SAYI 32

Kasım 2002 – Sayı 32

BİRİNCİ SAYFA

Aş ve iş istiyorlar

Levent’ten Barbaros Bulvarı’na Ortaköy’den Bebek’e kadar halkın yeni hükümetten ne bekledikleri konusunda görüş aldık. İşsizlik sorunundan pahalılığa yolsuzluktan gittikçe fakirleşmeye kadar bir çok konu dillerden düşmedi. İster sahil yolu esnafı olsun ister semtin içlerindeki vatandaşlar, hangi kimlikte olursa olsun yeni hükümetin dürüst olmasını bekliyorlar. Gençlerin görüşü ise, yeni hükümetin de sistemi değiştiremeyeceği yönünde. Eleştiriler sert, umutsuzluk diz boyu…
Ne umut var
ne beklenti
Beşiktaş esnafından 43 yaşındaki dekorasyon işleri ile meşgul olan Halil Taşkesen, yeni hükümetten koşulları iyileştirmesi yönünde beklentileri olan bir birey… ‘Herkes düşünür ki güzel şeyler olsun işsizlik olmasın pahalılık olmasın’ diyor ama sistemin düzelmeyeceğini ifade ediyor. Taşkesen; ‘Bir başbakan çıkacak her şey güllük gülistanlık olacak diye bir şey yok. Ben serbest çalışıyorum, inşaatçıyım. Sosyal güvence açısından olanlar çok kötü. Mesela bizim hiçbir yere kaydımız yok. Devlet bize bir kolaylık getirseydi primini almak şartıyla ama biz buna katlanırdık ancak isteğe bağlı olanlarda şimdi biliyoruz ki sağlık durumlarından yararlanamıyorlar. Üstelik ne şekilde olursa olsun primler çok fazla. Maaşın durumu belli zaten’ diyor.
Hayatın pahalılığının bel büktüğünü söyleyen aşçı Mevlut Bakır ise şunları söylüyor; “Çıraklıktan bu yana 35 yıldır aşçılık yapıyorum. Tüm çalışma hayatım boyunca işçilerin durumunun göz ardı edildiğinden, sosyal güvence meselesi ile ilgili sorunlar çözümlenmedi” Bakır, yakınlarının, çevresinin çektiği sıkıntılardan da söz ediyor. Mevlut Bakır, hükümete ‘ne olacak memleketin hali’ diye soruyor ve ‘bugün çiftçisinden esnafına kadar her insan kan ağlıyor. Ayrıca üretmiş olduğunu kendisi satamadıktan sonra ne olur bu ülkenin hali? Şimdi bir vatandaş bir okul masrafını bile karşılamayacaksa, ne yapacak? Çocuk okuyamadan iş hayatına giriyor. Bir yere çırak olu Gençlerimize ne olacak? Bir şeylerin sınırına gelmeden bunu yapmak gerekir. Düzenli bir hayat istiyoruz. Öyle bir şey ki insan bir lokma ekmek ve evini geçindirmek için mücadele ediyor. Bu bir sorunlu hastalıklı bir düzenin işareti değil mi? Belli bir seviyede geliri olanlar okutabiliyor ya belli bir seviyede okuyamayanlar? Ama ne olur hayat şartları düzelirse bu işsizlik sorunu kalkarsa bu sorunlar olmayacak. Çocuklarımızın geleceği… Ben bunları bir parti Eski tas eski hamam olmasın”diyor.
“Yeni hükümetten beklenti denildiğinde ‘dürüstlük’ kavramı öne çıkıyor. Partisi, kimliği ne olursa olsun ölçülerden biri dürüstlük oluyor”diyen Asiye Tunçbilek, 57 yaşında ve Gelinlik Dükkanı Sahibi… Tunçbilek, dürüstlüğü aradığını vurguluyor. Eşiyle birlikte çalıştırdığı dükkanında yapılan yolsuzluklardan ve bunların tekrar edeceği endişesini taşıyarak veryansın ediyor.
‘Dürüstlükten yanayım, çünkü önce bu yaklaşımla işe başlandığında yeni hükümette, sorunların çözümü de arkasından gelecektir. Ancak, bunu beklemek o kadar güç ki, kesin bir söz söylemek bir beklentiye girmek çok zor. Çözümün bundan geçtiğine inanıyorum’ diyor.
Abdullah Üvet, 30 yaşında bir esnaf… Bakkal dükkanında çalışıyor, ancak ekonomik sıkıntının esnafı öldürdüğünü iktidara gelenlerin sorunlarına çözüm olamadıklarını söylüyor. Ayrıca milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını vurguluyor.
‘Ben yeni bir hükümetten hiçbir şey beklemiyorum. Gelen aynı giden aynı. Durum belli bana göre şimdiden. Hiçbir parti beni tatmin etmiyor. Ben milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyorum. Benim vekilimin dokunulmazlığı neden var?’ şeklinde konuşuyor.
Ali Cansever, “her şey olmuş bitmiş gibi geliyor bana, değişen bir şey olmayacak düşüncesindeyim”diyor.
Erkan Sakallı, “oeğişen bir şeyin olacağına inanmıyorum sadece giydikleri kıyafeti değiştiriyorlar. İnsan harcanıyor. Ama hangi parti kendi programı için çabalıyor ilkeleri için uğraşıyor? Sadece teorilerde kalıyorlar ve uygulamalara geçmek çoğu zaman gecikiyor ve artık yaşamak bile imkansız hale geliyor böyle bir ortamda” diye eleştirirlerini dile getiriyor.
Yıldırım Bey, onca sıkıntısına rağmen Beşiktaş’ta dükkan açıp ayakta durmaya çalışan bir vatandaş. Yeni hükümetten beklentisi, iyi hizmet etmeleri, çok çalışmaları…
‘Halka en azından hakkını verecek bir hizmet götürün, eksilerinizi artıya çevirmek için çaba harcayın. Umarım düzelir diye düşünüyorum ama böyle olmuyor. Demokrasi istiyorum. Düşünce söylenince hapse atılıyor. Bu nasıl bakış açısı? Çalışanların durumu zor. Çalışanlar sömürülüyor artık işverenler de sağduyulu davranmıyor. Ben bunun sırtından nasıl geçinirim düşüncesi her alana hakim bunu düzeltsinler.’ diyor.
Fehmi Cengiz, 65 yaşında SSK emeklisi… Yeni hükümetten hiçbir beklentisi yok. ‘Yaptıkları aynı, bunlar kendileri için geliyor. Bunlar milleti idare etmeye gelmiyorlar, banka hortumları veya yolsuzluklar ne oldu?” diyor.
İsmini vermek istemeyen 40 yaşındaki bir vatandaş ise, işsizlik sorunundan yakınıyor ve toplumda artık dürüst adamın aranır olduğunu söyleyerek, beklentilerin gittikçe düştüğünü vurguluyor. ‘Dürüstlük artık bir parametre mi olmalı? Elbette insanlar dürüst olacak artık dürüst kişi arar olduk, böyle bir ülkenin geleceğini göremiyorum ben. 40 yaşındayım ve işsizim. Böyle bir ülkede okuyan okuyamayan iş bulamayan geçim sıkıntısına düşen o kadar çok kişi var ki, nasıl görmezden geliniyor?” diye hayıflanıyor.
İsmail Kutlu da küçük bir esnaf… Bakkal dükkanı var 52 yaşında. Batmak üzereyim, diyor çaresizce. Küçük esnafın durumunu dile getirirken sözleri, halkın her kesiminin gittikçe zor durumda olduğunu söylüyor.
‘Satış yok zaten. Hiç iş olmuyor diyebilirim. Benim gibi bu sıkıntıyı çeken çok kişi var. Ama vergi alıyorlar, derneklerimiz var ama bizi savunmuyor, korumuyorlar. Hükümetler gözlerini kapamış görmüyor. Hiçbirine inanmıyorum’ şeklinde konuşuyor.
Safiye Kocacenk ve sürekli iş olmadığını söylüyor. Gelen hükümetlerin hiçbirinin çalışanlarını korumadığını belirtiyor. Umuda gelince o da kalmamış. Yeni parti yeni soluk siyasete kan denirken artık hiçbirine inanılmıyor, diyor.
Huzurumuz
kalmadı…
Semih Çiftçi, 38 yaşında hoparlör tamircisi olarak geçimini sağlıyor. “Yeni hükümetten bozulan adalet sisteminin iyileştirmesi için çalışmasını istiyor ama hiç umutlu değilim” diyerek, karamsarlık tablosu çiziyor. ‘Bir zamanlar 80 yıllarında terör vardı. Ekonomik durum da belliydi ama gençler birbirlerini öldürmesinler diye çabalanıyordu oysa şimdi aşırı bir adaletsizlik var. Ekonomi kötü ama insanların manevi olarak bozukluğu dengesizliğini kabul edemiyorum. İnsanların haklarından artık taviz verilmesin’ diyor.
Hasan Arslan, Ortaköy Dereboyu’nda kundura dükkanında tamircilik yapıyor. Arslan, 50 yılı devirmiş. Yolsuzluk, işsizlik hayat pahalılığı onun içinde çözümlenmesi gereken sorunlar arasında. Arslan, Apo konusunun unutulduğunu yeni hükümetin bu konuda sessiz kalmamasını istiyor.
Ahmet Öğer, 52 yaşında esnaf.. “Huzursuzluk ortamı var. Hükümet ne yapsın ne etsin işsizlik sorununa bir çözüm bulsun gelecek diye bir şey kalmadı” diyor.
Camil Usta da beklentileri olan bir esnaf… Ailesinin yükü omuzlarında ve altmışına merdiven dayamış… Küçük esnafın yok olduğunu söylüyor ve güvenci içinde olmadıklarına inanıyor.
Nurettin Ünal ise, yeni hükümetten ‘hiçbir şey beklemiyorum’ diyenlerin aksine sözlerine başlıyor. “Aslında çalışan, çalışmayan birçok kimsenin beklentisi var” diyor. Çocuklarının beklentilerini dile getiriyor. Eğitim şartlarından çalışmaya, sosyal güvenceden uzun bürokratik süreçlerin zorluğuna kadar… Ancak onun da inanmadığı, bu kadar çok sorun arasında kimsenin bir çözüm bulmak için çabalayacağı…

Odun kömür fiyatları
el yakıyor

Kasım ayı ile birlikte kış kendini hissettirmeye başladı. Havalar soğumaya yüz tutunca doğalgaz kullanmayan vatandaşlar odun kömür telaşına düştü. Fiyatları pahalı bulan vatandaşlar, odun kömürü artık eskisi gibi tonla değil torba torba alıyorlar.
Beşiktaş’ta doğalgaz kullanımı yaygınlaştığı için odun kömür depoları az olsa da Ihlamur’da Beratoğlu Odun ve Kömür Deposu vatandaştan gelen talepleri karşılıyor. Sahibi Erdoğan Beratoğlu, satışların eskisi gibi olmamasını Beşiktaş’ta doğalgaz kullanımının artmasına ve ekonomik krizin etkilerine bağlıyor. Satışların geçen seneye göre yüzde 30 oranında azaldığı belirten Beratoğlu, eskisi gibi tonla satış yapamadıklarını, vatandaşın kömür bittikçe torba torba aldıklarını söyleyerek, “İnsanlar yakacaklarını birden alamıyor. Vatandaş kış geldi diye ne yapacağını şaşırdı. Kışı nasıl bitiririm diye kara kara düşünür oldu.” diyor.
Beratoğlu Kömür Deposu’nda odunun tonu 140 milyon TL’den satılırken, bir küfesi 7.5 milyon TL’den satışa sunuluyor. Kömürün tonu kalitesine göre 160 milyonla 260 milyon TL arasında değişiyor. 25 kg.’lık torbalarla satılan kömürün fiyatı iki cinse göre değişiyor. Ceviz kömürü diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası 6.5 milyon TL, Portakallı kömür diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası ise 6 milyon 750 bin TL’den satılıyor.
Beratoğlu, vatandaşların kömür alırken bazı şeylere dikkat etmeleri gerektiğini söyleyerek, “Kömürden verim alabilmek için kaliteli kömür satın alınmalı. İthal kömürler daha kaliteli olur. Ancak yerli kömürlerden Soma kömürü de çok kalitelidir. Kömürün kalitesi kalorisinden anlaşılır. 5000-5500 kalorinin üzerinde olması gereken kömürün kükürt oranı düşük ve parlak olmalı.” diyor.

Müzikle sakinleşiyorlar

Beşiktaş’ta musikiye gönül verenler genci yaşlısıyla, işadamı, emeklisiyle her akşam müziğin çağrısına uyarak Beşiktaş Musiki Derneği’nde buluşuyor. İşadamları takım elbiseleriyle, öğrenciler önlükleriyle yorgunluk, bezginlik demeden başlıyorlar meşk etmeye. Kimi elleriyle kimi sallanarak notayı tutturmaya çalışıyor. Önlerindeki notalara bakarak bir yandan çalıyorlar diğer yandan bir ağızdan eşlik ediyorlar. Kanunun, udun, neyin, tamburun sesi birbirine karışarak hoş tınılar bırakıyor kulaklarda. Ardından ne yorgunluk kalıyor, ne stres… Bir hoş seda alıyor musiki gönüllülerini…
Biz de bir tatlı huzur almak için derneğe gidiyoruz. Dernek Başkanı Berrin Kocayurt bize Beşiktaş Musiki Derneği’ni, musiki gönüllülerini ve tabi ki musikiyi anlatıyor.
Beşiktaş Musiki Derneği ne zaman kuruldu?
Derneğimiz 1963 yılında Beşiktaş Turizm ve Güzelleştirme Derneği olarak Barbaros’ta faaliyet gösteriyordu. Dernek içinde müzik çalışmaları 1978 yılında başladı. Daha sonra da derneğin müzik dışında bir faaliyeti olmayınca Musiki Derneği’ne dönüştü. 1998 yılında Yıldız’ daki şimdiki yerimize taşındık. Burada her şey çok daha güzel oturdu. Musiki gönüllülerinin bir evi gibi oldu.
Musiki derneklerine baktığınız zaman Üsküdar Musiki Derneği olsun Eyüp Musiki Derneği ya da Bakırköy Musiki Derneği olsun yardım alarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Biz ayakta durabilen nadir derneklerden birisiyiz. Kimseden destek almadan kendi yağımızla kavruluyoruz.
Musiki gönüllüleri kimlerden
oluşuyor?
Değişik meslek gruplarından musiki sevdalılarını görebilirsiniz. Doktoru, diş hekimi, avukatı, mühendisi, öğrenci ve öğretmeni, emeklisi, ev hanımı, iş adamları gibi her meslek grubundan üyelerimizi görebilirsiniz. Kimi musikiye gönül verdiği için, kimi de ruhunu dinlendirmek amacıyla geliyor. Öğrenciler, konservatuar için altyapı oluşturmak istiyorlar ve bu amaçla geliyorlar. Bunun dışında konservatuara giremediği için içinde kalan yetişkinler de gelebiliyor. Her geçen gün üyelerimizin sayısı artıyor.
Bu ilgiyi nasıl
açıklıyorsunuz?
Gelen kişiler müziğin yanısıra sıcak dostluk ortamında buluyorlar kendilerini. Yaklaşık 100 üyemiz var. Mümkün olduğu kadarıyla çok kişiye ulaşmak istiyoruz. Musiki bizim kendi müziğimiz. Daha çok orta yaşın üstü severek dinliyor. Ancak özellikle musiki eğitimi almak isteyen gençlerimiz de var. Bizim amacımız biraz da musikiyi gençlere sevdirmek.
Dernek hangi
amaçtan
yola çıktı?
Derneğimizin amacını musikiye gönül verenlerin sevdikleri bir uğraşıyı yapmaya olanak vermenin yanında Türk müziğinin yayılması için hizmet etmek, eserlerin doğru formda gelecek nesillere ulaşmasına katkıda bulunmak, bilinçli bir şekilde müzik eğitimi vererek kişilerin eksiklerini tamamlamak olarak özetleyebiliriz.
Musiki dersleri
nasıl işleniyor?
Dersler 16 yıldan bu yana değerli öğretmenimiz Hamdi Demirci tarafından yapılıyor. Dernek üyeleri iki sınıfa bölünmüş durumda. Yeni başlayanlar için bir hazırlık sınıfımız ve yetişmişlerden oluşan icraat sınıfımız var. Niyetimiz bunu üç sınıfa çıkarabilmek.
Hazırlık sınıfımızda Nazariyat, solfej, usul, uslüp çalışmaları yapılıyor. Açmayı düşündüğümüz üçüncü sınıfta da bu çalışmalar ileri seviyede devam edecek. Ayrıca koro çalışmaları eklenecek. Eski arkadaşlarımızdan oluşan sınıf sadece koro çalışmaları, repertuar çalışması yapıyor. Hafta sonları enstrüman dersleri de veriliyor.
Her yıl AKM’de en az iki konser veriyoruz. Bunun dışında huzurevlerinde konser veriyoruz. En büyük sıkıntımız konserlerde kaymakamımızı, belediye başkanımızı protokol sıralarında görememek. Onların bulunması bizi onurlandırır. Teşvik eder.
Ramazan geldi HOŞ GELDİ!..

Müslümanların mübarek ayı Ramazan, nihayet geldi. Beşiktaş Müftüsü Süleyman İlhami Özden, Ramazanın rahmet ve hoşgörü ayı olduğunu belirterek, herkesi iyi niyetli olmaya ve yardımlaşmaya çağırdı. Özden, Gazete Beşiktaş aracılığıyla vatandaşlara Ramazan mesajı verdi:
“Ramazan ayı, Allah’ın her zamankinden çok kullarına af kapılarını açtığı, yardımlaşmanın ve hoşgörünün çok olduğu faziletli bir aydır. Peygamberimiz’in bir sözü vardır: ‘Komşusu açken kendisi tok olarak sabahlayan benim ümmetimden olamaz.’ Bu nedenle en çok bu ayda ihtiyaç sahiplerine yardım edelim. Ulaşabildiğimiz ihtiyaç sahiplerini araştırıp fitre ve zekatlarımızı onlara verelim. Bugün insanlar açlıktan kıvranıyor. Çöpten ekmek kırıntısı toplayan insanlar varken biz kendimiz yiyip içersek peygamberimizin istediği gibi bir müslüman olamayız. Bu mübarek ayda birbirimizi sevgi ve saygıyla karşılamalıyız. Her zamankinden daha çok hoşgörülü ve iyi olmalıyız. Herkes, İslam’a, Kur’an, ve sünnetlere daha çok yönelsin. Tüm müslümanların mübarek ramazanlarının hayırlı olmasını dilerim.”
Özden, Beşiktaş’taki hasarlı camiiler hakkında da bilgi verdi. Sinanpaşa Camii ve Ortaköy’deki Defterdar İbrahim Paşa Camii’nin hasarlı olduğunu söyleyen Özden, Beşiktaş’taki Sinanpaşa Camii’nin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarıldığını ancak Ortaköy’deki camiinin henüz onarıma alınmadığını açıkladı. Özden, Defterdar İbrahim Paşa Camiisi için “Eski bina olduğu için çökmek üzere. Ancak pek kimse ibadet etmeye gitmiyor. Bu nedenle çok sakıncalı bulmuyorum. Ama Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yazdım. Dileriz ki o da onarılsın. Ancak Sinanpaşa Camii’nin merkezi bir camii olması nedeniyle sakıncalı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tadilat çalışmaları tarihi eser olduğu için çok yavaş gidiyor. Camiinin üçte ikisi kapalı. Cemaat kalan bölümde namaz kılıyor. Özellikle Cuma günleri vatandaş dışarıda kalıyor. Ancak çalışmalar yavaş da olsa hasarın giderilecek olması iyi bir haber.” diye konuştu.

