Şampiyonluk öyküleri!..

Şampiyonluk öyküleri!..

Beşiktaşlı yazarlar Beşiktaş’ın şampiyonluk öykülerini Beşiktaş Medya Grup için özel yazdı!..
İşte; Futbol Federasyonu Eski Başkanı Kemal Ulusu, Beşiktaş Medya Grup İmtiyaz Sahibi İsmail Baştuğ, Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Orhan Can ve usta gazeteci Zafer Arapkirli’nin kaleminden Beşiktaş ve 4 öykü…

İSMAİL BAŞTUĞ

Canım yansa da!..

Bu yazıya nasıl başlasam bilmiyorum ki?.. Zaten kim bilebilir?.. Babam dediğim insan yaşam mücadelesi veriyor ve ben Beşiktaş’ın şampiyonluğunu yazmak istiyorum, zorundayım!.. İşimiz bu!..
O zaman şöyle yapalım; Beni yetiştiren, okul zamanı kapılarda bekleyen, kolumdan tutup Hürriyet’e götüren ve gazeteciliğe adım atmamı sağlayan, evlendiren, oğullarım doğduğunda yanımda olan, gazeteyi kurduğumda beni Beşiktaş’la iyice kaynaştıran adam belki de bu satırları yazarken, son nefesini vermiş olacak!..
Mehmet Kemertaş, biyolojik babam değildi ama 6 yaşından bu yana beni ben yapan insandı!.. Benim, hiç birşeye ainiyet duygum olmadı, gençken hep çalışmak zorunda kaldım, kendim başarmak istedim… Öyle de yaptım, belki öyle zannettim… Çünkü o hep arkamda idi, mesleğime, başarıma, hayatıma yön verdi… Şimdi anlıyorum, o görünmez bir el, görünmez bir kahramandı!..
Çok eski Beşiktaşlıdır. Süleyman Seba’ya abi derdi. Sevgi ve saygı içinde görüşürlerdi. Daha, ilkokula giderken, beni Beşiktaş kulübüne götürüp futbola başlattı, o zamandan kalan kartımı halen saklarım, ne günlerdi?.. Şeref Stad’ındaki sahayı temizledikleri, top oynanacak düz hale getirdikleri anlatırdı. Yeğeni Fahrettin Namoğlu ile birlikte otomobilin arkasına kalaslar bağlayıp çektiklerini, sahayı taştan topraktan kurtardıklarından bahsederdi. Rahmetli Fahrettin ağabeyi herkes bilir, kulübün emektarı, eski Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu’nun dünya iyisi ağabeyi… Yine onunla araçlarıyla deplasmana forma taşıdıklarını, en sevdiği futbolcu ve arkadaşı Yusuf Tunaoğlu ile dostluklarını ve yaptıklarını dinlerdik. Daha neler neler!.. Ve bunların hiç birini para için yapmadı… Beşiktaş’tan bir kuruş menfaat sağlamadı…
Yıl 1983… Hürriyet’te haber merkezindeydim, Günaydın’a transfer olunca, sporu seçtim ve soluğu Beşiktaş antrenmanlarında aldım. Belki bu bile bir çağrışım idi… Futbolcular, kardeşim gibiydi!.. Kulüp binası Taksim’de kira, saha bildiğiniz şimdiki Çırağan Sarayı’nın yerindeki toz, toprak Şeref Stadı… Maçların yapıldığı yer ise İnönü… Nereden nereye yani!..
Gençken o da kulüpten çıkmazmış… Şimdi, sıkı durun o bir Fenerbahçeli… Dahası; Fenerbahçeli olduğunu herkes bilirmiş, zaten dobra bir adam içi dışı bir!.. Kulübe çok ısrar ettikleri halde üye dahi olmamış, öyle bir dürüstlük… O zamanlar otomobil çok kimsede yok… Ne zaman çağırsalar otomobiline atlar gelirmiş Beşiktaş için, Beşiktaş kulübü için… Eski insanlardan işte!.. Beşiktaş’ı öyle severdi ki, birlikte Fener-Beşiktaş maçı izlerdik, ben üzülmeyeyim diye Fener gol attığında sesini çıkarmaz, yüzüne bakardım, sadece sessizce tebessüm ederdi. Eğer bizimkiler iyi ise, Beşiktaş daha iyi oynuyor lafını da söylerdi, kendi futbol takımına hep kızardı. Beşiktaş’ın şampiyonluklarına sevinir, biz gençken tüm takımlar birlikte maç seyrederdik, İnönü’de her takım maç yapardı, şimdi saçma sapan işler oluyor derdi. Çarşı’nın şimdiki çoluk çoluğundan bahsetmiyorum, eskiler bilir, Beşiktaş’ın en baba ağabeylerindendi… Köyiçi’nde selamsız sabahsız adım atmazdı, herkes tanır, herkes severdi, o da herkesi tanır, geçmişini bilirdi. Büyük saygı görürdü. Gençliği, Köyiçi ve Serencebey’de geçmiş… Semti karış karış anlatırdı, nerde ne var, eskiden nasıldı, bize yol gösterirdi. Her gün gazeteye gelir, akşamüstü giderdi. Hastalığının son zamanlarında bile gelmeye çalıştı Çarşı’ya, Beşiktaş’a inmeden duramıyorum derdi hep, dinlen dediğimizde… Ve şimdi yoğun bakımda!.. Hayatta kalma mücadelesi veriyor, ama zor biliyoruz artık!..
Ne Fenerbahçe’nin Euroleague şampiyonluğunu görebildi, ne de Beşiktaş’ın Lig Şampiyonluğunu…
… Ve bu duygular içinde Beşiktaş’ın şampiyonluğuna şahit oldum ben ve yazmak zorundayım bu sevinci!.. Bir yanda son nefesini vermek üzere olan ve babam dediğim adam, bir yandan Beşiktaş!.. Hayat böyle işte dostlar!.. Üzüntü de var sevinçte…
Beşiktaş için en mutlu gün, şampiyon oldu, 3. yıldızı taktı… Haketti, emeğinle söke söke aldı şampiyonluğu… Beşiktaş Medya Grup olarak, şampiyonlukta katkısı olan Başkan Fikret Orman ve yönetim olmak üzere, Şenol Hoca ve futbolcuları, tabii ki taraftarları yürekten kutluyorum.
Böyle bir günde sizleri üzdüysem af ola… Anlayışınıza sığınıyorum, ne de olsa, canım yanıyor!.. Bir yanım ağlıyor, bir yanım gülüyor!.. Bu büyük adam için, dualarınızı eksik etmeyin ne olur…

