Ahmet Ercan yazıları

Deprem, verimsiz yaşama karşı Türkiye’de kentleşme

Kentleşme, toplu olarak bir yerde yaşamın geliştirilmesidir. Böylece, dar bir alana yerleşen büyük çoğun-nüfus birikimi, yeni biçim ile toplum oluşumu, karmaşık ilişkiler ağı, iş dallarının ayrışması gibi kendine özgü bir ekin düzenini ortaya çıkarır. Sözgelimi, İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Trabzon kentleşmesi gerek yayılımı, doğası, toplum dokusu, ekini, anlayışı, beklentileri, özdeğerleriyle kendine özgü bir kimlik edinmiştir.
Buna kentin kokusu, kentin kişiliği denir.
Dışarıdan bir kente göç eden birey, kentte oturan toplumun değişim sürecini birlikte oluştururlar. Göç de birkaç türlüdür;
o 1.Doğrudan Göç: Küçük kent ya da köyden büyük kentlere, batıya doru göçtür
o 2. Sıçramalı Göç:Köyden, küçük ya da orta ölçekli kentlere oradan da büyük kentlere göç.
o 3. Dış Göç: Aynı ülke sınırları içinde bölgesel olarak yer değiştirmedir.Ülkeler arasında olursa Dış göç oluşur.
Kentleşmeyle; toplumun, ekin ile geçim/tutum dokusu, ayrıca düzeni değişir.
Her kente özgü, toplum davranış biçimleri değişiktir. Kırsal alanlardan göçenlerin o kentin değişik geçim-tutum, toplum davranışları, ayrıca ekinine uygun bir yaşam sürdürmesi beklenir.
Ne yazık ki, bu durum İstanbul’da başarılamamış, Sivaslı Sivaslılar derneğini kurarak, Sivaslılar semtinde kırsaldaki alışkanlıklarını sürdürürken, Erzincanlı, Kastamonulu, Diyarbakırlı, Siirtli, Rizeli de benzer alışkanlıkları kendiyle göçürmüştür.
Kırdan kente göç eden, geleneksel yapısını korumaya çalışan gecekondu toplumu çağdaş kent yaşantısı ile ekinini benimseyememiştir. Böylece yerli kentliyle, göçmen arasında büyük bir uçurum oluşmuştur. Bu nedenle kentli ile yan yana gelen göçmen kesim kendi içinde, arabesk ekin denilen bir yapılanma oluşturmuştur. Bu durum kent ile köy arasında bir geçiş oluşturmuştur.
Böylece, İstanbul’da olan seçkin kent kültürü bozularak; davranışıyla, diliyle, temizliğiyle, yaşam anlayışı, yapılaşması, siyasi görüşü, geçim-tutum anlayışı, değerleriyle karman çorman bir kent oluşmuştur.
Bu gelişim kentleşme değil bozuşmadır.
Oysa, kentsel yaşam biçimleri biçimsel ile işlevsel kentleşme olarak ele alınır.
1. Biçimsel kentleşme; kentlerin büyümesiyle ilgilidir.
2. İşlevsel kentleşme; ise toplumların değişen davranışlarını kapsar.
Uranlaşmış-sanayileşmiş ülkelerde, kırsal alanlardaki kentsel yaşam biçimleriyle birlikte biçimsel kentleşme de gelişmeye başlamıştır. Birleşmiş Milletler Çoğun denetimine göre, 2030 yılında, 5 milyar kişinin kentlerde yaşaması beklenmektedir.
Kentleşme, toplumun yer değiştirmesinin ötesinde;
1. Geçim/tutum
2. Toplumsal,
3. Ekinsel,
4. Siyasal
büyük çaplı dönüşümleri yaratır.
Türklerde toplumsal yapılanma oldukça güçlüdür. Toplumsal sınıflar arasındaki bağ da töre gereği çok sıkıdır.
Türklerde en küçük topluluk kişi ya da bireydir. Sonra oguş-evgil-aile, sonra urug-uyruk-soy, sonra bod-boy, sonra ok-kavim, sonra bodun-budun-boylar birliği, sonra il-bağımsız topluluk, sonra aymag-eyalet, sonra ülke gelir. Bunları yöneten ülke birliğine ise ilkut-devlet gelir.
Atatürk’ün Türk devrimleriyle kent anlayışı; köy kentlerdir. Bunu sağlamak üzere Köy Enstitüleri kurularak köylülerin aydınlatılması, aydın bir köylü sınıfının oluşturulması, devlet ile ağalar elinde olan toprağın toprağı işleyen köylülere dağıtılması, köyler ile küçük kentlerde üretimevleri açılması, eğitim ile sanat kurumları, çağdaş tarımın geliştirilmesi, ürünlerin ulaştırılmasıyla köyde kökleşen, kent olanaklarını kullanan bir toplum yaratılmak istenmiştir.