Gözleri görmüyor yine de umut dolu

İstanbul sokaklarında bir başına yürüyememek… Sayısız ses içinde sakince adımlar atarak eve ulaşmaya çalışmak. Filmleri, müziğiyle, konuşmaları takip ederek seyretmek, anlamak… Çocuk yaşta olup bitenlere artık gözleri kapalı yenilerini ekleyerek devam etmek, mücadele vermek. Ve de görememek… Henüz 9 yaşındayken yakalandığı hastalıktan dolayı görme duyusunu yitiren Tuğba’nın yaşamından kesitler, bu tarifler… Bu anlatılar, göremeyenlerin hikayesinden benzer alıntılar…
Tuğba, Kocacenk ailesinin en büyük kızlarından biri. Çocuk yaşta yakalandığı bir hastalıktan dolayı görme duyusunu yitirmiş. Tuğba, başındaki kistten dolayı ameliyata girer. Girer ama hayati tehlike taşıyan bu ameliyat sonrası gözlerini kaybeder. Tuğba’nın ailesi için zor bir dönem başlar.
Tuğba’nın annesi, Safiye Hanım 40 yaşlarında çalışan bir anne. Yaşadıkları zor durumu şöyle anlatıyor: ‘Tuğba, 9 yaşına kadar hiçbir sorun yaşamadı. Ancak bir gün felç geldi. Şaşırdık, ama hemen toparlanıp doktora gittik. Psikolojik diyenler oldu. Durum düzelmeyince bir bir doktorları dolaşmaya başladık. Başında kist olduğunu öğrendik, ameliyat denildi. Yurt dışına bile belgeleri gitti, fikirler alındı. Zor bir ameliyattı ama hayatı tehlikedeydi. Çocuğumuzu kurtarmak için tüm aile seferber olduk. Tuğba, zor bir sürecin kararıyla ameliyata girdi’
Safiye Kocacenk, çıkmaz bir durumda kaldıklarını söylüyor. Ancak ilk gözbebeklerinin yaşamı için mücadeleyi elden bırakmıyorlar. Tuğba, ağır bir ameliyattan çıkıyor ama bir süre sonra görme duyusunu yitirdiği tespit ediliyor. Bundan sonra, Kocacenk ailesini farklı bir dönem bekliyor.
Tuğba, on yaşlarında görmezliğin sıkıntılarını yaşamış. Safiye Hanım, gözleri dolu bir şekilde, “kızım ölmek istedi, ölümü düşünüyordu” diyor. Tuğba, ameliyat sonrası düştüğü çıkmazdan yaşama veda ederek kurtulmak istiyor. Ancak Kocacenk ailesi, görmemenin verdiği hissi aşabilmesi için çabalıyor. Tuğba, kendisi gibi görmeyen bir psikologa gidiyor. Bu süreçte, genç kız kendini toparlamaya başlıyor ve 6 nokta ile yazmayı öğreniyor.
Tuğba şu anda lise 2 öğrencisi. Türkan Sabancı İlköğretim Okulu’ndan yüksek bir puanla mezun olduktan sonra Bingül Erdem Lisesi’ne kaydedilmiş. Tuğba, göremeyen ama okumayı çok isteyen biri olarak şunları söylüyor: ‘Roman okumayı çok seviyorum, yaz tatilinde üç tane kitap okudum. Kabartma kitap okudum. Bir tanesi Toprak Anaydı, diğeri Pollyanna idi. Müzik de dinliyorum, özellikle hareketli olanları seviyorum. Ama en çok kitap bulamadığımız için üzülüyorum.’
Tuğba, okulunda başarılı ve sevilen bir öğrenci. Bu sene, lisede alan belirleyerek yeni dönemine hazırlanıyor. Yirmiyi aşkın kabartma ders kitabı Ankara’dan temin ediliyor. Kabartma daktilosu olmadığı için derste önce öğretmenlerinin anlattıklarını kaydediyor, eve geldiğinde kartona geçiyor. Bu saatlerce süren bir işin ardından uykusuz ve yorgun da kalsa vazgeçmiyor. Onun düşüncesi, ileride ailesini yük olmamak…
‘Bazen sıkılıyorum keşke görseydim diyorum. Çünkü bir tane de kız kardeşim var, Merve 14 yaşında o evde anneme işlerde yardım ediyor. Keşke ben de anneme yardım edebilsem, ben de tam anlamıyla kendime yetişebiliyor olsam koşuşturup dursam diye düşünüp duruyorum. Kelimeler bazen bu durumu hislerimi anlatmaya yetersiz kalabiliyor.’
Tuğba’nın korktuğu ise, okuyamamak. Üniversiteye gitmek mesleğini seçip işini yapmak istiyor. Şekillerden muaf olduğu için sosyal alanı seçmek zorunda kalmış ama ümitsiz değil. Peki ya iş koşulları? Tuğba, geleceğinini sıkıntılarını şimdiden çekmeye başlamış. Göremeyenler için kontenjan açan iş yerlerinde hakkıyla çalışmak istiyor.
Safiye Kocacenk ve Baba Ayhan Kocacenk, Tuğba’nın çalışma hususunda şunları söylüyor: ‘O okuyup faydalı olmak istiyor o hala yaşıyor oysa ona ayak altında dolaşma demelerini istemiyorum. Duyuyoruz öğreniyoruz, bunlar çirkin geliyor bize. Tuğba emeğinin karşılığını almak istiyor. Bu önyargının yenilmesi lazım. O parayı almayı hak etmedikten sonra Tuğba zaten o parayı almaz. Gözleri görmüyor ama o da bir insan. Herkes kaza geçirebilir hastalıktan dolayı uzvunu ya da uzuvlarını yitirebilir’
Tuğba, hala umutlu ve okumayı, psikolog olmayı istiyor. O göremeyen insanlardan sadece biri ve mücadeleyi bırakmıyor. Zorlu bir süreçten geçtiğini söyleyen Tuğba, kolay vazgeçmemek gerektiğinin örneğini sunuyor bizlere…

ÜÇÜNCÜ SAYFA

Şanslı ilçe

Beşiktaş Belediyesi, hizmetlerine bir yenisini ekledi. Beşiktaş Belediyesi’nin ve Finansbank’ın işbirliği ile BEKART adını taşıyan bir avantaj kartı doğdu. İlk olarak Akmerkez Karşısı, Ortaköy, Alkent’e kurulacak olan BEKART, çeşitli noktalardaki ATM’leriyle hizmet verecek. Her yerde alışveriş imkanını sağlayacak olan nakit kredi imkanı sunan kart, Beşiktaşlılar için ayrıcalık sağlayacak.
Beşiktaş Belediyesi BEKART adlı hizmet ve avantaj kartıyla ilçede yaşayan ve çalışan tüm vatandaşlar için çeşitli imkanlar sunuyor. BEKART sahipleri belediye ile anlaşmalı mağazalarda kimi ayrıcalıklara sahip olmanın yanı sıra bir çok işlemi de kolaylıkla gerçekleştirebilecek. Türkiye’de ilk defa ‘Emlak ve Çevre Temizlik Vergisi’ ödemeleri, otomatik olarak yapılabilecek. BEKART’ın sağladıkları bununla kalmıyor, Sosyal Asist denilen hizmete bir telefonla ulaşarak sanatsal etkinliklere katılmak mümkün.
Card Finans’a özgü tüm avantajlardan yararlanma olanağına sahip olan BEKART, her harcamada para yerine geçen puanlama sistemiyle kolaylıklar sağlıyor. İster alış verişte ister her hangi bir hava yolundan uçak bileti alırken kazanılan puan istenildiği gibi kullanma imkanı sunuyor. Ayrıca BEKART’ın, kullanıcılarına yurt içinde ve yurt dışında Visa amblemi bulunan 18 milyondan fazla noktadan işlem yapabilme özelliği sunduğu açıklandı.

Bir hizmet ofisi daha

Her mahalleye bir hizmet ofisi açılmaya devam edliyor. Açılan hizmet ofislerinin son halkası Etiler’deydi. Beşiktaş BelediyeBaşkanı Yusuf Namoğlu, açılışa katılan ilçenin siyasi parti temsilcilerine, muhtarlara ve halka çok yönlü hizmet ofisini tanıttı. Yapılan açılışa halk büyük ilgi gösterdi.
Namoğlu, açılışta yaptığı kısa konuşmasında “Her mahalleye mini belediye ofisi açma sözü vermiştik. Bu sözümüzü nasıl kararlılıkla uyguladığımızı görüyorsunuz. Biz vatandaşlara verdiğimiz sözlerin arkasındayız.” diye konuştu. Başkan Namoğlu ayrıca, hizmet ofisinin afet yönetim merkezi olabilecek nitelikte bir ofis olduğunu belirtti. Hizmet ofisinin içinde muhtarlık, sağlık hizmeti, temizlik işçisi ve Gelirler Müdürlüğü elemanları yer alıyor. Beşiktaş Belediyesi her mahalleye bir “Belediye Hizmet Ofisi” projesi kapsamında daha önce Ambarlıdere, Ortaköy- Mecidiye, Konaklar, Türkali- Muradiye, Gayrettepe ve Akatlar mahallelerinde hizmet ofisi açmıştı.

Başkan hesap verdi

Geçen sayıdan devam

Eğitim: İlk ve orta öğrenim kurumlarında yapılacak olan sportif, kültürel ve sanatsal etkinliklere destek verilmesi.
(spor faaliyetleri, halk oyunları, tiyatro, müzik çalışmaları vb.)
Üniversite öğrencilerine staj imkanının sağlanması.
Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, halen süren çalışmaların olduğunu vurguluyor ve otopark, semt pazarları konusunda, eğlence alanında ve Beşiktaş Belediyesi’nin çıkartacağı yaşam kartı adlı çalışmaların iyileştirici yanlarını ortaya seriyor.
Otopark: Tüm tali yolların tek taraflı park için çizgilendirilmesi. En ufak boş alan bile otopark olarak kullanılır hale getirilmesi. Her türlü kamu arazilerinde yeraltı otoparkları yapılması ve özel arazilerde de yeraltı otoparkları özendirilmesi. Yoğun otopark ihtiyacı olan bölgelerde kamulaştırma yapılarak ada bazında merkezi otopark yapımı için YAP-İŞLET-DEVRET modeli uygulamalar yapılması.
Semt Pazarları: Çeşitli bölgelerde kurulan semt pazarları daha hijyenik hale getirilerek ve seyyar tuvaletlerin bulundurulması. Semt pazarlarında satılan ürünlerin fiyatları denetlenmesi. Halk sağlığı gözetilerek “Sıhhi Denetimler” sıkıştırılması. Pazarların kurulduğu günlerde yaşanan trafik karmaşası en aza indirgenmesi.
Bekart Uygulaması: Beşiktaş ilçesinde yaşayanlar için hazırlanacak olan ve kullanıcılarına önemli ayrıcalıklar sağlayan “Ayrıcalıklı Yaşam Kartı” projesi hayata geçirildi. Bu kartın sahibine sağlayacağı ayrıcalıklar; Çöp Vergisi Ödemelerinde, Emlak Vergisi Ödemeleri, İndirimli Alışveriş, İndirimli Sağlık Sigortası, Kültür Etkinlikleri ve Rezervasyonu, Kredili Alışveriş’te kolaylık sağlanması…
Eğlence: Yoğun konut alanları içi ve yakınında dışa dönük gürültü üreten ve trafik karmaşası yaratan eğlence yerlerine izin verilmeyecek. Zorlaştırıcı tedbirler ve etkin denetimle gürültü problemi en aza indirgenmesi ve eğlence yerlerinin “sağlık denetimi” yapılması.
Başkan Namoğlu henüz proje aşamasındaki çalışmalarından biri alt geçitlerle ilgili. Yayaların hem sorunsuz bir şekilde uygun alt geçitlerden faydalanması hem estetik açıdan cazip geçitlerle görünümü koruma amacını taşıyan bir çalışması var. Diğer bir çalışma ise, Ortaköy Vadisi’nde kurulması düşünülen Kadın Doğum Hastanesi. Buna yönelik çalışmalar Sağlık Bakanlığı ile birlikte hareket edilerek netleşecek.

DÖRDÜNCÜ SAYFA

Almanya’dan
engelliler geldi

Levent’te açılışı gerçekleştirilen Dilek Sabancı Engelliler Parkı’nın ilk yabancı konukları Alman engellilerdi. Parkın içindeki sosyal tesisleri gezen Alman konuklar, en çok engelliler için özel olarak hazırlanan salıncaklara hayran kaldılar.
Turizm gezisi için Türkiye’yi tercih eden 14 Alman engelli, tarihi ve turistik bölgeleri gezmeden ilk olarak Beşiktaş’taki engelliler parkını ziyaret ettiler. Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, Alman konuklarını ağırlayarak onlara parkı gezdirdi. Spor tesislerinde basketbol oynayan Alman engelliler, sonrasında salıncaklara bindiler. Almanlar, engelliler için özel olarak hazırlanan salıncakları gördüğünde şaşkınlıklarını gizleyemeyerek, kendi ülkelerinde böyle bir şeyle karşılaşmadıklarını vurguladılar.

Ramazan alarmı

Beşiktaş Belediyesi ve Sağlık Grup Başkanlığı, oluşturdukları bir ekiple ramazan öncesi gıda denetimi yaptı. Beşiktaş’taki lokanta ve fırınları denetleyen ekip, ramazan öncesinde denetimleri sıkılaştırarak halkın sağlığına nasıl önem verdiklerini gösterdi.
Denetim, Beşiktaş Belediyesi Başkan Yardımcısı Celal Akgün ve Sağlık Grup Başkanı Ufuk Demiralp’in başkanlığında, doktor ve zabıtaların katılımıyla gerçekleşti. Yapılan denetimlerde iş yeri ruhsatları ve sağlık karnelerine bakıldı. Lokanta ve fırınların imalathanelerinde yapılan incemelerde, işyeri ve personellerin hijyenik kontrolleri yapıldı. Denetimin sonucunda hijyenik kurallara uymaya bazı yerlere para cezası verilirken, evrakları eksik olan kimi işyerleri de uyarıldı.
Celal Akgün, incelemeler sonucunda Beşiktaş’taki işyerlerinin sorun çıkarmadıklarını belirterek, “İncelemelerimizde bu yerlerin hijyenik ve temiz olduklarını görüyoruz. Halkımıza layık hizmet veriliyor. Bu nedenle Beşiktaşlılarımızın içleri rahat olsun.” diye konuştu. Ufuk Demiralp ise, şu açıklamalarda bulundu: “Biz belli zamanlarda kontrollerimizi yapıyoruz. Ancak ramazan ayının gelmesiyle denetimlerimiz sıkılaştı. Beşiktaş’ta gıda üreten bazı yerlerde düzensizlik, dikkatsizlik olsa da genel hijyenik koşullara dikkat ediliyor.”
“Şov değil
yardım”
Diğer yandan Celal Akgün, ramazanda diğer belediyeler gibi iftar çadırları yerine ihtiyaç sahibi olan ailelere yemek yardımı yapacaklarını söyledi. İftar çadırlarının şov olarak kullanıldığını ifade eden Akgün, “Televizyonda gördüğümüz olaylar bizi üzüyor. İnsanlar bir kuru ekmek için birbirlerini eziyorlar. Onları rencide etmek istemiyoruz. Geçen sene 800 aileye kumanya, 130 aileye yakacak yardımı yaptık. Hayırsever insanlar da bizimle irtibata geçerse kendilerinin denetiminde ihtiyaç sahiplerine ulaştıracağız” dedi.
Taleplerin gün geçtikçe artığının altını çizen Akgün, “Geçen senenin iki katı yardım yapmak istiyoruz. Muhtar, zabıta, sivil toplum örgütleri tarafından tespit edilen ihtiyaç sahibi vatandaşlarımızın evlerine belediye araçlarıyla yardım göndereceğiz” diye konuştu.

Ortaköy sahilleri
petrole bulandı

Türkiye’nin incisi İstanbul Boğazı, transit geçiş yapan Malta gemisi yüzünden bir kez daha petrole bulandı. Rotasından çıkan Gotia adlı gemi Emirgan İskelesi’ne çarpınca, güzelim Boğaz’a petrol sızdı. Sabah saatlerinde lodos çıkmasıyla petrol kıyıya vurmaya başladı ve Ortaköy sahilleri kapkara bir tabakayla kaplandı. Ortaköy sakinleri çevre katliamına tepki gösterirken, petrolün uzun süren bir çalışmayla temizlenebileceği öğrenildi. Çalışmalara başlandı.

Muhtarların Sesi

Yokuşlarda Zorlanıyoruz
Yokuşlarda kayma sorunu ile yaşamaktayız. Belediyenin Fen İşleri tarafından tarama istemiştik ancak bir süredir bu durum için yanıt alamadık. Bunun için gerekli işlemlerin yapılmasını beklemekteyiz. Nardek ve Nartanesi sokaklarında da trafik sorunu yaşıyoruz. Sokağın birinin giriş birinin çıkış olmasını istiyoruz ancak bu şekilde sorun çözümlenecek. Toprak Holding’in karşısındaki parka basketbol sahası istiyoruz. Yeşillendirmeler için belediyenin çalışmalarından memnunuz ancak gerekli ışıklandırmaların yapılmasını rica ediyoruz.
Yüksel Ağat-Abbasağa Mahallesi

Eksiklerimizi tamamladık
Sokak lambalarında bir iki eksiğimiz vardı onlar da tamamlanmak üzere. Mazgallarla ilgili herhangi bir sorunumuz yok. Mahallemiz yeşillendirme bakımında en iyi yerlerinden biri. Park ve Bahçeler Müdürlüğünün çalışmalarından gayet memnunuz.
Tayfun Kirmanlı-Akatlar Mahallesi

Ulaşımda sıkıntı yaşıyoruz
Bizim en önemli sorunumuz 65 senelik durağın yerinin değişmesidir. Bu değişim sağlıklı olmamıştır. Gerekli imzalar toplanmasına rağmen bize geri dönülmemiştir. Oysa burada büyük bir ulaşım sıkıntısı yaşamaktayız. Hukuki yollara da başvuruldu. Durağın eski haline dönmesi istiyoruz. Büyük çoğunluk bundan yanadır. Tüm başvurularımız bunu gösteriyor kime ve neye göre bu durağın yeri değişmiştir?
Şeref Boyacı-Dikilitaş Mahallesi

Doğalgaz istiyoruz
Kireçhane yolu üzerinde yol çalışmaları sürüyor. Doğalgaz için girişimler tamamlandı. İGDAŞ ve Belediye ile iletişimdeyiz. Doğalgaz’ın gelmesi için son gelişmeleri takip ediyoruz ve neticeyi bekliyoruz. Sokak lambaları ile ise sorun yaşamıyoruz. Bu konuda bir eksiğimiz bulunmamaktadır.
Adnan Sosyal-Kuruçeşme Mahallesi

Sokaklarımız zifiri karanlık
Muhtarlığımızı yaptırmaya çalışıyoruz. Muhtarlık binası yazık ki çalışmalarımızı yürütebilmemiz için uygun koşullara sahip değil. İyileştirme programına alınan binanın yapılandırılması için beklemedeyiz. Sokak lambaları burada büyük bir sorun yaratıyor. Sürekli arıza yapıyor. Bununla birlikte hırsızlık olayları artıyor. Devriyenin artmasını istemekteyiz. Yollarla ilgili bir sorun yaşamıyoruz, alt yapı güzel.
Cüneyt Doğan-Balmumcu Mahallesi

Ağaçlarımız budansın
Sokak lambaları ile ilgili bir sorun yaşamasak da ağaçların budanmamasından ötürü ışıklandırmadan mahalle sakinlerimiz faydalanamamaktadır. Bunun için Park ve Bahçeler Müdürlüğünün gerekeni yapmasını bekliyoruz. Bunun dışında yol veya kazı çalışmaları ile ilgili sorunumuz yok.
Muzaffer Türk-Levent Mahallesi

BEŞİNCİ SAYFA

Odun kömür
fiyatları el yakıyor

Kasım ayı ile birlikte kış kendini hissettirmeye başladı. Havalar soğumaya yüz tutunca doğalgaz kullanmayan vatandaşlar odun kömür telaşına düştü. Fiyatları pahalı bulan vatandaşlar, odun kömürü artık eskisi gibi tonla değil torba torba alıyorlar.
Beşiktaş’ta doğalgaz kullanımı yaygınlaştığı için odun kömür depoları az olsa da Ihlamur’da Beratoğlu Odun ve Kömür Deposu vatandaştan gelen talepleri karşılıyor. Sahibi Erdoğan Beratoğlu, satışların eskisi gibi olmamasını Beşiktaş’ta doğalgaz kullanımının artmasına ve ekonomik krizin etkilerine bağlıyor. Satışların geçen seneye göre yüzde 30 oranında azaldığı belirten Beratoğlu, eskisi gibi tonla satış yapamadıklarını, vatandaşın kömür bittikçe torba torba aldıklarını söyleyerek, “İnsanlar yakacaklarını birden alamıyor. Vatandaş kış geldi diye ne yapacağını şaşırdı. Kışı nasıl bitiririm diye kara kara düşünür oldu.” diyor.
Beratoğlu Kömür Deposu’nda odunun tonu 140 milyon TL’den satılırken, bir küfesi 7.5 milyon TL’den satışa sunuluyor. Kömürün tonu kalitesine göre 160 milyonla 260 milyon TL arasında değişiyor. 25 kg.’lık torbalarla satılan kömürün fiyatı iki cinse göre değişiyor. Ceviz kömürü diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası 6.5 milyon TL, Portakallı kömür diye tabir edilen Sibirya kömürünün torbası ise 6 milyon 750 bin TL’den satılıyor.
Beratoğlu, vatandaşların kömür alırken bazı şeylere dikkat etmeleri gerektiğini söyleyerek, “Kömürden verim alabilmek için kaliteli kömür satın alınmalı. İthal kömürler daha kaliteli olur. Ancak yerli kömürlerden Soma kömürü de çok kalitelidir. Kömürün kalitesi kalorisinden anlaşılır. 5000-5500 kalorinin üzerinde olması gereken kömürün kükürt oranı düşük ve parlak olmalı.” diyor.