KEMAL ULUSU

Gönülden kutluyorum

Sevgili BEŞİKTAŞLILAR çok zor bir mücadeleden sonra adeta bir ara kafa kafaya geldiğimiz Başakşehirspor takımının önünde bitime bir hafta kala ipi göğüsleyerek şampiyon olduk. Kulübümüzün başkanından malzemecisine kadar emeği geçenleri tabii ki başta ŞENOL HOCAMIZ VE FUTBOLCULARINI gönülden kutluyorum. Sağ olsunlar varolsunlar. Maç için Gaziantep’teydim, böyle bir atmosferi bir GS’nin UEFA şampiyonluğu maçları sırasında Monaco’da, bir Köln’de gördüm. Böyle bir ilgi ve alaka inanılacak gibi değildi adeta 81 vilayetten ve yurt dışından 30 bine yakın KARA KARTALLI takımını yalnız bırakmamıştı, maçın başından itibaren müthiş bir tezahürat, bitmeyen BJK şarkıları ve tabii ki YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA. Bu zaten adeta BJK’MİZİN MARŞI OLDU. Şampiyonluk maçımızın ayrı bir güzel yanı harika bir futbol ve harika gollerle net bir galibiyetti hele hele Talisca’nın bir 4. golü vardı ki amanda aman son yıllarda böyle harika bir golü ben görmedim. Şimdi gelelim seneye, zira Şampiyon Kulüpler ve Türkiye Kupası ile ligde şampiyon takıma yakışan bir futbolu ve neticeleri beklemek hakımız. Yönetim ve teknik kadronun herhalde eksik yerlerimizi görerek gerekli takviyeleri yapacağından eminim ki ben bunları her yazımda belirtiyorum. Bir stoper hatta libero kaleci üzerinde kararsızım sağ kanata da bir takviye ile seneye de başarılı olabiliriz diye düşünüyorum. Bu arada özel bir tebrik ve teşekkür de Ahmet Nur Çebi kardeşime kulübe maddi açıdan yaptığı büyük destek ve de bilhassa Şenol hocayla dayanışması takdire şayandı. Zaten taraftar da bunu öyle biliyor ki maçı beraber locadan izlerken devre arası herhalde tüm tribün resim çektirmek için adeta izdiham yarattı o kadar ki maçın başlamasıyla dahi devam etti. Teşekkürler Sayın Çebi kardeşim. Tüm BJK’lileri sevgiyle kucaklıyorum şampiyonluğumuz kutlu ve mutlu olsun Seneye görüşmek üzere sağlık mutluluk ve sevgilerimle…