Bu nedenle Sümerbank Basma Üretimevi Nazilli’de, şeker üretim evleri Susurluk gibi küçük yerlerde açılmış, oradan aydın, eğitilmiş, yurtsever işçi sınıfı yetiştirilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında özellikle toprak işlensin diye kentleşme artışı 1950’ye dek engellemiştir. 1950’lerde Marshall Yardımı’yla kırsaldan kentlere yönelen göç tetiklenmiştir. Bu dönemde Türkiye’de özellikle orta ile büyük işletmelerde makineleşmenin artması, ortakçılık ile kiracılıkla çalışan köylüler büyük oranda işsiz kalmışlardır.
1950-1985 yılları arasında kentleşme ivdirilmiştir.
1985-1997 yıllarında kırsal kesimden kentlere yönelen büyük göç dalgaları çok büyümüştür. Bunun en önemli bileşeni de güvensizliktir.
Özellikle, 1950 sonrasında ABD güdümüne giren Türkiye, Cumhuriyet devrimlerini durdurarak; işi, emeği değil, dini öne çıkarıp, köy enstitülerini kapatıp, köylüye toprak dağıtımını durdurup, köylüleri işsiz toprağı ekinsiz bırakmıştır. Devrimlerin hızıyla 70’li yıllara dek kendini doyuran Türkiye, günümüzde yiyeceği buğdayı, eti bile dışarıdan alan bir ülke konumuna düşmüştür.
Oysa, Rusya, Atatürk yolunu izleyerek, köy kentlerle, aydınlanma, bilim ışığında yeryüzünün en büyük ülkelerinden biri olmuştur. Rusya’da kent çoğunları-nüfusları düşüktür.
Türkiye’de 1980’lerden sonra kamçılanan kentlere göçün güdülenmesinin nedenleri ise;
1. Akçal büyümenin sağlanması
2. Yüksek orandaki yaşam pahalılığının- enflasyon düşürülmesi,
3. Ulusal gelirin artırılmasıdır.
Bu durum Batılıların bize önerdiği yol idi. Ancak, borç batağında eridikçe eridik, çamura battık.
Ne var ki, kentler, gelen yoğun göçleri alacak alt yapısı olmadığından gecekondulaşma, çarpık kentleşme, eğitimsizlik, nesnel ile ekinsel sorunlar doğurmuştur. Kırsaldan İstanbul’un gecekondurlarına göçenlerin halen yüzde 30’u hiç Boğaziçi’ni görmemiş, yüzde 89’u hiç tiyatroya gitmemiştir.
Kentleşme belli bir düzene göre yapılırsa, büyük bir gelişme sağlayabilir. Söz gelimi, 145 milyonluk Rusya’nın başkenti Moskova’da km2 başına düşen kişi sayısı 1005 kişi iken, 78 milyonluk Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’da ise, yaklaşık 5 bin km2’lik alanda, 1 km2 başına 2 bin 850 kişi düşmektedir. Bu sıkışıklık içinde mutlu bir yaşam, geçim, güven, gönenç beklenebilir mi?
Rusya çoğunu diğer ülkelerle karşılaştırıldığında yüksek olsa da; km2’ye düşen kişi sayısı 8 ile 9 kişi iken, Türkiye’de km2 başına düşen kişi sayısı yaklaşık 100 kişidir.
Dağ, taş, köy, kent, boşta gezen eğitimsiz kişilerle doludur. Çoğu da boşlukta kalma sonucu dinsel, ayrılıkçı, siyasal, eşeysel-seksiüel sapkınlıklar içindedir.
1959’de yeryüzünün yalnızca yüzde 30’u kentlerde yaşarken, 2010’de kentte yaşayanların oranı yüzde 50’yi geçmiştir. 2030 beklentisi yüzde 60’ının kentlerde yaşayacağıdır.
Kentleşme oranı; Kuzey Amerika’da yüzde 83, Güney Amerika’da yüzde 79, Avrupa’da yüzde 73, Afrika’da yüzde 40, Asya’da 42 kentleşmiştir. Komşumuz, Rusya’da ise ülke çoğununun yüzde 73′ ü kentlerde yaşarken, yüzde 27’si kırsal alanlarda yaşamaktadır.
TC Kurulduğunda, 1927’de kentte yaşayanların oranı yüzde 27 iken, günümüzde ise 77, kırsalda yaşayanlar ise yüzde 23’tür. Kırsaldan kente göçüş hızla sürmektedir.
İstanbul’da büyük bir deprem beklenirken, Türkiye kırsalı neden İstanbul’a ya da Batı’nın büyük kentlerine, Antalya, Konya, İzmir, Bursa gibi büyük yerleşimlere akmaktadır?