Sürekli koşuyor

Beşiktaş’ın en eski anahtarcılarından Mustafa Mercan, koşu merakıyla herkesi şaşırtıyor. 62 yaşındaki Mercan, yürürken bile sanki koşuyor. Mercan, koşu olduğunda dükkanını kapatıp hemen yarışa koşuyor. Bugüne kadar katıldığı yarışların içinde bir kez Balkan Şampiyonası’nda milli forma bile giymiş. Koşularından kazandığı madalyalar o kadar çok ki eşi bir ara nereye koyacağını şaşırınca bir tencereye dolduruyor. Ancak sonra dayanamayıp vitrine koyuyorlar. Mercan’la atletizme olan tutkusunu konuştuk.
Koşu merakınız
nasıl doğdu?
1960 senelerinde Tarabya 1. amatör kümede futbol oynuyordum. Sol bek oyuncusuydum. Senelerce futbol oynadıktan sonra bıraktım. 86-87 yılarında ciğerlerim çok kuvvetli olduğu için 10 km.’lik Avrasya Maratonu’na katıldım. Yarışı bitirenlere madalya veriliyordu. Çok rahat koştum. Koşuş o koşuş… Sonra atletizm bende hastalık haline geldi. 1989’da İstanbul Atletizm Masterler Kulübü’ne üye oldum. Usta atletlerin bir kulübüydü. Onlarla beraber senelerdir koşuyorum. Ama amatör olarak atletizmle uğraşıyorum.
Mesleğiniz var mı?
50 seneden beri Beşiktaşlı’yım. Anahtarcılık yapıyorum. Ama nerede bir koşu olsa dükkanı kapatır, gider o koşuya katılırım. Çünkü atletizm vazgeçemeyeceğim bir tutku…
Şimdiye kadar hangi yarışlara katıldınız?
Yaklaşık 15 seneden beri amatör olarak koşuyorum. O kadar çok yarışmaya katıldım ki tek tek saymak zor olur. Ama şöyle söylersek maratonlar, barış koşuları, Türkiye çapındaki bütün şehir koşuları, semt koşuları, belediye koşuları ve gazetelerin düzenlediği koşulara katıldım. En önemli koşularım Balkan Şampiyonası, Selanik Koşusu, Uluslararası Barış Koşusu, Dünya Barış Koşusu, Olimpik Gün Koşusu’ydu.
Atletizm sizin için ne
ifade ediyor?
Bu bir spor. İstanbul’daki yaşamın stresini bu şekilde atıyorum. 41 doğumluyum. Ama çok zindeyim. Herkese tavsiye ediyorum, ilerleyen yaşa rağmen zinde kalmak için mutlaka spor yapsınlar. İnsanları kötü alışkanlıklardan uzaklaştırıyor. İstanbul gibi bir şehirde spor yapmayan insan çok çabuk yıpranır, sağlığından olur.
Başka spora merakınız var mı?
Bir ara boksa heves ettim. Burnumu kırdılar. Bir boks ringi gördüm mü dayanamıyorum. Ankara’da bir koşuya gitmiştim. Bir boks misafirhanesinde konakladık. Ringe çıktım. Çıplak elle oynayıp elimi sakatlamışım. Ben hiçbir şeyin farkında değilim. Acı hissetmedim. Benim boks oynadığımı görenler “Sen boks da mı biliyordun.” dediler. Bir de güreş yaptım.
Koşularınız sırasında hiç sakatlandığınız
oldu mu?
19 Mayıs Atatürk Koşusu’na katıldığımda ayağım kırılmıştı. Koşunun amacı şuydu: Selanik’ten toprak alanlar Edirne’ye, Edirne’den toprağı alanlar da Taksim’e getirecekti. Bir kısım atlet de Taksim’den görevi devralıp Ankara’ya götürecekti. Ben Taksim- Ankara hattında koşacaktım. Beylerbeyi ayağından yarış başladı. Göztepe Merdivenköy civarına geldiğimizde sıra bana gelmişti. Önümde polis gidiyor, arkasından ben koşuyorum. Benim arkamdan da cankurtaran geliyor. Yolu kesmiş. Yavaş yavaş gidiyoruz. Cankurtaran yolun ortasına kaçınca arkada herhalde canı sıkılan taksi şoförü aradan yoluma gideyim demiş. Beni görünce fren yapmış ama ayağım altında kaldı. Kırılan ayağım yaklaşık yedi- sekiz ay alçıda kaldı. Yine de vazgeçmedim.
Milli formayla koşmuşsunuz. Nasıl oldu?
Masterler Kulübü tarafından asıl yarışlardan önce müsabakalar düzenleniyordu. O müsabakalarda iyi derece alarak 21 km.’lik koşuyu tamamladım. Böylece 1992 senesindeki Balkan Şampiyonası’na katılmaya hak kazandım. İlk defa bu yarışta milli formayı giymek şerefine eriştim. Yarışı 11. olarak bitirdim.

Ramazan geldi hoşgeldi!..

Müslümanların mübarek ayı Ramazan, nihayet geldi. Beşiktaş Müftüsü Süleyman İlhami Özden, Ramazanın rahmet ve hoşgörü ayı olduğunu belirterek, herkesi iyi niyetli olmaya ve yardımlaşmaya çağırdı. Özden, Gazete Beşiktaş aracılığıyla vatandaşlara Ramazan mesajı verdi:
“Ramazan ayı, Allah’ın her zamankinden çok kullarına af kapılarını açtığı, yardımlaşmanın ve hoşgörünün çok olduğu faziletli bir aydır. Peygamberimiz’in bir sözü vardır: ‘Komşusu açken kendisi tok olarak sabahlayan benim ümmetimden olamaz.’ Bu nedenle en çok bu ayda ihtiyaç sahiplerine yardım edelim. Ulaşabildiğimiz ihtiyaç sahiplerini araştırıp fitre ve zekatlarımızı onlara verelim. Bugün insanlar açlıktan kıvranıyor. Çöpten ekmek kırıntısı toplayan insanlar varken biz kendimiz yiyip içersek peygamberimizin istediği gibi bir müslüman olamayız. Bu mübarek ayda birbirimizi sevgi ve saygıyla karşılamalıyız. Her zamankinden daha çok hoşgörülü ve iyi olmalıyız. Herkes, İslam’a, Kur’an, ve sünnetlere daha çok yönelsin. Tüm müslümanların mübarek ramazanlarının hayırlı olmasını dilerim.”
Özden, Beşiktaş’taki hasarlı camiiler hakkında da bilgi verdi. Sinanpaşa Camii ve Ortaköy’deki Defterdar İbrahim Paşa Camii’nin hasarlı olduğunu söyleyen Özden, Beşiktaş’taki Sinanpaşa Camii’nin Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarıldığını ancak Ortaköy’deki camiinin henüz onarıma alınmadığını açıkladı. Özden, Defterdar İbrahim Paşa Camiisi için “Eski bina olduğu için çökmek üzere. Ancak pek kimse ibadet etmeye gitmiyor. Bu nedenle çok sakıncalı bulmuyorum. Ama Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yazdım. Dileriz ki o da onarılsın. Ancak Sinanpaşa Camii’nin merkezi bir camii olması nedeniyle sakıncalı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tadilat çalışmaları tarihi eser olduğu için çok yavaş gidiyor. Camiinin üçte ikisi kapalı. Cemaat kalan bölümde namaz kılıyor. Özellikle Cuma günleri vatandaş dışarıda kalıyor. Ancak çalışmalar yavaş da olsa hasarın giderilecek olması iyi bir haber.” diye konuştu.

ALTINCI SAYFA

Aş ve iş istiyorlar

Levent’ten Barbaros Bulvarı’na Ortaköy’den Bebek’e kadar halkın yeni hükümetten ne bekledikleri konusunda görüş aldık. İşsizlik sorunundan pahalılığa yolsuzluktan gittikçe fakirleşmeye kadar bir çok konu dillerden düşmedi. İster sahil yolu esnafı olsun ister semtin içlerindeki vatandaşlar, hangi kimlikte olursa olsun yeni hükümetin dürüst olmasını bekliyorlar. Gençlerin görüşü ise, yeni hükümetin de sistemi değiştiremeyeceği yönünde. Eleştiriler sert, umutsuzluk diz boyu…
Ne umut var
ne beklenti
Beşiktaş esnafından 43 yaşındaki dekorasyon işleri ile meşgul olan Halil Taşkesen, yeni hükümetten koşulları iyileştirmesi yönünde beklentileri olan bir birey… ‘Herkes düşünür ki güzel şeyler olsun işsizlik olmasın pahalılık olmasın’ diyor ama sistemin düzelmeyeceğini ifade ediyor. Taşkesen; ‘Bir başbakan çıkacak her şey güllük gülistanlık olacak diye bir şey yok. Ben serbest çalışıyorum, inşaatçıyım. Sosyal güvence açısından olanlar çok kötü. Mesela bizim hiçbir yere kaydımız yok. Devlet bize bir kolaylık getirseydi primini almak şartıyla ama biz buna katlanırdık ancak isteğe bağlı olanlarda şimdi biliyoruz ki sağlık durumlarından yararlanamıyorlar. Üstelik ne şekilde olursa olsun primler çok fazla. Maaşın durumu belli zaten’ diyor.
Hayatın pahalılığının bel büktüğünü söyleyen aşçı Mevlut Bakır ise şunları söylüyor; “Çıraklıktan bu yana 35 yıldır aşçılık yapıyorum. Tüm çalışma hayatım boyunca işçilerin durumunun göz ardı edildiğinden, sosyal güvence meselesi ile ilgili sorunlar çözümlenmedi” Bakır, yakınlarının, çevresinin çektiği sıkıntılardan da söz ediyor. Mevlut Bakır, hükümete ‘ne olacak memleketin hali’ diye soruyor ve ‘bugün çiftçisinden esnafına kadar her insan kan ağlıyor. Ayrıca üretmiş olduğunu kendisi satamadıktan sonra ne olur bu ülkenin hali? Şimdi bir vatandaş bir okul masrafını bile karşılamayacaksa, ne yapacak? Çocuk okuyamadan iş hayatına giriyor. Bir yere çırak olu Gençlerimize ne olacak? Bir şeylerin sınırına gelmeden bunu yapmak gerekir. Düzenli bir hayat istiyoruz. Öyle bir şey ki insan bir lokma ekmek ve evini geçindirmek için mücadele ediyor. Bu bir sorunlu hastalıklı bir düzenin işareti değil mi? Belli bir seviyede geliri olanlar okutabiliyor ya belli bir seviyede okuyamayanlar? Ama ne olur hayat şartları düzelirse bu işsizlik sorunu kalkarsa bu sorunlar olmayacak. Çocuklarımızın geleceği… Ben bunları bir parti Eski tas eski hamam olmasın”diyor.
“Yeni hükümetten beklenti denildiğinde ‘dürüstlük’ kavramı öne çıkıyor. Partisi, kimliği ne olursa olsun ölçülerden biri dürüstlük oluyor”diyen Asiye Tunçbilek, 57 yaşında ve Gelinlik Dükkanı Sahibi… Tunçbilek, dürüstlüğü aradığını vurguluyor. Eşiyle birlikte çalıştırdığı dükkanında yapılan yolsuzluklardan ve bunların tekrar edeceği endişesini taşıyarak veryansın ediyor.
‘Dürüstlükten yanayım, çünkü önce bu yaklaşımla işe başlandığında yeni hükümette, sorunların çözümü de arkasından gelecektir. Ancak, bunu beklemek o kadar güç ki, kesin bir söz söylemek bir beklentiye girmek çok zor. Çözümün bundan geçtiğine inanıyorum’ diyor.
Abdullah Üvet, 30 yaşında bir esnaf… Bakkal dükkanında çalışıyor, ancak ekonomik sıkıntının esnafı öldürdüğünü iktidara gelenlerin sorunlarına çözüm olamadıklarını söylüyor. Ayrıca milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını vurguluyor.
‘Ben yeni bir hükümetten hiçbir şey beklemiyorum. Gelen aynı giden aynı. Durum belli bana göre şimdiden. Hiçbir parti beni tatmin etmiyor. Ben milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyorum. Benim vekilimin dokunulmazlığı neden var?’ şeklinde konuşuyor.
Ali Cansever, “her şey olmuş bitmiş gibi geliyor bana, değişen bir şey olmayacak düşüncesindeyim”diyor.
Erkan Sakallı, “oeğişen bir şeyin olacağına inanmıyorum sadece giydikleri kıyafeti değiştiriyorlar. İnsan harcanıyor. Ama hangi parti kendi programı için çabalıyor ilkeleri için uğraşıyor? Sadece teorilerde kalıyorlar ve uygulamalara geçmek çoğu zaman gecikiyor ve artık yaşamak bile imkansız hale geliyor böyle bir ortamda” diye eleştirirlerini dile getiriyor.
Yıldırım Bey, onca sıkıntısına rağmen Beşiktaş’ta dükkan açıp ayakta durmaya çalışan bir vatandaş. Yeni hükümetten beklentisi, iyi hizmet etmeleri, çok çalışmaları…
‘Halka en azından hakkını verecek bir hizmet götürün, eksilerinizi artıya çevirmek için çaba harcayın. Umarım düzelir diye düşünüyorum ama böyle olmuyor. Demokrasi istiyorum. Düşünce söylenince hapse atılıyor. Bu nasıl bakış açısı? Çalışanların durumu zor. Çalışanlar sömürülüyor artık işverenler de sağduyulu davranmıyor. Ben bunun sırtından nasıl geçinirim düşüncesi her alana hakim bunu düzeltsinler.’ diyor.
Fehmi Cengiz, 65 yaşında SSK emeklisi… Yeni hükümetten hiçbir beklentisi yok. ‘Yaptıkları aynı, bunlar kendileri için geliyor. Bunlar milleti idare etmeye gelmiyorlar, banka hortumları veya yolsuzluklar ne oldu?” diyor.
İsmini vermek istemeyen 40 yaşındaki bir vatandaş ise, işsizlik sorunundan yakınıyor ve toplumda artık dürüst adamın aranır olduğunu söyleyerek, beklentilerin gittikçe düştüğünü vurguluyor. ‘Dürüstlük artık bir parametre mi olmalı? Elbette insanlar dürüst olacak artık dürüst kişi arar olduk, böyle bir ülkenin geleceğini göremiyorum ben. 40 yaşındayım ve işsizim. Böyle bir ülkede okuyan okuyamayan iş bulamayan geçim sıkıntısına düşen o kadar çok kişi var ki, nasıl görmezden geliniyor?” diye hayıflanıyor.
İsmail Kutlu da küçük bir esnaf… Bakkal dükkanı var 52 yaşında. Batmak üzereyim, diyor çaresizce. Küçük esnafın durumunu dile getirirken sözleri, halkın her kesiminin gittikçe zor durumda olduğunu söylüyor.
‘Satış yok zaten. Hiç iş olmuyor diyebilirim. Benim gibi bu sıkıntıyı çeken çok kişi var. Ama vergi alıyorlar, derneklerimiz var ama bizi savunmuyor, korumuyorlar. Hükümetler gözlerini kapamış görmüyor. Hiçbirine inanmıyorum’ şeklinde konuşuyor.
Safiye Kocacenk ve sürekli iş olmadığını söylüyor. Gelen hükümetlerin hiçbirinin çalışanlarını korumadığını belirtiyor. Umuda gelince o da kalmamış. Yeni parti yeni soluk siyasete kan denirken artık hiçbirine inanılmıyor, diyor.
Huzurumuz
kalmadı…
Semih Çiftçi, 38 yaşında hoparlör tamircisi olarak geçimini sağlıyor. “Yeni hükümetten bozulan adalet sisteminin iyileştirmesi için çalışmasını istiyor ama hiç umutlu değilim” diyerek, karamsarlık tablosu çiziyor. ‘Bir zamanlar 80 yıllarında terör vardı. Ekonomik durum da belliydi ama gençler birbirlerini öldürmesinler diye çabalanıyordu oysa şimdi aşırı bir adaletsizlik var. Ekonomi kötü ama insanların manevi olarak bozukluğu dengesizliğini kabul edemiyorum. İnsanların haklarından artık taviz verilmesin’ diyor.
Hasan Arslan, Ortaköy Dereboyu’nda kundura dükkanında tamircilik yapıyor. Arslan, 50 yılı devirmiş. Yolsuzluk, işsizlik hayat pahalılığı onun içinde çözümlenmesi gereken sorunlar arasında. Arslan, Apo konusunun unutulduğunu yeni hükümetin bu konuda sessiz kalmamasını istiyor.
Ahmet Öğer, 52 yaşında esnaf.. “Huzursuzluk ortamı var. Hükümet ne yapsın ne etsin işsizlik sorununa bir çözüm bulsun gelecek diye bir şey kalmadı” diyor.
Camil Usta da beklentileri olan bir esnaf… Ailesinin yükü omuzlarında ve altmışına merdiven dayamış… Küçük esnafın yok olduğunu söylüyor ve güvenci içinde olmadıklarına inanıyor.
Nurettin Ünal ise, yeni hükümetten ‘hiçbir şey beklemiyorum’ diyenlerin aksine sözlerine başlıyor. “Aslında çalışan, çalışmayan birçok kimsenin beklentisi var” diyor. Çocuklarının beklentilerini dile getiriyor. Eğitim şartlarından çalışmaya, sosyal güvenceden uzun bürokratik süreçlerin zorluğuna kadar… Ancak onun da inanmadığı, bu kadar çok sorun arasında kimsenin bir çözüm bulmak için çabalayacağı…

YEDİNCİ SAYFA

Katrilyonluk yatırım

Raylı sistem için katrilyonluk dev bir yatırım- ın daha gündemde olduğu öğrenildi. Projelerinin kısa, orta ve uzun dönem olmak üzere üç periyotta yapılması hedefleniyor. Kısa dönemde yapılması planlanan raylı sistemlerin 2001 ile 2005 yılları arasında tamamlanması hedefleniyor. Orta dönem çalışmalarının 2006-2010, uzun dönem çalışmalarının ise 2010-2023 yılları arasında yapılması hedefleniyor.
Kısa vadede toplam uzunluğu 71.2 kilometre olan 9 raylı sistem projesi hayata geçirilicek. Maliyeti 1 milyar 702 milyon dolar (yaklaşık 280 trilyon lira) olan projelerden 4’ü inşaat aşamasında. Toplam uzunluğu 55.8 kilometre olan diğer 5 proje ise ihale aşamasında. Kısa vadede yapılacak raylı sistem çalışmalarının hayata geçirilmesiyle mevcut uzunluğu 39 kilometre olan modern raylı sistemin 110 kilometreye çıkarılması ve hatların birbiriyle entegre edilmesi hedefleniyor.
2006 yılından 2010 yılına kadar 90.6 kilometre daha raylı sistem yapılacak. İki etapta yapılacak çalışmaların toplam maliyeti 2 milyar 350 milyon dolar (yaklaşık 386 trilyon lira) olacak. Birinci etapta toplam uzunluğu 38.9 kilometre olan 5 raylı sistem projesi hayata geçirilecek. İkinci etapüa ise toplam uzunluğu 51.7 kilometre olan 5 raylı sistem projesi daha hayata geçirilecek. 2010 yılı ile 2023 yılları arasında ise toplam uzunluğu 296 kilometre olan 17 raylı sistem projesi daha yapılacak. Etüt aşamasındaki raylı sistem çalışmaları 2 milyar 913 milyon dolara (yaklaşık 478 trilyon lira) malolacak.Tüm çalışmalar sonunda İstanbul’daki modern raylı sistemin toplam uzunluğu 496.8 kilometreye çıkacak ve bu sistemlerin yolcu taşıma kapasitesi 1 milyon 485 bini bulacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Rafet Bozdoğan, “Dünyanın gelişmiş ülkelerinde, nüfusu 300 binin üzerinde olan şehirlerde tramvay, 1 milyonun üzerindeki şehirlerde metro kullanılıyor. Biz 12 milyonu aşkın nüfusu olan İstanbul’da metro ve hafif metro ağırlıklı raylı sistem çalışmaları yapıyoruz. Yaptığımız çalışmalarla şu anda toplu taşıma içinde yüzde 6-7 paya sahip olan raylı taşımayı, 2005’te yüzde 10-12’ye, 2010’da yüzde 25-30’a, 2023’te ise yüzde 40-42’ye çıkaracağız” diyor.

Müzikle sakinleşiyorlar

Beşiktaş’ta musikiye gönül verenler genci yaşlısıyla, işadamı, emeklisiyle her akşam müziğin çağrısına uyarak Beşiktaş Musiki Derneği’nde buluşuyor. İşadamları takım elbiseleriyle, öğrenciler önlükleriyle yorgunluk, bezginlik demeden başlıyorlar meşk etmeye. Kimi elleriyle kimi sallanarak notayı tutturmaya çalışıyor. Önlerindeki notalara bakarak bir yandan çalıyorlar diğer yandan bir ağızdan eşlik ediyorlar. Kanunun, udun, neyin, tamburun sesi birbirine karışarak hoş tınılar bırakıyor kulaklarda. Ardından ne yorgunluk kalıyor, ne stres… Bir hoş seda alıyor musiki gönüllülerini…
Biz de bir tatlı huzur almak için derneğe gidiyoruz. Dernek Başkanı Berrin Kocayurt bize Beşiktaş Musiki Derneği’ni, musiki gönüllülerini ve tabi ki musikiyi anlatıyor.
Beşiktaş Musiki Derneği ne zaman kuruldu?
Derneğimiz 1963 yılında Beşiktaş Turizm ve Güzelleştirme Derneği olarak Barbaros’ta faaliyet gösteriyordu. Dernek içinde müzik çalışmaları 1978 yılında başladı. Daha sonra da derneğin müzik dışında bir faaliyeti olmayınca Musiki Derneği’ne dönüştü. 1998 yılında Yıldız’ daki şimdiki yerimize taşındık. Burada her şey çok daha güzel oturdu. Musiki gönüllülerinin bir evi gibi oldu.
Musiki derneklerine baktığınız zaman Üsküdar Musiki Derneği olsun Eyüp Musiki Derneği ya da Bakırköy Musiki Derneği olsun yardım alarak çalışmalarını sürdürüyorlar. Biz ayakta durabilen nadir derneklerden birisiyiz. Kimseden destek almadan kendi yağımızla kavruluyoruz.
Musiki gönüllüleri kimlerden
oluşuyor?
Değişik meslek gruplarından musiki sevdalılarını görebilirsiniz. Doktoru, diş hekimi, avukatı, mühendisi, öğrenci ve öğretmeni, emeklisi, ev hanımı, iş adamları gibi her meslek grubundan üyelerimizi görebilirsiniz. Kimi musikiye gönül verdiği için, kimi de ruhunu dinlendirmek amacıyla geliyor. Öğrenciler, konservatuar için altyapı oluşturmak istiyorlar ve bu amaçla geliyorlar. Bunun dışında konservatuara giremediği için içinde kalan yetişkinler de gelebiliyor. Her geçen gün üyelerimizin sayısı artıyor.
Bu ilgiyi nasıl
açıklıyorsunuz?
Gelen kişiler müziğin yanısıra sıcak dostluk ortamında buluyorlar kendilerini. Yaklaşık 100 üyemiz var. Mümkün olduğu kadarıyla çok kişiye ulaşmak istiyoruz. Musiki bizim kendi müziğimiz. Daha çok orta yaşın üstü severek dinliyor. Ancak özellikle musiki eğitimi almak isteyen gençlerimiz de var. Bizim amacımız biraz da musikiyi gençlere sevdirmek.
Dernek hangi
amaçtan
yola çıktı?
Derneğimizin amacını musikiye gönül verenlerin sevdikleri bir uğraşıyı yapmaya olanak vermenin yanında Türk müziğinin yayılması için hizmet etmek, eserlerin doğru formda gelecek nesillere ulaşmasına katkıda bulunmak, bilinçli bir şekilde müzik eğitimi vererek kişilerin eksiklerini tamamlamak olarak özetleyebiliriz.
Musiki dersleri
nasıl işleniyor?
Dersler 16 yıldan bu yana değerli öğretmenimiz Hamdi Demirci tarafından yapılıyor. Dernek üyeleri iki sınıfa bölünmüş durumda. Yeni başlayanlar için bir hazırlık sınıfımız ve yetişmişlerden oluşan icraat sınıfımız var. Niyetimiz bunu üç sınıfa çıkarabilmek.
Hazırlık sınıfımızda Nazariyat, solfej, usul, uslüp çalışmaları yapılıyor. Açmayı düşündüğümüz üçüncü sınıfta da bu çalışmalar ileri seviyede devam edecek. Ayrıca koro çalışmaları eklenecek. Eski arkadaşlarımızdan oluşan sınıf sadece koro çalışmaları, repertuar çalışması yapıyor. Hafta sonları enstrüman dersleri de veriliyor.
Her yıl AKM’de en az iki konser veriyoruz. Bunun dışında huzurevlerinde konser veriyoruz. En büyük sıkıntımız konserlerde kaymakamımızı, belediye başkanımızı protokol sıralarında görememek. Onların bulunması bizi onurlandırır. Teşvik eder.

