SAYI 24

MART 2002 SAYI:24

SAYFA 1

Fulya’da dram
İstanbul’un en önemli ilçelerinden biri olan Beşiktaş’ta içler acısı bir dram yaşanıyor. İnsanı gördüğünde hayretler içinde bırakan manzara karşısında herkes adeta seyirci kalırken, Kayman ailesi tüm yaşadıklarına rağmen yaşam mücadelesi veriyor.
Ülkemizde ekonomik krizin de etkisiyle yoksul insan sayısı her geçen gün artıyor. İnsanlarımız bir şekilde açlıkla ve yoksullukla mücadele ediyor. Fulya’daki Kayman ailesi de yaşam savaşı verenlerden sadece bir kısmı… Yedi kişilik aile kağıt toplayarak, para kazanmaya çalışıyor. Ne bulurlarsa o gün onu yiyorlar ve nerede yer bulursa orada yatıyorlar. Birde bu haber çıktıktan sonra kendilerine kötü davranılmasından korkuyorlar. “Biz böylede mutluyuz. Ancak büyüklerimiz yardımcı olursa daha mutlu oluruz”diyorlar. Bir sıcak yuva, birde çocukların okumasını istiyorlar. Beş çocuklu Kayman ailesinin yaşamları boyunca hiç evleri olmamış, Zaman zaman gökdelenlerin olduğu, en işlek caddeye, şehrin tam ortasına cadır kuruyorlar. Zaman zamanda elektrik trafolarının bulunduğu betonarme bölümlerin içinde geceleri geçiriyorlar. Şimdi de derme çatma ve buz gibi bir ortamdaki çadırlarında hayatlarını geçiriyorlar. Bugüne kadar göçebe gibi yaşamışlar.
Anne Azime Kayman, “Maddi gücümüz ve başka caremiz yok, Yaşam mücadelesi veriyoruz. Sokaklardan başka yatacak yerimiz yok” diyor.
“Çocuklarımız çekmesin”
Azime, Yusuf’un teyzesinin kızı. Biri 39, diğeri 37 yaşında olan ailenin, çocuklarının hepsi erkek. Çocukların en küçükleri henüz iki buçuk yaşında. Diğer üçü ilkokula gidiyor, biri de ilkokulu bitiremeden okulu bırakmış. Anne Azime çocuklarını okutmak için çok çaba harcadığını söylüyor.
“Çocuklarım benim gibi çile çekmesin diye hep okutmak istedim. Onların önlüklerini yollarda kuruttum, yıkadım okula gönderdim. Ben onları okutuyorum ama gel de bir bana sor nasıl okuttuğumu.”
Çadırda yedi kişi…
Ailenin ikinci çocuğu Eyüp’ün yaşamı zor, ama hayalleri her çocuk gibi kocaman… İlkokul üçe geçen Eyüp, ileride bilgisayar mühendisi olmak istiyor. Eyüp’ün en büyük isteği ise büyüyünce babasına ev almak. Karnesinde üç zayıfı olan Eyüp, “Çadırda çalışamıyorum. Kardeşlerim rahat bırakmıyor” diyor.
Çadırda yedi kişi nasıl yaşıyorsunuz diye sorduğumuzda Baba Yusuf, başlıyor anlatmaya:
Gaziosmanpaşa’dan Beşiktaş’a…
“Biz doğduğumuzdan beri çadırlarda yaşarız. Gaziosmanpaşa’dan geldik. Alışmışız yokluğa. Bütün eşyamız bir soba bir de yatak… Biz de evimiz olsun isteriz. Ama elden ne gelir?”
Baba Yusuf, her sabah kalkıp Beşiktaş’taki Kaya Market’in yolunu tutuyor. Çünkü Kaya Market’ten aldığı karton kutuları götürüp Sultançiftliği’nde satıyor. Günde aldıkları sekiz- on milyon arası parayla bütün ailenin geçimini sağlıyor. Bazen eşiyle kağıt toplamaya çıktığını söyleyen anne,
“Çocukları bırakıp gidemiyorum bazı… Çocuklara mı bakayım, gidip para mı kazanayım, onlara yemek mi yapayım şaşırıyorum.” diyor.