Bunun nedenleri;
1. Güvenlik
2. Sağlık
3. Yoksulluk
4. İşsizlik
5. Çaresizlik,
6. Eğitim
dir.
Türkiye’nin kentlerinde yıllık kişi artışı yüzde 27 gibi çok büyük bir sayıdır. Bu artış, Antalya’da 46, Diyarbakır’da 38, Konya’da 37, Bursa’da 36, İstanbul’da 28, İzmir’de 24, Ankara’da 22,’dir.
Kentleşmek amacıyla İstanbul’a göçen her kişinin uyumu için 30 bin dolar yatırım yapmak gereklidir. BU yatırım yapılabiliyor mu?
Günümüzde kentlerin yüz ölçümü ülke yüz ölçümünün yüzde 1’dir. Ülkenin yüzde 77’i yalnızca yüzde 1’lik alana sıkıştırılmıştır.
Avrupa Birliğinde doğum/çoğalma oranı ortalaması ise 0,99 iken, Rusya’da 1,24, Türkiye’de ise 2 kat büyüktür.
Avrupa Birliği ortalama ölüm oranı yüzde 1,03 iken, Rusya’da 2009’da 1,42’ye ulaşmıştır. Rus erkekler 60-65, kadınlar 70-72’de ölürken, bu oran Avrupa’da 80 üzeridir. Kısacası Avrupa’nın çoğunu her yıl yüzde 0,04 azalmaktadır.
Türkiye’de ise doğurganlık hızı, 2015 yılında 2,14 çocuktur. Bu durum, Türkiye toplumunun yenilenme düzeyinin 2,1 doğurganlık düzeyinde olduğunu gösterir.
2015 yılında toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu iller 4,4 çocuk ile Şanlıurfa, 4,01 çocuk ile Şırnak, 3,80 çocuk ile Ağrı, 3,55 çocuk ile Siirt’tir.
Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu iller ise 1,53 çocukla Edirne ile Çanakkale’dir. Bu illeri 1,54 çocuk ile Kırklareli, 1,55 çocuk ile Eskişehir ile Zonguldak izlemektedir. Özet ile Güney Anadolu, Batı illerine göre 3 kat daha çok çoğalmaktadır. Buraları da eğitimin en düşük, yoksulluğun en yüksek olduğu yerlerdir. O nedenle en çok yılgı-terör ile ayrılıkçılık da bu kesimdedir.
En kötüsü, başta Trakya ile Batı Anadolu’da çoğun yıldan yıla azalmaktadır.
Bir Avrupa’nın 2 katı çoğalıyoruz. Bizde kişi başına yıllık ortalama düşen gelir 7 bin 500 dolar iken Avrupa ortalaması ise 35 bin dolardır.
Biz de her il, her kette sürekli, yeni doğanlar için yeni yapılar yapılırken, batı ülkelerinde çoğun artmadığından para yeni üretimevleri ile işletmelerin açılmasına yönlenmektedir.
Kilit nokta burasıdır.
Kişi ne ölçüde çoğalırsa, o ölçüde yoksullaşır. 3 milyon Suriyelinin de Türkiye’ye katılması yoksullaşmayı daha da hızlandıracaktır.
Çoğun arttıkça, yapılaşma kamçılaşır. Birikimlerin yapılaşmaya yönlenmesi ise üretim yatırımlarını kısıtlayacağından yoksulluk ile bağımlılık da ivdirilir. Yapılaşma yatırımları, üretime yönelik işçi sınıfının oluşmasını engeller. İşçi sınıfı olmayınca da elerkil-demokratik seçimler olmaz.
KENTLEŞME SONUÇLARI
Kentlere göç etme; yapılaşmaya neden olduğu gibi sokak ile alt yapıların da çoğalmasını hızlandırır. Ayrıca, önceki kentlerin genişlemesini etkileyerek, kentin doğal koruma alanlarını yok eder. İstanbul, eskiden yalnızca Eminönü iken günümüzde 70 km Avrupa, 70 km Anadolu yakasında genişleyerek ormanları yutmuş bir kenttir. Kentleşme; yarar ile eksiklikler getirir. Bunları şunlardır;
Kentleşmenin Yararları.
1. Daha Geniş Yaşam Alanı Sağlaması: Kentler; yatay değil dikey gelişir. Kentleşme sonunda kentlerde yapılan yüksek katlı yapılar bunun örneğidir. Bununla topluma daha çok yaşam alanı sağlanmış olur.