SEKİZİNCİ SAYFA

‘Sosyal hayatı
gözardı eden, hata eder’

Toplam 140 ülkede faaliyet gösteren ve yılda 6 milyar litrelik üretimiyle dünya içecek devleri arasında yer alan Carlsberg, dünya kupasındaki katkılarına bir yenisini ekledi ve şimdi de amatör kulüplere kucak açtı. Yeşil sahaların heyecanını yansıtan proje ve sponsorluklarla tüm dünyada spor tutkunlarının yanında yer almayı hedeflediklerini söyleyen Carlsberg’in Türkiye Başkanı Ercüment Berilgen “sosyal hayatın bir parçası olmayı benimsemeyen ve gözardı eden kurum ve kuruluşların başarılı olması beklenemez” dedi.
Sistem ve
işletmeci önemli
Türkiyede yepyeni bir sistem kurduk. Kendimize özgü bir strateji izliyoruz. İzmir’deki fabrikamızda son teknoloji şişeleme ünitesini faaliyete başlattık. Ürün yelpazemizi geliştirmekteyiz. 2002 yılında, biraevlerinin modernizasyonuna ve çağdaş mekanlar konumunda olmasına ağırlık verdik. Garsonların kıyafetinden, müziğine kadar ilgileniyor, önerilerde bulunuyoruz. Menünün oluşturulmasına yardımcı oluyor, fikir veriyoruz Çünkü, sonuçta dünyanın en iyi ve en soğuk birası olsa da, garson kötüyse müşteriyi memnun edemessiniz. Diğer yandan garson iyiyse, ancak sıcak bira getirmişse yine olmaz. Bu nedenle sistemin tamamını biz oluşturuyoruz, bıkıp usanmadan anlatıyoruz. Bütün birahanelerin konsepti aynı, gittiğiniz zaman müşteri memnuniyetini gözardı edecek önemli bir ayrıntı yakalamak zordur.
Pazarlama işin can damarı
Bir ambalaj ya da bir reklamla insanlar değişimi algılayabiliyorlar. Bakıyorum da, Türkiye’nin gençleri artık daha seçici ve farklı. Her sektörde insanlar giyimlerinde ve tarzlarında belli bir standart yakalanmış durumda, kendilerine özen gösteriyorlar. Medyanın etkisi burada çok önemli. Türkiyede genç bir nufus var ve hızla Avrupayı yakalıyorlar. Geçenlerde bana iş güvenliği yasasını sordular. Benim bakış açım şöyle: Türkiye’de satış yapan, ticaretle uğraşan şirketlerin bence, Türk toplumunu geliştirme yükümlülüklerinin olması gerekiyor. Bütün dünyada böyledir. Toplum ne kadar yükselirse, ne kadar gelir seviyesi artarsa, bu tüketime yansıyacaktır.
Takım oyunu paylaşım
demektir
Gençlere spor yapmalarını kesinlikle tavsiye ediyorum. Amerika’da iş için yapılan mülakatlarda kesinlikle spor yapmış olandan yana tercih kullanılıyor. Oğlum GS’nin alt yapısında oynuyor. Hafta sonları burada olduğum zamanlar en büyük zevkim onu sahaya götürmek oluyor. Futbolu çok seviyorum. Çocukları gördüğüm zaman da bayılıyorum. Gıpta ediyorum. Küçükken babam top oynuyorum diye kızardı. Takım oyunun paylaşım sağlıyor. Çünkü, tüm insanlar eşit, hep beraber sevinip,hep beraber üzülüyorsunuz. Başarı ve hırs duygularınız gelişiyor. Bu da iş yaşamını etkiliyor. Hırsı olumlu yönlerde kullanmak çok önemli. İnsanların başarıya odaklanmaları ve hırsla çalışmaları gerek.
Okurken çalışın
Ben Amerika’da eğitimimi tamamlarken birçok işe girdim, çıktım. Bu nedenle öğrenim yaşamında çalışmaya inanılmaz sıcak bakıyorum. Kendi kızımın da, oğlumun da mutlak suretle eğitim görürken, çalışmasını isterim. Çünkü insan ancak bu şekilde hayatı öğreniyor, dahası hazımsızlığını gideriyor. Türkiye’de maalesef normal statüdeki bir çocuğun çalışmasına ayıp gözüyle bakıyorlar. Benim için burada üniversite derecesi çok önemli değil. İki kere ikinin dört olduğunu, siyah ile beyazın karışımının gri olduğunu herkese öğretirsiniz. Ama içgücü, zeka, hırs, bütün bunlar ya vardır ya yoktur. Türkiye’de bir özel okul furyası var. Ama iş tecrübesi çocuklarda sıfır. Özetle, alınan eğitimin yanında pratik yapmak da çok önemli. Öğrendiklerini hayata geçirmek için çalışmak gerekiyor. Kararı erken vermek gerekiyor ki, doğru olsun. Gençler okulu bitiriyorlar, sonra o işte çalışmak istemiyorlar. Bu yanlış. Gençler vakit kaybetmeden ilgi alanlarını belirlemeliler. Maalesef insanları sadece etiket olsun diye okutuyorlar. İleride hangi alanda kariyer yapmak istiyorsan ona göre meslek seçeceksin. Sonra iş yaşamında mutlu da, başarılı da olamazsın diye düşünüyorum.
İşadamı
risk almalı
İş adamlarına çok genel olarak şunu söyleyebilirim ki; işte başarılı olmak için belirli riskleri almak zorundasınız. Çünkü her şey olup bittikten sonra bir şey yapılamaz. O zaman zaten potansiyel kalmamış demektir. Risk almalı, ama hesaplanmış risk almalı. Bir diğer önem ise, ürettiğiniz mala inanmanız gerekir. Yaptığınızın kalitesine inanmıyorsanız başarılı olmanız mümkün olmaz. Önce siz inanacaksınız sonra başkasını inandıracaksınız.
Günü planlayın
Ben çok nadir sinirlenirim. İçime atıyorum. Gergin anlarımda odaya kapanıp kendi kendime kalırım. Aile yaşantısının işe katkısı, işin de aileye katkısı var. Hayatta eve gidip de iş yaptığımı hatırlamam. Bence işi işte yapmak lazım. İnsanın dinlenmeye ihtiyacı vardır. Sabah yedide işteyimdir. Geldiğim zaman bir saat kadar, insanlar gelinceye kadar kafamı toparlıyorum. Önce bir iş disiplini kurmanız lazım. İşten sonra dinleneceksiniz ki bünyeniz kaldırsın. Günün en sevdiğim saati, evden işe giderken geçen yarım saat, 45 dakikalık trafikte harcadığım anlar. Çünkü bu süre içerisinde günümü planlıyorum. Amerika’da bir sistem vardı. Sabah 8.30-9.30 arası ofiste hiç telefon bağlanmazdı. Kimse kimsenin odasına gitmezdi. Bu süreyi çalışanın planlamalarını yapabilmeleri için bırakırlardı. Bu güzel bir şey, ama bizde pratikte uygulama şansı olmuyor. İş temposu içerisinde, sabahları gazeteleri bile okumakta aceleci davranmak gerekebiliyor. Tempomuzun karşılığını ise, markalarımızın sektörde gelişen konumu ile alıyoruz, bizler için en güzel dinlenme ve yenilenme de bu oluyor.

DOKUZUNCU SAYFA

İstanbul’da yabancı olmak

Gün geçtikçe çevremizde değişik damak tatlarına seslenen yerler çoğalmaya başladı. Ortaköy’den Bebek’e Etilerden Beşiktaş’a kadar bir çok yerde Uzakdoğu’nun havasını İstanbul’a getiren mekanlar yer alıyor. Dillerden düşmeyen Uzakdoğu mutfağının ünlü yemeği Suşi, çoğu kişinin vazgeçemediği yemek haline geldi. Bu yeni tatlar, işin mutfağında bir sürü çalışanı beraberinde getirdi. Bu çalışanlar kimi zaman merakla gittiğimiz bir Çin restoranının servisini yapan biri oluveriyor. Kimi zaman okumaya gelen gençler… Türkiye’de yabancı olmanın sıkıntılarını bazı zamanlar yaşıyorlar. İçlerinde eşini, çocuğunu bırakıp Türkiye’ye gelenler var. Yeni bir yaşam, farklı bir kültür…
İstanbul’u köşe bucak dolaştığınızda Uzakdoğu atmosferini içine kolaylıkla girebileceğiniz mekanları da fark edeceksiniz. Özellikle, Çin mutfak kültürünü içinde barındıran geleneksel objeleri ejder süslemeleriyle bezenmiş bir kültürün atmosferini hissettirecek Çin evleri.
China House da bu yerlerden biri. İlk olarak Bebek’te hizmet vermeye başladı. Yaklaşık on yıl önceye dayanan hikaye Levent’teki diğer mekanda devam ediyor. Mekanı Su Bing ile Türk işletmeci olan Yücel Akbulut ile çalıştırıyor. Yeni Çarşı diye bilinen Etiler’in işlek caddesindeki bu mekanda Çin mutfağının adını duyuruyor. Bununla kalmıyor, İstanbul’da Çinlilerin çalışma yaşantısı hakkında bir fikir veriyor.
Su Bing, otuz yaşında. Evli ve bir kız çocuğu sahibi. İstanbul’u fırsat buldukça dolaşan ve mekanında gelenleriyle yakından ilgilenen bir işletme sahibi. Su Bing’le masaya yatırıyoruz, İstanbul’u, iş hayatını. Öğreniyoruz ki, eşini ve çocuğunu Çin’de bırakmak zorunda kalmış. Üç kardeşin en büyüğü olan Su Bing’in ablasının Türkiye’ye gelmesiyle serüven başlıyor. Derken Bebek’te geleneksel kültürün izini taşıyan profesyonel bir anlayışla dekore edilmiş bir mekan açılıyor. Çok geçmeden China House adlı mekan Etiler’de hizmet vermeye başlıyor. Su Bing, İstanbul’da prensipli olmanın güç verdiğini söylüyor ama İstanbul’da yabancı olmanın kolay olmadığını vurgulamadan edemiyor. Yeni arayışlara yönelmede ekonomik koşulların sadece ülkemiz için sınırlı kalmadığını da muzip bir ifadeyle söylüyor, Bing. Söze dahil olan Türk işletmeci Yücel Akbulut, Türkiye’de küçük veya büyük yatırımcı olmanın öneminden söz ediyor. Ancak, yine de bir yabancısınız, bu en büyük zorluk diyor. Türkçe’yi çok iyi bilemese de Su Bing ile Yücel Akbulut iyi bir ikili oluşturuyor. Mekanın işlemesi için el birliği ile çalışıyorlar. Su Bing, Türkiye’de sıcak bir ortam bulduğunu söylüyor. Eşini ve çocuğunu Hong Kong’da bırakmak zorunda kalan bir baba olarak yabancılığın yanı sıra özlem duymanın da sıkıntılarından söz ediyor. Eşi Çin’de bankacılık yaparak bütçeye destek oluyor, 9 yaşındaki çocuğu da şehrin merkezi okulunda okuyor. Bu yüzden Su Bing, Türkiye’ye gelip gitmelerinin çok zor olduğunu söylüyor. Çoğunlukla aradaki mesafeye dayanamayıp belli zamanlar Çin’e gidiyor ve bir süre orada kalıyor. Ancak, bu durum her yabancı çalışan ya da okuyan kişi için geçerli değil. İstanbul’da azimle çalışmak ve bunu duyurmak çaba gerektiriyor. İstanbul yabancı olmak kolay değil, diyor.
Mekana güzel kokularını salan yemeklerin oluşmasındaki bir isim de aşçı Wang Qiang, Qiang, henüz 32 yaşında. Suşi’den Köri Soslu Pilava Sıjan adındaki acılı biftekten acılı ekşi çorba tatlı ekşili diye bilinen tavuğa Çin salatasına kadar çeşitli yemekler Qiang’ın elinden çıkıyor. Son günlerde Uzakdoğu mutfağına gösterilen ilgiden memnun.

Kitap fuarındayız

Geçen ay ve bu ay yayın dünyası çok hareketli günler yaşadı. Düzenlenen kitap fuarları da bu hareketliliğin bir parçası. Beşiktaş’ta Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde “Kitap Dünyası Fuarı”nın bu yıl üçüncüsü düzenlendi. 05-13 Ekim tarihleri arasında, Grup Medya tarafından düzenlenen fuara kitapseverler oldukça yoğun ilgi gösterdi. Ana teması sanat, toplum ve siyaset olan ve toplam 120 bin ziyaretçisi olan fuara 185 yayınevi katıldı. Fuarın onur konuğu ise Yaşar Kemal’di. Gazetemizin yer aldığı stantda ise bizler de okurlarımızla buluşma fırsatını yakaladık. Öte yandan 26 Ekim-3 Kasım arasında bu yıl ilk defa Beylikdüzü’nde gerçekleştirilecek olan TÜYAP Kitap Fuarı’nda da standımızda tekrar okurlarımızla buluşuyoruz.

Web sayfamız bu ay yenilendi

Her geçen gün ziyaretçi sayısı artan ve ilgiyle takip edilen gazetemizin web sayfası Kasım ayından itibaren yepyeni bir formatla karşınızda olacak. www.gazetebesiktas.com veya www.besiktasgazetesi.com adresine giren ziyaretçi sayısı rekor bir düzeye ulaşarak 60.500 kişiyi buldu.

Gözleri görmüyor yine de umut dolu

İstanbul sokaklarında bir başına yürüyememek… Sayısız ses içinde sakince adımlar atarak eve ulaşmaya çalışmak. Filmleri, müziğiyle, konuşmaları takip ederek seyretmek, anlamak… Çocuk yaşta olup bitenlere artık gözleri kapalı yenilerini ekleyerek devam etmek, mücadele vermek. Ve de görememek… Henüz 9 yaşındayken yakalandığı hastalıktan dolayı görme duyusunu yitiren Tuğba’nın yaşamından kesitler, bu tarifler… Bu anlatılar, göremeyenlerin hikayesinden benzer alıntılar…
Tuğba, Kocacenk ailesinin en büyük kızlarından biri. Çocuk yaşta yakalandığı bir hastalıktan dolayı görme duyusunu yitirmiş. Tuğba, başındaki kistten dolayı ameliyata girer. Girer ama hayati tehlike taşıyan bu ameliyat sonrası gözlerini kaybeder. Tuğba’nın ailesi için zor bir dönem başlar.
Tuğba’nın annesi, Safiye Hanım 40 yaşlarında çalışan bir anne. Yaşadıkları zor durumu şöyle anlatıyor: ‘Tuğba, 9 yaşına kadar hiçbir sorun yaşamadı. Ancak bir gün felç geldi. Şaşırdık, ama hemen toparlanıp doktora gittik. Psikolojik diyenler oldu. Durum düzelmeyince bir bir doktorları dolaşmaya başladık. Başında kist olduğunu öğrendik, ameliyat denildi. Yurt dışına bile belgeleri gitti, fikirler alındı. Zor bir ameliyattı ama hayatı tehlikedeydi. Çocuğumuzu kurtarmak için tüm aile seferber olduk. Tuğba, zor bir sürecin kararıyla ameliyata girdi’
Safiye Kocacenk, çıkmaz bir durumda kaldıklarını söylüyor. Ancak ilk gözbebeklerinin yaşamı için mücadeleyi elden bırakmıyorlar. Tuğba, ağır bir ameliyattan çıkıyor ama bir süre sonra görme duyusunu yitirdiği tespit ediliyor. Bundan sonra, Kocacenk ailesini farklı bir dönem bekliyor.
Tuğba, on yaşlarında görmezliğin sıkıntılarını yaşamış. Safiye Hanım, gözleri dolu bir şekilde, “kızım ölmek istedi, ölümü düşünüyordu” diyor. Tuğba, ameliyat sonrası düştüğü çıkmazdan yaşama veda ederek kurtulmak istiyor. Ancak Kocacenk ailesi, görmemenin verdiği hissi aşabilmesi için çabalıyor. Tuğba, kendisi gibi görmeyen bir psikologa gidiyor. Bu süreçte, genç kız kendini toparlamaya başlıyor ve 6 nokta ile yazmayı öğreniyor.
Tuğba şu anda lise 2 öğrencisi. Türkan Sabancı İlköğretim Okulu’ndan yüksek bir puanla mezun olduktan sonra Bingül Erdem Lisesi’ne kaydedilmiş. Tuğba, göremeyen ama okumayı çok isteyen biri olarak şunları söylüyor: ‘Roman okumayı çok seviyorum, yaz tatilinde üç tane kitap okudum. Kabartma kitap okudum. Bir tanesi Toprak Anaydı, diğeri Pollyanna idi. Müzik de dinliyorum, özellikle hareketli olanları seviyorum. Ama en çok kitap bulamadığımız için üzülüyorum.’
Tuğba, okulunda başarılı ve sevilen bir öğrenci. Bu sene, lisede alan belirleyerek yeni dönemine hazırlanıyor. Yirmiyi aşkın kabartma ders kitabı Ankara’dan temin ediliyor. Kabartma daktilosu olmadığı için derste önce öğretmenlerinin anlattıklarını kaydediyor, eve geldiğinde kartona geçiyor. Bu saatlerce süren bir işin ardından uykusuz ve yorgun da kalsa vazgeçmiyor. Onun düşüncesi, ileride ailesini yük olmamak…
‘Bazen sıkılıyorum keşke görseydim diyorum. Çünkü bir tane de kız kardeşim var, Merve 14 yaşında o evde anneme işlerde yardım ediyor. Keşke ben de anneme yardım edebilsem, ben de tam anlamıyla kendime yetişebiliyor olsam koşuşturup dursam diye düşünüp duruyorum. Kelimeler bazen bu durumu hislerimi anlatmaya yetersiz kalabiliyor.’
Tuğba’nın korktuğu ise, okuyamamak. Üniversiteye gitmek mesleğini seçip işini yapmak istiyor. Şekillerden muaf olduğu için sosyal alanı seçmek zorunda kalmış ama ümitsiz değil. Peki ya iş koşulları? Tuğba, geleceğinini sıkıntılarını şimdiden çekmeye başlamış. Göremeyenler için kontenjan açan iş yerlerinde hakkıyla çalışmak istiyor.
Safiye Kocacenk ve Baba Ayhan Kocacenk, Tuğba’nın çalışma hususunda şunları söylüyor: ‘O okuyup faydalı olmak istiyor o hala yaşıyor oysa ona ayak altında dolaşma demelerini istemiyorum. Duyuyoruz öğreniyoruz, bunlar çirkin geliyor bize. Tuğba emeğinin karşılığını almak istiyor. Bu önyargının yenilmesi lazım. O parayı almayı hak etmedikten sonra Tuğba zaten o parayı almaz. Gözleri görmüyor ama o da bir insan. Herkes kaza geçirebilir hastalıktan dolayı uzvunu ya da uzuvlarını yitirebilir’
Tuğba, hala umutlu ve okumayı, psikolog olmayı istiyor. O göremeyen insanlardan sadece biri ve mücadeleyi bırakmıyor. Zorlu bir süreçten geçtiğini söyleyen Tuğba, kolay vazgeçmemek gerektiğinin örneğini sunuyor bizlere…

ONUNCU SAYFA

Bay evet-hayır

Beşiktaş’ın gönlünde ayrı bir yeri olduğunu ifade eden Yolaç, “kanım siyah-beyaz akar” demekten kendini alamıyor. Erkan Yolaç, 1970 Türkiye güzeli Asuman Yolaç ile evlenmektan mutlu olduğunu bu mutlu evlilikten Göksu ve Mehmet adında iki evlat sahibi olduğunu söyledi.
Kolay değil tam 40 yıl boyunca tüm Türkiye’ye “Evet-Hayır” oyunu oynatarak büyük bir sükse yapan ünlü sunucu Erkan Yolaç, hayatındaki bilinmeyenleri sadece Gazete BEŞİK- TAŞ’a anlattı.
Babasının bir devlet memuru olduğunu belirten Yolaç, çok sıkıntılı günler geçirdiğini, sunuculuğa ilk kez askerde komutanının “Sen İstanbul çocuğusun ağzın laf yapar” demesiyle başladığını ve o gün bugün hala devam ettiğini söyledi. Ünlü sunucu Erkan Yolaç, şunları söyledi: “Askerliğimi Tuzla Piyade Okulunda yaptım. Asker dönüşü çeşitli konserlerde ve tanıtımlarda sunuculuk yaptım. Yıl 1970 idi. Bugün bile hala basında bir numara olan bir gazetenin anneler günü için düzenlediği hediye çikilişi Spor Sergi Salonu(şimdiki Lütfi Kırdar Kongre Merkezi)nda çekiliş yapılacak. Halk dolu. İzdiham büyük. Sunuculuğu Orhan Boran ile birlikte yapacağız. O dönemde de eşim Asuman Tuğberk Yolaç da 1970 Türkiye Güzeli seçilmişti. Türkiye güzeli olarak o da çekilişe geldi. Sahneye çıkarken Orhan Boran, eşimin elinden tutarak,” Erkan, bu kıza iyi bak. Etrafta çok kurt var” dedi. İşte ben o gün bugün Orhan boran’ın tavsiyesini tuttum ve Asuman’a çok iyi bakarak eşim olmasını istedim. 1 Eylül 1974 yılında ilk kez flört ettik. Gezmeye birlikte çıktık. İki yıl sonra da 21 Mart 1976 yılında hayatımızı birleştirerek evlendik. Orhan Boran’a çok dua ediyorum. Onun nasihatlerini iyiki dinlemişim.
Beşiktaş’a hayranım
O dönemlerde radyolarda başlattığım “Evet-Hayır” programına daha sonra TRT’de devam ettim. Özel kanalların çıkmasından sonra bu güzel yarışma programı, özel televizyon kanallarına da geçti. Bu gün bile hala halk tarafından büyük bir beğeniyle izleniyor. Yakın bir tarihte bir özel televizyonda “Evet-Hayır” yine başlayacak Türk Sineması’nda da birkaç kez oynadım. Ama şimdilerde artık filimler de falan oynamıyorum. Tamamen yarışma programı hazırlıyorum. Eşim Asuman, evlilik hayatımızda olduğu gibi iş hayatımda da benim en büyük yardımcım. İyi ki onu tanımışım. Eşimi ve ailemi çok seviyorum Bu mutlu evlilikten Göksu ve Mehmet adında iki güzel evlat sahibi oldum. Yaklaşık iki yılı aşkın bir zamandan beri ülkemizi kasıp kavuran kriz sebebiyle görsel medya da büyük yara aldı. Ama artık bu sıkıntılı günler yavaş yavaş gerilerde kaldı. İlk kez bu yıl ailemle birlikte güzel bir tatil yaptım. Bu tatil de de ben boş durmadım. Çok güzel yeni projeler ürettim.
Evet-Hayır yarışmasının da içinde olduğu süper bir programla yeniden televizyon ekranlarında Türk halkıyla birlikte olacağız. Bu benim için büyük bir mutluluk. Ben onları, onlar beni özlemişti. Beşiktaş, benim için çok önemlidir. İlk evlendiğimiz yıllarda ilk evimizi Beşiktaş’a tutmuştuk. Beşiktaş’ı çok severim. En büyük saplantım. Ortaköy’ de boğazı seyrederek içtiğim demli çay, benim tüm yorgunluğumu alır götürür. Beşiktaş gibi nezih bir semtin böyle nezih bir gazetesi olmasından da ayrıca mutluluk duyuyorum. Yolunuz açık olsun Gazete Beşiktaş…

Sinema

Simone
Yönetmenliğini Andrew Nıccol’ün yaptığı, başrollerini Al Pacino, Rachel Roberts, Catherine Keener ve Winona Ryder’in paylaştığı filmde bir zamanlar Oscar’a aday gösterildiği halde başarısını yitiren bir yönetmenin ilginç öyküsünü anlatılıyor.

İşaretler
Yazan ve yöneten Hint asıllı M. Night Shyamalan’ın yaptığı doğa üstü çalışması olan “İşaretler” Kuzey Amerika Sinemaları’ndan sonra Türkiye’de de vizyona girdi. Hess ailesinin 5 yaşındaki kızı Bo’nun evdeki suyu içmemesiyle başlayan olaylar zinciri, ailenin tek gelir kaynağı olan mısır tarlasında uzaylılar tarafından bırakılan işaretlerle sürüyor.

Tarihte bu ay

10 Kasım- Atatürk’ün Ölümü
10 Kasım 1938 Perşembe sabahı, Dolmabahçe Sarayı’ndaki Türk bayrağı yarıya indirilmişti. O gün saat 9.05’te Atatürk, saraydaki odasında hayata gözlerini yummuştu. Bu acı haber aynı anda bütün yurtta, çok geçmeden de bütün dünyada duyuldu. Türk milleti, Ata’sı için gözyaşı dökmeye başladı.
1 Kasım 1928 – Harf Devrimi
Cumhuriyetten önce kullanılan Arapça alfabenin öğrenilmesi oldukça güç ve zaman alıcıydı. Bu yüzden halkın büyük çoğunluğu okuma- yazma bilmiyordu. Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından sonra, sosyal hayatımızda çeşitli devrimler yapma yoluna gitti. Bunların en önemlilerinden biri harf devrimidir. Bir yandan Latin harfleri kullanılarak Türk Dili’ne uygun bir alfabe hazırlandı. Diğer taraftan Atatürk gezdiği yerlerde harf devriminin esaslarını anlatıyordu. Harf Devrimi Kanunu 1 Kasım 1928’de kabul edilerek yürürlüğe girdi.

ONBİRİNCİ SAYFA

‘Gençlere yetki ve
sorumluluk verin’

Işık Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sıddık Yarman, gençlerin işyaşamında başarılı olabilmesi için erken yaşta yetki ve sorumluluk alması gerektiğini söyledi. Gençlerin eğitim sırasında topluma katkı sağlayacak projelere imza atmasının da çok önemli olduğunu belirten Prof. Dr Sıddık Yarman “üniversiteler bu konuda özel bir çaba göstermelidirler”şeklinde konuştu. Işık Üniversitesi öğrencileri tarafından hazırlanan e-üniversite projesini tanıtan Prof. Yarman e-Türkiye, e-devlet derken, gençler bir adım ileri gitti ve e-üniversiteyi yarattı” şeklinde konuştu. Projenin genç insanlar ve kamuoyu için çok önemli bir adım olduğunun altını çizen Prof. Yarman konu hakkında şu bilgileri verdi;
“e-Türkiye,
e-devlet derken
e-üniversite”
” Proje, Işık Üniversitesi öğrencilerinin Bilim ve Teknoloji Kulübü tarafından hazırlandı. Avrupa Birliği, 1999 yılında bir komisyon kurarak amacı, daha hızlı, daha güvenli internet oluşturmak, insan kaynağına yatırım ve internet kullanımını özendirmek olan e-avrupa projesini oluşturmuş; bu proje, Avrupa Birliği’ne aday ülkelerde e-avrupa+ olarak adlandırılmıştır. Aday ülkeler arasında bulunan Türkiye’de Başbakanlık denetiminde e-türkiye adı altında çalışmalar yapılmaktadır e-üniversite projesinin, yazılım geliştirme sürecinin öncesinde ülkemizde ve yurt dışındaki üniversitelerin internet üzerinde sağlanan hizmetler araştırılmıştır. Web ve wap tabanlı bir program olan Online Sınav Sonuç Otomasyonu (OSSO V1.1) Bilgisayar Mühendisliği 3. Sınıf öğrencisi olan Emre Üstüner tarafından oluşturulmuş ve Matematik Bölümü 2. Sınıf öğrencisi Devrim Barutçu tarafından her türlü lojistik destek sağlanmıştır. Projemizin ilk aşaması olan OSSO sayesinde öğrenciler, sınav sonuçların online olarak internet üzerinden kolaylıkla ulaşabilecekler, sınav sonuçlarının açıklandığına dair e-mail yoluyla haber alabilecekler veya cep telefonlarının wap servisini kullanarak her zaman, her yerden sınav sonuçlarına ve derslerle ilgili duyurulara kadar birçok bilgiye anında ulaşabilecekler.”
Bir dil ve bir
diploma bazen yetmez
Öte yandan Prof. Yarman bu yüzyılda bazen bir dil ve bir diplomanın dahi işyaşamı için yeterli olmadığını söyledi. Prof. Yarman Işık Üniversitesindeki bir uygulamadanda şöyle söz etti.
“Işık Üniversitesi çift anadal ile öğrencilerine iki diploma alma imkanı tanımaktadır. İşletme Bölümü ile Endüstri, Bilgisayar ve Elektronik Mühendisliği Bölümleri’nde çift anadal yapma olanağı sağlıyor. Bu yıl mezun olan 194 öğrenciden 5 tanesi kendi bölümlerinin yanı sıra Çift Anadal yaparak ikinci bir bölümün diplomasını da almaya hak kazandı. Bilgisayar Mühendisliğinde okuyan Mehmet Hadi Güneş bölümünü birincilikle bitirirken aynı zamanda Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden de diploma almaya hak kazandı”
Okurken iş
hayatına
hazırlanın
Prof. Yarman okurken iş hayatına hazırlanmak gerektiğininde altını çizerek,” Işık Üniversitesi, çift anadalı Türkiye dışında yapmak isteyenlere de olanak sağlıyor. Akademik işbirliği anlaşması yaptığı South Bank University of London’da öğrencilerine burslu olarak bir yıl okuma şansı sunuyor. İngiltere’ye giden Işık Üniversitesi Enformasyon Teknolojileri Bölümü 2. Sınıf öğrencisi Afşar Karıcıoğlu, staj sonunda firmada bölüm yöneticisi olarak çalışmaya başladı. Bu olay, gençlerin öğrencilik hayatları devam ederken, çalışma imkanı bulabilmesi ve işyaşamına genç yaşta hazır olması açısından çok önemlidir” dedi.

Tailand-Türkiye hattı eğitim köprüsü

Köklü bir eğitim kurumu görerek, Türk Üniversiteleri hakkında bilgi edinmek isteyen Tailand Milli Eğitim Bakanı Suwit KHUNKİTTİ ve Tailand Büyükelçisi Sayın Karoon RUCCHUYOTHİN IŞIK Üniversitesi’ni ziyaret etti. Tailand Milli Eğitim Bakanı Sayın Suwit KHUNKİTTİ, Tailand Fahri Başkonsolosu Refik Gökçek ve beraberindeki heyet; Feyziye Mektepleri Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Osman Erbelger, IŞIK Üniversitesi Mütevelli Hey’et Başkanı Prof.Dr.Cumhur Ferman, Mütevelli Hey’et Üyesi Altan Gökçek ve Rektör Prof. Dr. Sıddık Yarman tarafından kabul edildiler. Işık Üniversitesi’nin tarihçesi, kuruluşu ve bölümleri ile ilgili bilgi alan Bakan ve Büyükelçi daha sonra üniversiteyi gezdiler.

Tübitak ile Işık Üniversitesi elele

Uluslararası katılımcılar tarafından gerçekleştirilen Tübitak ile Işık Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenledikleri bir çalıştay da büyük ilgi gördü. “Diferansiyel Denklemler ve Uygulamaları” üzerine düzenlenen çalıştayın amacı, bu alanda çalışan araştırıcıları biraraya getirmekti. Çalıştayın ana teması kısmi diferansiyel denklemler üzerine oldu.
IŞIK Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Hilmi Demiray başkanlığında düzenlenen çalıştaya; Türkiye’den; Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Koç Üniversitesi ile ABD’den; Arizona State University, University of Illinois at Urbana Champagne, University of Miami, Brown University, University of Warwick, UC at Irvine; İngiltere’den University of Leeds, Azerbaycan’dan Academi of Sciences’e mensup pek çok araştırıcı katıldı. Çeşitli araştıma ve analizlerin sunulduğu çalıştay; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu ve Işık Üniversitesi tarafından düzenlenmiş, kısmen de İstanbul Teknik Üniversitesi’nce desteklendi. “Teorik ve Uygulamalı Türk Milli Komitesi” himayesinde gerçekleştirildi.

Sağlıkçılar vatandaşı uyardı

Beşiktaş İlçe Sağlık Müdürlüğü vatandaşları gribe karşı uyardı. Yapılan açıklama şöyle: “Grip Hastalığı ile ilgili yanlış ve çelişkili bilgilendirmelerin olmaması nedeniyle hastalık ile ilgili açıklayıcı basın bilgilendirmesinin gerekli olduğu düşünülmüştür.
Öncelikle solunum yollarında hastalık yapan çok sayıda etkenin var olduğunu unutulmamalıdır. Grip virüsü bunlardan sadece bir tanesidir. Bu nedenle Grip hastalığı, başka hastalıklarla sık olarak karışmaktadır. Hekimlerin sadece klinik inceleme grip tanısı koyması, bütün dünyada oyduğu gibi ülkemizde de geçerli görülmemektedir. Grip teşhisi için mutlaka laboratuarda virüse yönelik incelemelerin yapılması şarttır. Bu incelemelerde, Ulusal Referans Laboratuarımız olan, Ankara Refik Saydam Merkez Hıfzısıhha Başkanlığı Viroloji Laboratuarlarında yapılmaktadır.
Grip Hastalığının öldürücü bir hastalık olduğu ifadesinin bütün toplumu kapsayacak şekilde kullanılması büyük bir hatadır. Grip, özellikle 65 yaşın üzerinde, kronik kalp, böbrek akciğer veya metabolizma hastalığı olan, bağışıklık sistemini baskılayacak hastalığı olan kişiler için riskli bir hastalık olabilmektedir. İşte bu nedenden dolayı Grip Aşısı bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sadece risk taşıyan kişiler ve temaslıları için önerilmektedir.
Risk grupları dışında bulunan kişilere özellikle toplu aşı uygulamasının yapılması önerilmemektedir.
Grip aşısı, Dünya Sağlık Örgütü’nün koordinasyonu ile bir yıl önce salgın yapan virüs tiplerinin belirlenmesi sonucu geliştirilmekte ve aşının tipi de bu uygulamaya bağlı olarak her yıl değişmektedir. Grip aşısı, vücutta 1 – 2 hafta içinde koruyucu düzeye erişir.”

Tüketici Köşesi

Deforme olan mayo iade edildi
Tezer Sarıhan, ünlü bir mayo firmasını Tükoder’e şikayet etti. Tükoder’den alınan şikayete göre, tüketici aldığı mayoyu iki kere giydikten sonra deforme oldu. Tükoder’in çabaları sonucu ünlü marka, mayoyu geri alarak, tüketicinin verdiği 90 milyonu iade etti.

Bozuk tıraş makinesi değiştirilmedi
Hasan Kargın, Tükoder’e başvurarak, ünlü bir firmadan traş makinesi aldığını ancak, aldığı tıraş makinesinin bozuk çıktığı şikayetinde bulundu. Tüketicinin yaptığı şikayete göre, iki yıllık garanti süresi içinde bozulan tıraş makinesi firmanın servisine verildi. Makinede bir parçanın eksik olduğunu söyleyen servis yetkilileri, iddiaya göre makineyi serviste bekleterek garanti süresinin dolmasını beklediler. Firma, Tükoder’e garanti süresi dolan bir ürünü değiştiremeyeceklerini, ancak fiyat karşılığı yeni bir ürün verebilecekleri açıklamasını yaptılar.

 

SPOR

ONALTINCI SAYFA

100. yıl stres mi yapıyor?
yoksa motivasyon mu sağlıyor?

