SAYI 29

BİRİNCİ SAYFA

Sanki halk plajı

Denize girilmez tabelalarına karşın Boğazı halk plajına çevirenler, “mikrop bize vız gelir. Serinleyelim yeter yoksa kavrulacağız” diyor. Çevre sakinleri ise, suların kirliliği bir yana son yıllarda görüntü kirliliğide arttı şeklinde konuşuyor.
Hayatlarını hiçe sayarak koli basilinin en çok olduğu ve mikrop kaynayan suya hücum eden yaşlı genç yüzlerce kişi Kuruçeşme, Ortaköy ve Bebek’te güle oynaya denize giriyor.
Denize girilmenin yasak olduğu bölge- lerde kuralların hatırlatıldığı tabelalara aldırış etmeden, hatta bu tabelaların altında kendini lağım akan ve de teknelerin pisliklerini boşalttığı sulara bırakanlar, “niye bu tehlikeli sulara giriyorsunuz” diyenlere, ölümle dalga geçer gibi, “bize bir şey olmaz” yanıtını veriyor.
Yaz sıcaklarının adeta kavurucu bir hale dönmesi ile İstanbullular kendilerini Boğaz’ın sularına attılar. Her yıl olduğu gibi bu sene de açıklanan deniz kirlilik oranlarının fazlalığı vatandaşları etkilemedi. Resmi makamların ve sağlık kuruluşlarının tüm uyarılarına rağmen özellikle hafta sonlarında Boğaz kıyıları halk plajı görünümünden kurtulamıyor. Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı’nın açıklamalarına göre kolibasil oranının yüksek ve denize girmenin tehlikeli olacağı yerler şöyle: Bebek, Beşiktaş, Ortaköy, Sarıyer, Eminönü, Üsküdar, Küçükçekmece, Kartal, Pendik, Büyükçekmece.
Yapılan açıklama ve uyarılara rağmen denize giren vatandaşlar, denizin kirli olduğunu bildiklerini ama sıcak havalarda serinlemek için başka çareleri olmadıklarını söylediler. Bebek ve Ortaköy sahillerinde sık rastlanan bu görüntü çevre sakinlerinin tepkisini alıyor. Semt sakinleri, kıyıda denize girenlerin görüntü kirliliği oluşturduğunu, vatandaşların deniz kirliliği konusunda bilinçlenerek, bu görüntüye artık bir son vermeleri gerektiğini belirttiler.

Başkanı ağlattılar

Ortaköy’de geçen ay çıkan yangında kül olan Gaziosmanpaşa İlköğretim okulu’nun yanışını yaşlı gözlerle izleyen Namoğlu “çocukluk günlerim aklıma geldi. Göz yaşlarımı tutamadım” dedi.
Üç yıl boyunca bu okulda okuduğunu ve birçok hatırasının da yangınla kül olduğunu söyleyen Namoğlu, “okulda okuyan ünlü isimlerden bağış toplayacağım, yetkilileri harekete geçireceğim ve söz veriyorum bu okulu eski haline ben getireceğim” dedi.
Ortaköy’de geçen ay çıkan yangında kül olan Gaziosmanpaşa İlköğretim okulunun yanışını yaşlı gözlerle izleyen Namoğlu “çocukluk günlerim aklıma geldi. Göz yaşlarımı tutamadım” dedi.
Üç yıl boyunca bu okulda okuduğunu ve birçok hatırasının da yangınla kül olduğunu söyleyen Namoğlu “okulda okuyan ünlü isimlerden bağış toplayacağım,yetkilileri harekete geçireceğim ve söz veriyorum bu okulu eski haline ben getireceğim. Destek arayışına başladım” dedi.

Esnaf açlık grevinde

Ekonomik şartlar altında ezilen esnaf şimdi de ölüm orucuna başladı. 54 yaşındaki Ferhat Gedikli siftah dahi yapamadığını belirterek, günlerdir ölüm orucu tutuyor.
Beşiktaş esnafı Ferhat Gedikli, kriz yüzünden kebapçı dükkanı kapanınca açlık grevine başladı. Dükkanının önüne bildiriler asan Gedikli, Ankara’ya göndermeler yapıyor. 54 yaşındaki Gedikli, “Başımıza ne geldiyse onlardan geldi. Ülkemizi batırdılar.” diyor. Daha önce bir kez daha açlık grevine giren Gedikli, hükümet yetkililerinden birinin dükkanının anahtarlarını alana kadar mücadelesini sürdüreceğini belirtiyor. Ancak konuştukça Ferhat Gedikli’nin ilginç hayatına tanık oluyoruz. Esnaf Gedikli, büyük bir kararlılıkla “Hayatım boyunca düzen karşıtlarına savaş açtım. Üç kere Ankara’ya yürüdüm. İş yerlerim yakıldı, iflas ettim. Şimdi her şeyimi kaybettim. Bir canım kaldı. Gerekirse onu da veririm” diye konuşuyor. Beşiktaş esnafı Ferhat Gedikli, yaşadıklarını bize anlattı:
“Önce de grev yaptım”
1994’de Gaziosmanpaşa’ya bağlı Arnavutköy’de ayakkabı ve terlik imalathanesi açtım. 200’den fazla kişi çalıştırıyordum. Arnavutköy yolu çok bozuktu. Kazalar oluyor, arabalara zarar veriyordu. Belediye başkanı ve kaymakamla görüştüm. Baktım olmadı. Ben de bir çadır alıp Arnavutköy’ün girişinde açlık grevine başladım. Yine hiçbir ses çıkmadı. Sonra Anıtkabir’e oradan da Bayındırlık Bakanlığı’na yürüdüm. Bakan, medyanın önünde yolun yapılacağını söyledi ve söz verdiği tarihte yol yapıldı. Yapılan yol G.paşa-Habipler-A.köy arasındaki yoldur.
Tepkim Ankara’ya…
Bu eylemden sonra tek başıma neler yapabileceğimin farkına vardım. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili kitaplar okudum. Okudukça aydınlanıyordum. Bu arada Erbakan başbakan oldu. Tarikatlara başbakanlıkta yemek verdiğinin ertesi günü Atatürk resimleri ve bayraklarla Ankara’ya yürüdüm. TBMM’ye beni almadıkları için ben de kendimi arabaya kilitleyip kendimi yakacağımı söyledim. Polis beni gözaltına aldı. İkinci yürüyüşüm, Susurluk olayının yıldönümünde gerçekleşti. Bir ara zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkmaması için refahlılar, Cuma namazlarından sonra eylemler yapıyordu. Ben de her hafta eylem yaptıkları camiye giderek eğitimin sekiz yıla çıkması için hazırladığım bildirileri kendilerine dağıtıyordum. Her gittiğim yerde polis beni göz altına alıyordu. Ama çok iyi davranıyorlardı.
İş yerimi yaktılar
1998’de Düzce Gölyaka’da 120 kişiyle bir imalathane daha açtım. Bu arada 99 seçimleri de yaklaşıyordu. Gölyaka’daki imalatımda parti ve seçim yasalarını değişmesi için açlık grevine başladım. Açlık grevimin 6. günü Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, Çankaya’da Cumhuriyetimizin 75. Yılı kutlamaları için asılan Atatürk resimlerini ve bayrağımızı aşağıya indirtti. Refah Partisi milletvekili de ne olmuş bir bez parçası dedi. Böyle olunca hemen bir kara çarşaf giyip Ankara’da CHP genel merkezine gittim. Mesut Yılmaz’la Deniz Baykal buluşacaktı. Elimdeki bildiriyi basın mensuplarına ve halka dağıttım. Polis yine beni gözaltına aldı. Yılmadım. Bırakıldıktan sonra iş yerime dönüp açlık grevime devam ettim. 12. günümün gecesi gece saat 03.00’de büyük bir patlamayla uyandım. İmalathanemi yakmışlar.
Bunun üzerine Kıbrıs’a gidip lokantacılığa başladım. Ama iki ay sonra devalüasyon oldu. Dolar bir gecede 650 binden 1 milyon 500 bine çıktı. İşlerim tamamen durdu. Lokantayı kapatarak İstanbul’a geri döndüm. Son kalan paramla da Beşiktaş’ta kebapçı dükkanı açtım. O da kriz yüzünden battı.
Her şeyimi kaybettim.
“Şu sistem değişsin artık”
Seçim ve parti yasaları değişirse ben yine açlık grevini bırakırım. Yeter ki ülkemde bir şeylerin iyiye gittiğini göreyim. Hep aynı partiler, aynı siyasetçiler… Hepsini gördük. Ben hiçbir partiye üye değilim. Bütün partilere karşıyım. Benim çocuklarıma bir vasiyetim var: “Benim oy verdiğim partilere oy verirseniz size hakkımı helal etmem” diyorum.
“Ailem benden bıktı”
Neyim var neyim yoksa kaybettim. İş sahibiydim şimdi beş parasızım. İlk başlarda ailemin takdirini kazanıyordum. Zamanla her şeyimi yitirdim. Bir canım kaldı. Haklı olarak istemiyorlar. Benden bıktılar. Üzülüyorlar. Kimse ailesinden birinin açlık grevi yapmasına dayanamaz.
“Tansiyonum
çok yüksek”
Açlık grevine başladığım ilk üçüncü gün bir doktor geldi. 16’ya 28 tansiyon tespit edildi. Doktor çok şaşırdı. Vazgeçirmeye çalıştı. Ama ben istemedim. Tutanak tutuldu. Kendi rızasıyla açlık grevi yapıyor diye.
“Halkın sesi oldum”
Halk geçim derdinde. İnsanlar hala korkuyor. Duyarsız, tepkisiz bir halde. Ben hep Bergama Köylülerini örnek gösteriyorum. 10-15 kişi ne mücadeleler veriyor. Benim gibi 5-10 kişi daha tepki gösterse o zaman bakın neler oluyor.
Çevredekiler ilgi gösteriyor. Dükkanın önünden geçenler durup şu yazıları okusalar o da yeter.

Hem akıllı hem sevimli

On parmağında on marifeti olan Yunus Günce, radyo, televizyon ve sinemadaki başarılarıyla gençlerin yeni ilahı olma yolunda emin adımlarla yürüyor.
Bu kadar komplo teorisi niye?’, ‘Futbol din gibi bir şey’, ‘Haçlı Zihniyeti var’, ‘Hakemler her takımı kayırır’, ‘Sahip olduğumuz şeylerin hiç farkında değiliz ve hep sahip olmadıklarımızın peşindeyiz’.
Bu sözler, Best Fm’de günün neşesi haline gelen Dejavu adlı programıyla dinleyicilerine seslenen Yunus Günce ile Beşiktaşlılığı masaya yatırdık. Sohbetimizde gülüşler, atıflar, umutlar, temenniler karıştı. Bizimle paylaşmak sohbetimize dahil olmak isterseniz, kurulun köşenize, kahve tadı misaliyle başlayın okumaya…
Beşiktaşlılığı tarif
edebilir misiniz?
Ben de iki tane Beşiktaşlılık var. Bir tanesi zaten tuttuğum takım beşiktaş ki iyi bir Beşiktaşlıyımdır ama fanatik değilimdir. Onun dışında Fulya’da oturuyorum. Doğduğumdan beri Beşiktaşlı olan bir ailenin içinde büyüdüm. O günden bu güne kadar da Beşiktaşlıyım. Hiç takım değiştirmeyi düşünmedim. Bu kadar önemli bir şey değil benim için, hayatımı bu kadar etkilemiyor Beşiktaşlı olmak, ya da Galatasaraylı olmak, Fenerli olmak… Evimden rahatsız olsam evimi değiştirmeyi düşünebilirim, hayatımda önemli bir yeri vardır yaşadığım yerin… Ama tuttuğum takımın bu kadar önemli bir yeri yok, sadece iyi bir Beşiktaşlıyım ama akıllı da bir Beşiktaşlıyım. Beşiktaş’a büyük bir sempati duyuyorum. Beşiktaş benim için vardı ve hep olacak. Çocuğum da Beşiktaşlı olsun isterim Gurur da duyuyorum Beşiktaş’la. İlhan Mansız’la gündeme gelişimiz biraz canımı sıkıyor olsa da…
Popülist futbol anlayışı ve sunumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Televizyonda futbolla ilgili acayip programlar yapmaya başladılar. Yeni moda bir terim var, futbol felsefesi, futbolun felsefi yapısı. Bu kadar felsefe ile yoğrulmuş bir iş olsaydı oyuncuları ilk okul mezunu olmazdı. Herkes felsefenin peşinde olsaydı, bu kadar felsefi bir şeyi ilk okul mezunu adamlarla yapamazsınız zaten mümkün değil. Televizyon sektöründe ise, 1-2 saat futbol hakkında konuşuyorlar. Kumpaslar yaratıyorlar. Bu kadar ciddiye alınıyor olması zararlı çünkü o tip yorumları herkes izliyor ve kanıyorlar da. Cahil de izliyor okumuş da izliyor.
Basında yer alan
ifadelerden nasıl etkileniyorsunuz?
Mesela Hıncal Uluç’un bir lafını görmüştüm gazetede. Manşet olmuş, Baliç ile ilgili. Ben bunu sormak istiyorum kendisine gerçekten böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir diye. Çünkü daha lig başlamadı, fikstür çekilmedi, Fenerbahçe Galatasaray Maçı ne zaman, nerede oynanacak belli değil. Konusu ise Baliç üzerine. Tartışma söylemlerden başlıyor: Baliç Galatasaraylı taraftarlarla arasını iyi tutmaya çalışıyor çünkü geçmişte bir ifadesi var kefen giyerim Galatasaray forması giymem gibi. O da hayır ben böyle bir şey söylemedim diyor yani. Fenerbahçede oynadım Galatasarayda oynuyorum, diyor. Hıncal Uluç, böyle bir şeyi geçen yıl sür manşetti sabah gazetesinde spor sayfasında. ‘Baliç’ten Korkuyorum’ diye bir başlık ya da buna benzer bir şey. Aziz Yıldırımın manevi oğlu olan Baliç, Sami Yen’de maçtan önce Yıldırım’dan bir talimat alırsa ve maçta kötü oynarsa bunun hesabını nasıl verecek?
Bu kadar komplo teorisi niye? İnsanların akılcı olması lazım. İnsanları çok kolay güdülüyorlar. Düzeysiz futbol tartışmaları yapılıyor yazık ki. Fanatizm körükleniyor.
Ayrıca, futbola bakışı zorlaştırıyor bu anlayış. Futbol daha basit olması gerekirken endüstrileşince, yatırım sahası haline dönüşünce artık futbolda futbolla yatıp futbolla kalkar olduk. Ama bu, realiteden uzaklaşmak ya da gerçekleri çarpıtmak anlamına gelmemeli. Galatasaray, UEFA şampiyonu olduğu zaman kimse enflasyonu konuşmamıştı ya da ülke ekonomisi konuşulmamıştı. Kupayı alınıp dönüldüğünde Türkiye’de acaba ne olup ne bitiyor diye kimse merak etmedi.
Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. Ne dersiniz?
İnsanların ait olma hissinden kaynaklanıyor, din gibi. Futbol, din gibi bir şey. Futbolda bu çerçevede ele alınıyor tarafımdan. Şöyle, dolar bir buçuk milyona çıktığı zaman 30 kişi yürümezdi Bağdat Caddesinde. Ama Aziz Yıldırım’ı geri getirmek için 10.000 kişi yürüdü Kadıköy’de. Çok kısa sürede organize olunuyor, çok kısa sürede tek vücut olunuyor.
Gerçek hayattan kopuluyor bir anlamda, maç ortak zevk ortak üzüntü haline geliyor…
Bu çok ciddi boyutlarda. Sen tanımadığın bir adamın bacağını kesmek ister misin yahu? Evine saldırmadıkça. Döner bıçağıyla falan. Ben böyle bir şeye anlam veremiyorum. Ben buna haçlı zihniyeti diyorum. Tanımadığın bir adama sırf senden başka bir takımı tutuyor diye sen onunla nasıl kavga edersin nasıl döversin nasıl öldürürsün… Öldürenler var çünkü. Biri beni gelip Beşiktaşlıyım diye öldürecekse bu dünyanın en primitif olayıdır, yani ilkelliktir.
Sahada tahrik edici
unsurlar var mı?
Fenerbahçe stadında ‘Güle güle yavrum güle güle’ şarkısı çalıyor mesela. Bu büyük bir ajitasyondur. İzleyen binlerce Galatasaraylıyı, Beşiktaşlıyı ajıte etmekten başka bir işe yaramaz. O zaman geri sayım başlıyor, ‘Ulan siz de geleceksiniz İnönüye, Sami Yen’e’… Çünkü cahildir, hırs olur kızgınlıklar yaşanır. Ciddi bir örtüşme var. Benliğin takımla örtüşmesi gibi bir durum var. Bir anda takımdan biri gibi oluyorsun. Halbuki takımda oynayanların hepsi trilyoner, hepsinin arabaları var villaları var, hepsi güzel hayatlar yaşıyor. Bizim kadar üzülmüyorlar inan bana yani. Üzülüyorlar ama geçiyor. Biz ağlıyoruz bazen maçlardan sonra bunlara gerek yok. Futbol adı üstünde, temaşa göz zevki oyun.
Beşiktaşlılığın farkı ne?
Kim daha büyük en büyük biz miyiz, gibi bir yarış içinde değiliz. Türk Futbolunun durumu konuşulduğunda da net olarak başarıyı kabul etmek gerekir. Fanatizme gerek yok. Ben de isterim Beşiktaş da, o seviyeye gelmesin ama bunun zafer sarhoşluğu içerisinde yaşanıyor olması yaşatılmaya çalışılması canımı sıkıyor. Evet başarıdır başarının devamı sağlamaktır önemli olan salt elde etmek değildir. Önemli olan başarının devam etmesi, bunu ne kadar sindirmişiz, bununla yaşamayı ne kadar biliyoruz?

Kartal’ın kafası dik olacak

Çarşı içinde yapılan kazı çalışmaları sırasında sessiz sedasız kaldırılan Kartal heykelinin yenisinin yapılacağı ve bunun içinde bir komisyon oluşturulduğu öğrenildi.
Köy içindeki kartal heykeli kaldırıldı. Altyapı ve üstyapı çalışmaları sürdülen köyiçindeki başı öne eğik kartal heykeli artık yerinde değil…
Gazete BEŞİKTAŞ’ta uyarmıştı…
Gazete BEŞİKTAŞ olarak, Kartalın başı öne eğik diye bundan bir yıl önce bir haber yapmış ve kaldırın kartalın kafasını demiştik.
Kartal heykelinin niçin kaldırıldığını sorduğum Beşiktaş Belediye Başkanı Namoğlu “daha güzeli yapılacak” dedi. Beşiktaş kulübü, öğretim üyeleri ve semt halkından temsilciler vasıtasıyla bir kurul oluşturulduğunu söyleyen Namoğlu “Beşiktaş’a yakışır bir heykel yapılıp mutlaka yerine konulacak, kimse merak etmesin” şeklinde konuştu.

Portre

Balıkçı Hüseyin: “Ah o eski günler, ah”

Arnavutköy’de akşam saati… Günün sıcaklığından ağaçların altında 50 yılı dinlendiren Hüseyin Reis, bizi selamlıyor uzaktan… Dar sokaklar arasından geçip, yanına vardığımız Hüseyin Reis, bir süre sonra başlıyor konuşmaya…
Cengelköy sırtlarından uzanır Arnavutköy’e kadar bu hikaye… Denizlerle yoğrulur yaz kış… Sohbetler edilir sahil kenarında…. İki dirhem bir çekirdek giyinilip de gidilir sahile en derbeder halle de. Ne de olsa ekmek de su da denizdir, bir kıyıda başlar çoğumuzun hikayesi gibi mücadeleler… Bir balık kasasından akşama erene kadar akar Marmara…
Arnavutköy’de akşam saati. Günün sıcaklığından ağaçların altında 50 yılı dinlendiren Hüseyin Reis, bizi selamlıyor uzaktan. Dar sokakları arasından geçip yanına vardığımız Hüseyin Reis, bir süre sonra başlıyor konuşmaya. Deniz diyor, sığıncam diyor, dinleyeni meraklandırıyor. Zayıf elleriyle neredeyse 60 seneden önce kalma ağlarının iliklerini gösterip gülümsüyor.
Arnavutköy’de yaşayan Hüseyin Reis, semtin sevilenlerinden. Semt sakinlerinin deyişiyle, incisi. Hüseyin Reis, çocuk yaşlarda gelmiş semte. Rumlarla beraber ilkokulu okumuş ancak tamamlayamamış.
“Ailem zorluklarla başa çıkmaya çalışıyordu. Deli dolu bir çocuktum ama ailemi yalnız bırakamazdım. Sahile gidip dertleştiğim deniz, ekmeğim aşım sırdaşım oldu.”
Hüseyin Reis, yaklaşık 60 sene önce denizden geçimini sağlıyor başka bir deyişle denize sığınıyor, denizle gülüyor denizle ağlıyor.
“Deniz, engin derler. Enginliği bizim için kıyı başındaki sohbetlerimiz, mesleğimizin adabı, terbiyemizdi. Arnavutköy’de seneler öncesinde başladığımız meslek, bizimle büyüdü. Evlerinin arasından dere akıp denize ulaşan o zamanlar birkaç kişiyle balıkçılık yaptığımız deniz, bizim evimizdi.”
Arnavutköy’ün tarihi dokusu içinde Eski İstanbul’u yaşatan haline kapılmış Hüseyin Reis. Kıyısında, kıyı balıkçılığı diye bilinen iki direk arasında tutulan balıklarla geçimini sağlamış. Ancak geçen seneye yaşadıkları bir sorun, Reis’in vazgeçilmezi haline gelen balıkçılık mesleğinden uzak tutuyor. Son zamanlarda yaşanan boğaz ve avlanmayla ilgili çıkmazlardan biz de nasibimizi aldık, diyor biraz titrek bir ses tonuyla. Ancak umudunu yitirmiyor. ‘Devam edeceğim denizimle uğraşmaya. Sırdaşım gibi, ekmeğim aşım benim.’ Kıyı balıkçılığı, akıntıdan kıyıya doğru gelen balıkların yakalanmasından başka bir şey değildir diyor Reis. Hüseyin Reis, kıyı balıkçılığını şöyle anlatıyor:
“Kıyıdan en fazla 4 metre ötesine kadar çıkılıyor balıkçılığa. Akıntının istikameti önemlidir, çünkü diğer avlanma metotları hakim değildir burada. 12 metre uzunluğunda 4 metre kıyıdan denize uzanan iki direk arasından ağlarla hareket edersiniz. Gündüz vakitlerinde, gümüş dediğimiz halkalarla bağlı ağlarla çıkarız avlanmaya. Denizde Tefal İzmarit yakalardık. Bir nevi yol kenarında yaşardık. Sabah deniz doyurur akşam deniz dinlendirir.”
Hüseyin Reis, seksene merdiven dayamış ihtiyar bir delikanlı. Yaşamında dostlar sayılıdır diyor. Deniz dosttur, uzun yola çıkacaksın ekmeğini bölüşüp çoğu kısmını sana veriyorsa git o arkadaşın peşinden derdi büyüklerim diyor. Kaşların kaldırıp buruk bir gülümsemeyle, ‘Deniz kimilerimiz için böyle bir şey işte…’ diyor.

