SAYI 3

HAZİRAN 2000, SAYI 3

Güneş Yüzünü Gösterdi

Beşiktaş ilçesine bağlı Bebek, yaz aylarının artık kendini hissettirmesiyle birlikte canlanmaya başladı.
Güzelliğiyle, birçok Avrupa ülkesindeki sahilin pabucunu dama atan Bebek, özellikle hafta sonları dolup dolup taşıyor. Bebek, bu aralar helvacısı, baloncusu ve bilumum satıcısıyla, tıklım tıklım yolları, sahildeki yüzlerce amatör balıkçısıyla bir başka manzaraya bürünüyor.
Özellikle de hafta sonları oluşan kalabalığa rağmen Bebek’in güzelliğinden bir şey kaybetmemesi hayret çekiyor.
Balıkçılar misineler birbirine girse de, zaman zaman tartışma çıksa da oltalarını denize sallamaya çalışıyor. Yaşlı genç sayısız insan bir gün içinde aynı sahilde yürüyüş yapıyor. Aşıklar bir kenara çekilmiş, hayatın tadını çıkarıyor. Çocuklar neşe içinde koşturuyor. Birkaç cafenin garsonları sürekli koşturup duruyor. Sahile park etmiş otomobil içindeki aşıklara veya ailelere cay kahve tost yetiştirmeye çalışıyor. Gençler altlarında son model otomobilleri ile adeta hava atıyorlar. Otomobiller yeşilliklerin arasına çekilmiş, arka bagajlardan çıkarılan portatif masa ve sandalyeler sahile kurulmuş, küçük çapta kafa çekenlere dahi rastlanıyor. Tekneler son bakımlarını yapmış denize indirilmiş. İnsanlar tıklım tıklım yolcu vapurlarına binmiş, etrafa yayılan müzikler eşliğinde boğaz turuna çıkmışlar. Aileler yemyeşil çimenlerin üzerine oturmuşlar etrafı biraz kirletseler de piknik yapıp güzel havanın tadını çıkarıyorlar. Bir yardan püfür püfür esen bir boğaz havası, bir yanda dünyanın muhteşem deniz manzarası insanın kanını kaynatıyor.
İnsanlar, böyle bir manzara ve böyle bir ortamın dünyanın hiçbir yerinde bulunamayacağında hemfikir. Ve bu güzelliklere sahip çıkalım, koruyalım diyorlar.

Nereden nereye

Bebek’in tarihi milattan önceye dayanıyor. Küçük bir balıkçı köyü olan Bebek adı Challae, Chilai. Khile şeklinde çeşitli kaynaklarda çeşitli şekillerde yazılmaktadır. Skallai(İskeleler) sözcüğünün bozulmuş bir biçimi olan Hallai olduğu da ileri sürülmektedir. Osmanlı döneminde Bebek adının kökenine ait ilk bilgiler İstanbul’un fethinden hemen öncesine gider. Fetihten sonra bu bölgeyle Bebek Çelebi lakaplı bir bölük başı tayin edilir. Daha sonra bu semt onun adıyla anılmaya başlar.
1814-1815 arasına tarihlenen bir Bostancı başı defterinde Arnavutköyden Rumelihisarına doğru başlıca yapılar şunlardır: Halil paşazade Nuri paşanın yalısı, kardeşi İstanbul kadısı Arif efendinin yalısı, Biniş-i Hümayün yeri, Beyhan Sultan Salih Sarayı, Sadaret Kethüdası İbrahim Efendi Zevcesinin Yalısı, Miri Peksimet Fırını, Hekimbaşı Yalısı, Himmet zade Yalısı, Şeyhülislam Dürrizade Kızının Yalısı, Molla Efendi Yalısı, Sabık Hekimbaşı Behçet Efendi Yalısı, Topçu Başı Emin Ağazade Yalısı…
Semtin yazlık olmaktan çıkıp, sürekli yaşanan bir sent haline gelmesinde 19. yüzyıl ortalarından itibaren vapur seferlerinin başlamasının daha sonra da tramvay seferlerinin gelmesinin payı oldukça büyük.
1965 ve 1970 yıllarında ise Boğaz tepeleri ve civarları ne yazık ki tahrip edilmeye, yeşil yok olmaya ve eski evlerin yerini, betonların aldığı görülmektedir.