ZAFER ARAPKİRLİ

Sevemez kimse seni

Bilen bilir. Bilmeyen de buradan duysun. Semtin çocuğuyum. Köyiçi-Çarşı-Akaretler-Maçka-Teşvikiye, doğup büyüdüğüm yerler. Annem ve anneannem de buralı. Yani, BEŞİKTAŞK taşı-toprağı ile yoğrulmuş mayamız. Siyah ve Beyaz DNA’larla yaratılmışız. İlkokulda gittiğim yıllarda, arkadaşlarımın “Siz hiç şampiyonluk görmediniz” fitillemeleri ile büyüyüp, ilk şampiyonluğu 1967’de tatmış bir neslin Beşiktaşk’lısıyım. Ama daha o yıllarda öğrendik biz, “Sadece Şampiyon Olmak için Sevmemeyi…” Başta babamdan, sonra da semtin güzel abilerinden öğrendik “Şerefi ile Oynayıp, Hakkı ile Kazanmayı”. Tozlu arsalarda, 56 adı verdiğimiz sahada, Maçka bostanındaki küçük sahalarda hep o kültürle yetiştik. İdollerimiz Sanlı Kaptan, Vedat Abi, “Pele Yusuf”tu. Necmi Abi’ydi Yavuz, Fehmi, Suat, Süreyya, Kaya, Küçük Ahmet’ti… Recep Adanır’lara Ali İhsan’lara, baba hakkı’lara Şükrü Gülesin’lere yetişememiştik ama Çarşı içinde hep rastlardık onlara. Birer insanlık abidesi birer Futbol Tanrısı’ydı onlar da gözümüzde. Daha sonraları “İlah”larımız çoğaldı. Milne’li, Metin-Ali-Feyyaz’lı, Şifo’lu Rıza’lı çağlara gelene kadar piştik ve artık mahalle-okul-iş arkadaşlarımızın “Siz en son ne zaman şampiyon olmuştunuz?..” iğnelemelerini artık daha az önemser olmuştuk. Oysa biz hep “Şampiyon”duk. Bilmedikleri oydu. Bence hala bilmiyorlar ve şu (benim hiç bir zaman anlayamadığım ve bir türlü kabullenemediğim) “Yıldız Hesabı”na takılıyorlar. 2 yıldız, 3 yıldız 4 yıldız şeysi.. Bir tür “rütbe” hesabına dönüştürmek istiyorlar bunu. Ama, “Feda” sezonu ile başlayan Devrim’in bugünlere getirdiği Beşiktaş’ın göğsüne ya da omuzuna taktığı payelerin 3,4,5,6,7 yıldızla ölçülemeyecek kadar değerli olduğunun farkında bile değiller. Varsın olmasınlar. Beşiktaş’ın bugünlere getirilmesinde katkısı olanların, yerli yabancı tüm hoca ve futbolcuların alınlarından öpüyorum o yüzden. Bizi “Kaç kez, ne sıklıkta, ne zaman” şampiyon olduğu sorgulanan değil, “Nasıl olduğu ve herkesin haklı takdirini nasıl kazandığı”ndan söz edilen bir camia haline getirdikleri için. Rıdvan Dilmen’e bile “9 tane ekranı yan yana koyun, Beşiktaş hangisinde oynuyorsa o maçı izlerim” dedirten bir takım yarattıkları için. Zaten tam da o yüzden, 3-0 yenik durumda iken bile, bu takımı devre arasında tribüne çağırmıyor muyuz? Zaten o yüzden, ligdeki en yakın rakibimize 3-1 yenildiğimiz maçın sonunda bile sanki o an şampiyon olmuş gibi bağrımıza basmıyor muyuz? Zaten o yüzden, Türkiye’de ve Avrupa’da taraftar olmayanların bile haklı saygısını kazanmıyor muyuz? Bu ruhtur işte bize, göğsümüzü gere gere Siyah Beyazlı forma ile ortalıkta dolaşma onurunu yaşatan. Benim küçükken hiç formam olmadı. İlk formamı satın alabildiğimde 30 yaşında filandım. Zaten çocukluğumuzda bir ucuz beyaz fanilanın haricinde bir şey giyemezdik “forma” diye. Ama göğsümüzde olmasa da yüreğimizde taşıdık o şanlı armayı hep. Bugün, şampiyonluk kutlamalarında çubuklu formamla Köyiçi’nde halay çekerken, 50 yıl önceyi, 1967’yi düşündüm. O gün de aynı ruh ve heyecanla kutlamıştık mahalledeki çocuklarla. Herkes taraftar olabilir. Ama biz BEŞİKTAŞK’lıyız.. Taraftar değil, aşığız. Sadece futbola değil, topa değil, hakkı ile ve şerefi ile oynamaya ve her zaman mümkün olmasa da, (tek kaygımız o olmasa da), “kimi zaman” da kazanmaya. Çünkü Rahmetli babam, bana o en değerli oyuncağımı, o plastik yeşil ilk topumu alırken hep bunu öğretmişti: Kazanmak değil, adam gibi kazanmaktır önemli olan. Kimseyi incitmeden kimseyi üzmeden. En değerli galibiyet de oydu. Semtin abilerinden de bunu duyduk hep. Bugünün çocuklarına da bunu öğretiyoruz. Öğreteceğiz. Kutlu olsun 15’nci şampiyonluğumuz. SEVEMEZ KİMSE SENİ BENİM SEVDİĞİM KADAR BEŞİKTAŞK SEN OLMASAN YAŞAMAK NEYE YARAR