Yaşam

Barbaros Hayrettin Paşa’ya şikayet ettiler

Denize gönül verenler bir araya gelerek, güç birliği yaptılar ve sorunlarıyla ilgilenmeyenleri protesto ettiler.
Denizciler Sivil Toplum İnisiyatifi (DSTİ), amatör denizciliği yapılamaz hale getirenlere bir başkaldırı amacıyla meydana gelen bir oluşum niteliğini taşıyor. Türkiye’de denizciliğin mevzuat ve bürokrasi yüzünden gelişemediğini belirten DSTİ, “denizci bir ulus olana kadar biz buradayız” diyerek meydan okuyor.
DSTİ, gönüllülük ilkesine dayanan ve internet üzerinden birbirine ulaşan bir oluşum. Dernek olmadığı için herhangi bir başkanı bulunmuyor. Biz de İletişim Grubu gönüllüsü Erol Kepenek’le DSTİ, denizcilik sorunları ve amatör denizcilik üzerine söyleştik.
DSTİ’nin oluşum
sürecinden biraz
bahseder misiniz?
DSTİ, yelken sporuyla uğraşan, birbirini tanımayan, denizle ilgili bilgiler veren, gezi anılarını anlatan yani deniz gibi ortak bir paydada buluşan denizseverlerin biraraya gelmesiyle oluştu. İnternet üzerinden çağrı yapıldı. Sonra buluşup yüzyüze sorunlarımızı paylaşmaya karar verdik. Çok yeni bir oluşumuz. Geçen sene ilk defa biraraya geldik. Bu derneğin ne başkanı, ne masası ne de kasası yok. Yatay örgütlenmiştir. Sadece gönüllülük ilkesine dayanıyor.
DSTİ, ilk defa Kabotaj Bayramı’nda kamuoyu önüne çıktı. Bir gün önceden tam sayfa reklam verip herkesi törene davet ettik. Beşiktaş’ta Barbaros Hayrettin Paşa’nın Anıtı’na çelenk koyarak ömrünü denizleri uğruna tüketmiş olan tüm geçmişimizden özür diledik. Ulusumuzu denize küstürenlere sitem etmek için düzenlenen bir törendi. Belki işimiz uzun ama denizciliğimize gereken önemin verilmesi ve sorunların çözülmesi için var güçle çalışacağız. Çünkü biz bu işe gönlümüzü koyduk.
Misyonunuz ve
vizyonunuz nedir?
Misyonumuz, denize gönül verenlerin bir araya gelerek, güç birliği ile yelkenciliğimizin, denizciliğimizin gelişmesi ve sorunların çözüm üretilmesine katkıda bulunmaktır. Vizyonumuz ise, nitelikli insan kaynağına öncelik veren, dayanışma ve fikir üretme ortamı hazırlayan, bilgiyi üreten ve paylaşan verimli bir ortam yaratmak istiyoruz.
Türkiye’de denizcilik sorunları ve sizin denizde yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?
Karada haklar olduğu kadar denizlerde de var. Denizcilik zengin işi değildir. Dünyanın en güzel denizleri ve en uzun kıyılarına sahip ülkesinde ülkemiz insanlarını denize küstürüyorlar. Örneğin, 500 milyonluk balıkçı teknesinde 3 milyarlık can salı bulundurulması isteniyor. Türkiye’de deniz ve denizcilik konusunda koordinasyon sağlanamıyor. Barınma çok büyük bir sorun. İstanbul’da amatör denizcinin yelkenini güvenle bağlayacağı bir yer maalesef yok. Biri Kalamış diğeri ise Ataköy’de olmak üzere iki marina var. Bağlamak istiyorsanız astronomik rakamlar ödemek zorundasınız. Barınmanın ötesinde bir de mevzuat ve bürokrasi sorunu var. Uluslararası kurallarla bağdaşmayan mevzuatımız var. Denizcilik yapmak için 20 küsür yerden izin almanız gerekiyor. Marina, barınak ve iskele yaptırmak isteyen girişimciler yıllarca süründürülüyor. Bir amatör teknenin denize çıkabilmesi için 22 milyarlık teçhizat isteniyor.
Denize kıyısı olan ülkelerin diğer ülke denizlerinde 27 ayrı muhatap noktası var. Neden
bizim yok?
Bizce denizcilik sektörü bir sanayi haline getirilmeli. Ülkemizde denizcilik gelişirse yeni istihdam yaratılacaktır.
Denizcilik Bakanlığının kurulması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Belki şaşırtıcı ama istemiyoruz. Zaten gereksiz bakanlıklar şu anda yer işgal ediyor. Devletin küçülmesi gerekirken neden bir de denizcilik bakanlığı kurulsun. Denizciliğin gelişmiş olduğu İngiltere, Almanya, Norveç, Hollanda ve Amerika’da Denizcilik Bakanlığı yok. Tek değişiklik şu anda görevde olan Denizcilik Müsteşarlığı’nın tabelası indirilip yerine Denizcilik Bakanlığı’nın isminin yazılı olduğu tabela asılacaktır. Herhangi bir işlevi olacağını sanmıyoruz.

İKİNCİ SAYFA

Suçlu ayağa kalk!..

Ortaköy’de yıllardır ahşap evler tarihi binalar yanar, seyrederiz. Ardından bir soruşturma vede gerekli olan rutin işlemler gelir. Sonra ne olur bilmiyoruz. Bu konuda bir ceza alan, hapise gönderilen varmıdır Yahut kesinleşmiş bir sabotaj olayı ortaya çıkmışmıdır? bilmiyorum. Yanıt ve açıklama olursa seviniriz. Bizde kamuoyuna duyururuz.
Ortaköy’deki güzelim tarihi bir bina daha geçen ay yandı gitti. Paha biçilmez bu binanın okul olması ne derece doğru bunuda tartışmak gerek. Başka okul yapılacak bina yokmu diye düşünüyor insan? Avrupalı böylesine önemli binalara gözü gibi bakıyor.Korumaya alıyor,müze yapıp, geçmişine sahip çıkıyor.Yıllar içinde onlarca tarihi bina yandı, birçoğunun yerinde şimdi, taş binalar var, birkısmı ise otopark oldu ya da öylece duruyor. Bir Allah’ın kuluda çıkıp köklü tedbir almıyor. Yenisi yapılacakmış, eskisinin yerini tutar mı?…

Bundan önemli konu olur mu?

Bu sayfa sanki ağlama duvarına döndü!.. Ama yaşadıklarımızı sizinle paylaşmayacağızda kime şikayet edeceğiz.
Yıllardır Ortaköy’de tarihi binalar yanıp durur, bizde haber yaparız. Ama hiçbir sonuç elde edilmez. Nedeninide kimse araştırmaz. Örneğin Esma Sultan Yalısı, Naime Sultan Yalısı, Zekeriya Sultan Yalısı, Fahime Sultan Yalısı ve Hatice Sultan Yalısı yandı, kül oldu. Yerlerinde şimdi betonarme binalar var. Ortaköy içinde onlarca tahta ev gitti. Son olarakta Gaziosmanpaşa İlköğretim okulu yandı.
Herkesden görüş alıyoruz. Gaziosmanpaşa İlköğretim okulu yangını sonrası Ortaköy muhtarına da gideceğiz. İki kez randevuyu iptal etiti. Sonunda kabul etti, arkadaşlar gitti. Elleri boş döndü. Muhtar Refik Mamunlu’nun daha önemli işi varmış “Yangınlardan başka haber yokmu. Başka şeyle konuşalım “demiş. Bu söz üzerine ne yazayım? Varın kararı siz verin. Çünkü ben artık bıktım.

Halkla ilişkiler!..

Halkla İlişkiler çok önemli bir konu… Bence üniversite tahsili gerekiyor. Bir kurumun beyni olmasada gözü kulağı sayılabilir. İletişimsiz bir hayat olamayacağı düşünülürse, halkla ilişkilersizde işletmelerin ayakta kalabilmeleri düşünülemez. Halkla ilişkilerin basın ayağıda bir başka önem taşıyor.
İki olay beni düşündürdü. MEF’le röportaj için üç aydır arkadaşlar arıyor. Onlarda bize düzenli olarak faaliyetlerini e-mail ile bildiriyorlar. Ama röportaj talebiyle ilgili bilgi nedense gelmiyor. Acıbadem hastanesinde benzer bir durum var. Etiler’deki koca hastane bizim bölgemizde, kamuoyuna duyuralım diyoruz, ondanda tık yok. Biz görevimizi yaptık, artık sıra onlarda !..

İşin suyu çıktı!..

Türkiye’nin işine akıl sır ermiyor. 50’yi aşkın parti kuruldu. Sanki milletle dalga geçiyorlar. Amaç kafaları karıştırmaksa başardılar. Dernek kurmak parti kurmaktan zor. Hal böyle olunca üç beş kişi biraraya geliyor, parti kuruyor. Yok mu buna dur diyecek.

Sandık yakın

Son günlerde bir yeni oluşumdur gidiyor.Yeni oluşumcular, eski bakan ve milletvekilleri… Dahası bizi yıllardır yönetenler… Böyle düşünürsek “yeni” lafı pek havada kalıyor. Ama madalyonun bir de öteki yüzü var. Yeni oluşumun içinde bulunan İsmail Cem, Hüsamettin Özkan ve Kemal Derviş hiçte küçümsenecek isimler değil.
Ancak bu oluşumda bir dizi çatlakta oluşmadı değil. Önce istifa, ardından Derviş’in kararsız gibi gözüken tavırları… Birde Akpartide yaşanan amblem krizinin benzeri… Herşeye rağmen, yeni oluşum bir umut gibi görüyorsanız ve denemekten ne zarar gelir diyorsanız, iki üç ay sonra sandık önünüze konacak…
Düşünün taşının diğer partileri de gözardı etmeden son kararınızı verin.

Anketler kafa karıştırıyor

Birde anketlere aklım ermiyor. Anket güvenilir olmalı,bunlar reyting ölçümlerini geçti. Hepsi ayrı bir telden çalıyor. Bana göre, Ak parti, CHP ve DYP yükseliyor gibi… Ama ANAP’ı ve MHP’yi gözardı edenler yanılabilir. Birde HADEP meselesi var. Bu seçim çok şeylere gebe…Son gün bile hata yapan kaybedebilir. Benden söylemesi, en küçük ayrıntıyı bile iyi izleyin.Oy kullanmamak ta yapmayın.

Saraylar halka açılacak!

Gazeteler yazıyor…Birçok saray kapılarını halka açıyor diye… Gerçekten güzel bir gelişme… Gazete BEŞİKTAŞ olarak bizde bu konuyu birçok kez inceledik ve yazdık.” Sarayları köşkleri kalın duvarlar akasına saklamayın,önce duvarları kaldırın sonrada sarayları halka açın, herkes gezsin görsün” dedik…
Üç ay sonra ulusal basında bir haber… “saraylar halka açılacak…”
Güzelde, bir sorun var. Milli Saraylar Daire Başkanı Polat Akbulut… Dört aydır “Ihlamur Kasırının duvarları ne zaman kalkacak diye” Akbulut’a soracağız, onun için sürekli arıyoruz. İşleri o kadar yoğunki, bırakın karşılıklı görüşmeyi, telefonla bile bir yanıt vermiyor. Özel kalemi geçmek ne mümkün. Biz gazeteci olarak başaramadık. Öğrendiğimize göre siyasi partilerin ilçe başkanlarıda randevu alamıyormuş. Önce, daire başkanı açık olmalı ki, saraylara sıra gelsin…

Kültür hizmetine katkı

Ben öyle pek kimseye teşekkür etmem ama Namoğluna gerçekten teşekkür etmek gerek… En azından kültür hizmetine gösterdiği duyarlılık ve katkı için… Katkı herzaman para ve pulla olacak değil… Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu ilçe geneline 500 adet Gazete BEŞİKTAŞ tabelası asarak, kültür hizmetine verdiği değeri gösterdi. Hemen bir dip not düşeyim. Karşılığında “aman beni desteleyin” gibi laflarda etmedi. Bizim millet inek altında buzağı aramaya meraklıdır. Aman yanlış anlaşılmasın.
Bu ülke kitaba, kültüre, sanata vede en önemlisi eğitime biraz önem verse inanın üke güllük gülüstanlık olur. Hükümetler yerel yönetimlerden bence ders almalı… Demokrosinin en önemli unsurlarından biri olan yerel yönetimleri merkezi yönetimden ayıranların ruhu şad olsun.

Haketmiyoruz

Önce kısa bir giriş yapayım. Gazete BEŞİKTAŞ yayınlandığı ilk günden bu yana Beşiktaş kulübünü desteklemiştir. Bu sayın Seba’nın döneminde de böyle olmuştur. Sayın Bilgili’ninde… Biz kişilerin değil, kurumların destekçisi olmayı misyon edindik. Bir şey beklemeden, karşılıksız…
Bilgili, geçen ay Nevzat Demir tesislerinde arkadaşımızla konuşmuş. İsim vermeyeyim, çünkü arkadaşımız şu anda bir TV’de görevli…”Hangi gazetedesin” diye sormuş… O sırada bizde yazıyor… Gazete BEŞİKTAŞ’ta cevabını vermiş… Bilgili “başka gazete bulamadın mı” demiş… 35 yıldır Beşiktaş’ı izleyen arkadaşımız en eski spor yazarlarından biri… 15 yıl önce de spor yazarlığı yaparken, birlikte yıllarca Beşiktaş antrenmanlarını takip ettik. Mutlaka neye uğradığını şaşırmıştır. Üzüldüğünden olacak, bana aktarmadı. Bunu bana başka bir arkadaş anlattı. O’da doğruladı.
Gazete BEŞİKTAŞ’ta Turing Başkanı Çelik Gülersoy yazıyor.TURSAB Başkanı Başaran Ulusoy yazıyor. Prof. Dr Orhan Kural ve Prof Dr Ahmet Ercan yazıyor. Beşiktaş’ın eski kaptanı Vedat Okyar yazıyor. Ömer Üründül, Deniz Gökçe yazılarıyla katkıda bulunuyor. Dahası BJK Yönetim Kurulundan İbrahim Altınsay’ın hanımı Gülengül Altınsay yazıyor. Ben ayrıca yorum yapmayacağım, böylesine dev isimlere haksızlık yapılmış, ben en çok ona üzüldüm. Tek söyleyeceğim budur.
Son söz olarak, bu gazete “BEŞİKTAŞ” adını taşıyor. Fenerbahçe veya Galatasaray olsa neyse diyeceğıim, o da bana yakışmaz.

Okuyucu Köşesi

Parkın adı değişsin
Belediye Etiler’de çok güzel bir çalışma yapıyor. Parkların ve yeşil alanların çoğalması hoşumuza gidiylor. Ancak Etiler’de yapılan sanatcılar parkının adına itirazımız var. Burada yapılan parkta “Ulus sanatçılar parkı” adı yazıyor. Bunun adının “Etiler sanatcılar parkı” veya “Akatlar sanatçılar parkı” olarak değiştirilmesini istiyoruz.
Mehmet Ali Karakaya-Etiler
Her gün elektrik kesilir mi?
Ortabahçe Caddesi’nde işyerim var. Her gün saat 15.00 ile 21.00 saatleri arasında düzenli olarak elektriklerimiz kesiliyor. Nedeni nedir belli değil. Kesinti programı da yok. İş yapamıyoruz.
Petek Gültekin

ÜÇÜNCÜ SAYFA

‘Yanlış anlaşıldı’

Tarihi Abbasağa Parkı, yapılan düzenleme çalışmalarıyla daha modern ve güvenli bir park haline geliyor” Bu sözler Namoğlu’na ait…
Çalışmaların başlaması ile geçen ay otopark yapılacağı için parklarının zarar göreceğini iddia eden mahalle sakinleri tepkilerini dile getirmişlerdi. Namoğlu ise, kaygılarının gereksiz olduğunu söyleyerek, amaçlarının parkı güzelleştirmek olduğunu vurguladı.
Projenin tamamen halkın ihtiyaçları düşünülerek hazırlandığını ve bittiğinde örnek gösterileceğinin altını çizen Namoğlu, 550 milyar liraya malolacak park projesini afiş haline getirerek evlere dağıttığını açıkladı. Projenin Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan onaylı olduğunu belirten Namoğlu, “Abbasağa sit alanı içindedir. Tüm yeşil alanlar ve ağaçlar koruma altına alındı. Ağaçların zarar görmesi kesinlikle mümkün değildir” diye konuştu.
Yusuf Namoğlu, “Maşuklar Yokuşu dar olduğu için araçlar geçmekte zorlanıyordu. İtfaiye ve ambulans gibi araçların olay yerine ulaşabilmeleri için yolu 2 metre içeriye alacağız. Bunu büyüttüler. Projeye karşı çıkıyorlar. Bugün karşı çıkanlar yarın alkışlayacak” dedi.
Parktaki eski yapıların modernize edileceğini vurgulayan Namoğlu, uygulanacak projenin hangi yenilikleri getireceğini şöyle anlattı;
“Şu anda atıl durumda bulunan tuvalet ve bekçi kulübelerinin olduğu yere halka açık kütüphane yapılarak, anfi tiyatro bölümü onarılıp daha modern hale getirilecek. Sergi ofisinin yapılacağı parka, çocuk oyun grupları, basketbol sahası ve dinlenme alanları ilave edilecek. Çiçeklendirilip sulama sistemi kurularak vatandaşlarımızın yeşillikler içinde iyi vakit geçirmeleri sağlanacak. Ayrıca gece ışıklandırma sistemi yeniden elden geçirilip, parkta güvenlik görevlisi bulunacak.”

Beşiktaş’a neşter!..

Beşiktaş’ın asırlık altyapı sorununa çözüm getirmek amacıyla Ihlamurdere tonoz ve atıksu toplayıcısı inşaatının temeli atıldı. İSKİ tarafından gerçekleştirilecek altyapı inşaatı sonucu Beşiktaş’ın kanayan yarasına çözüm getirilmesi hedefleniyor.
Barbaros Bulvarı’nda yapılan tören atma törenine Beşiktaşlılar’ın ilgisi büyüktü. Törende, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ali Müfit Gürtuna, İSKİ Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu ve Beşiktaş Belediyesi Başkanı Yusuf Namoğlu yer aldı. Zor bir yatırımı gerçekleştirdiklerini belirten Namoğlu, “Ne il, ne ilçe belediye başkanları geçti, kimse altyapıya yatırım yapmadı. Büyükşehir Belediyesi, İSKİ ve Beşiktaş Belediyesi biraraya gelerek örnek bir yatırımı gerçekleştirdik.” diye konuştu. Yusuf Namoğlu ayrıca kazı çalışmalarından rahatsız olan vatandaşı biraz daha sabırlı olmaya çağırdı. Namoğlu, “Esnafın zor durumda olduğunu biliyoruz. Ancak bu çalışmaları onlar için yapıyoruz” dedi.
İSKİ Genel Müdürü Eroğlu ise, Beşiktaş’ın önceki durumunun içler acısı olduğunu söyleyerek, “Ihlamurdere kanalı her yağmurda tıkanınca taşardı ve çökmeler olurdu. Bu nedenle bodrum katları ve caddeleri sel basmaktaydı. Ayrıca yağmur suları denize akardı. Beşiktaş Sahili ve Ortaköy’de lağım suları akar, kokudan geçilmezdi.” diye konuştu. Eroğlu, şimdi tonoz ıslahı ile atıksu ve yağmursuyu kanallarını inşa ederek altyapı sorununa çözüm getireceklerini vurguladı.
Temel atma törenini geçekleştiren Ali Müfit Gürtuna, Yusuf Namoğlu ve Veysel Eroğlu, Beşiktaşlılar’a inşaatın 28 Nisan 2003’te bitirileceği garantisini verdiler.

Kartalın başı dik olacak

Köy içindeki kartal heykeli kaldırıldı. Altyapı ve üstyapı çalışmaları sürdülen köyiçindeki başı öne eğik kartal heykeli artık yerinde değil…
Gazete BEŞİKTAŞ’ta uyarmıştı…
Gazete BEŞİKTAŞ olarak, Kartalın başı öne eğik diye bundan bir yıl önce bir haber yapmış ve kaldırın kartalın kafasını demiştik.
Kartal heykelinin niçin kaldırıldığını sorduğum Beşiktaş Belediye Başkanı Namoğlu “daha güzeli yapılacak” dedi. Beşiktaş kulübü, öğretim üyeleri ve semt halkından temsilciler vasıtasıyla bir kurul oluşturulduğunu söyleyen Namoğlu “Beşiktaş’a yakışır bir heykel yapılıp mutlaka yerine konulacak, kimse merak etmesin” şeklinde konuştu.

Evlenenler

25.06.2002
Nazife Özer
M. Nuri Öztürk
Jülide Özçelik
B. Dikeçligil

26.06.2002
E. Türkyılmaz
M. Aykut Uman
M. Sürmeli
Kerem Mirici
Nebahat Algur
Ahmet Yalman
S. Karagül
Atilla Erdoğan

28.06.2002
Gülçin Tuna
K. Arne Dines
Nihal Akbulut
Barış Erolcay
Z. Adaoğlu
M. Şafak Gezici
Serap Koldaş
Yusuf Gümüş
Sinem Konak
Burç Turgal
Funda Ulusoy
B.Tuğcan Dağcı

29.06.2002
Arzı Yolmaz
S. Atilla Atayurt
Nihal Dalkılıç
Yalçın Helvacı
Bilgün Erdal
Vedat Balkan
Seda Demirtaş
Bedri Beyaz
İpek Ertürk
Salih Aydın
Deniz Balçıklı
E. Canbazlar
Güler Çağatay
Ö. Üner Güçlü
Şükran Arslan
B. Sarıdiken
Ayşe Ç. Tahmaz
Nazmi Solmaz
Eda Öncül
Kaan Yazıcı
Füsun Güner
A.Erdem Ertübey
Nuray Küçük
Murat Topçu
Dilek Atlan
Sertaç Öztemel
Mürvet Kızgın
Ekrem Şahin
Nevin Mercan
O. Tamer Belir
Ayşe Parla
Cem Alpan

30.06.2002
B. İdil Karaca
Sedat Levi
Banu Akyıl
Gürkan Başay
Günseli Ağaoğlu
Cem Uygur
B. Dirim Gökçe
M. İsmail Elal
F. Çağlan Yazıcı
M. Mursaloğlu
M. G. Aydınbaş
M.V.Hacıfevzioğlu

01.07.2002
Gülay Filiz
Fuat Akaydın
Figen Kılıç
Uğur Aktan
Semra Özdemir
Zeki Doğan
F.F. Hatipoğlu
Lütfi Cülcüloğlu

02.07.2002
Çiğdem Kılınç
İrfan Evcil
Ayşem Seval
Barış Demiriz

04.07.2002
Sema Ertuğrul
Şaban Mutlu
Tülay Anik
Selman Turhan
Defne Songu
K. Eralp Akseli
Yonca Köksal
G. Roy Anthony

05.07.2002
S. Hatice Koç
Yılmaz İşyar
Yeter Çay
Ahmet Şişek
Serpil Demirağ
Serkan Tosun
Huriye Başar
Asım Dikmen
A. Değerliyurt
H. T. Kiremitçi
Aslı Aktuna
Hakan Aktaş

06.07.2002
Hatice Çukur
Eşref Özcömert
Zekiye Satan
Erdal Akkaya
Semra Öncel
S. Demirkol
Yeşim Ozan
İlke Sürücü
Handan Koçyiğit
Dinçer Erçil
S. Yorulmaz
Serdar Özer
Hülya Tunç
Yalçın Yılmaz
Nihan Sağesen
A.Barış Düzenli
İlknur Alageyik
A.Sercan Özgener
Z. M. Akyürek
Ç. E. Şahinoğlu
Aysel Durukan
L. Yıldırım Budak
Gülin Yücetürk
Özgür Dönmez
Hicran Özaymış
Naim Avdulii
Gamze Buğday
Serdar Sönmez

07.07.2002
Burçak Bakla
Cumhur Radyocu
Havva Aslan
E. M. Doğan
Arzu Vural
Murat Sağlam
Deniz Ermiş
Orhan Meriç
Ece Cengizalp
Hüseyin Adanalı
F. Ş. Sungar
Alp Bulak

08.07.2002
Birgül Ürkmez
M. Emrah Erkanı

09.07.2002
Ayşe Nayan
Özkan Azaşık
Nurgül Demir
Ö. Çerkez Uçar
Demet Erdoğan
Arif Karamanlargil

10.07.2002
Hilal Erkmen
Ali Rıza Yaşa

11.07.2002
Nesrin Akyol
Ahmet Altuğ Aka
A.Oya Küçümen
Bora Ebeoğlu
G. Pelin Çizenel
M. Atilla Söğüt

12.07.2002
Sevilay Akgül
Murat Çınar
H. Sema Selah
Turgay Okçu
Esma Ela Akalın
Murat Gunem
Esma Karal
M. Hakan Fener
Ebru Bayır
İbrahim Kurt

13.07.2002
Efser Göker
M.Hamdi Özalp
Nurdan Yazğan
E.Barış Dereli
Elçin Akalın
B. Fedakartürk
Nadin Alakuş
Ararat Erol
M.M. Gözübüyük
Osman Uslu
Arzu Özkan
Mustafa Ak
Ferda Çoruhlu
H. Hakan Öge
Heves Arabacı
H.Murat Ekren
Z. Özlem Onar
Selçuk Arslantürk
Serap Daştan
Y. Sirkecioğlu
Elif Özyelkenci
Güven Gürel
Nuray Karakuşçu
M. Ayhan Pulur
Emine Çıvgın
S. Şeref Şenler
Seda Tecimer
Emre Tokmak
Başak Özkan
T. Büyükgönenç
Mine Yalçın
Muhammet Yalçın
Burcu Konak
M. Serdar Genç

14.07.2002
P. Banu Gökarıksel
E. Mithat Göknar
Ülker Öztürk
Berk Üner

15.07.2002
Pınar Taşpınar
Abdullah Yiğit

16.07.2002
Nuray Hazal Öz
Fatih Baykal
Sevil Uslu
İsmail Özalp

17.07.2002
Gülay Demirtürk
Adil Ersoy
Z.Yıldız Muşkaya
Bahtiyar Kılıç

18.07.2002
Naciye Sirek
Ömer Süreli
Dilek Özbey
G. Kömürcü
Hanife Avcılar
Mehmet Çayıroğlu

19.07.2002
Dönüş Aykul
Hasan Töz
Emine Topçu
Akın Özden
Naciye Seza Türker
Osman Suha Lakay
İnci Arslan
Hamit Akyüz
Pelin Yoru
Mustafa Sabit Ertür
Z. Meliha Toros
Robert Henri Zara

20.07.2002
Burcu Soysal
Serhat Erçolak
Gülhan Ensari
Mehmet Musa Ayla
Hülya Kesken
İsmail Hakkı Çıtıroğlu
Sevgi Tekin
Mustafa Alkan
Deniz Güler
Raşit Ant
Derya Çakar
Özer Yıldız
Aylin Ayşe Eldem
İ. Ufuk Büyüközyaka
Nagihan Gür
Hakan Batır
Gökçe Aral
Ali Yalçınkaya
Elmas Karahan
Ali Taşar
Yazgül Akbulut
Mustafa Yeşilkır
Zeliha Sebla Serper
Hulusi Horozoğlu
Mehtap Gürbüz
Rüştü Fatih Öçal
Yasemin Akgün
Yalçın Işıldak
Mamure Dolunay Kale
H. Gökhan Önderoğlu
Pelin Yüce
Tonguç Tuzcu
Seda Kantürk
Çığtay Tibet
Naciye Aylin Ataay
R.Bilgitay Saybaşılı

21.07.2002
Aylin Nircan
M. Murat Onarcan
F. Deniz Zeybel
Oğuz Bulut

DÖRDÜNCÜ SAYFA

Barbaros Hayrettin Paşa’ya şikayet ettiler

Denizciler Sivil Toplum İnisiyatifi (DSTİ), amatör denizciliği yapılamaz hale getirenlere bir başkaldırı amacıyla meydana gelen bir oluşum niteliğini taşıyor. Türkiye’de denizciliğin mevzuat ve bürokrasi yüzünden gelişemediğini belirten DSTİ, “denizci bir ulus olana kadar biz buradayız” diyerek meydan okuyor.
DSTİ, gönüllülük ilkesine dayanan ve internet üzerinden birbirine ulaşan bir oluşum. Dernek olmadığı için herhangi bir başkanı bulunmuyor. Biz de İletişim Grubu gönüllüsü Erol Kepenek’le DSTİ, denizcilik sorunları ve amatör denizcilik üzerine söyleştik.
DSTİ’nin oluşum
sürecinden biraz
bahseder misiniz?
DSTİ, yelken sporuyla uğraşan, birbirini tanımayan, denizle ilgili bilgiler veren, gezi anılarını anlatan yani deniz gibi ortak bir paydada buluşan denizseverlerin biraraya gelmesiyle oluştu. İnternet üzerinden çağrı yapıldı. Sonra buluşup yüzyüze sorunlarımızı paylaşmaya karar verdik. Çok yeni bir oluşumuz. Geçen sene ilk defa biraraya geldik. Bu derneğin ne başkanı, ne masası ne de kasası yok. Yatay örgütlenmiştir. Sadece gönüllülük ilkesine dayanıyor.
DSTİ, ilk defa Kabotaj Bayramı’nda kamuoyu önüne çıktı. Bir gün önceden tam sayfa reklam verip herkesi törene davet ettik. Beşiktaş’ta Barbaros Hayrettin Paşa’nın Anıtı’na çelenk koyarak ömrünü denizleri uğruna tüketmiş olan tüm geçmişimizden özür diledik. Ulusumuzu denize küstürenlere sitem etmek için düzenlenen bir törendi. Belki işimiz uzun ama denizciliğimize gereken önemin verilmesi ve sorunların çözülmesi için var güçle çalışacağız. Çünkü biz bu işe gönlümüzü koyduk.
Misyonunuz ve
vizyonunuz nedir?
Misyonumuz, denize gönül verenlerin bir araya gelerek, güç birliği ile yelkenciliğimizin, denizciliğimizin gelişmesi ve sorunların çözüm üretilmesine katkıda bulunmaktır. Vizyonumuz ise, nitelikli insan kaynağına öncelik veren, dayanışma ve fikir üretme ortamı hazırlayan, bilgiyi üreten ve paylaşan verimli bir ortam yaratmak istiyoruz.
Türkiye’de denizcilik sorunları ve sizin denizde yaşadığınız sıkıntılar nelerdir?
Karada haklar olduğu kadar denizlerde de var. Denizcilik zengin işi değildir. Dünyanın en güzel denizleri ve en uzun kıyılarına sahip ülkesinde ülkemiz insanlarını denize küstürüyorlar. Örneğin, 500 milyonluk balıkçı teknesinde 3 milyarlık can salı bulundurulması isteniyor. Türkiye’de deniz ve denizcilik konusunda koordinasyon sağlanamıyor. Barınma çok büyük bir sorun. İstanbul’da amatör denizcinin yelkenini güvenle bağlayacağı bir yer maalesef yok. Biri Kalamış diğeri ise Ataköy’de olmak üzere iki marina var. Bağlamak istiyorsanız astronomik rakamlar ödemek zorundasınız. Barınmanın ötesinde bir de mevzuat ve bürokrasi sorunu var. Uluslararası kurallarla bağdaşmayan mevzuatımız var. Denizcilik yapmak için 20 küsür yerden izin almanız gerekiyor. Marina, barınak ve iskele yaptırmak isteyen girişimciler yıllarca süründürülüyor. Bir amatör teknenin denize çıkabilmesi için 22 milyarlık teçhizat isteniyor.
Denize kıyısı olan ülkelerin diğer ülke denizlerinde 27 ayrı muhatap noktası var. Neden
bizim yok?
Bizce denizcilik sektörü bir sanayi haline getirilmeli. Ülkemizde denizcilik gelişirse yeni istihdam yaratılacaktır.
Denizcilik Bakanlığının kurulması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Belki şaşırtıcı ama istemiyoruz. Zaten gereksiz bakanlıklar şu anda yer işgal ediyor. Devletin küçülmesi gerekirken neden bir de denizcilik bakanlığı kurulsun. Denizciliğin gelişmiş olduğu İngiltere, Almanya, Norveç, Hollanda ve Amerika’da Denizcilik Bakanlığı yok. Tek değişiklik şu anda görevde olan Denizcilik Müsteşarlığı’nın tabelası indirilip yerine Denizcilik Bakanlığı’nın isminin yazılı olduğu tabela asılacaktır. Herhangi bir işlevi olacağını sanmıyoruz.

Türkiye deniz ülkesidir

Boğazlar ve Türk Kara Suları’nın yazılıp çizilirken denizdeki trafikten taşımacılık anlayışına tanker geçişlerinden batıklara kadar bir çok konuda Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri Genel Müdürü Hücum Tulgar, satır aralarında kalan ve görmezden gelinenleri çekinmeden masaya yatırdı.
Boğazlar söz konusu olduğunda bu konuda sivil toplum örgütlerinin ve akademik görüşlerin durum belirlemede etkisi olduğunu söyleyen Tulgar şöyle devam ediyor:
“Olması gerekenler ya da hayaller dile getiriliyor bunca zaman. Uluslararası ülkelerin kara suları boğazlar gibi hukuki kuralları vardır. Her konuyu ulusal metotlarla ulusal kurallarla belirtmek mümkün olmayabilir her zaman. TC olarak belirli uluslar arası kurallar dahilinde yapılması gereken yapılmalı, ertelenmemeli. Sınırlar aşılması sonucunda Birleşmiş Milletlerden tepki görürsünüz. Bu da dışlanmak demek. Gerek gemi geçişi gerek sizin yaptığınız atılımlar ya da yatırım adı altındaki etkinlikleriniz sonuçta bu, ‘Ben istedim, yaptım’ durumuyla dile getirilemez, bu şekilde söz konusu olamaz.”
Boğazların ve Türkiye Kıyıları’nın belirli siyasi amaçlarla mitolojik isimlerle ülkeler arası bir mücadeleye dönüşüyor. Kıyı Emniyeti ve Gemi İşletmeleri Genel Müdürü Hücum Tulgar, bu konuda ciddi bir siyasi bir mücadele olduğunu ancak Türkiye’nin beklenildiği gibi pek suskun kalmadığını dile getiriyor.
“Türk Boğazları 31 km. lik İstanbul Boğazı 225 km.lik Marmara Denizi Geçişi 70 km.lik Çanakkale Boğazı takribi 325 kmlik su yoluna Türk Boğazları deniyor. Uzun yıllar yapılan hukuki mücadelelerle kazanılmış haklar. Belirli bir siyasi amaç, mitolojik isimlerle başlatıldı. TC de mücadelesine… Bu amaçla tanıtıcı yaklaşımlar ve kendimizi kabul ettirmemiz, bir bakıma bu tip yaklaşımların önüne geçebilecek bir bütünleştirici konular olduğunu düşünüyorum. Hafife alınamaz, oyuna dönüştürülemez.”
Kimi zaman yaratılan polemiklerin gülünç bir çocuk oyununa döndüğünü söyleyen Tulgar, Türk Kara Suları’nın çeşitli isimlerle anılmasından bunların benimsenmesine kadar bir çok konuda hassas davranıp takip edilerek yerinde müdahale edilmesi gerektiğini vurguluyor. Hücum Tulgar, bunca mücadelenin tarihini de unutmadan altını çizerek sözlerine devam ediyor:
“Turkish Street diye ismi yerleştirdik. Belli bir siyasi egemenlik hakkının çok basit gibi görünen neticesi büyük olan gelişmelerdendi. 1936 Montrö Sözleşmesi’ne tabi. Montrö tenkit ediliyor, yanlış aslında bu. Belli kişilerin amaçlarını destekliyorlar istemli istemsiz. En son ve en mükemmel anlaşma Atatürk’ün.
Lozan’da askersiz ve uluslar arası yönetime tabi olan boğazlar Montrö ile artık bizim. Türk Donanması’nın altındadır. Türk Egemenliği altındadır. Trafik Düzeni TC hükümeti denetimindedir. 1936 dan 1996’ya kadar TC bir çivi çakmadı. Uluslar arası platformda TC bu hizmeti vermiyor denildi. Halkı ve çevrenin büyük risk altında olduğu söylendi. 8330 km.lik kıyı şeridine sahip Karadeniz gibi çok önemli kıyı şeridi var. Ege denizi gibi yakın komşusuyla sıcak temasa geçtiğimiz uzun bir kıyı şeridi var. Boğazlarımız gibi alternatifsiz bir iç denizin olduğu bir konumumuz var. Böyle bir ülke yok. 90 yıllara kadar deniz ülkesi olarak anılsak da denizci ülke olmayı 90lı yılların başında benimsemeye başladık.”
Ülkemizde deniz taşımacılığının yerleşmemesinin sonuçlarını Karayollarında ve gazetelerin üçüncü sayfalarına geçen gerçeklerle öğreniyoruz diyor Tulgar. Avrupa’da çok ucuza işleyen taşımacılığın Türkiye’de % 3 düzeyinde olmasının hazin bir durum olduğunu ifade ediyor. Tulgar, “taşımacılık yanlış politikalar sonucunda karayollarına yönlenilmiş, bindirilmiş. Dünya ekonomik konjektörü içinde Türkiye’yi kara yolları taşımacılığına yönlendirmektedir. Fakat denge unsuru yok bu realitede. Tek bir alana yüklenmek çözüm alanlarını kısıtlamaktan başka bir şey olamayacaktır” diye konu hakkında görüşlerini belirtiyor.

Muhtarların Sesi

65 yıllık durak kaldırıldı
İETT, 65 senelik Çarşı otobüs durağımızı kaldırdı. Fırıncı otobüs durağı “Önümü kapatıyor” gerekçesiyle İETT’ye şikayette bulunmuş. İETT de kapalı ve modern otobüs durağını kaldırıp yerine tabela astı. Şimdi yaz aylarındayız. Ama yarın vatandaşlar karda kışta nereye sığınıp otobüs bekleyecekler?
Şeref Boyacı – Dikilitaş Muhtarı

Yollar dar, araç park etmesin
Kırbaç ve Kireçhane Sokaklarında yollar çok kısa ve dar olduğu için araçlar geçmekte zorlanıyor. İki şeritten oluşan yolun tek şeridine araçlar parkedince trafik allak bullak oluyor. Belediyenin bu yolları ihale edeceği söyleniyor. Bu yollar boğaz trafiği açısından çok önemli. Ortaköy Cuma Cumartesi ve Pazar günleri tıkanır. Akmerkez, Levent ve Etiler istikametine gidecek olanlar dediğim bu güzergahları tercih ederler. Çünkü kestirme yoldur. Emniyet Müdürlüğü’ne dilekçe verdim. Fakat bir sonuç alamadım.
Adnan Soysal – Kuruçeşme Muhtarı

Sürati önleyecek bariyer istiyoruz
Asariye Caddesi No 46 ve 83’te, Müvezzi Caddesi No 29’da asfalt çok düzgün olduğu için arabalar sürat yapıyor. Öğrenciler, dediğim bu yollarda servise binmekte zorluk çekiyorlar. Sürat azaltıcılar koysalar bu sorun ortadan kalkacak.
Bir de İSKİ’nin kazı çalışmaları yüzünden Döngel Sokak çok bozuldu. İnce bir asfalt çekilmesini istiyoruz. Aynı zamanda Hasırziveli Sokak ve Asariye Caddesi’ne de asfalt yaması yapılması da gerekiyor.
Şevki Yıldırım – Yıldız Muhtarı

Yerli yersiz taşıt çekmeyin
Belediyenin temizlik işleri iyi çalışıyor. Ancak kimi yerlerde özellikle bir bankanın çöp konteynırını salt kurumsal eşyası gibi kullanmasından rahatsızlık duymaktayız. Trafik ekiplerinin Bebek semtinde yerli yersiz taşıt çektiklerini tanıklık ediyoruz. Bunlar çirkin durumlar. Ayrıca, sokak lambalarıyla ilgili sorunlar yaşamaktayız. Neredeyse tamamına yakına sönük durumda. Burada hırsızlara davetiye çıkarmaktan başka bir şey değil.
Aydın Onar – Bebek Muhtarı

Yol kenarları ağaçlandırılsın
Sokak lambaları mahalle sakinlerine büyük sorun yaşatıyor. Gerekli yerlere bildiriyoruz ancak çok yavaş hareket ediliyor. Bundan büyük bir rahatsızlık hissediyoruz. Su kanallarıyla ilgili sorunlar da yaşamaktayız. Park ve Bahçeler düzenlemesinden yana bir sorun yaşamıyoruz. Ancak yol kenarları daha fazla ağaçlandırılabilir.
Sabit Akgün – Mecidiye Muhtarı

Mecliste yer almalıyız
Bazı düzenlemeler yapılıyor, kazı çalışmaları ya da bunun gibi bir çok çalışma. Ancak, bundan vaktinde haberimiz olmuyor. Muhtarlık biriminin belediye meclisinde yer alması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, bulunduğunuz yerde bir takım çalışmalar söz konusu oluyor ancak mahalle sakinlerinin bundan haberi çalışma başladığında oluyor.
Cüneyt Doğan – Balmumcu Muhtarı

BEŞİNCİ SAYFA

“Ah o eski günler, ah”

Cengelköy sırtlarından uzanır Arnavutköy’e kadar bu hikaye… Denizlerle yoğrulur yaz kış… Sohbetler edilir sahil kenarında…. İki dirhem bir çekirdek giyinilip de gidilir sahile en derbeder halle de. Ne de olsa ekmek de su da denizdir, bir kıyıda başlar çoğumuzun hikayesi gibi mücadeleler… Bir balık kasasından akşama erene kadar akar Marmara…
Arnavutköy’de akşam saati. Günün sıcaklığından ağaçların altında 50 yılı dinlendiren Hüseyin Reis, bizi selamlıyor uzaktan. Dar sokakları arasından geçip yanına vardığımız Hüseyin Reis, bir süre sonra başlıyor konuşmaya. Deniz diyor, sığıncam diyor, dinleyeni meraklandırıyor. Zayıf elleriyle neredeyse 60 seneden önce kalma ağlarının iliklerini gösterip gülümsüyor.
Arnavutköy’de yaşayan Hüseyin Reis, semtin sevilenlerinden. Semt sakinlerinin deyişiyle, incisi. Hüseyin Reis, çocuk yaşlarda gelmiş semte. Rumlarla beraber ilkokulu okumuş ancak tamamlayamamış.
“Ailem zorluklarla başa çıkmaya çalışıyordu. Deli dolu bir çocuktum ama ailemi yalnız bırakamazdım. Sahile gidip dertleştiğim deniz, ekmeğim aşım sırdaşım oldu.”
Hüseyin Reis, yaklaşık 60 sene önce denizden geçimini sağlıyor başka bir deyişle denize sığınıyor, denizle gülüyor denizle ağlıyor.
“Deniz, engin derler. Enginliği bizim için kıyı başındaki sohbetlerimiz, mesleğimizin adabı, terbiyemizdi. Arnavutköy’de seneler öncesinde başladığımız meslek, bizimle büyüdü. Evlerinin arasından dere akıp denize ulaşan o zamanlar birkaç kişiyle balıkçılık yaptığımız deniz, bizim evimizdi.”
Arnavutköy’ün tarihi dokusu içinde Eski İstanbul’u yaşatan haline kapılmış Hüseyin Reis. Kıyısında, kıyı balıkçılığı diye bilinen iki direk arasında tutulan balıklarla geçimini sağlamış. Ancak geçen seneye yaşadıkları bir sorun, Reis’in vazgeçilmezi haline gelen balıkçılık mesleğinden uzak tutuyor. Son zamanlarda yaşanan boğaz ve avlanmayla ilgili çıkmazlardan biz de nasibimizi aldık, diyor biraz titrek bir ses tonuyla. Ancak umudunu yitirmiyor. ‘Devam edeceğim denizimle uğraşmaya. Sırdaşım gibi, ekmeğim aşım benim.’ Kıyı balıkçılığı, akıntıdan kıyıya doğru gelen balıkların yakalanmasından başka bir şey değildir diyor Reis. Hüseyin Reis, kıyı balıkçılığını şöyle anlatıyor:
“Kıyıdan en fazla 4 metre ötesine kadar çıkılıyor balıkçılığa. Akıntının istikameti önemlidir, çünkü diğer avlanma metotları hakim değildir burada. 12 metre uzunluğunda 4 metre kıyıdan denize uzanan iki direk arasından ağlarla hareket edersiniz. Gündüz vakitlerinde, gümüş dediğimiz halkalarla bağlı ağlarla çıkarız avlanmaya. Denizde Tefal İzmarit yakalardık. Bir nevi yol kenarında yaşardık. Sabah deniz doyurur akşam deniz dinlendirir.”
Hüseyin Reis, seksene merdiven dayamış ihtiyar bir delikanlı. Yaşamında dostlar sayılıdır diyor. Deniz dosttur, uzun yola çıkacaksın ekmeğini bölüşüp çoğu kısmını sana veriyorsa git o arkadaşın peşinden derdi büyüklerim diyor. Kaşların kaldırıp buruk bir gülümsemeyle, ‘Deniz kimilerimiz için böyle bir şey işte…’ diyor.

Biri yanıyor birileri seyrediyor

Ortaköy sahilindeki Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu olarak hizmet veren 119 yıllık Naime Sultan Yalısı, çıkan bir yangın sonucu alev alev yandı. İtfaiyenin saatlerce süren çalışmasıyla kontrol altına alınan yangında, bina kullanılamaz hale geldi. Konuyla ilgili son dakika haberi ise, elektrikli su makinesinin ısıttığı kablolarının yangını çıkar- dığı şeklinde!…Geçtiğimiz ay kamuoyunu meşgul eden olaylar şöyle gelişti;
Okul binasındaki yangınla ilgili sabotaj iddiaları hakkında üç farklı soruşturma birden başlatıldı. Adli soruşturmayı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı sürdürürken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı teknik yönden inceleme başlattı. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü ise okul yöneticileriyle ilgili iddiaları, idari açıdan soruşturma kararını uyguluyor.
“Sürpriz Rapor”
Okul yangınından yaklaşık iki ay önce hazırlanmış “Yangın Güvenlik Raporu”nda çarpıcı tespitler yer aldı. Okul Müdürü Vedat Balcı tarafından hazırlatılan raporda, bina yapım tarihinden günümüze kadar geçen süreç içerisinde ahşap malzemenin çürüme noktasına geldiği, tavan döşemelerinde yer yer sarkma ve deformasyon izlerinin belirginleştiği vurgulandı. Raporda, “okulun mevcut şekli ile eğitim ve öğretime açık tutulmasının yüksek derecede yangın riski ve tehlikesi oluşturduğu kanaatine varılmıştır.” denildi. Ayrıca raporda, zorunlu park edilen araçların dışında park yaptırılmaya izin verilmemesine dikkat çekildi.
“Tarihi eserler okul
olarak kullanılır mı?”
Ortaköy’deki okulun yanmasıyla bir tarihi eser daha kül oldu. Benzer olayların daha önce de yaşanması, “Tarihi binaların okul olarak kullanılması doğru mu?” sorusunu gündeme getirdi.
İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey:
İstanbul’da 40’a yakın okul, tarihi binalarda hizmet veriyor. Tarihe mal olmuş, ünlülerin yetiştiği okullar olduğu için eğitim yeri olarak kalmalı. İçlerinde tarihi yaşayan çocuklarımız, ileride bu okullardan mezun olmanın hazzını taşıyacak. Bina en kısa sürede onarılacak ve okul olarak kullanılmaya devam edecek.
Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu:
Tarihi bir bina okul olabilir ama tüm önlemler alınırsa. Ama görülüyor ki, bu okulda yeteri kadar önlem alınmamış. Bahçenin otopark olarak kullanılması da hiç hoş değil. Böyle yerler daha çok müze ya da aynı anda çok fazla insanın giremeyeceği mekanlar olarak kullanılırsa daha doğru olur.
Tarih Vakfı Başkanı Orhan Silier:
Tarihi binaların okul olarak kullanılmasında sorun olmadığını düşünüyorum. Sorunun, bu binalara göz dikmiş, bunların bahçelerine, hatta tüm alanlarına asfalt döküp otopark yapmak isteyen, kimi kamu görevlileriyle işbirliği içindeki mafya olduğunu düşünüyorum. Şehrin bir çok noktasında benzeri tarihi bina yakılarak otopark mafyası tarafından işgal edildi.
Yangında sabotaj
var mı?
Pek çok veli ve çevrede oturanlar, yangının sabotaj olduğunu iddia etti. Vatandaşlar, okulu otopark mafyasının yaktığını öne sürerek, “Yan tarafta bulunan gece kulübüne gelen araçlar okulun bahçesine park ediyor. Okul yönetimi de park parası alıyor.” dedi. Polis yetkilileri, “Reina otopark sorununu halletmek için okulla anlaşmış. Biz bu rantın önünü kestik. Bu nedenle okulu yaktılar” diye konuştu. Yangın çıktığı sırada hemen yanındaki Yüzme İhtisas Kulübü’ndeki Melek Altaras olayı gördüğünü belirterek, “3-4 yerden aynı anda alevler yükseliyordu. Herkes bunun sabotaj olduğunu anlayabilirdi. 45 yıllık Ortaköylü’yüm. Otopark mafyasından korkan insanlar, bu gece kimin evi yakılacak diye beklemeye başladı.” dedi.
“Sabotaj demek
için erken”
İlçe Emniyet Müdürü Behzat Canbazoğlu;
Gaziosmanpaşa İlköğretim Okulu yangını şu anda savcılık tarafından soruşturma kapsamında bulunuyor. Şu aşamada çıkan yangınla ilgili bir şey söylemek mümkün değil. Sabotaj ihtimalinden bahsetmek için olay yerinde inceleme yapılması gerekiyor. Herhangi bir açıklama bilirkişinin vereceği rapora bağlı. Eğer sabotaj gibi bir durum varsa rapor bize gelir ve biz gereken incelemeyi yaparız.
Yangın vakalarının en çok görüldüğü zaman yaz aylarıdır. Elektrik kaçağı, dikkatsizlik yangınlara yol açabiliyor. Sabotaj ihtimali de üzerinde en çok durulan nokta. Her ne kadar görgü tanıkları ve itfaiyenin görüşü sabotaj ihtimali üzerine yoğunlaşsa da böyle bir tespitte bulunmak şimdiden yanlış olur.
Gazete BEŞİKTAŞ
uyarmıştı
Ortaköy’de daha önce çıkan tarihi ev yangınlarına Gazete Beşiktaş, üzülerek yer vermişti. Gereken önlemlerin alınması için yetkilileri uyarmıştı. “Tarihimizin yokolmasına göz yummayın” çağrısında bulunarak, şüpheli yangınların bir an önce açığa kavuşması gerektiğini belirtmişti.

Evinize sahip çıkın, yıkılabilir

Ortaköy’de ardarda çıkan yangınlar, semt sakinlerinde huzursuzluğa yol açtı. Bir taraftan tarihi evlerin yanmasına üzülen Ortaköylüler, diğer taraftan boş ahşap evlerin de yangın tehlikesi yaratması yüzünden tedirginlik yaşıyorlar. Şimdi dört gözle boş evlerin yıkılmasını bekliyorlar…
Mahalleliler, “Gün geçmiyor ki yeni bir yangın haberi almayalım. Bu da bizi tedirgin ediyor. Yanan tarihi değerlerimize mi yanalım, yoksa yeni yangınlara göz mü yumalım? Madem ki evlerin sahibi yok. O zaman yıkılsın. Biz de rahat edelim” dediler.
Ortaköy’de 25’e yakın eski ve sahipsiz ev bulunduğunu kaydeden Ortaköy muhtarı Sabit Akgün, olası bir yangın için şimdiden önlem alınması gerektiğini vurguluyor. Akgün, “Eski evler yıllardır boş ve bakımsız bir biçimde duruyor. Diğer evlerle içiçe geçmiş. Düşünün bir yangın çıksa yanındaki evler büyük zarar görebilir. Mahalleninin can sağlığına dikkat etmeliyiz.” diyor.
Akgün, belediyeye başvurarak bu sıkıntılarını dile getirdiklerini belirtiyor. Beşiktaş Belediyesi tarafından koruma altına alınan boş evlerin, herhangi bir durumda etrafa zarar vermemesi için çitlerle çevrildiğinin altını çizen Akgün, “Biz belediyeye bildirdik. Belediye de bize ev sahipleri bulunmazsa evlerin yıkılacağı sözünü verdi. Biz de bütün evlerin önüne bir bildiri astık. Sahipleri belediyeye başvurmazsa evleri yıkılacak” diye konuşuyor.

Gezici karakol görev başında

Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğü, gezici karakolla hizmeti vatandaşın ayağına kadar götüreceğini açıkladı. Karakolları Yaptırma ve Yaşatma Derneği tarafından gerçekleştirilen gece sonucu elde edilen gelirle alınan iki minibüs basına tanıtıldı. Gezici karakolların sayısının artırılacağını belirten Emniyet Müdürü Behzat Canbazoğlu, “Bu gezici karakollarla hizmet vatandaşın ayağına gidecek. Özellikle karakola gidemeyecek durumda olanlar bu araçlardan yararlanabilecek” dedi.
Gezici karakolların her birinde bir olay yeri inceleme ekipmanı, nezarethane ve bir dizüstü bilgisayarı bulunuyor. İç donanımları 6’şar milyara mal olan minibüslerde 4 polis görev yapacak. Polisler, nezarethaneye konulan kişileri bilgisayardan izleyebilecek.

Bilgisayar hırsızlarına dikkat!..

Son zamanlarda bilgisayar hırsızlıklarında şikayetler gelmeye başladı. Büro ve evlere giren hırsızların bilgisayarların beyinlerini alıp başka bir şeye dokunmadan kaçtıkları belirtildi. Yapılan şikayetlerde bu olayların uzun süredir başta Beşiktaş merkez olmak üzere 4 Levent, Etiler ve Gayrettepe’de daha da yoğunlaştığı öğrenildi. Semt sakinleri yetkililerden olayların daha da artmaması için kısa sürede tedbir almasını bekliyorlar.

Çöpçatan Tatiana Beşiktaş’taymış

Ahlak Bürosu ekipleri, uzun süredir peşinde oldukları “Tanya” lakaplı uluslararası kadın satıcısı Tatiana Akar’ın izini Beşiktaş’ta buldular. Müşteri kılığına giren polisler, Tatiana’yı yakaladılar.

Beşiktaş Gazetecisi yenilendi

Beşiktaş semtinde, okuyucuların uğrak yeri olan Beşiktaş Gazetecisi adıyla anılan bayi, görünümünden içeriğine kadar kendini yeniledi.
Siyasetten edebiyata sanat dergilerinden günlük gazetelere kadar çeşitli yayınları okuyucuya artık daha kolay ulaştıracak olan Beşiktaş Gazetecisi, görünümü de değiştirdi. Yalın ve düzenli görünümüyle müşterilere daha hızlı bir şekilde yardımcı olabildiğini söyleyen Oğuz Tosun, Beşiktaş’ta yıllardır gazete satımıyla uğraşıyor. Yirmi yıldır Beşiktaş’ta gazete satımıyla uğraşan Tosun, yeniliklerle okuyucuların daha çok memnun olduğunu dile getiriyor.

Başkan Namoğlu’nu ağlattılar!

Ortaköy’de geçen ay çıkan yangında kül olan Gaziosmanpaşa İlköğretim okulunun yanışını yaşlı gözlerle izleyen Namoğlu “çocukluk günlerim aklıma geldi. Göz yaşlarımı tutamadım” dedi.
Üç yıl boyunca bu okulda okuduğunu ve birçok hatırasının da yangınla kül olduğunu söyleyen Namoğlu “okulda okuyan ünlü isimlerden bağış toplayacağım,yetkilileri harekete geçireceğim ve söz veriyorum bu okulu eski haline ben getireceğim. Destek arayışına başladım” dedi.

ALTINCI SAYFA

Siyasetle yatıp siyasetle kalkıyoruz

Yeni Türkiye Partisi’nin lideri İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan’la birlikte siyaset yapma kararı alan Derviş, ekonomik programın geleceğinden ve piyasalardan gelecek tepkilerden çekinerek bir süre daha göreve devam etmeye karar vermişti. Ancak partileşme sürecinde Cem ve Özkan’la yaptığı görüşmeler ve “Gönlüm yeni oluşumdan yana” mesajı nedeniyle hükümetin tepkisini çekmişti. Derviş’in bir başka siyasi harekete destek verirken hükümette kalmasına en şiddetli itiraz MHP’den gelmişti. MHP lideri Devlet Bahçeli, Derviş’in tutumunu “ahlaki bulmadığını” belirtmiş ve “Sağlayacağı marjinal fayda sıfıra indi” demişti. MHP kurmayları ise bir adım daha ileri giderek, Derviş’i önce “Truva Atı”, daha sonra da “MGK’ya katılan Yunan Genelkurmay Başkanı”na benzetmişlerdi.
Bu sert eleştiriler sürerken Başbakan Bülent Ecevit ile görüşen Derviş, Ecevit’in isteği üzerine 11 Temmuz’da piyasalar kapandıktan sonra istifasını Başbakanlığa göndermişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer devreye girerek Derviş’in istifa etmesini önlemişti.
Derviş’in bakanlık görevine devam ettiği gerekçesiyle Yeni Türkiye’ye katılmaması ve 10 günlük bir program için ABD’ye gitmesi, bir dizi spekülasyonu da beraberinde getirdi. Derviş’in, Yeni Türkiye’ye katılmayacağı, CHP’de siyaset yapacağı, erken seçime girmeyip bekle-gör politikası izleyeceği iddialarının ardı arkası kesilmedi. Derviş’in Ankara’dan ayrılmadan önce, siyasette aktif rol alma düşüncesinde bir değişiklik olmadığını, Yeni Türkiye’de siyasete atılma eğilimini koruduğunu söylemesi de spekülasyonları önleyemedi. Derviş’siz Yeni Türkiye ölü doğacaktı.
20 Temmuz günü Türkiye’den ayrılan Kemal Derviş, ABD’de bir dizi kritik görüşme yaptı. Derviş, siyasetteki belirsizliğin arttığı bir dönemde aktif siyasete girmek üzere görevden ayrılmadan önce, uygulanan programa desteklerinin devamını sağlamak için IMF ve Dünya Bankası’nın önde gelen yöneticileriyle görüştü.
İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan’la birlikte merkezde geniş tabanlı bir oluşum için yola çıkan Derviş’in istifa ettikten sonra bu işbirliği için temaslarda bulunması bekleniyor. Derviş, bu amaca dönük olarak CHP Genel Başkanı Deniz Baykal başta olmak üzere siyaset ve iş dünyasından çeşitli isimlerle bir dizi görüşme yapmıştı.
Görünen o ki, işler Cem’in umduğu gibi gitmiyor. Önce, Kayseri gezisinde hüsrana uğradı. Ardından Kemal Derviş’in partisine katılmayacağı söylentileri yayıldı. Şimdi de partinin amblemi sorun oldu. Amblemin, ABD’de genç erkekleri hayata hazırlamak için çalışan bir örgütün logosundan alıntı olduğunun ortaya çıkması üzerine parti yeni bir amblem arayışına girdi. Üstelik partiden istifa haberleri de gelmekte.
Ama şimdi hepsinden önemlisi Derviş’in kararı. Çünkü, Yeni Türkiye Partisi’nin kaderi tamamen bu karara bağlı.

Anketler kafa karıştırıyor

Öte yandan olası 3 Kasım seçimleri için yapılan anketler de kafaları karıştırıyor. Çünkü en büyük parti olarak yüzde 30’luk Kararsızlar Partisi görünüyor. TÜSİAD’ın Mayıs ayında yaptırdığı ankette kararsızların oyu dağıtıldıktan sonra dağılım şöyle:
AKP yüzde 30.3, DYP 14.2, CHP 12.3, MHP 10.5, ANAP 11.3, HADEP 6.3, DSP 6.1, Saadet 2.6.
SONAR’ın yaptığı araştırmada: AKP 20.55, CHP 17.37, DYP 10, MHP 7, ANAP 6.99, HADEP 6.46, LDP 5.93, DSP 4.77, ÖDP 3.5 SNP 2.22, BBP 1.91, DTP 1.38, İP 1.17, Diğer 3.39.
FOKUS’un anketinde ise; İsmail Cem’in partisi barajı aşamıyor. AKP yüzde 18.68 ile birinci parti. CHP 14.66, DYP 8.81, YTP 5.69. Fokus’un 3 bin 500 denek üzerinde son teknoloji ile yaptığı ankete göre, Cem Uzan’ın kurduğu Genç Parti de, yüzde 5.69 oy oranı ile barajın altında kalıyor. HADEP sıralamada 7.32 ile altıncı parti olduğu araştırmada, kararsızların oranı yüzde 12.56 olarak belirtiliyor.
Erken seçime karşı olduğu halde MHP, DYP ve AK Parti’nin batırmasıyla olası 3 Kasım seçimlerine kerhen ‘evet’ diyen ANAP, AB yasalarını Meclis’ten geçirip seçime öyle girmek istiyor. ANAP, paket geçerse iktidar partisi olarak bunun nimetlerini oya tahvil edebilecek. Yasalar çıkmazsa da Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokmak için çaba harcayan parti imajı bozulmayacak. AB yasalarının seçimden önce Meclis’ten geçmesi için var gücüyle çalışan ANAP, böylece oylarının İsmail Cem’in YTP’sine kaymasının da önüne geçebileceğini düşünüyor.

Dünya borsaları yönünü arıyor

ABD borsası şirket yolsuzlukları ve bütçe açığının yarattığı panik satışlarla dört yılın en düşük seviyesine indi. Avrupa’yı da içine alan düşüş ‘1929 buhranı tekrarlar mı’ endişesi yaratıyor.
ABD’de yaşanan şirket yolsuzlukları ve bütçe açığı, hızlı bir düşüş trendi içerisinde olan ABD borsalarında zaman zaman paniğe neden olmakta. Düşüşün daha ne kadar devam edeceği ise merak konusu. 11 Eylül’ün hemen ardından büyük düşüşler yaşayan Wall Strett, geçen mart ayına kadar toparlanmış ancak daha sonrda arkası kesilmeyen şirket skandalları nedeniyle çalkalanmaya başlamıştı. Bunun üzerine sanayi hisselerinin işlem gördüğü Dow Jones 1998 Eylül’ünden beri ilk kez 8000 puan seviyesine indi. Nasdaq Endeksi de 1997 yılının Nisan ayından bu yana en düşük noktasına geriledi. Yapılan yorumlarda ABD ekonomisinin de Japonya’daki gibi deflasyonist bir sürece girebileceği belirtiliyor.
Öte yandan doların son günlerde diğer para birimleri karşısında yeniden önemli değer kazanmasıyla, Amerikan borsasında alımlar geldi. Hisse senetleri bir hafta içinde ortalama yüzde 10 değer kazandı. Avrupa borsaları da bu yükselişi takip ederek, son beş yılın en düşük seviyelerinden uzaklaştılar. Uzmanlar bunun olumlu bir gelişme olduğunu, ama hisse senetlerine sadece kurumsal talep geldiğini belirttiler. Amerika’da şimdi küçük yatırımcının alacağı tavır merak konusu. Şirket yolsuzluklarıyla güveni sarsılan küçük yatırımcıların da bu trendi izlemesi durumunda Amerikan ekonomisi ve buna bağlı olarak dünya borsaları rahat bir nefes alabilecek.
İMKB ise, dünya borsalarındaki gelişmelerden çok Türkiye’deki siyasete endekslenmiş durumda. Siyasi belirsizlikler aşıldığı ölçüde, ekonomik beklentilerin ve bunun borsaya yansımasının olumlu olması bekleniyor.

Borç stoku artıyor

Dış borç stoku, yılın ilk çeyreğinde 2.5 milyar dolar artışla 117.5 milyar dolara ulaştı. Kısa vadeli borçlar azalırken, uzun vadeli borçların payı artış gösterdi.
Bu yıl 28.4 milyar dolar dış borç ödeyecek olan Türkiye, önümüzdeki yıl 21.4, 2004 yılında 18.8, 2005 yılında ise 15.3 milyar dolar dış borç ödeyecek.
Türkiye’nin toplam dış borç stokunun 40.4 milyar dolarlık bölümü ise 2007 ve sonrası yılları kapsıyor. Dış borç ödemelerinin büyük bölümü kamu ve Merkez Bankası borçlarının ana para ve faizleri oluşturuyor. Sözgelimi, önümüzdeki yıl ki toplam 21.4 milyar dolarlık geri ödemenin sadece 5.5 milyar dolarını özel sektör dış borç geri ödemeleri oluşturacak.
Bu dönemde kısa vadeli borçlar 1.8 milyar dolar azalırken; orta ve uzun vadeli borçlar 4.2 milyar dolar arttı. Böylece kısa vadeli borçların toplam içindeki payı yüzde 14.1’den 12.3’e düştü; orta vadeli borçların payı ise yüzde 85.9’dan 87.7’ye yükseldi.
Konsolide bütçe kapsamındaki kamu kuruluşlarının dış borç stoku 48.4 milyar dolar olurken; uluslar arası piyasalarda ihraç edilen devlet tahvillerinin miktarı 801 milyon dolarlık artışla 20.9 milyar dolara ulaştı. Konsolide bütçe dışındaki kamu kuruluşlarının borçları ise 282 milyon dolar azaldı.
İç borç stokunun yapısı ise şöyle: Borçların yüzde 48’ini değişken faizli (FRN) krediler oluşturuyor. Yüzde 30’u dövize endekslenmiş durumda olan iç borçların, sadece yüzde 22’si sabit faizli.
Hazine Müşteşarı Faik Öztrak, Hazinenin iç borçları çevirebilmesi için 4-4.5 milyar dolarlık uluslar arası piyasalardan finansman ihtiyacı bulunduğunu söyledi. Öztrak iç borcun çevrilmesiyle ilgili olarak da “Bu faiz yükünü ancak makul bir süre çekeriz” dedi.

YEDİNCİ SAYFA

Ortaköy Hamamı’nda eğlenin!

Ortaköy’deki tarihi Ortaköy Hamamı artık Kethuda Restoran, Cafe-Bar ve Kültür Merkezi olarak hizmet veriyor. Mimar Sinan’ın eserlerinden biri olan ve Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde adından övgü ile söz edilen Ortaköy Hamamı, tarihi dokusuna zarar verilmeden şık bir eğlence ve lezzet mekanı haline getirildi.
Geçmişle günümüzü modern bir çizgiyle birleştirdiği söylenen restoran, İtalyan ve Fransız mutfağından mönüler sunuyor. 450 kişi oturma kapasiteli Kethuda’da sevilen sanatçı ve grupların yanı sıra, haftanın belli günlerinde blues, jazz, klasik müzik ağırlıklı canlı dinletileri olacak.
Kethuda Restoran’da ayrıca, Amerikan bar, çok amaçlı sergi salonu, özellikle turistlerin faydalanabileceği kütüphane, özel satış standı da yer alıyor.
Sudi Özkan tarafından restore edilen Kethuda’nın işletmecileri, Bora Soyalp ve Kadir Çokyapıcı, aylardır sürdürdükleri yoğun çalışmaların sonucu olarak Ortaköy’e çok şık ve nezih bir mekan kazandırdıklarını belirterek şunları söylüyorlar:
“Tarihi yapıya kesinlikle zarar vermeden her şeyi taşınabilir şekilde yerleştirdik. Burası özellikle turistlerin uğrak yeri haline gelecek. Çünkü İstanbul’da böyle bir mekan yok. Gündüz şehir turundan sonra gelerek öğle yemeklerini yiyebilecekler. Restorandaki video wall’da Türkiye ile ilgili tarihi belgeselleri izleyip, kütüphanede ülkemizle ilgili dokümanları bulabilecekler. Hoş müzik, kaliteli yemeklerden hoşlananlar için ideal bir mekan olacak.”
Ortaköy Hamamı Tarihçesi
Ortaköy Hamamı olarak da isimlendirilen Hüsrev Kethuda Hamamı, Beşiktaş ilçesinde, Dereboyu caddesi ile Muallim Naci Caddesi’nin kesiştiği yerdedir. 16. yüzyıla tarihlenen hamam, Hüsrev Kethüda’nın vakfı olup Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. “Tezkiretü’l-Mimarin”de “Ortaköy”de Boğazhisarı’nda “Hüsrev Kethuda Hamamı”diye kaydedilmiştir.
Bu hamamı yaptıran Vezir-i Azam Kara Ahmet Paşa’nın Kethudası Hüsrev Bey’dir. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, Hüsrev Kethuda’nın 1565 yılında Vefa’daki Darülkurrası’nı yaptırdığı sırada inşa ettirdiği sanılmaktadır.

Sararmış dişler tarihe karışıyor

Son zamanlarda diş beyazlatma yöntemine ilgi arttı. Dentistanbul, diş beyazlatmada uzman bir kuruluş olarak beş senedir bu yöntemi uyguluyor. Hastalarının yapılan tedaviden çok memnun kaldığını belirten Dentistanbul Yönetim Kurulu üyesi Dr. Muammer Çorbacıoğlu, “Sağlıklı olmanın yanında estetik bir görüntüye de kavuşuyorlar.” diye konuştu. Çorbacıoğlu, diş ağartma ya da diş beyazlatma denilen yöntemi, kişinin mevcut diş renginin minimum iki ton açılması olarak tanımladı.
Güvenle uygulanabilen en etkin yöntemin lazerle diş beyazlatma olduğunun altını çizen Çorbacıoğlu, “Lazerle beyazlatma sisteminde ağız sağlığı açısından geriye dönüşü mümkün olmayan iç bir zarar oluşturmaz. Diş minesine ve diş etlerine zarar vermeden dişte hassasiyet oluşturmadan güvenle uygulanır.” dedi.
Çorbacıoğlu, ekledi: “Beyazlatma sadece dişlerde etkindir. Daha önceden yapılmış beyaz dolgular ve porselenleri beyazlatmaz.”
Diş Beyazlatma, tedavi süresi çok ağır vakalar dışında standartta 6-8 gün, antibiyotik renkleşmelerinde 15 gün sürüyor. Uygulama sonrasında kazanılan beyazlığın süresi hastanın diyet alışkanlığı (kahve, çay, sigara) ve fırçalama etkinliğiyle doğru orantılı olarak artıyor.

SEKİZİNCİ SAYFA

Kriz açlık grevi yaptırdı

Beşiktaş esnafı Ferhat Gedikli, kriz yüzünden kebapçı dükkanı kapanınca açlık grevine başladı. Dükkanının önüne bildiriler asan Gedikli, Ankara’ya göndermeler yapıyor. 54 yaşındaki Gedikli, “Başımıza ne geldiyse onlardan geldi. Ülkemizi batırdılar.” diyor. Daha önce bir kez daha açlık grevine giren Gedikli, hükümet yetkililerinden birinin dükkanının anahtarlarını alana kadar mücadelesini sürdüreceğini belirtiyor. Ancak konuştukça Ferhat Gedikli’nin ilginç hayatına tanık oluyoruz. Esnaf Gedikli, büyük bir kararlılıkla “Hayatım boyunca düzen karşıtlarına savaş açtım. Üç kere Ankara’ya yürüdüm. İş yerlerim yakıldı, iflas ettim. Şimdi her şeyimi kaybettim. Bir canım kaldı. Gerekirse onu da veririm” diye konuşuyor. Beşiktaş esnafı Ferhat Gedikli, yaşadıklarını bize anlattı:
“Önce de grev yaptım”
1994’de Gaziosmanpaşa’ya bağlı Arnavutköy’de ayakkabı ve terlik imalathanesi açtım. 200’den fazla kişi çalıştırıyordum. Arnavutköy yolu çok bozuktu. Kazalar oluyor, arabalara zarar veriyordu. Belediye başkanı ve kaymakamla görüştüm. Baktım olmadı. Ben de bir çadır alıp Arnavutköy’ün girişinde açlık grevine başladım. Yine hiçbir ses çıkmadı. Sonra Anıtkabir’e oradan da Bayındırlık Bakanlığı’na yürüdüm. Bakan, medyanın önünde yolun yapılacağını söyledi ve söz verdiği tarihte yol yapıldı. Yapılan yol G.paşa-Habipler-A.köy arasındaki yoldur.
Tepkim Ankara’ya…
Bu eylemden sonra tek başıma neler yapabileceğimin farkına vardım. Atatürk ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili kitaplar okudum. Okudukça aydınlanıyordum. Bu arada Erbakan başbakan oldu. Tarikatlara başbakanlıkta yemek verdiğinin ertesi günü Atatürk resimleri ve bayraklarla Ankara’ya yürüdüm. TBMM’ye beni almadıkları için ben de kendimi arabaya kilitleyip kendimi yakacağımı söyledim. Polis beni gözaltına aldı. İkinci yürüyüşüm, Susurluk olayının yıldönümünde gerçekleşti. Bir ara zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkmaması için refahlılar, Cuma namazlarından sonra eylemler yapıyordu. Ben de her hafta eylem yaptıkları camiye giderek eğitimin sekiz yıla çıkması için hazırladığım bildirileri kendilerine dağıtıyordum. Her gittiğim yerde polis beni göz altına alıyordu. Ama çok iyi davranıyorlardı.
İş yerimi yaktılar
1998’de Düzce Gölyaka’da 120 kişiyle bir imalathane daha açtım. Bu arada 99 seçimleri de yaklaşıyordu. Gölyaka’daki imalatımda parti ve seçim yasalarını değişmesi için açlık grevine başladım. Açlık grevimin 6. günü Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, Çankaya’da Cumhuriyetimizin 75. Yılı kutlamaları için asılan Atatürk resimlerini ve bayrağımızı aşağıya indirtti. Refah Partisi milletvekili de ne olmuş bir bez parçası dedi. Böyle olunca hemen bir kara çarşaf giyip Ankara’da CHP genel merkezine gittim. Mesut Yılmaz’la Deniz Baykal buluşacaktı. Elimdeki bildiriyi basın mensuplarına ve halka dağıttım. Polis yine beni gözaltına aldı. Yılmadım. Bırakıldıktan sonra iş yerime dönüp açlık grevime devam ettim. 12. günümün gecesi gece saat 03.00’de büyük bir patlamayla uyandım. İmalathanemi yakmışlar.
Bunun üzerine Kıbrıs’a gidip lokantacılığa başladım. Ama iki ay sonra devalüasyon oldu. Dolar bir gecede 650 binden 1 milyon 500 bine çıktı. İşlerim tamamen durdu. Lokantayı kapatarak İstanbul’a geri döndüm. Son kalan paramla da Beşiktaş’ta kebapçı dükkanı açtım. O da kriz yüzünden battı.
Her şeyimi kaybettim.
“Şu sistem değişsin artık”
Seçim ve parti yasaları değişirse ben yine açlık grevini bırakırım. Yeter ki ülkemde bir şeylerin iyiye gittiğini göreyim. Hep aynı partiler, aynı siyasetçiler… Hepsini gördük. Ben hiçbir partiye üye değilim. Bütün partilere karşıyım. Benim çocuklarıma bir vasiyetim var: “Benim oy verdiğim partilere oy verirseniz size hakkımı helal etmem” diyorum.
“Ailem benden bıktı”
Neyim var neyim yoksa kaybettim. İş sahibiydim şimdi beş parasızım. İlk başlarda ailemin takdirini kazanıyordum. Zamanla her şeyimi yitirdim. Bir canım kaldı. Haklı olarak istemiyorlar. Benden bıktılar. Üzülüyorlar. Kimse ailesinden birinin açlık grevi yapmasına dayanamaz.
“Tansiyonum
çok yüksek”
Açlık grevine başladığım ilk üçüncü gün bir doktor geldi. 16’ya 28 tansiyon tespit edildi. Doktor çok şaşırdı. Vazgeçirmeye çalıştı. Ama ben istemedim. Tutanak tutuldu. Kendi rızasıyla açlık grevi yapıyor diye.
“Halkın sesi oldum”
Halk geçim derdinde. İnsanlar hala korkuyor. Duyarsız, tepkisiz bir halde. Ben hep Bergama Köylülerini örnek gösteriyorum. 10-15 kişi ne mücadeleler veriyor. Benim gibi 5-10 kişi daha tepki gösterse o zaman bakın neler oluyor.
Çevredekiler ilgi gösteriyor. Dükkanın önünden geçenler durup şu yazıları okusalar o da yeter.

Mikrop bize vız gelir!

Yaz sıcaklarının adeta kavurucu bir hale dönmesi ile İstanbullular kendilerini Boğaz’ın sularına attılar. Her yıl olduğu gibi bu sene de açıklanan deniz kirlilik oranlarının fazlalığı vatandaşları etkilemedi. Resmi makamların ve sağlık kuruluşlarının tüm uyarılarına rağmen özellikle hafta sonlarında Boğaz kıyıları halk plajı görünümünden kurtulamıyor. Büyükşehir Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanlığı’nın açıklamalarına göre kolibasil oranının yüksek ve denize girmenin tehlikeli olacağı yerler şöyle: Bebek, Beşiktaş, Ortaköy, Sarıyer, Eminönü, Üsküdar, Küçükçekmece, Kartal, Pendik, Büyükçekmece.
Yapılan açıklama ve uyarılara rağmen denize giren vatandaşlar, denizin kirli olduğunu bildiklerini ama sıcak havalarda serinlemek için başka çareleri olmadıklarını söylediler. Bebek ve Ortaköy sahillerinde sık rastlanan bu görüntü çevre sakinlerinin tepkisini alıyor. Semt sakinleri, kıyıda denize girenlerin görüntü kirliliği oluşturduğunu, vatandaşların deniz kirliliği konusunda bilinçlenerek, bu görüntüye artık bir son vermeleri gerektiğini belirttiler.

Sağlıklı yaşam elinizde

Beşiktaş Belediyesi “Sağlıklı Yaşam Kampanyası”yla, tüm Beşiktaşlılara ücretsiz muayene imkanı sunuyor. Boğaziçi Tıp Merkezi’nin sponsorluğuyla gerçekleştirilen kampanyaya Beşiktaşlıların ilgisi büyük oldu.
Muayene olmak isteyen vatandaşların, Beşiktaş Belediyesi Kurumsal İletişim ve Koordinasyon Müdürlüğü’ne başvurmaları gerekiyor. Başvuru yapan vatandaşlardan kayıt alındıktan sonra ücretsiz muayene kartı veriliyor. Vatandaşlar muayene kartını aldıktan sonra Boğaziçi Tıp Merkezi’ne giderek ücretsiz muayene olabiliyorlar. Muayeneler, plastik cerrahi, genel cerrahi, diş, ortopedi, üroloji, dahiliye, cildiye, kulak, burun ve göz branşlarında yapılıyor. 300 kişilik kontenjanı olduğu söylenen kampanyanın yarısından fazlasının dolduğu belirtiliyor.

DOKUZUNCU SAYFA

Hem akıllı hem de sevimli

Bu kadar komplo teorisi niye?’, ‘Futbol din gibi bir şey’, ‘Haçlı Zihniyeti var’, ‘Hakemler her takımı kayırır’, ‘Sahip olduğumuz şeylerin hiç farkında değiliz ve hep sahip olmadıklarımızın peşindeyiz’.
Bu sözler, Best Fm’de günün neşesi haline gelen Dejavu adlı programıyla dinleyicilerine seslenen Yunus Günce ile Beşiktaşlılığı masaya yatırdık. Sohbetimizde gülüşler, atıflar, umutlar, temenniler karıştı. Bizimle paylaşmak sohbetimize dahil olmak isterseniz, kurulun köşenize, kahve tadı misaliyle başlayın okumaya…
Beşiktaşlılığı tarif
edebilir misiniz?
Ben de iki tane Beşiktaşlılık var. Bir tanesi zaten tuttuğum takım beşiktaş ki iyi bir Beşiktaşlıyımdır ama fanatik değilimdir. Onun dışında Fulya’da oturuyorum. Doğduğumdan beri Beşiktaşlı olan bir ailenin içinde büyüdüm. O günden bu güne kadar da Beşiktaşlıyım. Hiç takım değiştirmeyi düşünmedim. Bu kadar önemli bir şey değil benim için, hayatımı bu kadar etkilemiyor Beşiktaşlı olmak, ya da Galatasaraylı olmak, Fenerli olmak… Evimden rahatsız olsam evimi değiştirmeyi düşünebilirim, hayatımda önemli bir yeri vardır yaşadığım yerin… Ama tuttuğum takımın bu kadar önemli bir yeri yok, sadece iyi bir Beşiktaşlıyım ama akıllı da bir Beşiktaşlıyım. Beşiktaş’a büyük bir sempati duyuyorum. Beşiktaş benim için vardı ve hep olacak. Çocuğum da Beşiktaşlı olsun isterim Gurur da duyuyorum Beşiktaş’la. İlhan Mansız’la gündeme gelişimiz biraz canımı sıkıyor olsa da…
Popülist futbol anlayışı ve sunumlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Televizyonda futbolla ilgili acayip programlar yapmaya başladılar. Yeni moda bir terim var, futbol felsefesi, futbolun felsefi yapısı. Bu kadar felsefe ile yoğrulmuş bir iş olsaydı oyuncuları ilk okul mezunu olmazdı. Herkes felsefenin peşinde olsaydı, bu kadar felsefi bir şeyi ilk okul mezunu adamlarla yapamazsınız zaten mümkün değil. Televizyon sektöründe ise, 1-2 saat futbol hakkında konuşuyorlar. Kumpaslar yaratıyorlar. Bu kadar ciddiye alınıyor olması zararlı çünkü o tip yorumları herkes izliyor ve kanıyorlar da. Cahil de izliyor okumuş da izliyor.
Basında yer alan
ifadelerden nasıl etkileniyorsunuz?
Mesela Hıncal Uluç’un bir lafını görmüştüm gazetede. Manşet olmuş, Baliç ile ilgili. Ben bunu sormak istiyorum kendisine gerçekten böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir diye. Çünkü daha lig başlamadı, fikstür çekilmedi, Fenerbahçe Galatasaray Maçı ne zaman, nerede oynanacak belli değil. Konusu ise Baliç üzerine. Tartışma söylemlerden başlıyor: Baliç Galatasaraylı taraftarlarla arasını iyi tutmaya çalışıyor çünkü geçmişte bir ifadesi var kefen giyerim Galatasaray forması giymem gibi. O da hayır ben böyle bir şey söylemedim diyor yani. Fenerbahçede oynadım Galatasarayda oynuyorum, diyor. Hıncal Uluç, böyle bir şeyi geçen yıl sür manşetti sabah gazetesinde spor sayfasında. ‘Baliç’ten Korkuyorum’ diye bir başlık ya da buna benzer bir şey. Aziz Yıldırımın manevi oğlu olan Baliç, Sami Yen’de maçtan önce Yıldırım’dan bir talimat alırsa ve maçta kötü oynarsa bunun hesabını nasıl verecek?
Bu kadar komplo teorisi niye? İnsanların akılcı olması lazım. İnsanları çok kolay güdülüyorlar. Düzeysiz futbol tartışmaları yapılıyor yazık ki. Fanatizm körükleniyor.
Ayrıca, futbola bakışı zorlaştırıyor bu anlayış. Futbol daha basit olması gerekirken endüstrileşince, yatırım sahası haline dönüşünce artık futbolda futbolla yatıp futbolla kalkar olduk. Ama bu, realiteden uzaklaşmak ya da gerçekleri çarpıtmak anlamına gelmemeli. Galatasaray, UEFA şampiyonu olduğu zaman kimse enflasyonu konuşmamıştı ya da ülke ekonomisi konuşulmamıştı. Kupayı alınıp dönüldüğünde Türkiye’de acaba ne olup ne bitiyor diye kimse merak etmedi.
Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. Ne dersiniz?
İnsanların ait olma hissinden kaynaklanıyor, din gibi. Futbol, din gibi bir şey. Futbolda bu çerçevede ele alınıyor tarafımdan. Şöyle, dolar bir buçuk milyona çıktığı zaman 30 kişi yürümezdi Bağdat Caddesinde. Ama Aziz Yıldırım’ı geri getirmek için 10.000 kişi yürüdü Kadıköy’de. Çok kısa sürede organize olunuyor, çok kısa sürede tek vücut olunuyor.
Gerçek hayattan kopuluyor bir anlamda, maç ortak zevk ortak üzüntü haline geliyor…
Bu çok ciddi boyutlarda. Sen tanımadığın bir adamın bacağını kesmek ister misin yahu? Evine saldırmadıkça. Döner bıçağıyla falan. Ben böyle bir şeye anlam veremiyorum. Ben buna haçlı zihniyeti diyorum. Tanımadığın bir adama sırf senden başka bir takımı tutuyor diye sen onunla nasıl kavga edersin nasıl döversin nasıl öldürürsün… Öldürenler var çünkü. Biri beni gelip Beşiktaşlıyım diye öldürecekse bu dünyanın en primitif olayıdır, yani ilkelliktir.
Sahada tahrik edici
unsurlar var mı?
Fenerbahçe stadında ‘Güle güle yavrum güle güle’ şarkısı çalıyor mesela. Bu büyük bir ajitasyondur. İzleyen binlerce Galatasaraylıyı, Beşiktaşlıyı ajıte etmekten başka bir işe yaramaz. O zaman geri sayım başlıyor, ‘Ulan siz de geleceksiniz İnönüye, Sami Yen’e’… Çünkü cahildir, hırs olur kızgınlıklar yaşanır. Ciddi bir örtüşme var. Benliğin takımla örtüşmesi gibi bir durum var. Bir anda takımdan biri gibi oluyorsun. Halbuki takımda oynayanların hepsi trilyoner, hepsinin arabaları var villaları var, hepsi güzel hayatlar yaşıyor. Bizim kadar üzülmüyorlar inan bana yani. Üzülüyorlar ama geçiyor. Biz ağlıyoruz bazen maçlardan sonra bunlara gerek yok. Futbol adı üstünde, temaşa göz zevki oyun.
Beşiktaşlılığın farkı ne?
Kim daha büyük en büyük biz miyiz, gibi bir yarış içinde değiliz. Türk Futbolunun durumu konuşulduğunda da net olarak başarıyı kabul etmek gerekir. Fanatizme gerek yok. Ben de isterim Beşiktaş da, o seviyeye gelmesin ama bunun zafer sarhoşluğu içerisinde yaşanıyor olması yaşatılmaya çalışılması canımı sıkıyor. Evet başarıdır başarının devamı sağlamaktır önemli olan salt elde etmek değildir. Önemli olan başarının devam etmesi, bunu ne kadar sindirmişiz, bununla yaşamayı ne kadar biliyoruz?

‘Sinemayı çok seviyoruz’

Anadolu Film Merkezi olarak 1967 yıllarında Beyoğlu Fitaş sinemasında doğan AFM, Türkiye’nin ilk çoklu sinema merkezi ünvanını hala üzerinde taşıyor. AFM Sinemalarının genç ve kabiliyetli Genel Müdürü Mehmet Altıoklar, Magazin Müdürümüz Nilgün Özcan’ın sorularını içtenlikle cevapladı.
Bugün Türkiye çapında 84 sinema salonuna sahip olan AFM’nin 1991 yılından sonra hızlı bir büyüme tirendini yakaladığını belirten Genel Müdür Altıoklar, şunları söyledi; “İstanbul dışında, İzmir, Denizli, Isparta, Çanakkale olmak üzere yedi ilde 84 salonda 20 kopleksle sinema severlere hizmet vermeye devam ediyoruz.
Grubunda lider
AFM sinemalarının grubunda tek lider olduğunu dile getiren Mehmet Altıoklar, Avşar ve Molipex sinemalarının toplam 20-25 salonu olduğunu , kendilerinin Türkiye genelinde 84 salon ve on bin koltuk kapasitesiyle grubunda tek lider olduklarının altını çizdi.
Kriz sinemayı etkilemedi
Yapılan istatistiklere göre Türk insanı ortalama üç senede bir sinemaya gidiyor. Amerika’da bu 5.5 falandır. Avrupada ise üç ve üzeridir. Biz avrupaya göre çok daha az sinemaya gidiyoruz. Aslında türk insanı sinemayı çok seviyor ama ülkenin izlediği ekonomik politika sebebiyle yapılan kısıtlamalar arasında sinema da yer alıyor” diyen Altıoklar, yıllık 20 milyon dolar ciroları ve 350 personel ile kaliteli hizmeti sinema severlere sunduklarını dile getiren Altıoklar, 2001 yılında ülkede başgösteren ekonomik krizin sinema lara hiçbir etkisi olmadığını söyledi. Genel Müdür Altıoklar krizle ilgili olarak şunları söyledi: “Krize rağmen yüzde iki artış var. 2001 yılı sonuna kadar insanlar sinemaya gittiler Çünki sinema çok ucuz bir eğlence. 2001 yılı sonunda insanlar maaş artışlarını alamaz hale gelince, bekledikleri zammı alamadıklarından ötürü aile bütçelerinde tasarrufa gitmek zorunda kaldılar. 2002 yılının 4. Ayından sonra sinema severler yine sinema salonlarını doldurmaya başladılar. Çünki sinema öyle bir şeyki insanlar burada bir saat boyunca bambaşka bir atmosferde eğlenmeye çalıştıklarından kriz bizi etkilemedi diyebiliyoruz”.

Sinema

Dragonfly – Sonsuz Aşk
Yönetmenliğini Tom Shadyar’ın yaptığı Kevin Costner,Joe Morton, Linda Hunt, Susanna Thompson, Jacob Vargas, Kathy Bates’in rol aldığı bu muthiş film, adından bahsettirecek. Mutlaka izleyin. Sakın kaçırmayın.

Peter Pan Varolmayan Ülkede
Yönetmenliğini Robin Budd, Danovan Cook, Jan Harrowell’in yaptığı bu süper filmi özellikle çocukların kaçırmamasını ve mutlaka izlemelerini önemle tavsiye ediyoruz.

WASABİ
Yönetmenliğini Gerard Krawwwwczyk’ın yaptığı , yapımcılığını ve senaryosunu Luc Besson’un üstlendiği “Wasabi”‘ de Jean Reno, Michel Muller, Ryako Hirosue, Michel Scourneau, Christian Sinniger, Jean-Marc Montalto olmak üzere bir çok sinema sanatçısı rol alıyor.

YÜZÜKLERİN EFENDİSİ
4 Oscar dahil toplam 46 ödül alan Tüm zamanların en iyi yabancı filmi olan Yüzüklerin Efendisi filmi tüm dünyada iki ayda 800 milyon dolarlık bir hasılata imza attı. Bu filmin türkçe ve orijinal seslendirmeli DVD ve VCD’leri Umut Sanat Filmcilik tarafından 6 Ağustos 2002’den ittibaren tüm dünyada aynı anda Türkiye’de de satışa çıkıyor. Bu filmi görmeyenlere müjde.

ONUNCU SAYFA

Ambassador Bebek’te

Birbirinden çeşitli deniz mahsulü, tereyağın kızgınlığıyla tatlanır. Hünerli eller, pain keki havyar ve kremayla buluşturur, çavdar ekmeği ve yabani dere otlarıyla bezenmiş turşular ağzı tatlandırır. Yanında isterseniz damak tadınıza uygun bir içki, sarı votka, belki dilerseniz şarap…
Boğazın suları sanki ayaklarınızın altınızda gibidir. Akşama vardığında saatler ve boğazın görünümü yemeği bir zevke dönüştürür.
Damak tadı söz konusu olduğunda Ambassador, bu konuda iki yıl aradan sonra tekrar tutkunlarıyla bir araya geliyor. Bebek Otel’in altında yer alan bu mekan, efsaneleşmiş mutfak kültürünü bugüne değin taşıyor. Yıllar öncesinden başlayan hikaye, iki yıllık bir restorasyon arasından sonra devam ediyor.
Ambassador’u, titizlikle anlatıyor, Abdullah Karakaya. Zarif ve dinlendirici ortamda yemekler büyük bir özenle hazırlanıyor. Estetik anlayışın tatla birleştiği yemekler, birbirinden farklı mutfak kültüründen geliyor.
Karakaya, rahatlatıcı bir ortamın yanı sıra sohbet etmek ve bir çok anı paylaşmak için uygun bir yer olduğunu söylüyor. Çeşitli dekoratif nakışların işlendiği mekanda geleni rahatlatıyor, göz zevkine de hatip ediyor. Bununla birlikte, yıllarını bu işe veren hünerli ahçılar, miras edindikleri Süreyya Geleneği’ni tüm titizlikleriyle sürdürerek tadınıza tat katıyor, boğaz manzarasının getirdiği dinginlikse başka bir ayrıcalığı… İstenilirse, çeşitli tören ve kutlamaların düzenlenebileceği Ambassador, yemekleri, ortamı ve manzarasıyla lezzetin durağı.
Mekanda başlıca ana yemekler arasında Strogonof, Karsky, Kievsky gibi çeşitler yer alıyor. Örneğin Kievsky, piliç etinin ince açılıp tereyağı, tuz ve karabiber ile külah şeklinde sarılması ve nihayetinde yağda kızartılmasıyla servis edilen bir yemek. Dilerseniz, İran Pirinci’nden yapılma Cilav adını taşıyan pilavdan da yiyebilirsiniz. Mevsim balıklarının hepsinin mevcut olduğu mekanda tatlı düşkünüyseniz, yaz sıcağında sizi serinletecek gelin duvaklı saçlı parfe denilen meyveli dondurmadan tadabilirsiniz. Yolunuz Ambassador’a düşerse, Arnavut tatlısı, limonlu veya çikolatalı sufle ile vazgeçilmez tatlı veya yemeklerle ağzınızı tatlandıracak bir çok seçenek sizi bekliyor.

Tel: (0212) 358 15 65

Çırağan’da görkemli düğün

Sabancı ailesine Türkiye güzeli bir gelin geldi. Suikast sonucu öldürülen işadamı Özdemir Sabancı’nın oğlu ve Sabancı Holding Perakendecilik Grubu Başkanı Demir Sabancı, halen ABD’de işletme eğitimi gören 1991 yılı Türkiye 2. güzeli Aslıhan Koruyan’la geçtiğimiz ay Çırağan Sarayı’nda dünya evine girdi.

Genç kız gibi

Sabancılar’ın düğününe iş dünyası, siyaset ve bilim çevrelerinden birçok seçkin davetli katıldı. Davetliler arasında sosyetenin ünlü isimleri de vardı. Bu ünlü isimlerden biri de Elif Germiyanlıgil’di. Geçen yıl evlenen ve de bir çocuk sahibi olan Germiyanlıgil kırmızı tuvaleti ile düğünün en çok konuşulan kişisi olmuştu. Germiyanlıgil geçtiğimiz günlerde de süper mini cesur kıyafeti ile yine adından söz ettirdi.

Petek rahatsız oldu!

Son günlerde adından sıkça bahsettiren Petek Dinçöz’ün, başı giydiği süper mini eteklerden dolayı dertli mi dertli. Oturuşuna kalkışına her fırsatta dikkat etmek zorunda kalan Petek, geçenlerde verdiği bir davette de aynı rahatsızlığını dile getirdi. Dinçöz’ün avuç içi kadar minisi başına dert olunca yardımına en yakın arkadaşı Nefise Karatay koştu. Karatay, sık sık Petek’i uyarırken Petek Dinçöz’de “çok zorlanıyorum. ama mini eteği de çok seviyorum. Ne yapayım?” dedi.

Tüketici Köşesi

Yeni cep telefonu verildi
Faruk Yüksel isimli tüketici, Şengüller GSM Center’den aldığı cep telefonun bozuk çıktığı şikayetiyle Tükoder’e başvurdu. Tüketici tarafından 440 milyona mal olduğu söylenilen Siemens ME45 markalı cep telefonu, su geçirmez denildiği halde suya dayanıklı olmadığı belirtildi. Tükoder’in çabaları sonucu tüketiciye yeni bir cep telefonu verildi.
Ayakkabının derisi bozuldu
Esra Sezer, aldığı ayakkabıyı değiştirme talebiyle Tükoder’e başvuruda bulundu. Tüketici, Nişantaşı Deriden Mağazası’ndan ayakkabı aldıktan 10 gün sonra derilerinin açıldığını bildirdi. Tükoder’den verilen bilgiye göre, tamir edilmesi için mağazaya verdiğini söyleyen tüketici, daha kötü sonuçlarla karşılaşarak derilerin daha da deforme olduğunu belirtti. Tükoder, 3 haftadan beri cevap vermeyen Deriden’i Hakem Heyeti’ne gönderme kararı aldığını söyledi.
Yeni araba hurdaya döndü
Suna Aydın, Gedizler Opel Bayisinden aldığı Astra Elegance markalı arabanın arızalanması şikayetiyle Tükoder’e başvurdu. Tükoder’den yapılan açıklamaya göre, tüketici arabayı çok az kullanmış olmasına rağmen çabuk arızalandı. Tüketici, şikayet açıklamasında fren balatalarının, direksiyon kilidinin, sileceklerin ve motor kulakçığının bozulduğunu ve v kayışının koptuğunu sonra tamir edildiklerini söyledi. Ancak klima kompresörü sıkışınca arabasının değiştirilmesini talep etti. Firmadan Tükoder’e, “Arabanın değiştirilmesi mümkün değil. Klima kompresörü ile ilgili takip yapılıyor” dendi.

Yeni ürünler

Fotoğraf makinaları da artık cebe sığacak
Sektörün öncülerinden Nikon, cebe sığabilecek bir fotoğraf makinası geliştirdi. Nikon’un yeni modeli Coolpix 2500 modeli küçüklüğünün yanısıra teknik özellikleri ile de göz dolduruyor.
Bilgisayarlar gittikçe şıklaşıyor
Dell’in piyasaya yeni sürdüğü inspiron 4150 şık tasarımıyla şimdiden gönülleri fethetti. Kitap ebatlarıyla bire bir aynı olan bilgisayarın performansı da beklenenin üzerinde.

Şirketlerden

Timsahın modası geçmiyor
Lacoste’nin yeni tasarımcısı Christophe Lemaire ile çalışmaya başladıktan sonra klasik çizgisinin dışında koleksiyonlarla da karşımıza çıkmaya başladı. 2003 İlkbahar-Yaz koleksiyonunun sergilendiği Paris’teki defilesinde Lacoste 400’e yakın ürün sergilerken yine beğeni topladı.

Maxi Shopping City Yazlıkçıların gözdesi
Maxi Shopping City, içerisinde bulunan Maxi Mega (Megamarket), Maxi Home (ev, yapı, hobby market), Maxi Çarşı ve seçkin markaların butikleri, food line, 4 salonu ile Cinecity sinemaları, eğlence merkezleri, çocuk kulüpleri ve diğer shopları ile tüketicilerin her aradıklarını bulabildikleri bir alışveriş ve eğlence kenti.
Yaz sezonu gelip, okulların tatil olmasıyla birlikte alışveriş ve eğlence kenti Maxi Shopping City ziyaretçilerin akınına uğruyor.
Silivri ve çevresindeki tatil mekanlarını dolduran tatilcilerin tercihi olan Maxi Shopping City, üstün ürün kalitesi ve geniş ürün yelpazesi ile her yaştan her kesimin tüm ihtiyaçlarına cevap verebiliyor.

Kombini şimdi al karlı çık
Avrupa’nın önde gelen ısıtma sistemleri üreticisi Vaillant, Türk tüketicisine geleceğin ısıtma teknolojisi ile donanmış yepyeni kombu cihazları, VUW Pro, VUW Plus, Aqua Plus, Balkon Tipi ve TEc cihazlarını çok özel fiyatlarla sunuyor.
Şimdi Vaillant kombi sahibi olmak isteyenler en yakın Vaillant yetkili satıcısına giderek ödeme şekillerini belirliyorlar ve yepyeni bir kombinin sahibi olmanın keyfini sürüyorlar.

Delta Mobilya’ya ödül
Uluslararası bir kalite kuruluşu olan B.I.D. ( Business Initiative Directions ), bu yıl Paris’te 19.su düzenlenen ödül töreninde, Türkiye’den Delta Ofis Mobilya A.Ş.’ye “International Star Award” ödülünü verdi. Paris’te Bureaux d’Aujourd’hui-les solutions Fair fuarına katılan ve “Pearl” ürün serisini bu fuarda tanıtan Delta, aldığı kalite ödülünü ülkesine kazandırmaktan gurur duyuyor. 20 Mayıs’ta Hotel Concorde La Fayette’de gerçekleşen töreninde İspanya’dan Guatemala’ya kadar, dünyanın 183 ülkesinden firmalar yer aldı. Çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin farklı kategorilerde ödüllendirildiği organizasyonda Delta Ofis Mobilya A.Ş.’yi temsilen katılarak ödüllerini alan Yönetim Kurulu Başkanı Adem YILMAZ ve İthalat -İhracat Müdürü Ayşe Nur YILMAZ ile Paris Türk Büyükelçiliği Ticaret Ateşesi Sn. Tulu GÜRAKAN yer aldı.

ONBİRİNCİ SAYFA

İpi kim göğüsleyecek?

Bu yıl oldukça zorlu geçeçek. Futbolculardan çok teknik adamların kıyasıya bir yarış içinde olaçağı 2002-2003 sezonunda ipi kimin göğüsleyeceği şimdiden merak konusu… Galatasarayın üç yıldızı takmasından sonra Fenerbahçe’de bu yıl yıldız sayısını arttırmaya çalışacak.Diğer yandan Beşiktaş 100 yılda mutlak şampiyon biziz diyor.Yeni transferler yeni oyuncular hiç kuşkusuz eşil sahada tüm hünerlerini gösterip,takımlarını başarıya götürmek için ter dökecek.
Futbolcuların yanısıra teknik direktörlere de lig boyunca çok iş düşecek.Takımının başına yeniden geçen Fatih Terim’in çıtayı daada yükseltmesi gerektiğini vurgulanırken, Beşiktaş’ın başına gelen Lucescu’nun Karakartalı şampiyon yaparak, Galatasaraylılara kendini ispat etmek istemesi bekleniyor. Diğer andan Ortega’yı kadrosuna katan ve transfere oldukça yüklü paralar harcayan Sarı-Lacivertlilerin tek hayali var; O da şampiyonluk…
Bu yıl genç bir kadro kuran Trabzonspor ise,lige apayrı bir hava ile başlayacak.Samet Aybaba yönetiminde sahaya çıkacak olan Bordo Mavililerin neler yapacağı da merakla bekleniyor. Anadolu takımlarının ise yeni sezonda çıkış yapabileceklerini kaydeden otoriteler her yıl olduğu gibi bir veya iki takım sürpriz yaparak ilk üçü zorlayabilir diyor.

Gözler üzerlerinde

2002-2003 sezonunda gözler yeni transfeler üzerinde olacak. Başta Sergen olmak üzere Cordoba, Zago ve Nouma’nın üzerlerindeki yük oldukça ağır. Galatasaray’ı geçen yıl şampiyon yapan Lucescu’nun izleyeceği yol da merak konusu. 100. yılda mutlak şampiyonluk bekleyen taraftar için de kısa bir değerlendirme yaptık. İşte futbolcuların son durumları…
Tayfur: Milli takım yorgunu kaptan Tayfur her zamanki gibi istikrarlı bir tablo çiziyor. Lig maçlarında da takımı yine sırtlayan isim olacak.
İlhan: Milli takımın dünya 3.’sü olmasında büyük rolü olan İlhan, Beşiktaş’ın yeni sezonda yıldızı olmaya devam edecek
Ahmet Dursun: Büyük bir sakatlık geçiren ve ameliyat olan Ahmut Dursun’un sahalardan uzak kalacak olması taraftarları şimdiden üzdü
Ali Eren: Saha içindeki agresif yapısı nedeniyle hazırlık maçlarında daha kırmızı kart gören Ali Eren’in tutumu düşündürüyor.
Tümer: Saha içinde her an klasını gösterebilen Tümer’in, yine dinamo görevi yapacağı aşikar. İyi bir Tümer’i seyretmek zevk veriyor.
Kaan Dobra: İki ayağını da iyi kullanabilen Kaan Dobra’nın istikrarlı futbolunu Kartal’da göre- medik. İşi zo görülüyor.
Bayram: Zaman zaman parlayan, zaman zaman da vasatın üstüne çıkamayan Bayram’ın hazır olması halinde faydalı olacağı bekleniyor
Yasin: Geçen yıl sakatlığından dolayı takıma giremeyen Yasin’in bu yıl performansı merak konusu.
Ronaldo: Brezilyalı oyunca sakin yapısı ve oyun kurucu özelliğiyle göz dolduruyor. Fizik ve kondisyon açısından üst seviyede. Sıfır hatayla oynadığı söylenebilir. Takıma yararı inkar edilemez.
Niyazi: Yeni transferlerden Niyazi’nin oynadığı ilk maçlarda göz doldurması Beşiktaşlıları sevindirdi. Arkadaşlarını tanıyıp oyun düzenine alışması gereken Niyazi’ye biraz zaman tanımak lazım.
Tolga: İyi niyetli bir futbolcu olan Tolga’nın hatalı çıkışları ve kademe yanlışları görüldü. İlk 11’de forma bulması beklenen Tolga işi zora soktu. Çalışkan yapısıyla eksiklerini kapatması bekleniyor.
Zafer: Sağ kanatta topla birlikte çok seri hareketler yapıp adam eksilten yapısıyla göz dolduran Zafer de sakatlık problemiyle karşılaştı. İsabetli ara paslarıyla forveti besliyor ama onunda işi zor.
Serdar: Beşiktaş’taki yuvasına geri dönen Serdar gerçek formunu bulamadı. Fizik olarak istenilen düzeye geldiğinde sol tarafi kimseye kaptırmaz. Özelliği sık sık atağa kalkıp süpriz gol bulması.
Radu: Pancu’yla birlikte gelen bu yıl Kartal’a transfer olan Radu’nun performansı merak edilen konuların başında geliyor. Lucescu’nun takıma kattığı bu iki Romen futbolcunun durumu sahada anlaşılacak.
Göksel: Dünyaca ünlü bir kalecinin arkasında bir çok şey öğreneceği gerçek. Zaten iyi bir kaleci olan Göksel’in çok çalışkan Cordoba’ya da yardımcı olması gerekiyor. Cordoba varken kale zor.

Fikstür

1. Hafta
9/8/2002
11/8/2002

Trabzon-F.Bahçe
G.Antep-Denizli
Göztepe-Elazığ
A.Gücü-Malatya
D.Bakır-Altay
İstanbu-Adana
Kocaeli-G.Birliği
Bursa-Beşiktaş
G.Saray-Samsun

2. Hafta
16/8/2002
18/8/2002

F.Bahçe-A.Gücü
Beşiktaş-Kocaeli
G.Birliği-İstanbul
Adana-D.Bakır
Elazığ-Trabzon
Malatya-G.Antep
Denizli-G.Saray
Altay-Göztepe
Samsun-Bursa

3. Hafta
23/8/2002
25/8/2002

G.Saray-Bursa
A.Gücü-Elazığ
D.Bakır-G.Birliği
G.Antep-F.Bahçe
Trabzon-Altay
Göztepe-Adana
Kocaeli-Samsun
Denizli-Malatya
İstanbul-Beşiktaş

4. Hafta
30/8/2002
1/9/2002

Adana-Trabzon
Elazığ-G.Antep
Bursa-Kocaeli
G.Birliği-Göztepe
Altay-A.Gücü
F.Bahçe-Denizli
Malatya-G.Saray
Beşiktaş-D.Bakır
Samsun-İstanbul

5. Hafta
13/9/2002
15/9/2002

G.Antep-Altay
Malatya-F.Bahçe
Denizli-Elazığ
G.Saray-Kocaeli
A.Gücü-Adana
Trabzon-G.Birliği
Göztepe-Beşiktaş
D.Bakır-Samsun
İstanbul-Bursa

6. Hafta
20/9/2002
22/9/2002

Elazığ-Malatya
F.Bahçe-G.Saray
Samsun-Göztepe
G.Birliği-A.Gücü
Adana-G.Antep
Altay-Denizli
Kocaeli-İstanbul
Bursa-D.Bakır
Beşiktaş-Trabzon

7. Hafta
27/9/2002
29/9/2002

G.Antep-G.Birliği
Göztepe-Bursa
F.Bahçe-Elazığ
A.Gücü-Beşiktaş
Trabzon-Samsun
D.Bakır-Kocaeli
Malatya-Altay
Denizli-Adana
G.Saray-İstanbul

8. Hafta
4/10/2002
6/10/2002

Samsun-A.Gücü
Adana-Malatya
Bursa-Trabzon
G.Birliği-Denizli
Altay-F.Bahçe
Elazığ-G.Saray
İstanbul-D.Bakır
Kocaeli-Göztepe
Beşiktaş-G.Antep

9. Hafta
18/10/2002
20/10/2002

Trabzon-Kocaeli
Elazığ-Altay
Denizli-Beşiktaş
G.Antep-Samsun
A.Gücü-Bursa
Göztepe-İstanbul
F.Bahçe-Adana
Malatya-G.Birliği
G.Saray- D.Bakır

10. Hafta
25/10/2002
27/10/2002

Kocaeli-A.Gücü
Beşiktaş-Malatya
Samsun-Denizli
G.Birliği-F.Bahçe
Adana-Elazığ
Altay-G.Saray
D.Bakır-Göztepe
İstanbul-Trabzon
Bursa- G.Antep

11. Hafta
1/11/2002
3/11/2002

Elazığ-G.Birliği
F.Bahçe-Beşiktaş
G.Saray-Göztepe
G.Antep-Kocaeli
A.Gücü-İstanbul
Trabzon-D.Bakır
Altay-Adana
Malatya-Samsun
DenizliBursa

12. Hafta
8/11/2002
10/11/2002

D.Bakır-A.Gücü
Kocaeli-Denizli
Beşiktaş-Elazığ
Samsun-F.Bahçe
G.Birliği-Altay
Adana-G.Saray
Göztepe-Trabzon
İstanbul-G.Antep
Bursa-Malatya

13. Hafta
15/11/2002
17/11/2002

G.Antep-D.Bakır
F.Bahçe-Bursa
Malatya-Kocaeli
A.Gücü-Göztepe
Adana-G.Birliği
Altay-Beşiktaş
Elazığ-Samsun
Denizli-İstanbul
G.Saray-Trabzon

14. Hafta
22/11/2002
24/11/2002

Trabzon-A.Gücü
Göztepe-G.Antep
Beşiktaş-Adana
Samsun-Altay
G.Birliği-G.Saray
D.Bakır-Denizli
İstanbul-Malatya
Kocaeli-F.Bahçe
Bursa-Elazığ

15. Hafta
29/11/2002
1/12/2002

Beşiktaş-G.Birliği
G.Antep-Trabzon
Altay-Bursa
Malatya-D.Bakır
A.Gücü- G.Saray
Adana-Samsun
Elazığ-Kocaeli
F.Bahçe-İstanbul
Denizli-Göztepe

16. Hafta
6/12/2002
8/12/2002

Göztepe-Malatya
Kocaeli-Altay
G.Saray-Beşiktaş
Samsun-G.Birliği
A.Gücü-G.Antep
Trabzon-Denizli
D.Bakır-F.Bahçe
İstanbul-Elazığ
Bursa-Adana

17. Hafta
13/12/2002
15/12/2002

G.Antep-G.Saray
Elazığ-D.Bakır
Denizli-A.Gücü
G.Birliği-Bursa
Adana-Kocaeli
Altay-İstanbul
F.Bahçe-Göztepe
Malatya-Trabzon
Beşiktaş-Samsun

18. Hafta
1/2/2003
1/4/2003

Denizl-G.Antep
F.Bahçe-Trabzon
Elazığ-Göztepe
Malatya-A.Gücü
Altay-D.Bakır
Adana-İstanbul
G.Birliği-Kocaeli
Beşiktaş-Bursa
Samsun-G.Saray

19. Hafta
8/1/2003
10/1/2003

A.Gücü-F.Bahçe
Kocaeli-Beşiktaş
İstanbul-G.Birliği
D.Bakır-Adana
Trabzon-Elazığ
G.Antep-Malatya
G.Saray-Denizli
Göztepe-Altay
Bursa-Samsun

20. Hafta
15/1/2003
17/1/2003

Bursa- G.Saray
Elazığ-A.Gücü
G.Birliği-D.Bakır
F.Bahçe-G.Antep
Altay-Trabzon
Adana-Göztepe
Samsun- Kocaeli
Malatya-Denizli
Beşiktaş-İstanbul

21. Hafta
22/1/2003
24/1/2003

Trabzon-Adana
G.Antep-Elazığ
Kocaeli-Bursa
Göztepe-G.Birliği
A.Gücü-Altay
Denizli-F.Bahçe
G.Saray-Malatya
D.Bakır-Beşiktaş
İstanbul-Samsun

22. Hafta
29/1/2003
31/1/2003

Altay-G.Antep
F.Bahçe-Malatya
Elazığ-Denizli
Kocaeli-G.Saray
Adana-A.Gücü
G.Birliği-Trabzon
Beşiktaş-Göztepe
Samsun-D.Bakır
Bursa-İstanbul

23. Hafta
5/2/2003
7/2/2003

Malatya-Elazığ
G.Saray-F.Bahçe
Göztepe-Samsun
A.Gücü-G.Birliği
G.Antep-Adana
Denizli-Altay
İstanbul- Kocaeli
D.Bakır-Bursa
Trabzon-Beşiktaş

24. Hafta
12/2/2003
14/2/2003

G.Birliği-G.Antep
Bursa-Göztepe
Elazığ-F.Bahçe
Beşiktaş-A.Gücü
Samsun-Trabzon
Kocaeli-D.Bakır
Altay-Malatya
Adana-Denizli
İstanbul-G.Saray

25. Hafta
19/2/2003
21/2/2003

A.Gücü-Samsun
Malatya-Adana
Trabzon-Bursa
Denizli-G.Birliği
F.Bahçe-Altay
G.Saray-Elazığ
D.Bakır-İstanbul
Göztepe-Kocaeli
G.Antep-Beşiktaş

26. Hafta
26/2/2003
28/2/2003

Kocaeli-Trabzon
Altay-Elazığ
Beşiktaş-Denizli
Samsun-G.Antep
Bursa-A.Gücü
İstanbul-Göztepe
Adana-F.Bahçe
G.Birliği-Malatya
D.Bakır-G.Saray

27. Hafta
5/3/2003
7/3/2003

A.Gücü-Kocaeli
Malatya-Beşiktaş
Denizli-Samsun
F.Bahçe-G.Birliği
Elazığ-Adana
G.Saray-Altay
Göztepe-D.Bakır
Trabzon-İstanbul
G.Antep-Bursa

28. Hafta
12/3/2003
14/3/2003

G.Birliği-Elazığ
Beşiktaş-F.Bahçe
Göztepe- G.Saray
Kocaeli- G.Antep
İstanbul-A.Gücü
D.Bakır-Trabzon
Adana-Altay
Samsun-Malatya
Bursa-Denizli

29. Hafta
19/3/2003
21/3/2003

A.Gücü- D.Bakır
Denizli-Kocaeli
Elazığ-Beşiktaş
F.Bahçe-Samsun
Altay-G.Birliği
G.Saray-Adana
Trabzon-Göztepe
G.Antep-İstanbul
Malatya-Bursa

30. Hafta
26/3/2003
28/3/2003

İstanbul-Denizli
D.Bakır-G.Antep
Bursa-F.Bahçe
Kocaeli-Malatya
Göztepe-A.Gücü
G.Birliği-Adana
Beşiktaş-Altay
Samsun-Elazığ
Trabzon-G.Saray

31. Hafta
2/4/2003
4/4/2003

A.Gücü-Trabzon
G.Antep-Göztepe
Adana-Beşiktaş
Altay-Samsun
G.Saray-G.Birliği
Denizli-D.Bakır
Malatya-İstanbul
F.Bahçe-Kocaeli
Elazığ -Bursa