Arnavutköy’de Seçim Rüzgarı

Arnavutköy 4 Haziran’daki muhtarlık seçiminin heyecanını yaşıyor. 5 bin nüfusa sahip semtte muhtarlık seçimleri nedeniyle halk da oldukca hareketli günler geçiriyor. Seçimler Ekim ayında ölen muhtar Emel Yılmaz Güven’den boşalan yer için yapılıyor. Eski muhtar Güven Arnavutköy Semt girişimi ile birlikte başlattığı 3. köprüye hayır mücadelesi ile tanınıyordu. “3. Köprüye Hayır!” eyleminin seçimlerden hemen sonra 18 Haziran 2000 tarihinde yapılacağı yetkililerce belirtildi.

Kadın az kalsın ölüyormuş, bizim ise tartıştığımız konuya bak
Gasp mı kapkaç mı?

4. Levent’te çantasını kaptıran 54 yaşındaki Öğretim Üyesi Prof. Dr. Melike Altan az daha hayatından oluyordu. Önceki gün meydana gelen olayda, İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Melike Altan, aynı fakültenin Fotogrometri Ana Bilim Dalı Başkanı olan eşi Prof. Dr. Orhan altan ile 4. Levent Yapı Kredi Bankası’ndan para çekmeye gitti. Bankadan 4 milyar 500 milyon lira çeken Melike Altan, bankanın önünde araba içinde kendisini bekleyen eşine doğru yürürken iki kişinin saldırısına uğradı. 34 VE 3320 plakalı beyaz bir Renault’ta bulunan saldırganlardan biri aracı kullanırken, diğeri aracın sağ kapı camından elini uzatarak Melike Hanım’ın çantasını kaptı. Çantası kolunda asılı kalan Prof. Dr. Altan yerde sürüklenmeye başladı.Az kaldı ölüyordu. Çantayı kapan saldırganlar olay yerinden aynı araçla kaçtılar.
Korkunç olay Hürriyet gazetesinde de yer aldı. Edinilen bilgiye göre;
Olaya müdahale etmek için harekete geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Orhan Altan, “Her şey o denli hızlı gelişti ki şaşkınlık içinde kaldık. Eğer çantanın sapı kopmasaydı, eşimin başı tekerleklerin altında kalacaktı.” dedi. Saldırganların olay yerinden uzaklaşmasından sonra Prof. Dr. Melike Altan, Amerikan Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Başına sekiz dikiş atıldı. Prof. Dr. Melike Altan, polisin olayı basit bir kapkaç hadisesi olarak kayıtlara geçirdiğini ve bunda da ısrarlı davrandıklarını söyledi. Olayın gasp olduğunda ısrar etmelerine rağmen polisin kendilerine, “Gasp olabilmesi için adamların silahlı olmaları gerekiyordu.” dediğini belirten Melike Hanım, “Silahlı olup olmadıklarını bilemeyiz ki, ben bu olay sırasında hayatımı da kaybedebilirdim.” dedi.

Bir tarih canlanıyor

Vakıflar Genel Müdürlüğünden 49 yıllığına “Yap-İşlet-Devret” modeli ile NET HOLDİNG tarafından kiralanmış bulunan Akaretler Sıraevleri Restorasyonlarına 1996 yılı Mayıs ayında alınabilen ruhsat ile başlanılmıştır. İlk bölümü Haziran 1998 yılında tamamlanarak Kültür turizmine ve Ticaret hayatına kazandırılmıştır.
Net Holding bünlesinde yer alan AKARNET Şirketin planlamasında NETYAPI’nın gerçekleştirdiği Akaretler Sıraevleri geliştirme projesi İstanbul çalışma hayatına farkklı bir çalışma ortamı vaadetmektedir. 19. yy. mimarisi ve çağdaş konforun birbiri ile örtüştüğü bir tesis günden güne ortaya çıkmaktadır.
Beşiktaş sahilinden Maçka’ya doğru uzanan topğrafyaya uygun yerleşimi ile dikkat çeken bu yapı grubu 19.yy.’ın ikinci yarısında yapılmıştır. 18. yy.’dan itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nu ve özellikle başkent İstanbul’u etkisi altına alan batılılaşma hareketleri ve kentsel büyüme sürecinin bir uzantısı olarak yapılan Dolmabahçe Sarayı’nın yapımı takiben 1875’te Sarkis Balyan tarafından inşa edilmişlerdir.
Osmanlı Mimarisi’nin ilk toplu konut örneği olan bu yapı grubunun Dolmabahçe Sarayı’nda çalışan “Ağalar” için yapıldıkları bilinmektedir. Saraya aynı dönemlerde yapılmalarına karşın daha mütevazı yapılardır. Dolmabahçe Sarayı’nın aksine cephelerde barok değil, ampir çizgiler taşımaktadır.
Dönemin teklojisini yansıtan yapılarda duvarlar tuğladır. Duvarlar birleşim noktalarında dört yönden kama ve kılıçlama lamalar ile desteklenmişlerdir. Döşemelerde iki farklı uygulama göze çarpmaktadır. Birinci putrelli volta döşeme, diğeri ise muhtemelen 1984 deprimi sonrası yapılan ahşap döşemeler ve çıtalı tavandır. Ahşap olan döşemelerde ahşap krişleme ile putreller ve bunların üzerinde harç kalıntıları bulunması bu fikri kuvvetlendirmektedir.
Akaretler Sıraevleri bugün 66 adet parselden ve yaklaşık 39.000 m2 lik kapalı alanı kapsamaktadır. Plan karakterleri açısından incelendiğinde çoğunluğu birbirine benzer 3 ana tip olmak üzere 6 değişik plan tipiden oluşmaktadır. Ayrıca 20 yy. başlarında plan tiplerine Mimar Vedat Bey’in yapısı eklenmiş, daha sonraları iki yapının tek çekirdek ile birleştirilmesi ile elde edilmiş apartman tiplerinin oluşmuş olduğu görülmektedir. Yapılar ön cephede karakterleri açısından bakıldığında ise cumbalı balkonlu ve cumbasız balkonlu olmak üzere üç değişik arka cephe karakteri yansıtmaktadır.

PROJEYE BAŞLARKEN

Günümüzde “Tek Anıt” tan, “Çevre”ye doğru genişleyen koruma düşüncesi uygulamanın içeriğinde salt “korumadan”, “koruyarak değerlendirmeye” doğru kaymıştır. Bu anlayışın en doğru örneklerinden biri de Akaretler Sıraevleri’dir. Yapıların korunması kadar, değerlendirilmesi ve yaşatılması önem kazanmaktadır. Bu amaçla yapıları korumanın yanısıra verilecek fonksiyonların da seçilmesi ve, ekonomik değerlerin gözönünde bulundurulması ve en önemlisi koruma sonrası yapıların ve çevrenin yaşatılması amaçlanmıştır.
Koruma açısından yapıların cephe ve plan karakterleri korunmuş, güncel malzeme ile takviye edilerek konforlu hale getirilmesi planlanmış ve restorasyonlara başlanmıştır.
Ancak daha önemlisi değerlendirme ve yaşatma ilkelerinin seçilmesinde oluşmaktadır. Projelendirme aşamasında yapıların özgün mimarisini bozmadan koruyarak yapılar bütünü ve bölgeyi yaşatacak işlev şemasını geliştirmek amaçlanmıştır. Bu anlamda yapı topluluğu turistik ve ticaret birimleri oluşturacak şekilde projelendirilmiştir. Tüm projede Apart Otel-Recidance Ofis-Alışveriş üniteleri, Yönetim ve Klüp binası, Fast Food Üniteleri, Cafe, Kitabevi, Restoranlar, Atatürk Evi Müzesi, Katlı Otopark, Cep Sinemaları, ve Çarşıdan oluşan kompleksin çevre ile beraber koruyarak değerlendirme ve yaşatma esas gaye edinilmiştir.
Akaretler Sıra Evleri inşaat alanı 39.000 m2 kapalı alanı olan bir otopark inşa edilecektir. Toplam inşaat alanı 57.000m2’dir. Yatırım tutarı takriben 35 milyon dolar olup, bunun 5 milyon doları kapalı otopark ve çarşı yatırımı için harcanacaktır.
Projede 184 yatak kapasitede Apart-Otel ve bu kısma hizmet edecek içinde seminer ve toplantı odaları iki adet restoran ve barı bulunan kulup binası Beşiktaş’tan Maçka’ya giden Spor Caddesi’nin sol tarafında planlanmıştır. Aynı caddenin sağ tarafında bulunan yapılar ise Recidance Ofis-Ofis ve kitabevi, kafeterya olarak restorasyonuna başlanmıştır. Yatırıma 10 milyon dolar harcanarak Haziran 1998’de birinci kısmının restorasyonu tamamlanmıştır.
Beşiktaş’tan Ihlamur’a giden Şair Nedim Caddesi üzerinde sol tarafta kalan kısımda mağazalar ve ofisler yeralmakta bunlar içinse ayrıca fast-food üniteleri bulunmaktadır. Aynı caddenin sağ tarafında bulunan yapılar içinde restoran ve ofisler yer almaktadır.
Şair Nedim Caddesi üzerinde bulunan ve Beşiktaş’tan Ihlamur’a giden yol üzerinde bulunan Akaretler Sıraevlerine komşu köşe parselde ise zemin katında çarşı ve cep sinemaları bulunan yapının üst katları 550 ağaçlık otopark olacak şekilde planlanmıştır. Tüm projenin 2000 yılında tamamlanması öngörülmektedir. İstanbul’un gelişen turizm ve iş hayatının bir gereği olarak ortaya çıkan apart otel -ofis-çarşı birlikteliği bu proje ile hayata geçmektedir. Ülke turizmine olduğu kadar kültürümüze yaptığı hizmetlerle daima hassasiyet gösteren Net Şirketler Grubu bu çalışmada her iki konudaki tecrübesini ortaya birleştirerek ortaya koymaktadır. İstanbul kent dokusu içinde yeralan pek çok 19. yy. yapısı bu kadar şanslı olmamaktadır. Laleli’deki Tayyare apartmanlarını 5 yıldızlı bir otele dönüştürerek ayrıca Heybeli Ada’daki Halki Palas Oteli’ni restore ederek kültür miraslarımızın korunması ve yaşatılmasını amacını hedefleyen Net Holding Akaretler Sıraevleri’nin restorasyonunu da tamamlayarak bu yapıların kültür mirasımızın bir parçası olmaya devam etmeleri, aynı zamanda yaşayan mekanlar olarak varlıklarını sürdürmeleri amaç edinmektedir.