2. Güre-enerji Kullanım Veriminin Artması: Kentsel gelişmeyle, kırsaldaki bir evin ısınmasında tüketilen güre bir apartmanı ısıtmak için tüketilen güreden çoktur. Başka bir örnek toplu taşımacılıktır. Toplu taşıma sonucu tüketilen akaryakıt, bireysek kullanıma göre büyük oranda tutum sağlar. Özellikle kentleşme ile birlikte ortaya çıkan ulaşım sorununun da çözümü, toplu taşımayı öncelemektir.
3. Katı Atık Yönetiminde Verimlilik: Kentlerde oluşturulan geri dönüşüm odakları, çöpleri belirli bir alana yaymaktansa geri kazanımla erkeye-enerjiye dönüştürerek verim sağlar.
4. İyi Yaşam Koşulları: Eğitim düzeyinin yükselmesi kentleşmenin önde gelen yararıdır. Kentsel alanlarda doğum oranları, kırsal alanlardan daha düşüktür. Bu ise çoğun artışının neden olduğu çevresel bozulmaları azaltan bir etmendir. Kentleşme bireylere daha kolay iş bulunabilir. Özellikle Türkiye’de İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerimizin yoğun göç almasının nedeni kırsal kesimde yaşayan, ayrıca yeterli olanakları olamayan toplumun kentlerde iş bulmasıdır. Kentleşme, ayrıca daha iyi sağlık yumuşu-hizmeti ile daha iyi bir toplumsal yaşam da sağlayabilir.
Kentte Yaşamanın Olumsuzlukları
1. Sıcaklığın Artması: Kentleşme sonucu ortaya çıkan yapılaşma aşırı ısınmaya neden olur. Yollar, yapılar, kaldırımlar gün boyu, güneşten biriktirdikleri ısıyı geceleyin salarak günün aşırı ısınmasına, yıldırıcı bir sıcaklığa neden olur.
2. Soluk Kirliliği: Soluk kirliliği kentlerin temel sorunlarından birisidir. Araçlar ile toplum soluğu atıklarıyla kirletirler.
3. Su Kaynaklarının Tüketilmesi, Bozulması: Kentleşme sonucunda ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri de su kaynaklarının kirlenmesi ile azalmasıdır. Özellikle İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde yaşanan aşırı su tüketimi su kaynaklarını kısıtlamaktadır. Kente düşen su yeraltı sularına karışmaz, besleyemez. Suyun kirlenmesine neden olan en büyük etken ise atık sulardır.
4. Topraklar ile Kırlar: Günümüzde, yeryüzündeki toplam toprağın yaklaşık %1’ini kentlerce kaplanmıştır. Kentsel genişlemenin bugünkü hızıyla sürmesi, yaşanabilir yerlerin azalmasına neden olacaktır. Özellikle Bursa, Aydın, İzmir, Çukurova, İstanbul, Adapazarı’nda ekilebilir 1.sınıf topraklar yapılaşmaya açılarak yok edilmiştir.
5. Verimsizlik: Kentlerin ölçüsüz, aşırı bir biçimde büyümesi, üreticilere ek yük getirir. Şöyle ki; belirli bir büyüklüğü aşan yerel yönetimlerdeki iletişim güçlükleri, yoğun bürokrasi ile siyasi baskılar sonucu artan/azaltılan çalışan sayısı verimliliği düşürür, maliyetleri giderek arttırır.
6. Kentleşmenin neden olduğu bu gibi sorunların çözümünde bir yol; kentlerdeki yoğunluğun azaltılması, genişlemenin önlenmesi, yeni kentler kurulmasıdır.
7. Çarpık Yapılaşma: Kentlerin hızlı büyümesi, çoğalma ile göç, kentte yapılara olan istemi artırmaktadır. Böylece yapılar değer kazanırken bayındırlığa aykırı, kaçak yapılaşma kışkırtılmaktadır. Çarpık yapılaşma çeşitli biçimlerde gerçekleşmektedir.
Bugünkü durumda Türkiye de kentleşme sorunlarının kaynağı ülkenin içinde bulunduğu toplumsal, akçal, işsizlik, topraksızlık, umutsuzluk, çaresizlik, güvensizlik, eğitimsizlik ile kalkınma düzeyi arasındaki uçurumdur. Yoksulluk arttıkça toplumsal suçlar artar, gönenç, eğitim, iş bulma olanağı, mutluluk düşer.
Türkiye’de toplum o ölçüde çaresizdir ki, İstanbul’da bir deprem beklendiğini bile bile gözünü karartarak, depremi göz ardı ederek bu kente göçerek bütün düzeni ters kepçe etmektedir.
Önemli olan Atatürk’ün köy kent tasarılarını uygulayarak köylüyü topraktan ayırmayıp, kentin olanaklarını birleştirilmiş köylere götürmektir.
Böylece hem tarım, hem de sanayi bir arada gelişecektir.
17 Ağustos 2016

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*