32. Hafta
9/4/2003
11/4/2003

Trabzon-G.Antep
Bursa-Altay
D.Bakır-Malatya
G.Saray-A.Gücü
Samsun-Adana
Kocaeli-Elazığ
İstanbul-F.Bahçe
Göztepe-Denizli
G.Birliği-Beşiktaş

33. Hafta
16/4/2003
18/4/2003

Malatya-Göztepe
Altay- Kocaeli
Beşiktaş-G.Saray
G.Birliği-Samsun
G.Antep-A.Gücü
Denizli-Trabzon
F.Bahçe-D.Bakır
Elazığ-İstanbul
Adana-Bursa

34. Hafta
23/4/2003
25/4/2003

G.Saray-G.Antep
D.Bakır-Elazığ
A.Gücü-Denizli
Bursa-G.Birliği
Kocaeli-Adana
İstanbul-Altay
Göztepe- F.Bahçe
Trabzon-Malatya
Samsun-Beşiktaş

ONİKİNCİ SAYFA

Teknesini sırtlayan denize koşuyor

Pendik’te çalışmalarını sürdüren Beşiktaş Kürek Takımı kayıkhanelerinin denizden metrelerce uzak olması nedeniyle, tekneleri ellerinde bir çok yol katetmek zorunda kalıyor. Daha önce deniz kenarında bulunan kayıkhane, sahil yolu nedeniyle doldurulan denizden uzaklaştı. Şimdi kürek takımı etraftaki şaşkın bakışlar eşliğinde teknelerini denize kadar sırtlarında taşıyorlar. Takımın menajeri Özgen Korkmazlar, kayıkhanenin bir an önce deniz kenarına taşınması gerektiğini böylece hem antrenman çalışmalarını daha kolay gerçekleştirebileceklerini, hem de alt yapı kadrosunu genişletebileceklerini belirtti. Korkmazlar, bayanların tekneleri taşıma güçlüğü nedeniyle bayan takımı da kuramadıklarını söyledi. Menajer Özgen Korkmazlar kayıkhane sorunlarını ve Beşiktaş Kürek takımını Gazete BEŞİK- TAŞ’a anlattı.
Kayıkhanenizin denizden uzak
olması ne gibi
zorluklara neden oluyor?
Daha önce deniz kenarında bulunan kayıkhanemiz aradan yolun geçmesi nedeniyle denize uzak kalmıştır. Bu uzak kalış, her ne kadar biz yansıtmamaya çalışsak da, tüm çalışmalarımıza yansımaktadır. Antrenman zamanlarında ki bunlar günde iki defa sabah ve akşam olmak üzere denizde gerçekleşmektedir, sporcularımız teknelerini denize kadar taşımak zorunda kalıyorlar. Uzunca olan bu yolu atlatmak sporcularımız için zorlu bir süreci oluşturuyor. Denizden uzak kalmamız nedeniyle alt yapı kadromuzu genişletemeyerek oldukça dar bir kadroyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu da uluslararası yarışmalardan yurt içi yarışmalara kadar kendini gösteren bir sıkıntı yaşatıyor.
Kayıkhanenin
taşınması için
gerçekleştirilen çalışmalardan bahseder misiniz?
Yönetim Kurulumuz, Pendik Belediyesi ve Büyükşehir Belediyesi ile girişimlerde bulunarak bize sahilde teknelerimizi barındırabileceğimiz, günlük, etrafı çelik çevrili ama emniyet içerisinde olan bir arazi talep edecekler. Bu gerçekleştiği zaman bizim hem suya inmemiz kolaylaşmış olacak hem de alt yapıya daha kalabalık bir sporcu potansiyeli alma şansını yakalamış olacağız. Bizim için çok avantajlı olacak. Çünkü o zaman bayan takımı kurma şansımız da olacak. Bayanların bu yolu teknelerle geçmesinde büyük zorluklar olacağı için bu takımı kuramıyoruz.
Kürek sporuyla uğraşmak için ne gibi şartlara
ihtiyaç duyulur?
Kürek ağır bir spordur. Günlük antrenmanımız 4.5-5 saattir. Sabah 2 saat, arada jimnastik çalışmaları ve akşam da 2 saat. Bu nedenle durma ve dinlenme imkanı yok. Bu yüzden de canı tatlı olan bir gencin kürek sporu yapma imkanı olmuyor. Öyle bir şey ki bir kürek dinlenme anında rakibiniz sizi geçebiliyor. Zaman zaman doğanın verdiği zorluklar oluyor. Karlı ortamlarda bile denize çıkıyoruz.
Hangi
kategorilerde
yarışıyorsunuz?
Gençlerle çalıştığımız halde büyükler kategorisinde yarışıyoruz. Çünkü bizde çok yaşlı bir sporcu potansiyeli yok. Daha önceden yetiştirmiş olduğumuz sporcular bazı kulüplere gittiler. Ama bu son 4 yıldır bazı sporcuları seçerek çok dar bir kadro ile ilerliyoruz. Kadromuz genç ama iyi. Doğal olmayan kürek yapısına uygun olmayan şartlara rağmen istekliler. Kulübe ve arkadaşlıklarına olan bir bağlılıkları var. Milli Takım’daki oyuncumuz Mete Yeltepe Büyükler kategorisinde de birinci oldu. Hem İstanbul hem de Türkiye kategorisinde de girdiği bütün büyükleri 17 yaşında olmasına rağmen geçti. İyi bir geleceği var.
Milli takımda kaç Beşiktaşlı sporcu bulunuyor?
Şu anda 3 sporcumuz bulunuyor. 6 kişilik kadronun 3’ü Beşiktaşlı ve Dünya Şampiyonasına gidecek. Milli Takım’da da dar bir kadro bulunuyor. Büyükler Şampiyonasına giden 2 sporcumuzun performansları üst düzeyde. Bu sporcularımız Olimpiyat kadrosuna dahil oldu. Kürek Federasyonu’nun tertip etmiş olduğu, 2004 Olimpiyatları’na hazırlanan bu kadroda, Beşiktaşlı oyuncularımız da yer alıyor. 6 kişilik olan bu kadro şu anda 4 kişilik.
Branş içinde alt yapının önemi
nedir?
Beşiktaş kulübü olarak bir politikamız var. Türkiye’deki sporcular hafif kilo kategorisinde başarılı oluyorlar. Bizim sporcularımız 3 defa yurt dışına çıktılar. Üçünde de birincilikler aldılar. Büyükler hafif kiloda yarıştılar. Türkiye’nin yapısına Büyükler Hafif Kilo kategorisi uygun düşüyor. Dünya genelinde kürek sporu ile uğraşan sporcular, basketbolcular kadar iri. Türkiye’de böyle sporcuları bulup o kategorilerde mücadele ettirme şansınız yok. Türkiye hafif kiloda başarılı olacağı için biz de sporcuları seçerken ince, uzun ama atletik yapıdaki gençleri seçiyoruz. Hem kuvvetleri olacak hem 70 kilo sınırlarında olacaklar hem de 1.80 boy sınırı olacak. Bu çok zor bir uğraş veriyoruz ama bunun doğru olduğu da milli takıma verdiğimiz oyunculardan görüyoruz.
Kürek sporunun ülkemizde
gelişmemesinin nedeni nedir?
Kürek Türkiye’de kanal olmadığı için gelişememiş ve tanıtılamamıştır. Bizler uygun bir yerde ama gözlerden uzak bu sporu gerçekleştiriyoruz. Yarışlar bütün dünyada yüzme havuzu gibi kanallarda yapılıyor. 30-40 bin seyirci oluyor. Yüksek ücretlerle buralara girebiliyorsunuz. Özellikle Orta Avrupa ve Amerika’da üst düzey bir spor. Uluslararası yarışların hepsi naklen canlı yayından verilir. Bizde bu imkan yok. Yarışlarımız genelde Sapanca’da ya da kenar yerlerde yapılıyor. Seyircinin oraya gitmesi için özel bir çaba gerekiyor. Bu bir devlet politikasıdır ve bir kulübün, federasyonun doğrudan gerçekleştirme şansı yoktur.
Önümüzdeki
dönemlerde hangi yarışlar olacak ve nasıl bir başarı bekliyorsunuz?
Eylülün son haftasında Urfa Atatürk Barajı’nda GAP yarışları dediğimiz yarışlar düzenlenecek. Ekim ayında uzun mesafe maraton yarışımız olacak. Ondan sonra da kara çalışmalarımız başlayacak. Yarışlarda bütün teknelerin iştirak etmesi halinde toplanan puanlar sonucu şampiyon olabiliyorsunuz ya da olamıyorsunuz. Ama bizim karada kalmış olmamız nedeniyle ve kayıkhanenin yapısı nedeniyle bazı tekne türlerimiz olmadığı için bazı yarışlara giremiyoruz. Sekiz tek yarışına giremiyoruz örneğin. Çünkü bu teknemiz yok. Dolayısıyla bizim giremediğimiz bu yarışta rakiplerimiz bizden 34 puan alıp gidiyorlar. Geçen yarışlarda 2. olmuştuk. Eğer sekiz teke girseydik 4. bile olsak oradan aldığımız puan ile 1. olabilecektik. Dolayısıyla birinci olma şansımız olmuyor.
Yusuf Tuncer
1980 doğumluyum. Kocaeli Üniversitesi Güverte Bölümünde okuyorum. 15 yaşında arkadaş tavsiyesi ile başladım bu spora. Kürek Türkiye2de kısır kalmış bir spor diyebilirim. Halen gelişmekte olan bir spor. Umuyoruz ki daha iyi olacak. Biz en iyisi olmaya çalışıyoruz. Kayıkhanemizin denizden bu denli uzak olması da bizi zorlayan konulardan biri. Çoğu zaman omuzlarımızda teknelerimiz ile karşıya geçmek için dakikalarca beklediğimiz olabiliyor.
Serdar Taylan
1981 İstanbul doğumluyum. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Düzce Meslek Yüksek Okulu Elektrik Bölümü mezunuyum. 6 senedir bu sporla ilgileniyorum. Okuldan arta kalan zamanlar diye başlamıştım ama sonra kürekten arta kalan zamanlarda okula gitmeye başladım. Kürek branşı dışarıdan gözüktüğü gibi kolay değil, emek ve fedakarlık gerektiriyor. Ve tüm zorluklara rağmen, gün içinde saatler süren antrenmanlara ve denizden uzak olmamız dolayısıyla çekilen sıkıntılara rağmen kürek branşının hayatımda çok önemli bir yeri bulunuyor.

Branşların Sesi

Bekleme sürecindeyiz
Bilindiği gibi üç büyükler lige katılmama kararı aldı. Bu karara rağmen, bekleme sürecinde antrenmanlara devam ediyoruz. Şubelerin kapatılması çok kötü bir gelişme. Voleybol açısından üzüntü verici. Ama yine de eğer başkanlar bu kararı almışsa da biz saygı duyarız. Şube yöneticimiz Ahmet Kavalcı ile de görüştüğümüz zaman aldığım cevap bekleyeceğiz oldu. Vergi indirimi ya da sponsorluk bekliyoruz. Bu arada oyuncular antrenmanlardan uzak kalmadılar. Kuşadası’ndaki Beach Volley Turnuvaları’na katıldılar. Genç Takımla mı yoksa A Takımla mı devam edilecek? Kararları bekliyoruz.
Ata Onar (Voleybol Antrenörü)

Taşıma su ile değirmen dönmez
Yapılan son Avrupa Şampiyonaları’nda dereceleri gördük. 10 boksörümüz gitti fakat sadece üçüncülük kazanıldı. Senelerdir taşıma su ile değirmen döndürmeye çalışıldı. Milli boksörler bir kenara itilerek Bakü’den yabancı ülkelerden boksörlerle Türk boksu sürdürülmeye çalışıldı. Bu yüzden bu neticeler belliydi. Kendi hoca ve kendi boksörlerimizle bu işi yürütelim. Her zaman söylediğim gibi yabancı hoca aleyhinde değilim. Fakat Türk boksunun tekniğine uygun bir hoca gelsin. Yeniden boksu canlandırmak için alt yapıya ağırlık verilerek, kendi antrenör ve boksörlerimizin gönlü alınarak yola devam etmemiz gerekiyor.
Yurdakul Güleren (Boks Antrenörü)

Bu sene kadromuz çok iyi
Transferlerimizin tamamını gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bu sene kadromuz geçen seneden çok daha iyi durumda. Giden bazı oyuncularımız geri döndü. Almanya’ya giden iki oyuncumuz, askere giden bir oyuncumuz geri döndü. Ankara’dan da bir oyuncu transfer ettik. Bu sene şampiyonluğu hedefleyebilecek durumdayız. En kötü ihtimal ile ikincilik ya da üçüncülük alırız. Üçüncülük bana göre, kötü bir sonuç olur, birincilik de sürpriz olur. Ankara ASKİ ile mücadelemiz devam edecek. Yenilmeyecek takım değil, geçen sene ligde yenmiştik. Fakat çok oturmuş, istikrarlı giden, 7-8 sene birlikte oynayan futbolculardan oluşan bir takım. Sezona umutlu başlıyoruz. İyi bir hazırlık döneminden sonra da şampiyonluk neden olmasın diyoruz.
Cengiz Akın (Hentbol Antrenörü)

Spor adına herkes üzülür
Bilindiği gibi amatör branşlarla ilgili kulüplerin almış olduğu karar sonucu beklemedeyiz. Bu bekleme bizim tatil dönemimize rastladı ve bu konuda çok zorluk çekmiyoruz. Yönetim Kurulumuzun aldığı karar doğrultusunda çalışmalarımıza yön vereceğiz. Kararın olumlu olması halinde en iyi şekilde hazırlıklara başlayarak çalışacağız. Ne karar verilecek bilmiyorum ama, şimdiye kadar Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın basketbol dünyasına yetiştirmiş olduğu bir çok oyuncu var. Kimse onların bu platformdan çekilmesini kimse istemez ve bundan herkes üzüntü duyar.
Ahmet Kandemir (Basketbol Antrenörü)

Spor Hattı

Amokachi Afrika’da
Beşiktaş’ın eski yıldızı Daniel Amokachi, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 2. Lig ekiplerinden Al-Emirates ile anlaştı. Nijerya Milli Takım formasıyla parlamasının ardından Siyah-Beyazlı kulübe Transfer olan Amokachi, sakatlıktan kurtulamamıştı.

Sezonluk kart fiyatları yüzde 10 arttı
2002-2003 Futbol Sezonu kart fiyatlarının %10 oranında arttığı açıklandı. Satışlar peşin ve altı taksit şeklinde olup kombine biletlerin BJK İnönü Stadyumu girişinden alınabileceği kaydedildi. Noumayla birlikte satışlarda arttı.

İki hakeme dava
Hakemler Muhittin Boşat ve Evren Dölek’e Beşiktaş kulübünün şampiyonlar ligine katılamamasına neden oldukları için 1.5 trilyon liralik maddi ve manevi tazminat davası açıldı.

Taraftarın Sesi

Beşiktaş tribünlerinde senfoni dinleyeceksiniz

Ben Beşiktaş camiasının bir ferdi olarak bu senenin diğer senelere oranla bizim açımızdan daha renkli geçeceğinden eminim. Niye! Öncelikle 100. yıla bir basamak kalmasının olumlu etkilerini hissedeceğiz. Bu olayın pozitif enerji olarak takıma yansıyacağına eminim. Pascal’ın gelmesi ile İlhan’ın veriminin artacağından da eminim. Ama buradaki ince noktayı herkesin yakalaması lazım.
Pascal’a da İlhan’a da
aynı oranda tezahürat
Pascal’a gösterilen sevgi seli, İlhan’ı gölgede bırakmamalı. Aynı ölçüde sevgiyi ona da vermeliyiz. Yoksa işin içinden çıkamayız. Tribün olarak yedi senenin verdiği sabırsızlığı unutmalı, her maça daha dayanıklı gelmeliyiz. Zira geçen sene sabırsızlığın verdiği öfke ve bunun paralelinde doğurduğu sonuçlar ortada.
Destek bizden
başarı onlardan
O yüzdendir ki Beşiktaş tribünleri olarak sahaya inanılmaz bir destek ve mükemmel bir tezahürat senfonisi vermeliyiz. Bir futbol takımının başarısı tribüne bağlılığından gelir. Ne kadar birbirlerini önemserlerse başarı o kadar kaçınılmazdır. Bunu daha geniş bir çerçeveye yayarsak, Akaretler-İnönü-Fulya üçgenini herkesin kanıksaması lazım.
Sergen kendine iyi bakıp
taraftara güven vermelidir
Futbolcuların, özellikle Sergen’in, kendine aşık olmaları lazım. İyice kendine bakıp, tribünde oluşan güvensizliği silmelidir. Ve her zaman söylediğimiz gibi, taraftarların hep kolkola yürek yüreğe olması lazım ve unutmayın ki asıl olan gerçek, hayattır… Hayatta Beşiktaş…
ALEN

Spor Hattı

Sıraya girdiler
Son yıllarda yıldızı parlayan İlhan Mansız’ın futbolundan çok özel hayatıyla gündeme gelmesi taraftarı üzüyor. Saç sitili, giyimi ve davranışlarıyla genç kızlarında beğenisini kazanan İlhan Mansız’ın magazin basınına malzeme yapılması 100.yılda mutlak şampiyonluk bekleyen Karakartalları daha şimdiden kara kara düşündürmeye başladı. Milli maç sonrası birçok mankenin İlhan Mansız adına konuşması, genç futbolcunun da eğlence mekanlarında boy göstermesi bir dizi tedbirlerin alınmasına da yol açtı. Taraftarlar İlhan’ın önemli bir futbolcu olduğunu, 2002-2003 sezonunda şampiyon olması beklenen Beşiktaş’a katkı sağlayacağını söylerken, idareciler de İlhan Mansız’a sahip çıkarak “o Ne yaptığını bilen bir futbolcudur. İzinli günlerini değerlendirmiştir. Sahada da gollerini atacaktır” dediler. İlhan Mansız’da konu hakkında özel hayatıyla gündeme gelmekten rahatsızlık duyduğunu belirterek “Olduğum ameliyat basit bir operasyon. Kendime de çok iyi bakıyorum. İzinli ve tatilde olduğum günlerin dışında hep sporla içiçeyim” dedi.

Kanlıca-Kuruçeşme arası yüzdüler
Uluslararası Asya’dan avrupa’ya Boğaziçi 2002 yüzme, kürek ve yelken yarışları geçtiğimiz ay içinde yapıldı. Kanmıca-Kuruçeşme arasında yapılan yarışmaya 250 yüzücü katıldı. 15 yaşındaki Efe Erduran 47.35.00’lık derecesi ile birinci oldu.

Reina’da buruk kutlama
Dünya 3.’sü milli takımımız için geçtiğimiz ay içinde Reina’da düzenlenen geceye hiçbir milli futbolcunun katılmaması üzüntü yarattı. Pepsi tarafından düzenlenen gecede konuklar yine de doyasıya eğlendiler.

ONÜÇÜNCÜ SAYFA

Amatörler kan ağlıyor

Türkiye’nin üç büyük takımı Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray amatör branş şubelerinden Voleybol ve Basketbol şubelerini Deplasmanlı Ligden çekme kararı aldılar. Alınan bu karar üzerine Beşiktaş ve Fenerbahçe kulüpleri beklemede kalırken, Galatasaray kulübü şubelerini ligden çekti. UEFA’nın 2004 yılında borcu olan kulüplerin Avrupa Şampiyonlarına katılamayacağı kararı ve SPK’nın futboldan gelen gelirlerin diğer amatör branşlara devredilemeyeceği kararının üzerine alınan bu karar, hem taraftarları hem de spor camiasını üzdü. Beşiktaş Voleybol ve Amatör Branş Şube Yöneticisi Ahmet Kavalcı yıllık giderleri 10 milyon doları bulan amatör şubelerin, futboldan gelen gelirin kalkması üzerine, kira gelirleri ve kongre üyelerinin katkıları ile bu paranın bulunamayacağını belirtirken yüzde 40’lık spotaj vergisinin de bu kararda büyük etkisi olduğunu belirtti. Bu karara herkesten çok üzüldüğünü vurgulayan Kavalcı, “Müessese kulüpleri sponsorluk yasası ile transfer giderlerini vergiden düşebiliyorlar. Ama bizler transferi yapıyoruz bir de yüzde 40’lık vergisini ödemek zorunda kalıyoruz. Verginin kalkmasını istedik olmadı. TRT’den naklen yayınlarda maçları yayınlamasını bundan da bize bir bedel vermesini istedik bu da olmadı. Biz şubeleri kapatmıyoruz sadece ligden çekiliyoruz. Voleybolun kapısına kilit vurmuyoruz” şeklinde konuştu. Şimdi üç büyükler, Federasyonun ve Spordan Sorumlu Bakan Fikret Ünlü ‘nün kararını bekliyorlar.

‘Toplumsal hizmet veriyoruz’

Beşiktaş’ın köklü kulüplerinden biri olan Boğaziçi Spor Kulübü Başkanı Fahrettin Kalkavan, amatör kulüplerin toplumsal hizmetleri üzerinde durarak, “Semtimizde gerçekleşen, gençleri yaralayıcı her olayda kendimi suçlu hissediyorum” diyor.
Kulübünüzden bahseder misiniz?
Kulübümüz 1930 yılından bu yana çeşitli branşlarda faaliyet gösteriyor. Son dönemde sadece basketbol ve futbol branşlarında faaliyet gösteriyoruz. Futbolda 30 seneden sonra ilk defa geçen sene minikler takımını kurduk. 8-10 yaş grubundan oluşan futbol okulu öğrencilerimiz müsabakalara 10 yaşından sonra katılmaya başlıyor. Minik takım müsabakalarındaki en büyük şikayetimiz turnuvaların 7-8 kişilik oynanması oluyor. Futbol oynayan ve oynayacak olan çocuk ufak yaşlarda profesyonel futbolu öğrenmeli.
Amatör kulüplerin toplumsal bir görevi olduğunu
düşünüyor musunuz?
Kesinlikle böyle bir görevi olduklarına inanıyorum. Bizim semtimizde geçen aylarda çok üzüldüğümüz bir olay gerçekleşti. Semtimizin iki genci şu anda hapiste. Biz gençlerimizin hepsine birden spor yapma imkanı sağlayabilseydik bunlar başlarına gelmeyecekti. O olayda toplum olarak hepimiz suçluyuz. Ben Boğaziçi Spor Kulübü olarak kendimi suçlu hissettim. Ne kadar çok gence spor yaptırırsak bu olaylar o kadar azalacak. Onun için büyüklerimizden spor sahalarımızın spor yapma imkanlarımızın gelişmesi için ellerinden ne geliyorsa yapmalarını istiyoruz.
Federasyonla ilişkileriniz nasıl?
Federasyon yeni yeni bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bunları takdirle karşılıyoruz. 17 sene amatör spor hakemliği yaptım. Bu yüzden eski şartları da çok iyi biliyorum ama şartlarımız gittikçe düzelmiyor. Şeref ve Fulya statlarında ama amatör müsabakalar yapıyorduk. Statlar profesyonellere verildi, amatörler varoşlara itildi. Senede sadece 3-4 milyar yol parası veriyoruz.
Profesyonel takımlarla amatör takımların ilişkileri ne düzeyde?
Bugün Fenerbahçe’de oynayan Abdullah, Beyoğlu Yeni Çarşı’da oynuyordu. Defalarca maçını yönettim. Arif, Zeytinburnu’nun amatör takımından yetişti. Hepsi amatörlerden yetişti. Profesyonel takımlar, amatörlerde olmuş meyveleri topluyorlar. Tamam toplasınlar ama daha çok emek verip daha çok da meyve toplasınlar.
Kulübünüzün başarılarından bahseder misiniz?
Türkiye’de verilen ilk centilmenlik kupasını Boğaziçi Spor Kulübü almıştır. Senelerdir amatör ligde oynuyor futbol takımımız. Üçüncü ligin kapısından dönmüştür. Çıkmayı da istemedik üçüncü lige. Oraya çıkıp ona buna avuç açarak başarısız olmaktansa, burada kalıp başarıyı yakalamak bize daha cazip gelmektedir. Orada harcayacağımız büyük meblağları gençlere harcayarak onları eğitmeyi yeğ tuttuk. Profesyonel olduğunuz zaman 15 kişilik bir takımla 15 kişiye hitap edersiniz ama amatör olduğunuz zaman daha çok kişiye imkan sunabilirsiniz.
Bir amatör kulübü yaşatmak için ne gibi fedakarlıklar gerekiyor?
Bu yerel yönetimler yasasında var. Spordan gelen federasyonun bütçesinin belirli bir kısmının amatörlere ayırmaları lazım. Bizler yönetici olarak zaman zaman maçlarda yol paralarını bile ceplerimizden ödüyoruz.

13 dil biliyor yine de yetmiyor

Beşiktaş’ın 13 dil bilen Tercümanı Fikret Kaldı, takımın yabancı oyuncularının en büyük destekçisi
Zago, Ronaldo, Cordoba ve Beşiktaş’ta şimdiye kadar oynayan daha birçok yabancı futbolcu… Hepsinin ortak yönü Beşiktaş’ın 13 dil bilen Tercümanı Fikret Kaldı ile olan ilişkileri. Onlar, tercümanları olmadan ne takım arkadaşları ile ne de başka biriyle iletişim kuramıyor. Kaldı’nın en büyük problemi ise, bildiği bu kadar çok dili zaman zaman birbirlerine karıştırması.
Hangi dilleri
biliyorsunuz?
13 dil biliyorum. İngilizce, Almanca, Arapça, Japonca, İtalyanca, Fransızca, Rusça, İspanyolca, Portekizce gibi diller. Japonca’yı bilen bir arkadaşımdan öğrendim. Bir okula kayıt olmuştu, pansiyonda kalmayı düşünüyordu. Japonca öğretme şartı ile bende kalmasını teklif ettim. Yaşamınız öğrenene kadar bu dil üzerinde gidip geliyor. Bu dile kenetleniyorsunuz. Öğrenmek için kararlılık ve bağlılık şart. Japonca için 6 ay diye düşünmüştüm arkadaşım 2 sene yanımda kaldı.
Nasıl bir yol izleyerek
bu lisanları
öğrendiniz?
Hepsi arka arkaya geldi desem yanlış olmaz sanırım. Türkçe’de Arapça, Farsça, Yunan kökenli kelimeler var. Latince dillerin arasında önemli. Latin dilinin ana hatları İtalyanca’dır. Onu çözünce kendinizi Fransızca’ya zorluyorsunuz. İspanyolca, Portekizce derken arkası geliyor. Kökenleri bilerek ilerlemek nereye vardığınız gösterir. Nasıl yol aldığınız dili kullanma ya da öğrenmede.
Bu kadar çok dil bilmek nasıl bir duygu?
Karıştırdığınız
zamanlar oluyor mu?
13 dil… Hepsinin ayrı bir kültüre gidişi, ayrı bir hikayesi, ayrı benimsenme tarzları var. Bunların arasından doğru olanı seçmek, karıştırmamak, yaşatmak, yanlış kelimeyi kullanmamak önemli. Ama bu kadar dili birbirine karıştırmamak pek mümkün olmuyor. Bir konudan başlanmış ardından başka bir konuya geçilmiş, ancak ben kaldığım yerden devam ediyorum. Bunu çok yaşıyorum. Baya ve Thomas ile hararetli bir konuşmanın ortasındaydık. Baya ile Arapça konuşuyorduk. Birden bir kahkaha patladı. Ben Thoman’a Arapça devam etmişim. Bu tip karışıklıkların dışında kelimeler de birbirine karışabilir. Bunlar olası durumlar ancak önemli olan bunu bilip durumu iyileştirmektir. Hatalar dili iyi tanıyıp bildiğinizde kolaylıkla çözülür.
Beşiktaş’taki
konumunuzdan
memnun musunuz ve oyuncularla ilişkiniz nasıl?
Çok iyi. Takımdan biri gibiyim. Kimi zaman bir baba gibi davranıyorum kimi zamansa bu duygunun yerini samimi sıkı bir arkadaşın tavrına bırakabiliyor. Bir vakit sizi bir telefon gelip rahatlıkla size danışabiliyorsa gecenin bir vakti ateşi olan çocuğunun şurubunu oturup konuşabiliyorsak paylaşabiliyorsak onlarlasınızdır. Onlar burada bir yabancı ve ben kendimi onların yerine koyuyorum.
Yöneticilerle oyuncular arasında nasıl bir köprü oluşturuyorsunuz onların başarısındaki etkiniz nedir sizce?
Bir program oluşturuyoruz. Belirli bir düzeni oluşturuyoruz. Burada birbirimizden haberdar olmamız önemli. Organize oluşumuz iyi olduktan sonra pek sorun yaşamıyoruz.
Yabancı oyunculara Türkçe öğretiyor
musunuz?
Evet. Çok zaman almasına rağmen bütün takıma gelen bütün yabancı futbolculara Türkçe öğretmeye çalışıyorum. Zago bütün futbolcuların isimlerini ezberlemiş ve çağırabiliyor şu anda. İşini gereği gibi yapan bir oyuncu. Profesyonelce işini yapabiliyor, bunun dışında çok iyi bir aile babası. Eşlerinin kararları onlar için çok önemli. Eşlerini ve çocuklarını bir saat için görmeye bir buçuk saatlik yola gidebiliyorlar. Ronaldo ve Cordoba’da aynı profesyonellikte oyuncular. Mesleklerini iyi biliyorlar ve bunun dışında hiçbir şey düşünmüyorlar.
Futbolcular haricinde dil öğreniminde
yardımcı olduğunuz
kişiler oluyor mu?
Bugün biri dil öğrenmek için bana gelse seve seve yardımcı olurum. Yeter ki istekli olsun. Bir beş dakikayla başlayan çalışma bile ilerleyebilir. Bir bayanla tanışmıştım. 55 yaşındaydı. Yabancı dil öğrenmek istiyordu ancak ilkokul mezunu bile değildi. Öğrenilecek dille ilgili 1 senelik bir program çıkardım ve başardı. Özel bir okulda öğretmenlik yapan öğretmen geldi benden ders istedi. Öncelikle dili rahat kullanabilmeyi önerdim. Sultanahmet’e gidip turistlerle konuşmasını söyledim. Konuşacaklarını zaten bildiğini söyledi. Ama zincirlerinin kırılması gerekiyordu. Bir dili konuşmak önemli.
Yabancı oyuncuların birbirini
benimsemesinde
dilin nasıl
bir etkisi var?
İletişimin dünyanın her yerinde çok önemli. Biz gençleri birbirine kaynaştırıyoruz. Onlara diyorum ki, Kaptan Tayfur sizi yemeğe çağırmış. Falan yabancı oyuncuya bunu söylüyorum. O yemeklerde kaynaşma başlıyor. Arkadaşlıkları daha çok pekişiyor. Taktiklerini bile o yemek masalarında yapabiliyorlar.

Amatörlerin Sesi

Amatör takım amatör ruhtur
Yeni sezon başlarken Boğaziçi Spor Kulübü olarak ilçemizdeki tüm amatör spor kulüplerine başarılar diliyorum. Bu yıl her zamankinden farklı olarak antrenmanlarımızı yapacağımız ve müsabakalarımızı oynayacağımız bir tesis ile sezona başlıyoruz. Sayın Yusuf Namoğlu’nun bizlere kazandırmış olduğu Çilekli Tesisleri, amatörler için bir gurur kaynağı olmuştur. Fakat her zaman dediğimiz gibi, bizlere, amatörlere ne kadar çok verirseniz onlardan o kadar çok meyve toplayabilirsiniz. Bu nedenle bu hizmetlerin devamının gelmesinin Türk sporu açısından da önemi büyüktür. Spora gönül vermiş ve tek amacı amatör bir ruh içerisinde, gençleri yarınlara daha iyi hazırlamakta bir katkısının olmasından fazlasını düşünmeyen Boğaziçi Spor Kulübü tekrar yeni sezonda tüm kulüplere başarılar diler.
Fahrettin Kalkavan- Boğaziçi Spor Kulübü

Futbol gençlerle yükselecek
2002-2003 sezonu başlarken ilçemizdeki amatör spor kulüplerine ve ilçemizin tek profesyonel takımı olan Beşiktaş’ımıza Yıldız Spor Kulübü olarak başarılar diliyoruz. Yeni sezonda Beşiktaş Belediye Başkanı Sayın Yusuf Namoğlu’nun ve Belediyemizin büyük katkılarıyla gerçekleştirdiği Çilekli’deki çim sahadan gerek antrenmanlarımızda gerekse müsabakalarda yararlanacak olmamız ilçemizdeki kulüplerimize maddi ve manevi yönden büyük yararlar getirecektir. Futbol Federasyonu tarafından yeni çıkan yönetmelikten de biz amatör spor kulüplerinin genç takımlarımıza daha fazla önem göstermemiz gerektiği, genç takımlardan gelen sporcuların ileride profesyonel takımlarda spor yaşamlarını sürdürmeleri ile kulüplerimizin maddi ve manevi yönden daha çok güçleneceğini umuyorum. Bu konuda ilçemizdeki tüm spor kulüplerinin gençlere önem vermesini gençleri yetiştirmesini dolayısıyla da ülke sporuna daha güzel bir şekilde hizmet edeceklerini bekliyorum ve tüm kulüplerimize yeni sezonda tekrar başarılar diliyorum.
Hasan Tutaş- Yıldız Spor Kulübü

Altyapı başarı demektir
Muradiye Kulübü olarak her yıl olduğu gibi bu defa da alt yapıdan gelen sporcularımız ile birlikte şampiyonluğu hedefliyoruz. Sayın Belediye Başkanımız Yusuf Namoğlu’nun spora uzanan çağdaş eli bu yıl Beşiktaş amatör spor kulüplerine Çilekli Tesisleri’ni açtı. Bu nedenle Muradiye olarak şükranlarımızı sunar tüm kulüplere yeni sezonda başarılar dileriz.
Ahmet Çınar- Muradiye Spor Kulübü

Spor Hattı

Dostları Cenk Koray’ı yine unutmadı
Beşiktaş Kulübü eski yöneticilerinden, gazeteci-yazar Cenk Koray, ölümünün 2. yıldönümünde mezarı başında anıldı. Karacaahmet Mezarlığı’ndaki anma törenine Koray’ın ailesi ve yakınları, aralarında Neco ve Müjdat Gezen’in de bulunduğu sanatçı arkadaşları ile Beşiktaş Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Levent Erdoğan katıldı.

Boğaz’da pupa yelken yat heyecanı
Garanti Bankası’nın kredi kartı Shop&Miles’in sponsorluğunda VİSA Türkiye’nin desteğiyle yapılan yat yarışları heyecan yarattı. Galatarasay Adası önünde başlayan ve 44 teknenin katıldığı yarış, Kuruçeşme’de biten yarışlarda IRC sınıfında Orient Express III ile Bülent Atabay birinci oldu.

ONDÖRDÜNCÜ SAYFA

Kartal yeni yuvasında

Beşiktaş’ın Ümraniye’de yaptırdığı BJK Nevzat Demir Tesisleri düzenlenen görkemli tören ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından açıldı. A Takım ve Altyapı’nın, antrenman ve kamp ihtiyaçlarına karşılamak için yapımı gerçekleştirilen tesisisin açılış töreninde spor, sanat, siyaset dünyasından bir çok isim bulundu. Törende yaptığı açılış konuşması sırasında, konuşması sık sık alkışlarla kesilen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, “100. yılını kutlamaya hazırlanan Beşiktaş, futboldan basketbola, hentboldan atletizme kadar pek çok dalda sporcular yetiştirerek, ülkemize ve Türk sporuna değerli hizmetlerde bulunmuştur. Bu çağdaş tesis yalnızca Beşiktaş Jimnastik Kulübü için değil, Türk sporu için gurur kaynağıdır” dedi. Tesise ismi verilen Nevzat Demir ise 2006 yılında mücadele edecek Milli Takım’ın iskeletinin de, 2004 yılındaki Avrupa Şampiyonaları’nda oynayacak Milli Takım’ın da Beşiktaş’ın bu tesislerinden çıkacağına inandığını söyledi. Beşiktaş’ın 100. yılına yaraşan ve adeta 5 yıldızlı bir tatil köyünü andıran tesisin açılışına Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, DYP Genel Başkanı Tansu Çiller, Devlet Bakanı Fikret Ünlü, Devlet Bakanı Yılmaz Karakoyunlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Gül, Sadettin Tantan, UEFA Asbaşkanı Şenez Erzik, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Galatasaray Kulübü İkinci Başkanı Ali Dürüst, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy katıldı. Tesiste Profesyonel ve Altyapı takımları kamp binaları, basın merkezi, toplam alanı 30 bin metrekareyi bulan 4 çim saha ve rekreasyon alanları yer alıyor.

O bir Beşiktaşlı

Beşiktaş’ın Ümraniye’deki tesislerini hizmete açan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, törenin en büyük ilgi gören kişisiydi. Açılışa katılan Karakartal’ın taraftarları Sezer için “En büyük Beşiktaşlı” diye tezahürat yaparken törene katılan devlet erkanı, parti liderleri ve Beşiktaş yöneticileri Ümraniye’deki tesislerin kurdelesini kesen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e törene katıldığından dolayı teşekkür ettiler.

Kalede sanki bir dev var

O takım arkadaşlarının ve taraftarın şimdiden sevgisini, ilgisini kazandı. Takım arkadaşları “O kaledeyken biz korkmadan hücum yapabiliyoruz” derken, o da bu beklentilerin farkında ve bir mesajı var: “Bana güvenin”. Siyah beyazlı takımın Kolombiyalı eldiveni Cordoba, saha içindeki başarısı kadar saha dışındaki sempatikliği ile de dikkatleri çekiyor.
Takımın ve taraftarların beklentileri sizde baskı yaratıyor mu?
Ben de kendime güveniyorum. Onların da bana güvenmesini istiyorum. Evet bu bir sorumluluk ama siz kendinize güvenirseniz bu beklentileri boşa çıkarmazsınız. Sadece kalede kaleci olarak değil adeta bir libero gibi oynamak bana yakışandır. Taraftar olarak da 30-35 bin seyircinin önünde oynamak da beni çok cezbediyor.
Takım arkadaşlarınız ile aranız nasıl?
Türkiye’de Victoria ve Mondragon’dan başka memleketlim yok. Önümde oynayan Ronaldo ve Zago ile çok iyi anlaşıyoruz. Onlarla aynı dili konuşmamız da büyük bir avantaj. Onlar ve diğer takım arkadaşlarımla birlikte bir takım ruhu içinde oynuyoruz. Özellikle kamp döneminde takım arkadaşlarım ile birbirimizi daha iyi tanıma imkanı bulduk.
Mondragon ile
kıyaslanmalarınız
oluyor. Bu konu
hakkında neler
düşünüyorsunuz?
Onunla kıyaslanmaktan artık rahatsız oluyorum. Mondragon ile 13 yaşımdan beri arkadaşız. Son 3 yıldır benim yedek kalecim. İkimizde milli takımda oynuyoruz. Ben o kötü demek istemiyorum. Mondragon ile stillerimiz farklı. Hangimizin daha iyi olduğunun cevabını lig gösterecek. Ligin sonunda herkes bu cevabı öğrenmiş olacak.
Oynadığınız
takımlardan
bahseder misiniz?
4 yıl Boca Juniors takımında oynadım. Rakip takımlara karşı üstünlüğümüz oluşmuştu. İtalya Peruggia takımına transfer oldum. Bu takımda yıldızlaştım. En son da Beşiktaş’a geldim. Ve burada olmaktan da mutluluk duyuyorum.
Hedefleriniz nedir?
Takım olarak hedef düşüncemiz çok iyi oyun çıkararak takımı şampiyon yapabilmek. Bunun için elimizden gelen her şeyi yapacağız.
Fenerbahçeli oyuncu Ortega hakkında
neler söyleyebilir misiniz?
Ortega’yı iyi tanıyorum. Kötü bir oyuncu değil fakat çok istikrarsız oynuyor.
Türkiye’ye hakkındaki izlenimleriniz neler?
Türkiye’ye gelmeden önce arkadaşlarıma nasıl bir ülke diye sormuştum. Mısır ve Tunus’la karşılaştırma yapmışlar, fena değil demişlerdi. Ama buraya gelince çok büyük bir şaşkınlık yaşadım. Çünkü söylenenden çok daha fazlası vardı. İstanbul Boğazı’nın dünyada eşi yok.

İtalya’dan gelen sambacı: Zago

Beşiktaş’ın Brezilyalı defansı Antonio Carlos Zago iddialı konuşarak, “Roma’da alınan başarıları burada da göreceğim” dedi. İtalya’dan gelen sambacı, Beşiktaş’ın 100. yılında takımda olmaktan büyük gurur duyduğunu Gazete BEŞİKTAŞ’a yaptığı özel röportajda anlattı.
Beşiktaş’a gelmenizin en büyük nedeni ne idi?
Burada olmamın en büyün nedeni, takımın köklü olması ve Lucescu gibi bir teknik direktör farkıydı. Sonradan tanıştığım Yıldırım Demirören’in de bu konu da büyük katkısı olmuştur.
Türkiye’yi nasıl
buluyorsunuz, ülkeye
alışma döneminde zorluklar yaşıyor musunuz?
Türkiye dünyadaki çok güzel ülkelerden biri. Eşimle fırsatımız olduğu zamanlarda dolaşıyoruz. Fakat nereye giderseniz gidin, bu dünyanın en güzel şehri olsa bile alışma döneminde mutlaka sıkıntılar çekilecektir. Bizim de çektiğimiz zorluklar bundan öteye gitmiyor. Bir de yabancı dil konusu büyük bir zorluk oluşturuyor.
İstanbul’a geldiğinizde
taraftarın yoğun ilgisi ile karşılaşmıştınız. Taraftarı nasıl buluyorsunuz?
Gerçekten de hiç beklemediğim bir ilgi ile karşılaştım. Bu çok büyük bir mutluluktu benim için. Bana, Beşiktaş taraftarının diğer taraftarlardan farklı olduğunu hissettirdiler. Sahalarda bu taraftara oynadığımı bilmek de beni çok heyecanlandıracaktır.
Beşiktaş’ın bu sezon 100. yılı. Bu konuda neler
söyleyeceksiniz?
Benim transferimin böyle anlamlı bir yılda gerçekleşmesi de beni Beşiktaş’ta mutlu eden olayların başında geliyor. Beşiktaş’ta, hem taraftarın hem yönetimin hem de bizlerin istediği başarıyı yakalayacağız. Beşiktaş’ı 100. yıla taşımanın mutluluğunu duyuyoruz.
Kamp süreci nasıl geçti?
Kamp sürelerinde takım olarak birbirimizi tanıma imkanı bulduk. Benim sakatlığımdan bahsettiler. Ama bu çok küçük bir noktaydı. Sonuç olarak çok iyi hazırlık süreçlerinden geçtik. Yoğun, planlı ve bize çok şeyler katan bir süreçti.
Takım arkadaşlarınızdan en çok anlaştığınız kendinize yakın bulduğunuz oyuncular hangileridir?
Takım arkadaşlarımı içerisinde aynı dili konuştuğumuz Ronaldo ve Cordoba ile iyi anlaşıyoruz. Ronaldo ile ortak bir öze4lliğimiz de var. İkimizde topu oyuna iyi sokan birer savunma oyuncusuyuz. Diğer arkadaşlarımız da ayak uydurursa bu sezon defans güvenliğimiz mükemmel olacaktır.
Beşiktaş’taki hedefleriniz neler?
Beşiktaş’ın geçen sezon, özellikle savunmada, yan toplarda ve hava toplarında büyük sıkıntılar yaşamış olduğunu gördüm. Benim stilim, tam bu eksiklikleri giderecek yönde. Hava toplarım iyidir ve pozisyonları da çok iyi takip ederim. Üstelik benim kadar sakin bir defans oyuncusu da yoktur. Ben inanıyorum ki, takım arkadaşlarımla beraber Beşiktaş gibi köklü bir kulübe yakışır biçimde oynayacağız ve Roma’da alınan başarıları burada da alacağız ve bu sezonu da kupa ile kapatacağız. Söylenenlerden daha çok görüleceklerin etkili olduğunu düşündüğüm için, ligde herkes bizi daha iyi anlayacak diyorum.
Zago kimdir?
Önceki Kulüpleri
1990 Sao Paulo 21 maç
1991 Sao Paulo 21 maç
1992 Sao Paulo 22 maç
1992-93 Albacete 12 maç
1994 Palmeiras 18 maç
1995 Palmeiras 20 maç
1995-96 Kashiwa Reysol, 24 maç
1997 Corinthians 12 maç
1997-98 Roma 12 maç
1998-99 Roma 28 maç
1999-00 Roma 27 maç
2000-01 Roma 28 maç
2001-02 Roma 12 maç

Antonio Carlos Zago, 1970 yılında, Brezilya’nın Presidente Prudente şehrinde doğdu. 1.84 boyunda ve 78 kilo olan Zago, 33 defa milli oldu. Adam markajı ve kademe konusunda mükemmel bir futbolcu… Brezilya’da Sao Paulo FC, Palmerias ve Sport Club Corinthians ile 3 kez şampiyonluk yaşadı. 5 İtalya kupası maçı ve 18 Avrupa Kupası maçı oynadı.

ONALTINCI SAYFA

Gözler üzerlerinde

Yüzüncü yılına şampiyonluk parolasıyla başlayacak olan Karakartal’da gözler başta Sergen olmak üzere yeniden takıma dönen Nouma’nın üzerinde olacak.
Öte yandan Kolombiyalı kaleci Cordoba’nın ve Brezilyalı sambacı Zago’nun takıma neler katacağı ilgiyle bekleniyor
Bu arada geçen yıl Galatasaray’ı şampiyon yapan Lucescu’nun yeni sezonda Beşiktaş’ı nasıl oynatacağı da merak edilen konuların başında geliyor.

Fenerbahçe’de Ortega Galatasaray’da Felipe

Bu yıl üçüncü yıldızı takmayı hedefleyen sarı-lacivertliler, dünyaca ünlü yıldız Ortega’ya çok güveniyor. Gün geçtikçe performansını artıran Arjantinli yıldızın sarı kanaryalara çok şey katacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Sarı-kırmızılı takımın Brezilyalısı Terim’in gözdesi. Felipe’nin yeni bir Hagi olacağını söyleyen teknik direktör “onu seyretmeye doyamayacaksınız” diyor.

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*