Eğitimde parlayan yıldız
BJK Koleji

BJK Jimnastik Kulübü bünyesinde 1997-98 öğretim yılında hizmete giren BJK Koleji, eğitimde parlayan bir yıldız olarak adından söz ettirmeye başladı.Yapılan açıklamaya göre, yabancı dil eğitimine fazlasıyla önem verilen kolejde, anasınıfından itibaren İngilizce eğitimine başlanıyor. 7. – 8. sınıflarda da ikinci dil olarak Almanca dil eğitimi uygulanıyor. Çocukların gelişimi ve sağlıklı bir eğitim alabilmeleri için, resim ve iş eğitimi atölyelerinden tutunda, her öğrenciye bir deney masasının düştüğü laboratuarlarına kadar tüm imkanlar BJK kolejinde bulunuyor. Ayrıca Kolejde bilgisayar odalarından, kütüphanelerine, sağlık birimlerine ve rehberlik servislerine kadar her türlü imkan da var. Kolejde öğrencilere piyano, keman, gitar ve bağlama kursları da veriliyor.

Okul Müdürü
Meziyet Çetin eğitimde iddialı

BJK Koleji’nin eğitimde daha iyiye, güzele ve doğruya olan arayışının daima sürdüğünü ve süreceğini belirten Okul Müdürü Meziyet Çetin, BJK Koleji’nin eğitimdeki esas hedeflerini şöyle açıkladı:
“Sosyal ilişkileri gelişmiş, ekip ruhuna sahip, öğrenmeyi öğrenmiş, bilgiden bilgi üretebilen, araştıran ve sorgulayarak öğrenen, kendi düşüncelerini sonuna kadar savunan, başkalarının da düşüncelerini savunma hakkını destekleyen, demokrat, özgür, düşünceli öğrenciler yetiştirmektir.”
BJK Koleji, Yaz Okulu ve Anaokulu bölümlerinin de içinde bulunduğu 3. Levent Çilekli Tesisleri’nde yer alıyor.

Yeni Patron SCALA

Brigel’den boşalan Beşiktaş Teknik Direktörlüğüne getirilen Nevio Scala Beşiktaş’a yepyeni bir heyecan yepyeni bir hava getirdi.
Dünya çapındaki teknik adamın Beşiktaş’ı yönetecek olması taraftarlar arasında da memnuniyet yarattı. Kısa bir süre içinde teknik direktör sorununu çözen Beşiktaş’ın yeni başkanı Serdar Bilgili ve yönetim kurulu üyeleri yapılan işten tam not aldı.
Bu yıl çok önemli başarılara imza atmaya hazırlanan Beşiktaş’ın yeni yönetimi ve genç başkanı Serdar Bilgili Scala’dan çok şey bekliyor.
Daha şimdiden takım içinde bazı değişikliklerin yapılacağı ve çok iyi yerli ve yabancı transferlerin gündeme geleceği belirtiliyor.
Diğer yandan konuşulan bir konuda Beşiktaş’ın başına gelen Nevio Scala’nın oyun sisteminde de değişiklik yapacağı ve Beşiktaş’ın yeni sezonda 3-5-2’yi rafa kaldırarak ,4-4-2 sistemiyle oynayacağı kaydedildi.
Ligi ikinci sırada tamamlayan Beşiktaş’ı tanımaya çalışan Scala’nın takıma yararlı transferler yapılarak, boşuna para harcanmayacağını da söylediği öğrenildi.

Beşiktaş denince akla spor gelir

Resmen kurullan kulüp çok geçmeden Beşiktaş’ta Akaretler’de bir bina kiralayıp burasını merkez yapmıştı.Açılış töreninde Şehzade Ömer Hilmi Efendi de hazır bulunmuştu.
Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübünün ilk çalışmaları Jimnastik eskrim ve halter dallarında olmuştur.Kulübün çatısı altından bu spor dallında bir çok ünlü isim yetişti.Kulüp faaliyetine daha sonra güreş ve boks da eklenmişti.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nde sporcular bu spor dallarında faaliyet gösterirken, memleketimizde yeni bir spor daha doğmuş ve hızla yayılmaya başlamıştı.Kadıköy çayırlarında doğan ve “futbol” adını taşıyan bu yeni spor çok geçmeden kentin İstanbul yakasına da sıçramıştı.
Ve “futbol”u Beşiktaş’a getiren büyük Hasköy yangını olmuştur denilebilir.
Aralarında Türk futboluna “Şiir”namıyla imzasını atacak Refik Osman’ın (Top) bulunduğu
Valideçeşmesi’nin afacan çocukları semtteki Talimhane sahasında “Domuz camiye girmez” oyunun oynarlarken birden gökyüzünün kıpkırmızı bir renk aldığını farketmişlerdi.Bu , ahşap evlerden kurulmuş
İstanbul’da oldukça sık rastlanan bir haldi.Ve yeni bir yangın habercisiydi.Çocuklar hemen oyunu kesip
yangını aramak için yola fırlamışlardı.Nefes nefese Taşkışla’nın önüne geldiklerinde burada karşılaştıkları manzara kendilerine bir anda yangını unutturuvermişti.Kışlanın önünde “baldırı çıplak” İngiliz askerlerinin, önlerinde zıp zıp zıplayan topu tekmelyerek cazip bir oyun oynamakta olduklarını görmüşler ve onları seyre dalmışlardı.Bir ara o kacaman top onların bulunduğu yere düştüğünde, mahallenin afacanlarından Yumurta Yaşar’ın o meşin topu kapmasıyla tabanları kaldırıp Valideçeşmesi’nin yolunu tutması bir olmuştu.Diğerleri de tabi onun peşinden kuşop oradan uzaklaşmışlardı.İngiliz malı “ganimet” Refik Osman Bey’in tavan arasında muhafaza altına alınmış ve günlerce orda saklanmıştır.Ancak İngilizlerin kaçan toplarını aramaktan vazgeçtiklerine inanacakları bir zaman geçtikten sonradırki Refik Osman tavanarasındaki topu çıkarmış ve semtin arsalarında işte bu “ganimet top”la Beşiktaş’ta ilk futbol başlamıştı…
Zamanla Beşiktaş’ta iki futbol takımı ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri, Rumelihisarrı’nda dalyancılık yapan Münir Bey’in kurmuş olduğu “Basiret” takımı diğeri ise Valideçeşmesi’de vücut bulan “Valideçeşmesi” takımıydı.Basiret Takımında Nuri (Erkuş) , büyük ve küçük Hakkılar (ikisinin de ünlü Hakkı Yeten ile bir ilgisi yok), Rüştü (Erkuş), Hafız Mustafa ve Bekçi Arif’in oğlu Ziya gibi yetenekli gençler vardı.Valideçeşmesi Takımında ise Şeref (merhum), Kazım(şehit), Asım(şehit), Selahettin (Kıranoğlu), Mehmet (doktor) ve Hakkı (askeri yargıç) gibi gençler yeralıyordu.
Semtin bu iki futbol takımı kendi aralarında iddialı maçlar oynuyor ve gerçekten güzel futbol sergiliyordu. İşte bu iki takımdan güçlü bir takım ortaya çıkarmak geriktiğine inana Ahmet Şerefettin Bey’in (Merhum Şeref) olulu çalışmaları Basiret ve Valideçeşmesi takımlarının semtin biricik kulübü Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün çatısı altında birleşmeleri ile sonuçlanmıştı. Ve böylece Beşiktaş, bir de futbol takımına sahip olmuştu.
Siyah-beyazlı kulübün tarihinde önemli bir yeri bulunan ilk futbol takımı şu elemanlardan ibaretti:
Kaleci: Resul
Müdafiler : Rıdvan ve Behzat
Muavinler : Muallim Sırrı, Şair Kazım, Sabri Halil
Muhacimler : İzzet, Mehmet, Asım, Şeref, Fahri ve Mesut Beyler
Beşiktaş futbol takımı yavaş yavaş bir varlık olarak ortaya çıkarken, I. Dünya Savaşı patlamıştı. Ve bu ilk takımın birçok oyuncusu silaha sarılıp cepheye koşmuşlardı. Takım kaptanı Şair Kazım ile santrfor Asım Çanakkale’de, Doktor Mehmet ile Bek Rıdvan da Kafkas Cephesi’nde şehitlik mertebesine erişmişlerdi. Bu arada yine müdafilerden Behzat da bedbaht şekilde hayata gözlerini yummuştu. Böylece Beşiktaş’ın büyük bir gelecek vaadeden futbol takımı kaybolup gitmişti. Savaşın sona ermesiyle, semtin gazi gençleri tekrar Beşiktaş’ta biraraya gelmişlerdi. Ancak, kulüp manevi bir enkaz halinde karşılarına çıkmıştı. Top oynadıkları, antreman yaptıkları saha dahi bostan olmuştu. Bostancı ile uzun münakaşalardan sonra burayı tekrar ele geçiren Beşiktaşlılar, başlarında Ahmet Şerefettin Bey olduğu halde kazmalara, küreklere sarılıp, burayı eskisinden de güzel ve top oynanabilir hale getirmişlerdi. Ve bu sahada, Şeref Bey’in kaptanlığını yaptığı yepyeni bir Beşiktaş futbol takımı doğmuştu. Bu yeni kadroda Şeref Bey’in yanısıra Refik Osman, Nazmi, Adil, Andon, Haluk, Orhan, Nuri, Rüştü, Siret ve Manuk gibi isimler yer alıyordu…

