız. Vatandaşa anahtarını teslim edeceğiz. Ondan sonra diyeceğiz ki; ‘gel helalleşelim kardeşim, devlet olarak bir kabahatimiz oldu, bir kusurumuz oldu, 42 kişi imza attı, bunların, 23 belgenin de tamamının doğru olmadığı çıktı ortaya, ben onlarla ayrıca oturup hesaplaşırım ama senin konutunu sana teslim ediyorum’ diyeceğiz."

"YANLIŞIM DA OLABİLİR HATAM DA OLABİLİR"

"Yanlış yaptığımı düşünmüyorum. Ama yanlışım da olabilir yani hatam da olabilir. Ben de insanım yani sonuçta. Varsa bir şey, Sayın Ağıralioğlu gelir, yani ramazandan sonra bayramda gelir, oturur bir çay kahve içeriz, ne olacak yani, otururuz konuşuruz yani. Siyaset kavga etme alanı değil ki, siyaset uzlaşma kültürüdür. Benim eksiğimi de görmüş olabilir, hatamı da görmüş olabilir. Benim fark etmediğim bir eksiğimi de görmüş olabilir."

"OY VEREN HERKESİN OYUNU İSTİYORUM"

"Ben, oy veren herkesin oyunu istiyorum. AK Partili kardeşlerimden de oy verecekler var. Onlardan da vicdanı sızlayanlar var. Onlarla da ben konuşuyorum, onlarla da oturuyorum. Onlar da Türkiye’nin gidişatındaki tehlikeleri görüyorlar, inançlı insanlar çünkü bunlar, yanlışı görüyorlar ve ancak bunu siz düzeltebilirsiniz diyorlar. Geçmişte AK Parti'ye oy verenler söylüyor bunu, ben gayet iyi biliyorum. Ben onlarla konuşuyorum, kanaat önderleriyle konuşuyorum. Geçmişte AK Partiye oy verenler bir daha oy vermeyeceğiz diyorlar. Biz bunları biliyoruz. Çünkü Türkiye öyle bir noktaya geldi ki; kamplaşmadan, kutuplaşmadan artık bıktık. Bırakın Allah aşkına ya, ‘sen şöylesin, sen şöylesin…’ Tamam kardeşim, benim ne olduğumu, bütün devletin organları senin emrinde değil mi, çıkar; malvarlığımızı çıkar, yaşantımızı çıkar, ne varsa çıkar bakalım, ne olacak yani. İşin özü; siyaset, halka adanmışlıktır. Siyaset nasıl zenginleşeceğim değil, siyaset halka nasıl hizmet edeceğim, bu anlayış üzerine inşa edilirse siyaset Türkiye için siyaset olur."

Editör: Haber Merkezi

Beğendim 0 Muhteşem 0 Haha 0 İnanılmaz 0 Üzgün 0 Kızgın 0

Haber Yorumları

Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık