AKTÜEL: Levent Kırca kendisini Türk hekimlerine emanet etti

AKTÜEL: Levent Kırca kendisini Türk hekimlerine emanet etti

Levent Kırca: “3 tane kemoterapim daha kaldı. Devlet hastanesinde tedavi oluyorum. Amerika’ya gidenler var ama ben de Ulu Önder Atatürk gibi kendimi Türk hekimlerine emanet ettim.”

Sözcü’den Yüksel Şengül’ün röportajı..

Önce mutlu bayramlar diyelim Levent Kırca’ya…
Tüm Sözcü Pazar okurlarının da bayramını kutlarım. Ancak siz de biliyorsunuz gerçek bayram, bütün ülkenin yüzünü güldürecek günlerin gelmesiyle yaşanacak. Annelerin evlat acısıyla ağlamadığı, yoksulların rahatça geçinebildiği, sanata saygı gösterildiği, kadınların sokak ortasında öldürülmediği, Atatürk’ün yok sayılmadığı günler bana göre gerçek bayram günleri olacaktır. Ben o bayramı görür müyüm, bilemiyorum.

16 Ekim güzel bir gün olacak…
Evet, o gün Halk TV’deki Halk Arenası’na Uğur (Dündar) beni konuk edecek. Müjdat (Gezen) Türk tuluat sanatının efsane ismi Kel Hasan Efendi’nin kendisine intikal eden fesini bana verecek. Yaşa baba, yaşa baba.

FESİ ALACAĞIM…

Sizde de bir kavuk vardı yanılmıyorsam.
Behzat’ın kavuğu bendeydi, gençlerden birine verdim.

Bir de İsmail Dümbüllü’nün kavuğu var.
İsmail Dümbüllü’nün kavuğu Münir Özkul’daydı. O bu kavuğu Ferhan Şensoy’a verdi. Ferhan (Şensoy) aradı,“Leventçiğim, ağırdan al, ayağını sürt, hemen gitme sakın. Dümbüllü’nün kavuğunu sana vereceğim” dedi. Hasan’ın fesiyle Dümbüllü’nün kavuğunu almadan bir yere gitmeyeceğim (gülüyor). Yaşa baba, yaşa baba.

HAYATIN HAKKINI VERDiM…

Kimin gideceğini Allah bilir…
65 yaşındayım, ölsem gözüm açık gitmez. Gençler yaşasın, onlara bir şey olmasın. Benim hayatla olan maçım ortada.“Herkes bana dua etsin” gibi lafları sevmiyorum. Yaşanacaksa da yaşarız abi… Yaşa baba, yaşa baba…

Levent Kırca her zaman dik durdu, onuruyla yaşadı…
Ben hayatın hakkını vererek yaşadım. Gözlerimi kapatırken gönlüm rahat olacak. Bu rahatlığı olmayanlar düşünsün. Ben ölümden korkmuyorum. Asıl ölümden korkanlar çalıp çırpanlar, halkı kandıranlar, Cumhuriyet’e zarar verenlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nde hayatını sanatına adamış bir oyuncu olarak görevimi yaptım, alnım ak, gönlüm rahat. Şu an ölsem gam yemem. Ölmeye hazır olmak da önemlidir. Alkışlar aldım, kalpler kazandım.

ÖĞRENCİLERİYLE ÇOK MUTLU

65 yaşında ve sanat hayatının 50. yılında olan Levent Kırca öğrencileriyle. “Şayet ömrüm yeterse” diyen Kırca’nın en büyük amacı “Yerli Şarlo”yu sahneye taşımak. Sarhoşum Gel Beni adlı filminin dağıtımıyla ilgili sorunların da çözümlenmek üzere olduğunu söylüyor.

ÖLSEM GÖZÜM AÇIK GİTMEZ…

Olacak O Kadar programı televizyonlarda gösterilebilseydi…
Olacak O Kadar programım ekranda olsaydı, ben şu halimle bile çalışırdım. O beni hayata bağlardı. 25 yıllık efsane programım seyirciden koparıldı, saklandı. Çok acı…

Ne güzel parodiler vardı…
Adamın mizaha, espriye, karikatüre tahammülü yok.

Oysa kimler sizi tebrik etmedi ki.
Turgut Özal, Kenan Evren, Süleyman Demirel program sonrasında beni arayıp tebrik ettiler. Geçen gün Ahmet Necdet Sezer ikinci defa aradı. Duygulanıyorum, ağlıyorum. İlker Paşa (Başbuğ) aradı, çok mutluyum. Ölsem gözüm açık gitmez.

İSTANBUL’UN SEKİZİNCİ TEPESİNDEYİM

Tedavi nasıl gidiyor?
Üç tane kemoterapim daha kaldı. Devlet hastanesinde tedavi oluyorum. Amerika’ya gidenler de var ama ben de Atatürk gibi kendimi Türk hekimlerine emanet ettim.

Daha önce kanserle yüzleştiniz.
2000 yılında kan kanserinin bir türüne yakalandım. O dönem kimseye açıklamadım bunu ve gizli tuttum. Sonunda kanseri paçasından tuttuğum gibi kündeye getiriverdim (gülüyor). Ama bu defaki çok dişli çıktı.

Bu yakalandığınız kanserin çektiğiniz sıkıntılarla ilgilisi var mı?
Sıkıntılar, üzüntüler, stresler birikti birikti, sonunda üç ay gibi kısa süre içinde vücudumu sardı. Devlet sanatçılığımı geri aldılar, tiyatroma yardımı kestiler, hakkımda davalar açıldı. Anadolu turnesinde, sabaha karşı otelden alıp, sorguya çektiler.

Levent Kırca çevresini farklı bir açıdan görüyor mutlaka…
Meğer İstanbul’un yedi değil sekiz tepesi varmış. Ben şu anda sekizinci tepeden bakıyorum. Bu tepeden, gerçek eşimi dostumu, arkadaşlarımı çok net görebilme, onları tanıma fırsatı buluyorum.

ASLA JÜBİLE YAPTIRMAM

Bir jübile düşünür müsünüz?
Jübile asla yapmam. Yıllar önce Yılmaz Zafer’e jübile yapıldı. Perihan Savaş’a “Ben biletleri satarım” dedim. Ünlü işadamları bir bilet alıyordu, bazıları onu da almıyordu. Bu yüzden jübile yapmam ben. Kanser ilacımı devlet veriyor zaten. Tiyatroma bağış yapan olursa sevinirim. Levent Kırca Tiyatrosu’nu vakfılaştırma amacındayım. Aslı Hanım sağolsun, bu konuyla da ilgileniyor. O benim elim ayağım oldu.

Aslı Hanım hep yanınızda…
En büyük şansım Aslı Hanım oldu. Borçlarımı ödeyen de o, kemoterapide elimi tutan da, beni besleyip başımda bekleyen de. Evimin ve tiyatromun kirasını beni aldatarak ödedi.

Aldatarak!
(Gülüyor) Bana “Senden kira almıyorlar, ödememize gerek yokmuş” dedi ama gizlice ödemiş. Evinde bakıyor bana. Sadece sevgilim ve hayat arkadaşım değil, gerçek bir kötü gün dostu. Yaşa baba, yaşa baba…

KISA KISA…

** 65 yaşındayım, ölsem gözüm açık kalmayacak. Gençler yaşasın, onlara bir şey olmasın.
Sıkıntılar, üzüntüler, stresler birikti birikti ve üç ay gibi kısa süre içinde bütün vücudumu sardı.
Meğer İstanbul’un yedi değil sekiz tepesi varmış. Ben şu anda sekizinci tepeden bakıyorum. Bu tepeden, gerçek eşimi dostumu, arkadaşlarımı çok net görebilme, onları tanıma fırsatı buluyorum.

** Üç tane kemoterapim daha kaldı. Devlet hastanesinde tedavi oluyorum. Amerika’ya gidenler var ama ben de Ulu Önder Atatürk gibi kendimi Türk hekimlerine emanet ettim. “Herkes bana dua etsin” gibi lafları sevmiyorum.

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*