Amatör Kulüpleri Tanıyalım
Kuruçeşme Spor Kulübü

Kuruçeşme Gençlik Spor Kulübü 1946 yılında kuruldu. Kulübün, Beşiktaş ilçesinin en eski kulüplerinden biri olduğunu söyleyen Kulüp Başkanı Mehmet Güleren, kulübün uzun süredir faaliyet göstermesine rağmen hedefledikleri yere ulaşamadıklarını belirtti.
İki bin civarında üyeye sahip olan kulübün 200 adet lisanslı futbolcusu bulunmakta. Kulübün yıldız, genç, A Takımı olmak üzere üç bölümde yetiştirdiği sporcuları var.
1998 yılında I. Amatör Ligi’ne çıkan kulüpün, yetiştirdiği Yusuf Kerpeten, Orhan Tosun gibi başarılı isimler de bulunmakta.
Kulübün sadece spor amaçlı değil, Kuruçeşme halkına hizmet amaçlı da olduğunu söyleyen Güleren, eskiden Kuruçeme Parkı’na kimsenin gidemediğini, orada alkol içen gençlerin herkesi rahatsız ettiğini söyledi. Şu anda ise o gençlerin hepsinin kulübe alındığını ve kulüp faaliyetlerine katıldıklarını da söleine ekleyerek, şu anda herkesin rahatça gidebildiği Kuruçeşme Parkı’nın da böylelkle korunmuş olduğunu belirtti.
Kuruçeşme Spor Kulübü’nün en büyük hedefinin Boğaçziçi nin en önemli kulüplerinden biri olkmak olduğunu söyleyen Güleren, Kuruçeme halkının da kulübe destek vermesinin kulübü daha da büyüteceğini söyledi. Hiçbir maddi destek almayan kulübün tek gelir kaynağı, üyelerden toplanan çok cüzzi miktarda olan aidatlarıdır. Kulübün geri kalan tüm ihtiyaçları ise kulüp başkaın Mehmet Güleren tarafından karşılanakta.
Kulübün çok iyi yerlere gelebileceğini hatta 1. Lige bile çıkabileceğiini söyleyen Güleren, “Bunun olabilmesi için kulübün arkasında Kuruçeşme halkının da olması gerekir.”dedi.

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*