Anne ve baba kendilerinden çok çocuklarına üzülüyor:
“Çocuk yemezse, gezmezse, oyuncağı olmazsa neye yarar? Biz onların her şeyine üzülüyoruz. Ama en çok da iş yüzünden çoluğu çocuğu yalnız bıraktığımıza üzülüyoruz. Aklımız hep onlarda ama yapacak bir şey yok.”
Ailenin en küçüğü Soner, gördüğü herkese: “bana ekmek parası versene!” diyor. Annesi bunun yüzünden çok dövmüş Soner’i ama fayda etmemiş.
Göçer yaşamaktan bıktık
Azime ve Yusuf Kayman çifti, güçleri yetmediği için kiraya çıkamıyorlar. Göçer yaşamaktan bezmiş aile, çadır kurduklarında görevlilerin nasıl yıktığını şöyle anlatıyorlar: “Bir akşam yedi sekiz gibi işe çıktık. Görevliler, alttakilerin çadırını yıkınca onlar da bizimkini göstermişler. Geldik ki Çadır yıkılmış, Onlarda haklı ama ne yapalım.
Şehrin ortasına çadır kuruyorlar
Şehrin göbeğine çadır kurulmayacağını biliyoruz ama mecburuz. Daha önce yine Fulya’da şahsa ait bir evde otururduk. Ev sahibi bizim oturmamıza müsaade etti. İçinden trafo geçiyordu. Badana ettim, temizledim. TV8 geldi bizim haberimizi yaptı. ‘Size ev bulacağız’ dediler. Haberi görünce ev sahibi bize ‘çıkın’ dedi. Şimdi korkuyoruz, bu haberden sonrada aynısı olurmu diye… Bizim istediğimiz sıcak bir yuva ve çocuklarımızın iyi bir eğitim görmesi, ancak bunu yapacak paramız yok. Yaşam mücadelesi veriyoruz. kazandığımız ancak yemeğe gidiyor. Karnımızı zor doyuruyoruz. Kenetlendik ve umudumuzu yitirmeden yardım eli bekliyoruz.
Beşiktaş depremi nasıl hissedecek?
Prof. Dr. Ahmet Ercan olası bir deprem karşısında İstanbulluları uyarırken, Beşiktaş ilçesi içinde bir analiz yaptı. Prof. Dr. Ahmet Ercan konu hakkında “Beşiktaş’ta deprem çekincesi İstanbul geneline göre çok düşüktür. Kendi içinde en çok dokunca görecek yerler Beşiktaş Çarşı içi, Ihlamurdere çukuru, Ortaköy Dereiçi, Bebek Çarşı içi ve Etiler’in Küçük Armutlu kesimidir. İkinci derece etkilenme alanları ise Vişnezade’nin Ihlamurdere’ye bakan kesimleri, Çatlak Çeşme, Türkali Cihannuma, Abbasağa mahallelerindeki düzensiz yapılar, Ortaköy, Ulus, Kuruçeşme ve Arnavutköy’deki eski doku ve projesiz yapılardır”dedi.
İstanbul’da deprem
Ercan”son jeofizik veriler de (depremcik dağılımı, deniz tabanı sismik görüntüleme, yüzey gaz çıkışları, piezoelektrik algılama) kırılmanın Hersek Burnunda kalmadığını, Yalova, Çınarcık, Esenköy’e dayandığını göstermiştir. Dolayısı ile buraların yeniden kırılması beklenmez. Ayrıca, kırılma Yalova’da çatallaşarak, Kınalı’ya dek kuzeye doğru, Adalar kolundan İstanbul Avcılar’a doğru sapmıştır. Artık deprem yeri ve büyüklüğü büyük oranda bellidir. Biri 6.4 büyüklüğünde Zeytinburnu açıklarında, diğeri 7 büyüklüğünde Marmara Ereğlisi açıklarında olacaktır” şeklinde konuştu.
Araştırma sonuçları
Prof. Dr. Ercan, araştırma sonuçlarını şöyle anlattı; Kötü Yerde, Kötü Yapıda Oturanlar: İstanbul’un kötü yerlerde (toprak) yapılmış, kötü yapılarda oturan insanlar arasında yapılan sayılamada ilginç noktalar şunlardır: Oturanların yüzde 89’u erkek, %11’i bayandır. %40’ının yaşı 35 yaşından genç olup, %52’sinin eğitimi ya yoktur, ya da ilkokuldur. Yüzde 87’si çocuklu olup, ortalama çocuk sayısı 2.3, her evde oturan kişi sayısı 4.3’tür. Çocukların yüzde 22’si çalışmakta, yüzde 43’ü okumakta, yüzde 35’i henüz okula gitmemektedir. Evlerdeki insanların yüzde 77’si kiracı, yüzde 23’ü ev sahibi, evlerde ortalama oda sayısı 2.5, oturma alanı 95 m²’dir. 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinde bu evlerin yüzde 50’si değişen oranda yıkı (hasar) görmüş, yüzde 40’ı yeni deprem için önlem alırken, yüzde 60’ı akçal sıkıntı nedeniyle hiçbir şey yapmamıştır. Bu kişilerden yüzde 70’i yapılacak dayanıklı konutlara geçmeye hazırdır. İstanbul’daki yerleşim alanlarının yüzde 75’i tasarımsız ve kaçak yapılaşma olup, bunun yüzde 55’i gecekondu, yüzde 20’si de düzensiz yapılaşmadır. 95 000 km²’si yapılaşmaya açık İstanbul toprağının yüzde 55’i gecekondu, yüzde 20’si düzensiz yapı, yüzde 12’si düzenli yapı, yüzde 11’i toplu konut ve yüzde 11’i eski yapılarla (doku) kaplıdır. Buna karşın nüfusun yüzde 34’ü düzenli yapılarda, yüzde 28’i düzensiz yapılarda, yüzde 27’si gecekonduda, yüzde 7’si toplu konutlarda ve yüzde 3.3’ü eski yapılarda oturuyor. Konut alanı olarak bakıldığında, İstanbul’daki konutların yüzde 22’si düzensiz, yüzde 15’i düzenli, yüzde 13’ü toplu konut, yüzde 0.7’si eski dokudur. Gecekondular daha geniş alan kullanarak, daha az insan barındırıyor. İstanbul’da gecekondu konutların toplam alan büyüklüğü, düzenli konutlara göre 3.3 kat daha fazla olmasına karşın, barındırdığı insan sayısı 1.25 kat daha azdır. Düzensiz konutların toplam alanı, düzenli konutlara göre 1.5 kat daha çok olmasına karşın, barındırdığı insan sayısı 1.22 kat daha azdır. Diğer bir deyimle, düzenli konutlar, daha az yer kaplamakta, daha geniş yeşil alan bırakmakta, daha dayanımlı ve içlerinde daha çok insan barındırmaktadır. Bu durumda, düzensiz konut ve gecekonduya izin verileceğine, bunları yıkıp, yerine depreme dayanıklı konut yapmak daha tutumlu bir davranıştır”
Beşiktaş’ın Durumu
Beşiktaş’ta deprem çekincesi İstanbul geneline göre çok düşüktür. Kendi içinde en çok dokunca görecek yerler Beşiktaş Çarşı içi, Ihlamurdere çukuru, Ortaköy Dereiçi, Bebek Çarşı içi ve Etiler’in Küçük Armutlu kesimidir. İkinci derece etkilenme alanları ise Vişnezade’nin Ihlamurdere’ye bakan kesimleri, Çatlak Çeşme, Türkali Cihannuma, Abbasağa mahallelerindeki düzensiz yapılar, Ortaköy, Ulus, Kuruçeşme ve Arnavutköy’deki eski doku ve projesiz yapılardır. Beşiktaş’ın mahallesi ile kapladığı alanlar özellikle çok katlı gökdelen yapımları için uygundur. Düzensiz yapılaşmanın geliştiği yerlerde, yapılar yıkılarak geniş yeşil alanlı, depreme dayanıklı gökdelenlere dönüştürülmesi, camii, saray ve köşklerin güçlendirilmesi, depremin dokuncasız atlatılmasına neden olacaktır. Beşiktaş’ın dere yataklarındaki eski kırıklar deprem üretebilecek dirilikte değildir. Gerek köprü ve gerekse viyadük ayakları oldukça sağlam kayalara yük bindirmektedir.