Türkiye’de bir ilk gerçekleşecek ve taraftarlarının söylemi ile ‘Bir asırlık çınar’ olan Beşiktaş, 100. yılını kutlayacak. Yönetiminden taraftarına, futbolcusundan heyetine, komisyonlarına kadar Beşiktaş camiası 100. yılın coşkusu içinde. Bu coşkunun yanı sıra, tartışılan bir konu da, 100. yılı süsleyecek olan şampiyonluğun, baskı unsuru olup olmayacağı. Biz de araştırdık. Taraftarın 100. yıl ile ilgili gönlünde yatanları, hayallerini, kızgınlıklarını, isteklerini öğrendik. Onlar, yense de yenilse de takımlarının yanlarındalar. Ama artık sabredecek gibi değiller. 100. yıl değil, 1000. yıl değil onların tek istedikleri, şampiyonluk zaferini kutlamak. Taraftar tek bir ağızdan bağırıyor: “Doğum Beyaz, Ölüm Siyah, Yaşam Beşiktaş”
Üniversiteli
Beşiktaşlılar
Çağrı Öncel
Bir asırlık dev bir çınar Beşiktaş. 100 yıldır şerefli Beşiktaş. Bu sene şampiyonluk mutlak hedeftir. Beşiktaş büyük camia, futbolcularımız da bu büyük camiada yer aldıklarına göre onlar da 7’den 77’ye bütün taraftarların istediği gibi şampiyonluk istiyorlar; ister istemez futbolcularımız büyük stres içindeler. Hem 8 senelik şampiyonluk özlemi hem de 100. yılda mutlak şampiyonluk parolasıyla sezona girilmesi. Ama bu 100. yıl stresi bana göre yersiz çünkü Beşiktaş her zaman şampiyonluğa oynamış bir takımdır. Biz taraftarlar olarak her zaman ve her yerde takımımıza olan desteğimizi vermeliyiz. Güzel günler bizi bekliyor.
Çağın Onat
Elbette 100.yıl bir takımı motive eder. Eğer bu konuda stres olan varsa, bunu kendi eksikliğini gizlemek için yapılmış bir hareket olarak kabul ederim. Taraftarın bu konu hakkında takımı sıkacak bir tutumda olduğunu da düşünmüyorum. Bu düşüncede olan kişileri de Beşiktaşlı olarak kabul edemiyorum. Bu sene şampiyon olsak da olmasak da biz bu takımı her zaman destekleyeceğiz ve sahip çıkacağız. Önemli olan 100.yıl değil, bu tamamen 100.yıl olayını diğer olayların üstünü kapama amaçlı çıkarılmıştır. 100.yılını kutlayan bir takımın böyle konularla uğraşmaması gerekir. Bir Beşiktaş taraftarı olarak 100.yılda şampiyonluk bir yana, Beşiktaş’ın ismini en güzel şekilde anılmasını isterim.
Yener Aydın
20.yüzyılın başları. Çoğu saraya mahsup Beşiktaş Serencebey Mahallesi gençleri tarafından o zaman Bereket Jimnastik Kulübü olarak kurulan kulübümüz, artık 100 yaşına basıp nihayetinde koca bir asrı deviriyor, arkasında bıraktığı şan ve şeref dolu başarılarla. Kimler geldi kimler geçti bu yüzyıl boyunca Baba Hakkı, Baba Hüsnü, Süleyman Seba, Şükrü Gülesin, Yusuf Tunaoğlu, Sabri Dino, Kaya Köstepen, Vedii Tosuncuk, Suat Mamat, Recep Adanır, Şeref Görkey, Faruk Sağnak, Ziya Doğan, Rasim Kara, Rıza Çalımbay, MAF ve günümüzün yaşayan ve yaşamayan diğer gerçek efsaneleri. Türk futbolunda sayısız bir çok ilke imza atan, Milli Takım forması altında sahaya çıkan(1952 Yunanistan maçı) ilk ve tek kulübü olan Beşiktaş J.K.’müzün gene çok büyük bir ilke imza atıp Türkiye’de yüzüncü yılını kutlayacak ilk kulüp olmasından dolayı gururluyum ve mutluyum. Doğum Beyaz, Ölüm Siyah,Yaşam Beşiktaş.
Efe Erdönmez
100. yıl ne motive eder ne de strese sokar. Ama ne zaman? Eğer gerçekten iyi bir takım varsa ortada. Zaten güçlü takımlar veya dalında iyi, başarılı olan birisi her türlü zorluğu, baskıyı aşarak kendini motive edici etkenleri bulup onlara bağlanarak başarıya ulaşmazlar mı? Ne zaman ulaşmazlar; şansları iyi gitmezse tabi ki. Bir takım şansla kazanabilir ama bu takım gerçekten iyi ise şans hep yanındadır, eğer kötüyse şans ona bir defa yardım eder. Yani kısacası demek istediğim Beşiktaşlı futbolcular, teknik heyet ve yönetim gerçekten güçlüyse100. yıl baskısına girmezler, bunlara gülüp geçerler. Şans da yanlarında olursa çok rahat başarıya ulaşırlar. Yani başarıya ulaşmada güçlü olmak ve şans faktörleri bir araya gelmelidir. Yoksa bunun dışında hiçbir etken, hiçbir baskı iyi ve güçlü olanı, istekli olanı durduramaz.
Çağrı Göksel
Siyah ve Beyazın asil birlikteliğinin 100. yılı. Tam bir asırdır artarak devam eden bir büyük tutku. Tek isteği,sahada kendisi adına savaşanların alın terini görmek,helal galibiyetleriyle coşmak olan, takımına yürekten bağlı,başı her zaman dik bir taraftar topluluğu. Gücünü geleneklerinden,kültüründen,taraftarından alamayanların tutunamayacağı benzersiz bir camia. Asırlar geçse de güzelliği geçmeyecek,büyüsü hiç bozulmayacak efsanevi bir aşk, Beşiktaş ve Beşiktaşlılık. Ulu çınar sen gerçekten bizim her şeyimizsin!…
Soner Çiçekli
(Sabancı Üniversitesi)
Her türlü konuda bir ilki gerçekleştirmesine alıştığımız Beşiktaş’ımız yine bir ilke imzasını atacak Ve 100. yılını kutlayacak. Peki bu 100. Yıl kutlaması Beşiktaş’ımızı olumlu mu olumsuz mu etkiliyor? Bu konu tartışılır. 7 senedir şampiyon olamayan bir takım için 100. Yıl kutlaması olumsuz bir olaydır. Arkasında milyonlarca taraftarı olan bir kulüp gerek yazılı ve görsel basın tarafından, gerekse taraftarlarından bu sene şampiyon olması için inandırılmış. Zaten İnönü Stadında kendilerince baskı altında top oynadıklarını söyleyen futbolcularımızın üstüne bu 100. Yıl baskısı da eklenince sonuç çok kötü olabilir. Onun için en kısa zamanda futbolcularımızı, yönetimimizi, taraftarlarımızı bu 100. Yıl baskısından kurtarmak zorundayız. Unutmayalım ki biz renklere aşığız.
Çarşı Grubu
Hakan Tezel
100. yıl futbolculara baskı yapabilir ama bizim için önemli olan 8 seneden bu yana şampiyon olamamamızdır. 100. yıl yuvarlak bir rakam. Kamuoyu kendiliğinden konunun bu kadar büyümesine yol açtı. Bizim için 100. ya da 99. yılın pek bir önemi yok. Bizim için önemli olan şampiyonluk. Geçen sene İstanbul’da kaç maç verdik. 100. yıl mıydı? Ama bu konu onları motive edebilir. Çünkü 100. yılda şampiyon olan bir takımın oyuncuları tarihe geçer.
Hasan Gör
Bence 100. yıl futbolculardan çok taraftarı etkiliyor. Taraftarın takıma karşı düzeni tam olarak yok. Bu yüzden stres bizim üzerimizde. Yönetimin devamlı söylediği 100. yıl taraftarı kamçılıyor. Bence bu kadar üzerine düşmemek gerekir. Takım 99. yılında da şampiyon olabilirdi. Beklentimiz 100. yılda Avrupa’da da iyi bir yere gelmek.
Emrah Ertutan
Beşiktaş 7 seneden beri şampiyon olamadığı için 100. yılda özel bir çaba gösterecektir. Her sene şampiyon olma isteği futbolcuları da etkilediği gibi bu sene de etkiler. Futbolcuları motive eden de taraftarlarıdır. 100. yıla girdiğimiz için de taraftarlar daha ateşli. Dişe diş, kana kan, intikam olur.
Süleyman Öztemel
100. yıl takımı strese sokabilir. Aşırı motivasyondan dolayı futbolcular etkilenir. Taraftar baskısından da etkileniyorlar zaten. Kendileri de bunu dile getiriyorlar.
Elvan Yılmaz
100. yıl şampiyonluğu takımı etkiler. Kendileri de bunun ne kadar önemli olduğunu biliyor. Bunun yanında taraftar ve yönetim de üstlerine gidince bu hem motivasyonu hem de stresi ortaya çıkarır. Stres aynı şekilde döner ve motivasyon olur. Bu böyle birbirini kovalayacaktır. Ama sonunda ben biliyorum ki şampiyonluk bizi bekliyor.
Yavuz Akman
100. yıl stres yaratmaz. 100. yıl da bizim tek beklentimiz şampiyon olmak. Futbolcular da kendilerini şampiyon olmak zorunda hissetmeliler. Ama bu 100. yıldan daha çok 7 yıldır şampiyon olamamaktan kaynaklanmalı. Biz de taraftar olarak şampiyonluk için üzerlerinde baskı kuruyoruz.
Liseli BJK
Suat Yıldırım- Ankara
Bence şu andaki görünüm baskı. Nedeni ise sadece 100. yılımızı kutlamak değil takımın 8 yıl gibi çok uzun süredir şampiyon olamamasıdır. Bizler takımımızdan bu yıl şampiyonluk bekliyoruz bunun üzerine bir de 100. yıl baskısı eklenince stres bence iki katına çıktı. Ama bence Beşiktaş büyük bir kulüp olduğunu kanıtlayacak ve bizleri mutlu sonla buluşturacak. Tüm hayalimiz bu…
Güney Işıkara
Bence bu 100. yılda şampiyonluk konusu takımın üstünde stres yaratıyor. 100. yıl kutlamaları farklı, şampiyonluk farklı. Tabi ki 100. yılı şampiyonlukla süslemek büyük bir keyif verir ama bu sene şampiyonluk her seneden fazla lazım diye bir şey yok. Beşiktaş büyük klüptür, bu sene olduğu gibi her seneye şampiyonluk parolasıyla girer.
Deniz Leventoğlu
Bana göre 100 yılın ayrı bir önemi var. Düşünün, koskoca yüzyıl, çoğu kulüp bu tadı yaşamak için daha çok bekleyecek. Futbolcular üzerinde bu konu stres yaratabilir ancak bunu avantaj haline getirmekte onların elinde. Her maça konsantre olup çıkarlarsa ve 100. yılın önemini kavrarlarsa bence çok büyük etkisi olmaz. Ama son haftalara doğru hem 100.yılın hem de şampiyonluğun çok büyük stres yaratacağını düşünüyorum. Futbolcular arkalarında taraftarı hissederlerse bu stresleri yaşamazlar.
Mehmet Ufuk Közler Lüleburgaz
100.yılımız şimdi futbolcularımız üstünde baskı oluşturuyor gibi görünse de ilerleyen haftalarda futbolcularımız bu baskıyı seyirci desteği ile bir motivasyon kaynağı olarak kullanacaklar. Buna yürekten inanıyorum. Haydi kartal yürekliler buna siz de inanın. Sezon sonu şampiyonluğu göğüsleyin. Sezon sonunda dünyalar sizin olsun. O dünyaları bize verin
Meriç Çınar
Bence stres yapmaya gerek bir neden göremiyorum. Zaten Beşiktaş her seneye şampiyonluk parolasıyla çıkan bir takım, o zaman her sene baskı mı oluyor üzerimizde? 100. yılda olsa 1000.yılda olsa şampiyon olmak zorundayız. Bunu futbolcularımızın da kavraması gerek işte o zaman stres gibi bir bahane de kalmaz. En büyük görev Sinan Engin’e düşüyor o oyuncularımızı motive etmeli.
İsmail Görenek
100 yıl bence motive eder. Çünkü Türkiye’de bu bir ilk. Fakat Beşiktaşlı futbolcular ve yöneticiler bunu stres olarak görüyor. Her şeyin ilki her zaman iyidir. Bu yıl da yapmamız gereken şey tribünde Beşiktaş’ımızı destekleyerek yanlarında olmaktır çünkü Beşiktaş bu sayede 100. yılını ilk olarak yaşadığı gibi şampiyonluk özlemini de taraftarın beklentilerini de bitirecektir.
Okan Akbalik- İzmir
100. yıl dolayısıyla kişiler üzerinde bir takım baskılara yol açacaktır fakat Beşiktaşlı bir futbolcunun bunu bahane etmemesi gerekir bizimkiler hatalara bahane olsun diye hemen bunu öne sürüyorlar bence yanlış. Baskı olmasın diye hiç bahsetmeyelim hatta heyecanlanmasınlar diye maçlara mı gitmeyelim? Bizim önümüzde utanıyorlar, ondan mı oynayamıyorlar?
Emil Çakiryan
Bence 100. yılda şampiyon olmamız gerek diye bir şey yok. Bazıları farkında mı ama Beşiktaş sadece bir futbol kulübü değil. Eğer 100. yılda başarı isteniyorsa o zaman basketbolda, voleybolda, hentbolda, boksta, atletizmde ve diğer branşlarda da başarı aranmalı. Futboldan gelecek olan bir şampiyonluk asla diğer branşların içler acısı durumunu örtmemeli. Yönetim bu konuda bir şeyler yapmalı mutlaka.
Sezer Kaptan
Bence 100. yıl olayı çok fazla abartıldı ve bu nedenle gereksiz stres oluştu takım ve taraftarlar arasında. Ayrıca 100. yıl konusu basında çok fazla konuşuldu ve sanki bu sene şampiyon olunamazsa takımın kapısına kilit vurulacakmış gibi bir hava yaratıldı.
Hasan Çaylak
100. yıl stresten çok bir kaygı oluşturuyor olmalı. Kaygı, başarı için şart olan bir duygudur. Bu kaybetme kaygısı onları daha iyi oynamaya, sahada daha fazla mücadele etmeye zorlar. En azından umarım böyle olur.
Serkan Çalışır
Futbolcuların üstünde değil bizim üzerimizde bir 100. yıl baskısı var… Biz bunu sahaya yansıttıkça oyuncuların üstünde bir baskı oluyor… Ama anlayamıyorum… Ben o sahaya çıksam bana o kadar tezahürat yapılsa ölüm çıkar ölene kadar oynarım… Belki top kaybettiğimizde stattan bir uğultu çıkmasa kimse bağırmasa herkes oturup maç seyretse İnönü’de bu kadar puan kaybetmeyiz… Ben takımımızı Boca Juniors’a benzetiyorum… Onlarında Seyircileri çok ateşli… Ama bu onlara pozitif yansıyor bize ise negatif…
Oğuzcan Güney
100. yıl bence motive eder. Çünkü böyle büyük bir takımda futbol oynamak her oyuncuya nasip olmaz.. Bir bakımdan da strestir. Ya Şampiyon olmazsak korkusu? Bunu da iyi oynayarak aşabilirler.
Mustafa Akbaş
Beşiktaş’ımızın üzerinde baskı elbette var. Normalde takımlar kendi sahalarındaki maçlara rahat çıkarlar bizim takımımızsa stres içinde. İç saha fobimizin sebebine gelince; bu yıl Beşiktaş’ımız için önemli bir yıl. Bir kere bunun stresinin olduğu çok acık ikincisi -ki bu benim için daha önemli- 7 yıldır şampiyonluk yüzü göremememiz. Diğer takımların arkasından geliyoruz. Ben bunu hiç hazmedemiyorum. Ben eminim ki takım üzerinden bu yükleri biran önce atacak ve şampiyonlukta rakipsiz olacaktır.
Erdem Erisoy-İzmit
Kesinlikle baskı ve stres yaratıyordur. Çünkü bu sene Beşiktaş’ımız için bir dönüm noktası idareciler ve futbolcularımız bunun ne olduklarını çok iyi biliyorlar ve böylesine önemli bir yılda taraftarları bir kez daha hüsrana uğratmak onlar için büyük bir kayıp olabilir.
Süha Can Gürsoy
Performans düşünce, kondisyonlar bitince bu ‘baskı altındayız’ işin kolayına kaçma.. Baskı altında olmasak oynarız demek ne demektir? Hem ne baskısı var?
İnönü’deki maçlar deplasman gibi artık seyirci futbolculara sevgisini gösterince baskı mı kurmuş oluyor?
Anadolu
Beşiktaşlılar
Derneği
Doç. Dr. Hamit Çelik
Bence motivasyondur.. Ama baskı ve stres de bu durumda futbolcuları aktive etmeli.. Zaten şampiyon olmaktan başka bir şansları yok!! Önce bunu kafalarına soksunlar.. bu iş Ferrari almak için gece gündüz çalışmak gibi yada havuç peşinde kilometrelerce koşan tavşan gibi… Ama bizdeki bazı futbolcular anladığım kadarıyla temiz bir sopa yiyince koşmaya başlayacaklar…
Sema Ejder
Sezon başında 100.yılın takıma daha bir hırs getireceğini düşünüyordum Gördük ki bu hırs, istek, çaba sadece biz taraftarlarda var. Futbolcularımız bırakın kenetlenmeyi oynamakta bile düşünür hale geldiler. Ben takımda Beşiktaşlılık ruhunu göremiyorum. Geçen sezon oynadığı oyunla gıptayla baktırıyordu herkesi. Bu kalite yok oluyor artık. Beşiktaş’ta oynamak profesyonellik ister, profesyonel olanlar rehavete kapılmaz zaten yapması gerekeni biliyordur.
Zühtü Kafarali
Kesinlikle motivasyondur.. Bunun aksini yazan ne bir kitap var ne de ansiklopedi. Büyük starlar neden stadyumlarda konser veriyor daha kalabalık olsun motive artsın diye. Sizce dünyanın en büyük starını sahneye çıkarsan bomboş bir salona şarkı söylerken mi daha ahenklidir yoksa 25-30 bin kişiye söylerken mi?
Cumhur Altun
Bence 100.yılımız da şampiyon olmamız çok anlamlı hem bir ilk hem de 7.senlik şampiyonluk özlemimizi gidermeye yönelik çok güzel bir başlangıç.
İlker Tanrıverdi
Dünyada yok bu taraftar, rakip takım taraftarları bile Beşiktaş tribünlerini seyretmeye geliyor. Hem bu sene 90 dakika destek var. Maç sonrası puan kaybeden takımını alkışlıyor. Daha ne olacaktı? Bu kesinlikle mazeret değil…
Ruhumuz yetsin ister misiniz futbolcu kardeşlerim?

12 dev bayan

Alt yapıdan yetişen, genç oyunculardan oluşan BJK Bayan Basketbol Takımı, lig için çalışmalarına hızla devam ediyor. Yoğun çalışma tempolarının ardından birbirlerinden ayrılmayan basketbolcular aralarındaki iletişimi sahanın dışına taşıyorlar. Akşamları kurulan chat bağlantıları, beraber gidilen yemekler ve sinemalar basketbolcuların birbirine daha da çok ısınmasını sağlıyor. Antrenör Aziz Akkaya da “Takım oyuncularının birbirleriyle ilişkileri çok iyi, hedefimiz başarıyı bütün bir seneye yaymak ve bayan basketboluna nitelikli sporcular yetiştirerek, kulübümüzü en iyi şekilde temsil etmek” dedi.
BJK Bayan Basketbol Takımı bir diğer adıyla ‘Potanın Melekleri’, aldıkları başarıların yanı sıra renkli ve eğlenceli kişilikleri ile de dikkatleri çekiyorlar. Aralarında takımın en neşelisi olarak 140 defa milli olan arkadaşları Yasemin’i seçiyorlar. Maç öncesi hazırlıklarını sorduğumuzda sözü Yasemin’e vermemizi öneriyorlar. Çünkü Yasemin her maçtan önce soyunma odasında arkadaşlarına ‘Bugün içimde bir şey var, bugün içimde bir sıkıntı var’ diye yakınıyormuş. Yasemin arkadaşlarını motive etmek için bunu söylediğini iddia ederken arkadaşları onun tezcanlı olduğunu öne sürüyorlar. Takım içinde en anlaşamadıkları sorun ise yaş farklılıkları. Çoğu genç olmasına karşı takımın en eskilerinden Elhan ve Yasemin’in yaş ortalamasının biraz üstünde kaldıklarını söylüyorlar. Bu şakalaşmanın ardından, bu sene yabancısız oynayan takıma, yabancısız oynamanın farklarını ve lig hakkındaki görüşlerini soruyoruz:
“Bu sene lig genç ve kalitesi biraz düşük, yabancı oyuncuları her takım getiremiyor. Çok keyifli bir lig olacak gibi gelmiyor. Yabancı oyuncuların takıma kattıkları bir çok şey oluyor. Her gelen yabancıdan insan bir şeyler öğreniyor.”
Takımla yaptığımız küçük röportajdan sonra Antrenör Aziz Akkaya ile görüştük:
Bu sene yabancısız
oynuyorsunuz.
Bunun getirdiği
dezavantajlar nedir?
Yabancı oyuncumuz yok ama genç bir takımız bu sene zor bir lig olacak. Çünkü hemen hemen herkes üç yabancıyla oynuyor. Belki sadece Galatasaray ve biz yabancısız oynayacağız. Takımın en büyük avantajı genç ve uzun süredir birarada bulunan sporculardan oluşuyor olması. Bizim en büyük dezavantajımız geçen senenin birinci, ikinci ve üçüncüleri ile ilk etapta oynamamız oldu.
Bu sezon için
hedefleriniz neler?
Bizim hedefimiz ilk etapta play-off’a kalmak. Play-off’un sonunda da gelebileceğiniz en iyi yer yarı final olabilir, final olabilir. Türkiye Kupası olabilir. Geçen sene bir yabancımız vardı bu sene yok ama çocuklar daha tecrübelendi geçen seneden bu yana. Geçen seneden sakat olan oyuncularımız iyileşti. İki tane genç oyuncu transfer ettik. Bunlar da bizim için avantaj.
Bu sezon liginin
nasıl geçmesini
bekliyorsunuz?
Bayan basketbolunda bu sene bence güzel bir lig yaşanacak. Belki kalitesi düşük olacak ama mücadelesi yüksek olacak. Çok fazla favori yok herkes birbirini yenebilir. Bu açıdan mücadele olarak iyi olacak ama kalite olarak pek iyi olacağını söyleyemem. Üç sene önceye baktığınız zaman Türkiye’de oynayan yabancıların 10 tanesi Dünya Şampiyonasında oynadı. 5 tane Amerika Milli Takımı’nda, 3 tane Rus Milli Takımı’nda oynarken şimdi daha kalitesiz yabancılara kaldık. Tabii ki her şeyi yabancılara bağlamamak gerekir. Az yabancıyla oynamanın bize şöyle bir avantajı oldu Türkiye’de yapılacak 2005 Bayanlar Avrupa Şampiyonası’na daha iyi hazırlanmış olacağız.
Oyuncuları
değerlendirir misiniz?
Biz de kötü oyuncu yok. En kötüsü üç beş kez milli olmuş oyunculardır. 140 kez ile Türkiye’nin en çok milli olan oyuncusu Yasemin’de bizim takımımızda bulunuyor. 85, 86, 87 doğumlu ilk beşte oynayan oyuncularımız var. Çok genç bir takımız. Oyuncularımızın hepsi alt yapıdan biz zaten alt yapıda oynatmadığımız oyuncuyu takımda oynatmıyoruz. En azından 1-2 sene bizim genç takımımızda oynuyor ondan sonra A Takıma çıkarıyoruz. Biz şampiyonluğa hazır bir takımız, iki tane yabancı aldığımız taktirde kesinlikle şampiyonluğu yakalarız.

ONBEŞİNCİ SAYFA

‘Şampiyonluğun bilincindeyiz’

Geçen sezon şanssız bir şekilde yaşadığı sakatlıklar yüzünden forma bulamayan, Beşiktaş’ın alt yapıdan gelen orta saha oyuncusu Yasin Sülün, bu sezon ilk 11’de ortaya koyduğu futbolla kendini yine ispatlıyor. Takımdaki rekabet ortamında kendine ilk 11’de yer bulduğu için şanslı olduğu belirten genç futbolcu Yasin, “ iyi olan herkese şans tanınacak, bu şansı iyi kullanabilen oyuncular, kendilerine forma bulabilecekler. Ben hep bu bilinç ile çalıştım ve kazandım”diyor.
Şampiyonluğun
bilincindeyiz
Hem taraftar, hem yönetici hem de futbolcular için bu sezon tek hedeflerinin 100. yılda şampiyonluk olduğunu söyleyen siyah-beyazlı takımın oyuncularından Yasin Sülün, “Şampiyonluğun bilincinde olarak bu sezona başladık. Kamplarda da çok yoğun çalıştık. Belki ilk maçlardaki sonuçlar iyi olmayabilir, ama gitgide kendimizi bulu-yoruz. Kimse kötü sonuçlarda moralini bozmasın ve bize inansın. Her şey daha iyi olacak ve ligin devamında kaybettiğimiz puanları da alacağız” diyerek taraftarlara da mesaj veriyor.
Takımdaki kadro zenginliğinin ilk 11’e girmeyi zorlaştıracağını belirten Yasin Sülün, bu tercihin Lucescu’ya kaldığını da sözlerine ekleyerek şunları söyledi: “Tabii ki herkes ilk 11’de yer almak için çalışır. Kendini göstermek ister. Fakat bu hocanın tercihine kalmıştır. Bu sene kadro zengin ve oynamak zor olacak. Her futbolcuya şans verilecek. Ve bu yüzden de her futbolcu sırasını bekleyecek ve oynayacak. Rekabet takımın daha iyi olmasının göstergesidir. Ne kadar iyi futbolcu varsa, takımın hedefleri o kadar büyür. Biz geçen sene ve ondan önce 11-12 futbolcu oynadık, şimdi 20 futbolcu ile oynuyoruz. Bu da başarıyı getirecektir Bende ilk zamanlar 11’e giremiyordum. Daha sonra form tuttum ve şimdi devamlı oynuyorum.” Takım arkadaşlarının yaşadığı sakatlıkları da talihsizlik olarak değerlendiren Yasin Sülün, sahip oldukları zengin kadro içinde, herkesin yedek bir oyuncusu olduğunu ama istediklerinin, sakatların bir an önce iyileşmesi ve takımın daha güçlü hale gelmesi, olduğunu sözlerine ekledi.
Ümraniye
bir cennet
Bu sezon, geçen sezondan farklı olarak çalışmaların Ümraniye’deki Nevzat Demir Tesisleri’nde gerçekleştirilmesi konusunda da görüşlerini belirten oyuncu, şunları konuştu: “Fulya’dan sonra Nevzat Demir Tesisleri bana cennet gibi geliyor. Çünkü Fulya çok eskiydi. Orada kaldığımızda kışın üşüyorduk bile.. Burası bana göre çok daha güzel. Hatta bazı antrenmanlardan sonra orada günümü- zü orada geçirebili-yoruz. Kalmayı kendi-miz istiyoruz. Tesislerde sorunumuz yok. Herşey mükemmel.”
Alt yapıdan
yetiştim
Alt yapıdan gelen Yasin Sülün, “Ben de alt yapıdan geldiğim için çocukları anlayabiliyorum. Ben de Mehmet Abi’lerden imza alıyordum, şimdi devir değişti, onlar bizden imza alıyorlar. Alt yapıdan gelmek çok zor. Alt yapıdan A Takımı’na çıkmak için basamakları ağır ağır çıkıp, sabırlı olmanız gerekiyor. A Takımı’na gittiğiniz zaman her biri profesyonel oyuncular oluyor. Kendinizi orada çok boşlukta hissedebiliyorsunuz. Dışarıdan gelen futbolcular her zaman daha çok göz önünde bulunurlar, sen biraz daha ikinci planda kalabilirsin.Çalışmalısın.

ONDÖRDÜNCÜ SAYFA

Hem gazeteci hem yönetici

“Yönetim toplantısına girince, gazeteci kimliğimi bir kenara bırakıyorum” diyen BJK Yöneticisi ve Hürriyet Yayın Koordinatörü Fikret Ercan, yöneticilik mesleğini öyle titizlikle yapıyor ki, toplantılardan sonra kendisinden bilgi isteyen Hürriyet Spor Servisi’ne hiçbir şekilde bilgi sızdırmıyor. Gazetecilikte 35. senesini dolduran Ercan, spor servisinin bu yüzden birçok haber atladığını söylüyor.
Nasıl Beşiktaşlı
oldunuz?
Ben nasıl Beşiktaşlı olduğumu hatırlamıyorum bile. Galiba ben Beşiktaşlı olarak doğdum. Çünkü kendimi bildim bileli Beşiktaşlıydım. Herhalde genetik bir şey… Beşiktaşlı olmak benim için bir onur ve ben hep bu onuru taşıdım. Oğlum da doğal olarak Beşiktaşlı doğdu. Çok küçük yaşlarından itibaren onu maçlara götürürdüm. Amerika’da okumaya gittiği zaman ona telefonla maçlardan naklen yayın yapardım. Yurttaki odasına Beşiktaş’ın posterini yapıştırmış. Arkadaşları her hafta ne oldu takımının maçları diye sormaya başlamışlar. Beşiktaşlılık çok farklı bir olgudur. Onu ruhunuzda taşımanız gerekir. Ben de bu ruhu hem yönetici olarak hem de bir taraftar olarak taşıyorum.
Beşiktaş taraftarının astığı bir pankart var; “Bırakın herkes bir gün Beşiktaşlı
olmasın, o ayrıcalık bizde kalsın.”
Siz bu ayrıcalığı
yaşıyorsunuz sanırım?
O benim de çok sevdiğim, Beşiktaş taraftarının ince zekasını ve mizahını yansıtan bir pankarttır. Ve çok haklı edilmiş bir sözdür. Fenerbahçeli taraftarların “Herkes bir gün Fenerli olacak” sözüne karşıt olarak yazılmıştır. Neden herkes Fenerli olsun. Senin taraftarın sana yetmiyor mu arkadaş. Bence çok ırkçı bir yaklaşım. Ortada bir rekabet olduğu sürece sporda ilerleme yaşanır.. Beşiktaş taraftarı çok özel bir taraftardı. Çünkü takımı kaybetse bile vazgeçmeden takımını destekliyor. “Sen şampiyon olmasan da kupaları almasan da …” diye takımına destek veriyor.
Taraftara karşı aynı sorumluluğu sizin
kadar sporcularında duyduğunu düşünüyor musunuz?
Mutlaka herkes kendine göre üzüntü duyuyor.. Sonuçta onlar da orada galibiyet için mücadele ediyorlar. Dışarıdan nasıl gözükürse gözüksün, yenilginin alındığı bir maç sonrasında sporcular da en az taraftarlar kadar üzüntü yaşıyorlardır.
Geçen sezon takıma bir yıldız oyuncu
gerekir deniliyordu. Bu sezon takımda bir çok yıldız oyuncu
bulunuyor. Bu
oyuncuları ve takımın genel kadrosunu
değerlendirir misiniz?
Geçen sene Türkiye ekonomisi çok zor bir dönemden geçiyordu. Bundan herkesin etkilendiği gibi futbol camiası da etkilendi. Şu anda Fenerbahçe ve Galatasaray’ın geçen sezondan kalma 80-90 milyon dolar borcu dururken Beşiktaş’ın hiç borcu bulunmamaktadır. Bu demek değildir ki hiç borcumuz olmasın diyerek hiçbir faaliyette bulunulmamıştır. Bu sezon takımda bir çok yıldız oyuncu var. Sergen’den İlhan’a, Nouma’dan Amaral’a, Ahmet Dursun’a kadar takımı sürükleyebilecek bir çok oyuncu bulunuyor. Oyuncuların değerlendirmelerini yapmak biraz teknik bir konu ama ben hemen hemen hepsinin birer yıldız olduğunu düşünüyorum…
100. yıl çalışmalarından bahseder misiniz?
Ben de 100. Yıl Kutlama Komitesi’nde bulunuyorum. 100. Yıl çerçevesinde hazırladığımız bir çok proje bulunuyor. Ama öncelikli olarak belirtmek istiyorum ki 100. Yıl Beşiktaş futbol takımının başarısı ile sınırlandırılmamalı. Kutlanacak olan büyük Beşiktaş camiasının 100. yılıdır. Tabii ki takımın şampiyon olması bu sevinci daha da artıracaktır.
Aynı anda hem
gazeteci hem de
yönetici kimliklerini
birarada barındırıyorsunuz. Bunun için
zorluklarla karşılaştığınız oluyor mu?
Evet zorlukları oluyor. Yönetimin toplantısına girdiğim anda ben gazeteci kimliğimi bir kenara koyarak Beşiktaşlı yönetici kimliğimi alıyorum. Çünkü orada çok ciddi ve önemli kararlar alınıyor. Kimi zaman gazetemdeki spor servisindeki arkadaşlarla ters düşüyoruz ama bunu yapmaya mecburum. Bu yüzden çok kez haber atladığımız oluyor. Bana sordukları zaman ben “Takımın İletişim Komitesi” her şeyi size anlatacaktır cevabını veriyorum. Ne olursa olsun bunu benden duymamalılar.
Biraz da gazeteci
kimliğinizden
bahseder misiniz?
35 sene önce Hürriyet’te başladığım gazetecilik hayatıma halen Hürriyet’te Yayın Koordinatörü olarak devam ediyorum. Gazeteciliğin en alt kademesinden başladım. Ve Hürriyet benim ikinci bir yuvam haline geldi. Hayatımın en önemli devrelerinde hep buradaydım. Burada olduğum 35 senenin sadece 2 buçuk senesinde Günaydın Gazetesi’ne gittim. Onun dışında buradan hiç ayrılmadım.
Sizin ekleyecekleriniz var mı?
Ben inanıyorum ki bugün benim oğluma ve torunlarıma bırakacağım en büyük mirasım Beşiktaşlılıktır. Bir gün onların “Benim dedem Beşiktaş yöneticisiydi” demesi benim için en büyük mutluluk ve onur kaynağıdır.

ONÜÇÜNCÜ SAYFA

100. yıl stres mi yapıyor?

Türkiye’de bir ilk gerçekleşecek ve taraftarlarının söylemi ile ‘Bir asırlık çınar’ olan Beşiktaş, 100. yılını kutlayacak. Yönetiminden taraftarına, futbolcusundan heyetine, komisyonlarına kadar Beşiktaş camiası 100. yılın coşkusu içinde. Bu coşkunun yanı sıra, tartışılan bir konu da, 100. yılı süsleyecek olan şampiyonluğun, baskı unsuru olup olmayacağı. Biz de araştırdık. Taraftarın 100. yıl ile ilgili gönlünde yatanları, hayallerini, kızgınlıklarını, isteklerini öğrendik. Onlar, yense de yenilse de takımlarının yanlarındalar. Ama artık sabredecek gibi değiller. 100. yıl değil, 1000. yıl değil onların tek istedikleri, şampiyonluk zaferini kutlamak. Taraftar tek bir ağızdan bağırıyor: “Doğum Beyaz, Ölüm Siyah, Yaşam Beşiktaş”
Üniversiteli
Beşiktaşlılar
Çağrı Öncel
Bir asırlık dev bir çınar Beşiktaş. 100 yıldır şerefli Beşiktaş. Bu sene şampiyonluk mutlak hedeftir. Beşiktaş büyük camia, futbolcularımız da bu büyük camiada yer aldıklarına göre onlar da 7’den 77’ye bütün taraftarların istediği gibi şampiyonluk istiyorlar; ister istemez futbolcularımız büyük stres içindeler. Hem 8 senelik şampiyonluk özlemi hem de 100. yılda mutlak şampiyonluk parolasıyla sezona girilmesi. Ama bu 100. yıl stresi bana göre yersiz çünkü Beşiktaş her zaman şampiyonluğa oynamış bir takımdır. Biz taraftarlar olarak her zaman ve her yerde takımımıza olan desteğimizi vermeliyiz. Güzel günler bizi bekliyor.
Çağın Onat
Elbette 100.yıl bir takımı motive eder. Eğer bu konuda stres olan varsa, bunu kendi eksikliğini gizlemek için yapılmış bir hareket olarak kabul ederim. Taraftarın bu konu hakkında takımı sıkacak bir tutumda olduğunu da düşünmüyorum. Bu düşüncede olan kişileri de Beşiktaşlı olarak kabul edemiyorum. Bu sene şampiyon olsak da olmasak da biz bu takımı her zaman destekleyeceğiz ve sahip çıkacağız. Önemli olan 100.yıl değil, bu tamamen 100.yıl olayını diğer olayların üstünü kapama amaçlı çıkarılmıştır. 100.yılını kutlayan bir takımın böyle konularla uğraşmaması gerekir. Bir Beşiktaş taraftarı olarak 100.yılda şampiyonluk bir yana, Beşiktaş’ın ismini en güzel şekilde anılmasını isterim.
Yener Aydın
20.yüzyılın başları. Çoğu saraya mahsup Beşiktaş Serencebey Mahallesi gençleri tarafından o zaman Bereket Jimnastik Kulübü olarak kurulan kulübümüz, artık 100 yaşına basıp nihayetinde koca bir asrı deviriyor, arkasında bıraktığı şan ve şeref dolu başarılarla. Kimler geldi kimler geçti bu yüzyıl boyunca Baba Hakkı, Baba Hüsnü, Süleyman Seba, Şükrü Gülesin, Yusuf Tunaoğlu, Sabri Dino, Kaya Köstepen, Vedii Tosuncuk, Suat Mamat, Recep Adanır, Şeref Görkey, Faruk Sağnak, Ziya Doğan, Rasim Kara, Rıza Çalımbay, MAF ve günümüzün yaşayan ve yaşamayan diğer gerçek efsaneleri. Türk futbolunda sayısız bir çok ilke imza atan, Milli Takım forması altında sahaya çıkan(1952 Yunanistan maçı) ilk ve tek kulübü olan Beşiktaş J.K.’müzün gene çok büyük bir ilke imza atıp Türkiye’de yüzüncü yılını kutlayacak ilk kulüp olmasından dolayı gururluyum ve mutluyum. Doğum Beyaz, Ölüm Siyah,Yaşam Beşiktaş.
Efe Erdönmez
100. yıl ne motive eder ne de strese sokar. Ama ne zaman? Eğer gerçekten iyi bir takım varsa ortada. Zaten güçlü takımlar veya dalında iyi, başarılı olan birisi her türlü zorluğu, baskıyı aşarak kendini motive edici etkenleri bulup onlara bağlanarak başarıya ulaşmazlar mı? Ne zaman ulaşmazlar; şansları iyi gitmezse tabi ki. Bir takım şansla kazanabilir ama bu takım gerçekten iyi ise şans hep yanındadır, eğer kötüyse şans ona bir defa yardım eder. Yani kısacası demek istediğim Beşiktaşlı futbolcular, teknik heyet ve yönetim gerçekten güçlüyse100. yıl baskısına girmezler, bunlara gülüp geçerler. Şans da yanlarında olursa çok rahat başarıya ulaşırlar. Yani başarıya ulaşmada güçlü olmak ve şans faktörleri bir araya gelmelidir. Yoksa bunun dışında hiçbir etken, hiçbir baskı iyi ve güçlü olanı, istekli olanı durduramaz.
Çağrı Göksel
Siyah ve Beyazın asil birlikteliğinin 100. yılı. Tam bir asırdır artarak devam eden bir büyük tutku. Tek isteği,sahada kendisi adına savaşanların alın terini görmek,helal galibiyetleriyle coşmak olan, takımına yürekten bağlı,başı her zaman dik bir taraftar topluluğu. Gücünü geleneklerinden,kültüründen,taraftarından alamayanların tutunamayacağı benzersiz bir camia. Asırlar geçse de güzelliği geçmeyecek,büyüsü hiç bozulmayacak efsanevi bir aşk, Beşiktaş ve Beşiktaşlılık. Ulu çınar sen gerçekten bizim her şeyimizsin!…
Soner Çiçekli
(Sabancı Üniversitesi)
Her türlü konuda bir ilki gerçekleştirmesine alıştığımız Beşiktaş’ımız yine bir ilke imzasını atacak Ve 100. yılını kutlayacak. Peki bu 100. Yıl kutlaması Beşiktaş’ımızı olumlu mu olumsuz mu etkiliyor? Bu konu tartışılır. 7 senedir şampiyon olamayan bir takım için 100. Yıl kutlaması olumsuz bir olaydır. Arkasında milyonlarca taraftarı olan bir kulüp gerek yazılı ve görsel basın tarafından, gerekse taraftarlarından bu sene şampiyon olması için inandırılmış. Zaten İnönü Stadında kendilerince baskı altında top oynadıklarını söyleyen futbolcularımızın üstüne bu 100. Yıl baskısı da eklenince sonuç çok kötü olabilir. Onun için en kısa zamanda futbolcularımızı, yönetimimizi, taraftarlarımızı bu 100. Yıl baskısından kurtarmak zorundayız. Unutmayalım ki biz renklere aşığız.
Çarşı Grubu
Hakan Tezel
100. yıl futbolculara baskı yapabilir ama bizim için önemli olan 8 seneden bu yana şampiyon olamamamızdır. 100. yıl yuvarlak bir rakam. Kamuoyu kendiliğinden konunun bu kadar büyümesine yol açtı. Bizim için 100. ya da 99. yılın pek bir önemi yok. Bizim için önemli olan şampiyonluk. Geçen sene İstanbul’da kaç maç verdik. 100. yıl mıydı? Ama bu konu onları motive edebilir. Çünkü 100. yılda şampiyon olan bir takımın oyuncuları tarihe geçer.
Hasan Gör
Bence 100. yıl futbolculardan çok taraftarı etkiliyor. Taraftarın takıma karşı düzeni tam olarak yok. Bu yüzden stres bizim üzerimizde. Yönetimin devamlı söylediği 100. yıl taraftarı kamçılıyor. Bence bu kadar üzerine düşmemek gerekir. Takım 99. yılında da şampiyon olabilirdi. Beklentimiz 100. yılda Avrupa’da da iyi bir yere gelmek.
Emrah Ertutan
Beşiktaş 7 seneden beri şampiyon olamadığı için 100. yılda özel bir çaba gösterecektir. Her sene şampiyon olma isteği futbolcuları da etkilediği gibi bu sene de etkiler. Futbolcuları motive eden de taraftarlarıdır. 100. yıla girdiğimiz için de taraftarlar daha ateşli. Dişe diş, kana kan, intikam olur.
Süleyman Öztemel
100. yıl takımı strese sokabilir. Aşırı motivasyondan dolayı futbolcular etkilenir. Taraftar baskısından da etkileniyorlar zaten. Kendileri de bunu dile getiriyorlar.
Elvan Yılmaz
100. yıl şampiyonluğu takımı etkiler. Kendileri de bunun ne kadar önemli olduğunu biliyor. Bunun yanında taraftar ve yönetim de üstlerine gidince bu hem motivasyonu hem de stresi ortaya çıkarır. Stres aynı şekilde döner ve motivasyon olur. Bu böyle birbirini kovalayacaktır. Ama sonunda ben biliyorum ki şampiyonluk bizi bekliyor.
Yavuz Akman
100. yıl stres yaratmaz. 100. yıl da bizim tek beklentimiz şampiyon olmak. Futbolcular da kendilerini şampiyon olmak zorunda hissetmeliler. Ama bu 100. yıldan daha çok 7 yıldır şampiyon olamamaktan kaynaklanmalı. Biz de taraftar olarak şampiyonluk için üzerlerinde baskı kuruyoruz.
Liseli BJK
Suat Yıldırım- Ankara
Bence şu andaki görünüm baskı. Nedeni ise sadece 100. yılımızı kutlamak değil takımın 8 yıl gibi çok uzun süredir şampiyon olamamasıdır. Bizler takımımızdan bu yıl şampiyonluk bekliyoruz bunun üzerine bir de 100. yıl baskısı eklenince stres bence iki katına çıktı. Ama bence Beşiktaş büyük bir kulüp olduğunu kanıtlayacak ve bizleri mutlu sonla buluşturacak. Tüm hayalimiz bu…
Güney Işıkara
Bence bu 100. yılda şampiyonluk konusu takımın üstünde stres yaratıyor. 100. yıl kutlamaları farklı, şampiyonluk farklı. Tabi ki 100. yılı şampiyonlukla süslemek büyük bir keyif verir ama bu sene şampiyonluk her seneden fazla lazım diye bir şey yok. Beşiktaş büyük klüptür, bu sene olduğu gibi her seneye şampiyonluk parolasıyla girer.
Deniz Leventoğlu
Bana göre 100 yılın ayrı bir önemi var. Düşünün, koskoca yüzyıl, çoğu kulüp bu tadı yaşamak için daha çok bekleyecek. Futbolcular üzerinde bu konu stres yaratabilir ancak bunu avantaj haline getirmekte onların elinde. Her maça konsantre olup çıkarlarsa ve 100. yılın önemini kavrarlarsa bence çok büyük etkisi olmaz. Ama son haftalara doğru hem 100.yılın hem de şampiyonluğun çok büyük stres yaratacağını düşünüyorum. Futbolcular arkalarında taraftarı hissederlerse bu stresleri yaşamazlar.
Mehmet Ufuk Közler Lüleburgaz
100.yılımız şimdi futbolcularımız üstünde baskı oluşturuyor gibi görünse de ilerleyen haftalarda futbolcularımız bu baskıyı seyirci desteği ile bir motivasyon kaynağı olarak kullanacaklar. Buna yürekten inanıyorum. Haydi kartal yürekliler buna siz de inanın. Sezon sonu şampiyonluğu göğüsleyin. Sezon sonunda dünyalar sizin olsun. O dünyaları bize verin
Meriç Çınar
Bence stres yapmaya gerek bir neden göremiyorum. Zaten Beşiktaş her seneye şampiyonluk parolasıyla çıkan bir takım, o zaman her sene baskı mı oluyor üzerimizde? 100. yılda olsa 1000.yılda olsa şampiyon olmak zorundayız. Bunu futbolcularımızın da kavraması gerek işte o zaman stres gibi bir bahane de kalmaz. En büyük görev Sinan Engin’e düşüyor o oyuncularımızı motive etmeli.
İsmail Görenek
100 yıl bence motive eder. Çünkü Türkiye’de bu bir ilk. Fakat Beşiktaşlı futbolcular ve yöneticiler bunu stres olarak görüyor. Her şeyin ilki her zaman iyidir. Bu yıl da yapmamız gereken şey tribünde Beşiktaş’ımızı destekleyerek yanlarında olmaktır çünkü Beşiktaş bu sayede 100. yılını ilk olarak yaşadığı gibi şampiyonluk özlemini de taraftarın beklentilerini de bitirecektir.
Okan Akbalik- İzmir
100. yıl dolayısıyla kişiler üzerinde bir takım baskılara yol açacaktır fakat Beşiktaşlı bir futbolcunun bunu bahane etmemesi gerekir bizimkiler hatalara bahane olsun diye hemen bunu öne sürüyorlar bence yanlış. Baskı olmasın diye hiç bahsetmeyelim hatta heyecanlanmasınlar diye maçlara mı gitmeyelim? Bizim önümüzde utanıyorlar, ondan mı oynayamıyorlar?
Emil Çakiryan
Bence 100. yılda şampiyon olmamız gerek diye bir şey yok. Bazıları farkında mı ama Beşiktaş sadece bir futbol kulübü değil. Eğer 100. yılda başarı isteniyorsa o zaman basketbolda, voleybolda, hentbolda, boksta, atletizmde ve diğer branşlarda da başarı aranmalı. Futboldan gelecek olan bir şampiyonluk asla diğer branşların içler acısı durumunu örtmemeli. Yönetim bu konuda bir şeyler yapmalı mutlaka.
Sezer Kaptan
Bence 100. yıl olayı çok fazla abartıldı ve bu nedenle gereksiz stres oluştu takım ve taraftarlar arasında. Ayrıca 100. yıl konusu basında çok fazla konuşuldu ve sanki bu sene şampiyon olunamazsa takımın kapısına kilit vurulacakmış gibi bir hava yaratıldı.
Hasan Çaylak
100. yıl stresten çok bir kaygı oluşturuyor olmalı. Kaygı, başarı için şart olan bir duygudur. Bu kaybetme kaygısı onları daha iyi oynamaya, sahada daha fazla mücadele etmeye zorlar. En azından umarım böyle olur.
Serkan Çalışır
Futbolcuların üstünde değil bizim üzerimizde bir 100. yıl baskısı var… Biz bunu sahaya yansıttıkça oyuncuların üstünde bir baskı oluyor… Ama anlayamıyorum… Ben o sahaya çıksam bana o kadar tezahürat yapılsa ölüm çıkar ölene kadar oynarım… Belki top kaybettiğimizde stattan bir uğultu çıkmasa kimse bağırmasa herkes oturup maç seyretse İnönü’de bu kadar puan kaybetmeyiz… Ben takımımızı Boca Juniors’a benzetiyorum… Onlarında Seyircileri çok ateşli… Ama bu onlara pozitif yansıyor bize ise negatif…
Oğuzcan Güney
100. yıl bence motive eder. Çünkü böyle büyük bir takımda futbol oynamak her oyuncuya nasip olmaz.. Bir bakımdan da strestir. Ya Şampiyon olmazsak korkusu? Bunu da iyi oynayarak aşabilirler.
Mustafa Akbaş
Beşiktaş’ımızın üzerinde baskı elbette var. Normalde takımlar kendi sahalarındaki maçlara rahat çıkarlar bizim takımımızsa stres içinde. İç saha fobimizin sebebine gelince; bu yıl Beşiktaş’ımız için önemli bir yıl. Bir kere bunun stresinin olduğu çok acık ikincisi -ki bu benim için daha önemli- 7 yıldır şampiyonluk yüzü göremememiz. Diğer takımların arkasından geliyoruz. Ben bunu hiç hazmedemiyorum. Ben eminim ki takım üzerinden bu yükleri biran önce atacak ve şampiyonlukta rakipsiz olacaktır.
Erdem Erisoy-İzmit
Kesinlikle baskı ve stres yaratıyordur. Çünkü bu sene Beşiktaş’ımız için bir dönüm noktası idareciler ve futbolcularımız bunun ne olduklarını çok iyi biliyorlar ve böylesine önemli bir yılda taraftarları bir kez daha hüsrana uğratmak onlar için büyük bir kayıp olabilir.
Süha Can Gürsoy
Performans düşünce, kondisyonlar bitince bu ‘baskı altındayız’ işin kolayına kaçma.. Baskı altında olmasak oynarız demek ne demektir? Hem ne baskısı var?
İnönü’deki maçlar deplasman gibi artık seyirci futbolculara sevgisini gösterince baskı mı kurmuş oluyor?
Anadolu
Beşiktaşlılar
Derneği
Doç. Dr. Hamit Çelik
Bence motivasyondur.. Ama baskı ve stres de bu durumda futbolcuları aktive etmeli.. Zaten şampiyon olmaktan başka bir şansları yok!! Önce bunu kafalarına soksunlar.. bu iş Ferrari almak için gece gündüz çalışmak gibi yada havuç peşinde kilometrelerce koşan tavşan gibi… Ama bizdeki bazı futbolcular anladığım kadarıyla temiz bir sopa yiyince koşmaya başlayacaklar…
Sema Ejder
Sezon başında 100.yılın takıma daha bir hırs getireceğini düşünüyordum Gördük ki bu hırs, istek, çaba sadece biz taraftarlarda var. Futbolcularımız bırakın kenetlenmeyi oynamakta bile düşünür hale geldiler. Ben takımda Beşiktaşlılık ruhunu göremiyorum. Geçen sezon oynadığı oyunla gıptayla baktırıyordu herkesi. Bu kalite yok oluyor artık. Beşiktaş’ta oynamak profesyonellik ister, profesyonel olanlar rehavete kapılmaz zaten yapması gerekeni biliyordur.
Zühtü Kafarali
Kesinlikle motivasyondur.. Bunun aksini yazan ne bir kitap var ne de ansiklopedi. Büyük starlar neden stadyumlarda konser veriyor daha kalabalık olsun motive artsın diye. Sizce dünyanın en büyük starını sahneye çıkarsan bomboş bir salona şarkı söylerken mi daha ahenklidir yoksa 25-30 bin kişiye söylerken mi?
Cumhur Altun
Bence 100.yılımız da şampiyon olmamız çok anlamlı hem bir ilk hem de 7.senlik şampiyonluk özlemimizi gidermeye yönelik çok güzel bir başlangıç.
İlker Tanrıverdi
Dünyada yok bu taraftar, rakip takım taraftarları bile Beşiktaş tribünlerini seyretmeye geliyor. Hem bu sene 90 dakika destek var. Maç sonrası puan kaybeden takımını alkışlıyor. Daha ne olacaktı? Bu kesinlikle mazeret değil…
Ruhumuz yetsin ister misiniz futbolcu kardeşlerim?

ONİKİNCİ SAYFA

12 dev bayan

Alt yapıdan yetişen, genç oyunculardan oluşan BJK Bayan Basketbol Takımı, lig için çalışmalarına hızla devam ediyor. Yoğun çalışma tempolarının ardından birbirlerinden ayrılmayan basketbolcular aralarındaki iletişimi sahanın dışına taşıyorlar. Akşamları kurulan chat bağlantıları, beraber gidilen yemekler ve sinemalar basketbolcuların birbirine daha da çok ısınmasını sağlıyor. Antrenör Aziz Akkaya da “Takım oyuncularının birbirleriyle ilişkileri çok iyi, hedefimiz başarıyı bütün bir seneye yaymak ve bayan basketboluna nitelikli sporcular yetiştirerek, kulübümüzü en iyi şekilde temsil etmek” dedi.
BJK Bayan Basketbol Takımı bir diğer adıyla ‘Potanın Melekleri’, aldıkları başarıların yanı sıra renkli ve eğlenceli kişilikleri ile de dikkatleri çekiyorlar. Aralarında takımın en neşelisi olarak 140 defa milli olan arkadaşları Yasemin’i seçiyorlar. Maç öncesi hazırlıklarını sorduğumuzda sözü Yasemin’e vermemizi öneriyorlar. Çünkü Yasemin her maçtan önce soyunma odasında arkadaşlarına ‘Bugün içimde bir şey var, bugün içimde bir sıkıntı var’ diye yakınıyormuş. Yasemin arkadaşlarını motive etmek için bunu söylediğini iddia ederken arkadaşları onun tezcanlı olduğunu öne sürüyorlar. Takım içinde en anlaşamadıkları sorun ise yaş farklılıkları. Çoğu genç olmasına karşı takımın en eskilerinden Elhan ve Yasemin’in yaş ortalamasının biraz üstünde kaldıklarını söylüyorlar. Bu şakalaşmanın ardından, bu sene yabancısız oynayan takıma, yabancısız oynamanın farklarını ve lig hakkındaki görüşlerini soruyoruz:
“Bu sene lig genç ve kalitesi biraz düşük, yabancı oyuncuları her takım getiremiyor. Çok keyifli bir lig olacak gibi gelmiyor. Yabancı oyuncuların takıma kattıkları bir çok şey oluyor. Her gelen yabancıdan insan bir şeyler öğreniyor.”
Takımla yaptığımız küçük röportajdan sonra Antrenör Aziz Akkaya ile görüştük:
Bu sene yabancısız
oynuyorsunuz.
Bunun getirdiği
dezavantajlar nedir?
Yabancı oyuncumuz yok ama genç bir takımız bu sene zor bir lig olacak. Çünkü hemen hemen herkes üç yabancıyla oynuyor. Belki sadece Galatasaray ve biz yabancısız oynayacağız. Takımın en büyük avantajı genç ve uzun süredir birarada bulunan sporculardan oluşuyor olması. Bizim en büyük dezavantajımız geçen senenin birinci, ikinci ve üçüncüleri ile ilk etapta oynamamız oldu.
Bu sezon için
hedefleriniz neler?
Bizim hedefimiz ilk etapta play-off’a kalmak. Play-off’un sonunda da gelebileceğiniz en iyi yer yarı final olabilir, final olabilir. Türkiye Kupası olabilir. Geçen sene bir yabancımız vardı bu sene yok ama çocuklar daha tecrübelendi geçen seneden bu yana. Geçen seneden sakat olan oyuncularımız iyileşti. İki tane genç oyuncu transfer ettik. Bunlar da bizim için avantaj.
Bu sezon liginin
nasıl geçmesini
bekliyorsunuz?
Bayan basketbolunda bu sene bence güzel bir lig yaşanacak. Belki kalitesi düşük olacak ama mücadelesi yüksek olacak. Çok fazla favori yok herkes birbirini yenebilir. Bu açıdan mücadele olarak iyi olacak ama kalite olarak pek iyi olacağını söyleyemem. Üç sene önceye baktığınız zaman Türkiye’de oynayan yabancıların 10 tanesi Dünya Şampiyonasında oynadı. 5 tane Amerika Milli Takımı’nda, 3 tane Rus Milli Takımı’nda oynarken şimdi daha kalitesiz yabancılara kaldık. Tabii ki her şeyi yabancılara bağlamamak gerekir. Az yabancıyla oynamanın bize şöyle bir avantajı oldu Türkiye’de yapılacak 2005 Bayanlar Avrupa Şampiyonası’na daha iyi hazırlanmış olacağız.
Oyuncuları
değerlendirir misiniz?
Biz de kötü oyuncu yok. En kötüsü üç beş kez milli olmuş oyunculardır. 140 kez ile Türkiye’nin en çok milli olan oyuncusu Yasemin’de bizim takımımızda bulunuyor. 85, 86, 87 doğumlu ilk beşte oynayan oyuncularımız var. Çok genç bir takımız. Oyuncularımızın hepsi alt yapıdan biz zaten alt yapıda oynatmadığımız oyuncuyu takımda oynatmıyoruz. En azından 1-2 sene bizim genç takımımızda oynuyor ondan sonra A Takıma çıkarıyoruz. Biz şampiyonluğa hazır bir takımız, iki tane yabancı aldığımız taktirde kesinlikle şampiyonluğu yakalarız.

‘Göz nezlesini tedavi ederdik’

Uluslararası bir tıp merkezi niteliğinde olan Laser Göz Merkezi İşletme Müdürü Yücel Ocak, aynı zamanda koyu bir Beşiktaş taraftarı. Ocak, sporcuların göz sağlığına daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini vurgulayarak, Beşiktaşlı futbolcuları Laser Göz Merkezi’ne davet etti. Nouma’nın, göz nezlesi için Fransa’ya gitmesinden büyük üzüntü duyduğunu belirten Ocak, “Hastalarımızın yüzde 10’u yurtdışından geliyor. Buna rağmen Türkiye’nin gözdesi bir futbolcu olan Nouma’nın yurtdışına tedavi olmak için gitmesini ülkem adına onur kırıcı buluyorum. Sadece Laser Göz Merkezi değil, bugün diğer sağlık kuruluşlarımız da kaliteli hizmetiyle Avrupa’ya fark atmış durumda.” diyor. Yücel Ocak, Beşiktaş Kulübüne sitem ederek, Laser Göz Merkezi’nin kaliteli hizmet anlayışını anlattı.
Futbolcular göz
sağlığı için nelere
dikkat etmeli?
Futbolda spor bir mücadele halinde yapıldığı için futbolcu sağlığına normal insanlardan daha çok dikkat etmeli. Göz sağlığının diğer sağlık konularında olduğu gibi belli periyotlarda kontrollerin yapılması gereklidir. Çünkü geç kalınmış vakalar olabiliyor. Onun için düzenli kontrollerden yanayız biz. Göz en ufak bir enfeksiyon da olsa ihmal edilmemesi gereken bir organımız. Ben futbolculara şunu söyleyebilirim. Göz sağlıklarını asla ihmal etmesinler. Futbolcu sağlıklarından bahsetmişken ben Pascal Nouma’ya değinmek istiyorum. Sıkı bir Beşiktaşlı olarak Beşiktaş yönetimine biraz sitemim var. BJK topluma mal olmuş bir kulüp. Sadece Beşiktaş seyircisini değil Türkiye’nin gözdesi bir futbolcu olan Pascal Nouma ise, son derece sempatik bir insan. Ama bir göz nezlesi için yurtdışına gitmesini bir ülke olarak onur kırıcı olduğunu düşünüyorum. Bu durum bizi 3. Dünya ülkeleri konumuna sokuyor. Laser Göz Merkezi uluslar arası bir tıp merkezi konumunda. Sadece laser göz merkezi için söylemiyorum çok kaliteli sağlık kuruluşlarımız var. Ben bu duruma içerlemiş durumdayım. Form tutmakta olan Nouma’nın Türkiye’de bu tedavi 1-2 günlük bir işken, Fransa’da 10- 12 gününü heba etmesi düşündürücü. Ben buradan Beşiktaş Kulübü’ne, futbolcularının göz kontrollerini burada yapalım teklifi getiriyorum. Güzide kulübümüzden ücret de talep etmiyoruz. Beşiktaş Kulübü’nün bir yıl süreyle her dönem yenilenmesi şeklinde futbolcularının ömür boyu göz sağlığını sigortasını yapmak istiyoruz. Ben de bundan bir Beşiktaşlı olarak onur duyarım.
Laser Göz Merkezi’nin uluslararası düzeyde olmasını sağlayan
faktörler nelerdir?
Önemli olan hizmet anlayışıdır. Hasta bizim baş tacımız. Her şeyden önce insan olduğu için ve elbette hasta olduğu için iki katı memnuniyet sağlamak zorundayız. Girişteki rehberden hekime kadar buradaki herkes doğru hizmeti verip veremediğini gözlemlemek zorunda. Her işlemde mükemmel hasta memnuniyeti sağlamalıyız. Bu normal olan şeyler Türkiye’de yapılmadığı ve maalesef insanlar ticari bir araç meta olarak görüldüğü için bunu doğal sürece taşıdığınız zaman hasta şaşkına dönüyor. Tabi ki bu hizmeti iş arkadaşlarımızla gerçekleştiriyoruz. Çalışma arkadaşlarımızın her birisi benim çözüm ortağım burada. Organizasyonlarda dikey yapılanmaya ben kaldırdım. Hepimiz hastalarımızın hizmetkarıyız. Bireyden yola çıktığımız için birey neyi hak ediyorsa beklentileri neyse önce onu anlamaya çalışıyoruz.

Branşların Sesi

Hazırlıksız maçlara başladık
Biz sezona son anda katıldık. Ligin başlamasına bir hafta kala bizim lige katılacağımız belli oldu. Bu nedenle hiç hazırlık maçı oynamadan, maçlara başladık. İlk hafta Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın sahibi Botaş’ı 72-67 yendik. Bu bizim için çok sevindirici bir gelişmeydi. İkinci hafta Ereğli deplasmanında, çok iyi bir takım olan Erdemir’e çok iyi mücadeleden sonra 75-69 yenildik. En büyük dezavantajımız yabancısız oynamamız. Her takım 3 yabancı ile oynarken biz bu sene yabancısız ve çok genç bir takımla oynuyoruz. Bu olanaklar içinde ilk hafta bizim açımızdan çok iyi geçti. Zamanla daha iyi olacağına inanıyoruz.
Aziz Akkaya (Bayan Basketbol Antrenörü)

Yine fırtına gibi esiyoruz
Geçen ay Erzurum’da Türkiye Büyükler Ferdi Boks Şampiyonası gerçekleştirildi. 52 bölgeden 185 boksörün katıldığı bu şampiyonada Beşiktaş Boks Takımı 5 Türkiye birinciliği, 3 Türkiye ikinciliği, 2 Türkiye üçüncülüğünün yanı sıra takım olarak Türkiye şampiyonu olmuştur. Şampiyonanın yapıldığı Erzurum bölgesinin, diğer boksla ilgili bölgelere uzak oluşu, şampiyonaya iştirak sayısını azaltmıştır. Bölge otellerinin ve lokantalarının pahalı olması, üç öğün yemek ve otel parası olarak, boksörlere günde 9 milyon liranın ne işe yaradığını yetkililere sormak isterim. Daha da kötüsü şampiyonada ilk dörde giremeyen sporculara harcırah da verilmemektedir. Sporcular adeta kaderi ile başbaşa bırakılmaktadır. Türkiyemiz’de olimpiyat yapmayı düşleyenler, bu şartlarla bu imkansızlıklarla hangi sporcu ile olimpiyatları yapacağız.
Yurdakul Güvener (Boks Antrenörü)

Çok iyi dereceler aldık
Eylül ayında gerçekleştirilen Gençler Ferdi Türkiye Şampiyonası ve Balkan Gençler Atletizm Şampiyonası’nda kulübümüz çok iyi dereceler almıştır. 1 Eylül 2002 tarihindeki Gençler Ferdi Şampiyonası’nda Öznur Gültekin 100 m. engellide 14.67 ile Türkiye Şampiyonu, Asiye Şevketoğlu disk atmada 37.29 cm. de Türkiye üçüncüsü, Hanife Yalçın yüksek atlamada 1.63 cm ile Türkiye ikincisi ve Miray Gür 2000 m. engellide 8.51.89 ile Türkiye ikincisi olmuşlardır. 14-15 Eylül 2002’de gerçekleştirilen Balkan Gençler Şampiyonası’nda da yine başarılı sporcumuz Öznur Gültekin 100 m. Engellide Balkan ikincisi oldu. Şu andaki bütün çalışmalarımız 25 Kasım’da yapılacak olan Kulüplerarası Kros Ligi Şampiyonası’na yönelmiş durumda. Çalışmalarımız ve sporcularımızın gösterdiği istek ile oradan da iyi derecelerle döneceğimize inanıyorum.
Ömer Aras (Atletizm Antrenörü)

Oyuncular iyi takviye lazım
Bildiğiniz gibi Yönetim Kurulumuz liglere devam kararı aldı. Şu andaki oyuncularımız genç takım kadrosundan 6 oyuncu. Her biri çok deneyimli ve tecrübeli oyuncular fakat bizim yabancı oyuncuya da ihtiyacımız var. Sezon öncesi 2 yabancı alacaktık fakat olmadı. Sadece bu yüzden oynadığımız ilk dört maçta yenildik. Şu anda bizim normal çalışmalarımızın yanı sıra yabancı oyuncu arayışlarımız devam ediyor. Sayın Ahmet Kavalcı’nın bu konuda büyük desteğini görüyoruz. Yabancı arayışlarımız ve denemelerimiz bir an önce on vereceğimizi ve önümüzdeki diğer takımları yeneceğimizi düşünüyorum.
Ata Onar (Voleybol Bayan Antrenörü)

Amatörlerin Sesi

Gururluyuz
BJK Engelliler ülke genelinde engelli sporun lokomotifi haline gelmiştir ve bizler bunu yaşamaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Engelli sporunda çok büyük ilerlemeler katedip, ülke genelinde sesimizi duyurarak engelli sporun öncülüğünü yapmaktayız. Bu ilerlemelerin en güzel örneği, Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımımızdır. Takımımız kendi sahasında oynayacağı 11 maçtan ilkini geçen ay Ahmet Fetgeri Salonu’nda gerçekleştirmiştir. Maçımızı şereflendiren Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Erdoğan Toprak milli olan dört oyuncumuza devlet madalyası ve bizlere olan katkılarından dolayı Sayın Serdar Bilgili’ye devlet plaketi vermiştir. Maçımıza katılan Sayın Nevzat Demir de bizi ayrıca gururlandırmıştır. Ayrıca yine geçen ay Engelliler Parkı’nın açılışını yaparak bizi sevindiren Yusuf Namoğlu’na da teşekkürlerimizi sunarız.
Erdem Göksel- Engelliler Spor Kulübü

Altyapı çalışmaları devam ediyor
Alt yapı çalışmalarımıza devam ediyoruz. Yıldız ve 14-16 takımlarımızın ligleri başlamış bulunuyor ve bu liglerde başarılı bir şekilde mücadele ediyoruz. Minik ve Genç Takımların ligleri Mart ayında, A Takımımızın ligi Ocak ayında başlayacak. Bu ligler içinde çalışmalarımıza 200’ü aşkın öğrencimizle birlikte devam ediyoruz. Levent Spor Kulübü olarak gençliğe hizmet etmenin gururunu yaşıyoruz. 4. Levent, Etiler, Levent gibi civar semtlerimizden olağanüstü bir talep görüyoruz. Çünkü İstanbul’da ilk defa bir amatör spor kulüp, gençlere hiçbir ücret talep etmeden hizmet veriyor. Biz elimizden geldiğince ve imkanlarımız yettiğince bu hizmeti vermeye devam edeceğiz.
Mehmet Şenozan- Levent Spor Kulübü

Sosyalleşmeye ağırlık veriyoruz
Amatör Kümedeki A Takımımız avarajda lig üçüncüsü durumunda. Alt yapı takımlarının da sonuçları oldukça başarılı. 18 Kasım tarihinde kulüp binamızda bir iftar yemeği vereceğiz. 15 Aralıkta yine kulüp binamızda bir yemek düzenleyeceğiz. Kulüp binamızın daha sosyalleşmesini istiyoruz. Yayınladığımız Ortaköy Dergisi’ni15 Aralıkta çıkaracağız, onun çalışmaları devam ediyor. Dereboyu’nun sonunda yapılacak olan kulübümüze ait olacak halı saha ve tenis kortlarının projeleri Anakent’ten geçmiş bulunuyor. Ayrıca Belediyenin Çilekli Tesisleri’nde maç yapmamız bu sene adına en büyük gelişmelerden biri.
Sinan Kasımoğlu- Ortaköy Spor Kulübü

Spor Hattı

Boksörler madalya bırakmadı

Erzurum’da 1-6 Eylül 2002 tarihinde gerçekleşen Türkiye Boks Şampiyonası’nda Beşiktaş Jimnastik Kulübü boks takımı 9 madalya ile geri döndü. 48-51-54-75 ve +91 kilolarında beş Türkiye Şampiyonluğu alan Boks Takımı’nın antrenörü Yurdakul Güvener Beşiktaş’ı seyirciya ezberlettiklerini söylüyor. Şampiyonada ödül alan sporcuların isimleri şöyle:
48 kiloda Abdulkadir Koçak- Türkiye Şampiyonu, 51 kiloda Ramazan Ballıoğlu- Türkiye Şampiyonu, 54 kiloda Nurullah Oğuz- Türkiye Şampiyonu, 75 kiloda Serdar Üstüner- Türkiye Şampiyonu, +91 Kurban Günebakan- Türkiye Şampiyonu, 54 kiloda Hakan Dolunay- Türkiye İkinciliği, 67 kiloda Fazlı Us- Türkiye İkinciliği, 81 kiloda Hasan Kılıç- Türkiye İkinciliği, 81 kiloda Eyüp Gucci- Türkiye Üçüncülüğü.

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*