ORHAN CAN

Ben tek siz hepiniz

Hayat, “Ne için gittiğin değil, kime gittiğin önemlidir…” öğretir adama. Bu yüzden onbinler aktı Antep’e.. Pardon, Gaziantep’e.. Gazilerin gazisi şehre.. Düşmana hayatı dar eden Kahramanların diyarı şehre.. Ama zordu Beşiktaşlı olmak. Misal, son düdük çalana kadar rahat yoktu sevdiceğine. Taraftar bu yüzden diken üstündeydi… Son örnek, son Fener maçıydı. 7 puan öndeyken adrenalin manyağı yapmasından belliydi. Bu sezon da dünya kadar hakları yendi. Verilmeyen penaltıları, faulleri, bedavadan yedikleri kartlar, ofsayttan yedirilen goller.. Daha neler neler.. Ama onların adı Beşiktaş’dı.. “Hak verilmez alınır” derdik gençliğimizde. Beşiktaş da öyle yaptı. Söke söke aldı ‘Şampiyonluğunu’! Kendine ait olan ‘Kupa’yı aldı. Bir ömür hayatımız böyle geçti. Kendi gücüne inanacaktın. Başkasından medet ummayacaktın… İlk yarı 2-0 bitti. Ama ben size, Beşiktaş’ın ne rakibini çözmek için defans arkasına attıkları uzun paslardan ne bencillik yüzünden yüzde yüz kaçan golden ne de saha içi başka bir şeyden bahsedeceğim. Ben size iki 10 yaşındaki çocuktan bahsedeceğim: Biri Beşiktaşlı biri Altınorduluydu. İkisi de 10 yaş grubu futbolculardı. İki takım “Mete Korkmaz U10 Turnuvası Finalinde” karşı karşıya geldi. Beşiktaşlı çocuklar kazandı. Ancak, sahada biri ağlıyordu. Ağlayan Altınordulu küçük futbolcuydu. Kaybettiği için gözyaşları akıtıyordu. Kazanan Beşiktaşlı bir futbolcu sevinmedi. Koştu ağlayan arkadaşının yanına. Sarıldı ona sımsıkı.. Teselli etti kaybeden rakibini. İşte o müthiş fotoğraf da o an çekildi.. Altınordu Kulubü resmi sayfasından “ÇOCUKLARA inanıyor ve güveniyoruz. Bu ülke futbolunun geleceğini işte bugün rakip futbolcuyu teselli eden bu çocuklar kurtaracak…” diye Beşiktaşlı küçük futbolcunun hareketini baş tacı etti. Bu da çok güzel hareketti.. Elbette, sadece futbolu değil, tüm insanlığı böyle karşılıksız güzellikler kurtaracaktı. Ne o güzel söz: “Tanrıya inanan adam olmak kola, asıl zorluk Tanrı’nın inanacağı insan olmakta.” Çünkü, “VİCDAN, insanın içindeki TANRI’nın ARKADAŞIYDI”.. Bu iki cümle insanlık kadar, o küçük Beşiktaşlının yaptığı hareket de “Şampiyon olmak” kadar önemliydi! Talisca’nın frikik golü ile Beşiktaş farkı 3’e çıkartırken, ben dünyayı kurtaracak hareketleri yapan o güzel çocukları düşünüyordum. Talisca’nın muazzam vuruşu 4 golü getirdiğinde; ben hala, memleketi değil dünyayı kurtarmakla meşguldüm. Ve o gol, Demba Ba’nın da sahaya girmesine neden oldu. Artık Beşiktaş’ı durduracak bir güç yoktu. E şampiyonluk da verilmezdi, böyle alınırdı.. “Beşiktaş kollanıyor” diye iftira atanlar utanmalıydı. Beşiktaş bu şampiyonlukla “Ben tek, siz hepiniz” dedi. Çünkü, herkese rağmen şampiyonluğu almaktı Beşiktaşlı olmanın zorluğu! Beşiktaş için “İftar vaktiydi”… Neyse anam babam.. OC kaçar.. En Kalbi Muhabbetlerimle.. Ben CAN; Orhan Can…

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*