SAYFA 2
İlçe Kulisi
Suç ve ceza!..
Beşiktaş, Sinanpaşa Köprüsü sokakla ilgili belki bu dördüncü haberimiz, ancak hiçbir yetkili yetkisini kullanmıyor. Topu birbirine atıyor. Vatandaşta haklı olarak, “bu sokakta ya ensesi kalın biri var, ya da birilerinin dayısı”diye düşünüyor.
Migros yapıldı. Yola yeniden girilmez tabelası konuldu. Ama daracık yol halen iki yönlü kullanılıyor. Daha çok ta burada bulunan açık otoparka giriş nedeniyle… Ekip otoları ve motosikletli polisler belli zamanlarda çirit atıyor!.. Ters yöne girenlere ceza kesildiğini belki de ben görmedim, ama bu sokakta park yasağı olmadığı halde, ceza kesilen çok araça şahit oldum.
Geçenlerde de sarı basın plakası olduğu halde bizim gazetenin önünde park eden araça da ceza kesmişler. Öndeki ve arkadaki araçlara baktık, makbuz filan yok. Daha öncede her iki kapıda Gazete BEŞİKTAŞ yazan gazetenin görev otosuna gazetenin önünde, yani aynı yerde çeza kesmişler, bir kez de çekip, götürmüşlerdi. Çok iyi çalışıyorlar, bravo… Görevlerini yapmışlar!… Canları sağ olsun.
Makbuzda yazılan paraları aynı gün veznelerine yatırdık. Birileri gibi kimseye ulaşmadık ve arayı aracı koymadık. Ancak, bu işlerle, birileri ilgilenmezse, Beşiktaş’ta dedikodu ve bu tür küçük işler alır başını gider, haberiniz olsun!… Bize de daha büyük haberler çıkar.
Okuyucu Köşesi
Ağaçlar budanıyor!..
Benim bildiğim bu mevsimde ağaçlar budanmaz. Çünkü ağaçlar ve çiçekler uyanmaya başlıyor. Ancak aracımla yoldan geçerken birkaç yerde koskoca ağaçların budandığını gördüm. Bence bu olay yanlış. Herşey mevsiminde yapılmalıdır. Ahmet Sabuncu / Beşiktaş
Parklar ayyaş doldu
4 Levent Köşk Taksi’nin yanında bulunan parka geceleri girmek son zamanlarda adeta bir sorun haline geldi. İçkiler içilip şişeler parkın içine atılıyor. Sabaha kadar bir gürültü, bir kavgadır sürüp gidiyor. Caydırıcı ve kesin önlemler alınmazsa huzursuzluğun artacağından korkuyoruz. Nebiha F. Akat / 4 Levent
Tüketici Hattı
Harly, çizmenin yenisini verdi
Mücelle Özgüer, HARLY’den 185.000.000 TL.’ye aldığı çizmenin 3 gün sonrasında lastiklerinin beyazlaması ve derisinde deformasyon oluşması sonucu TÜKODER’e müracaat etti ve HARLY yetkilileriyle yapılan görüşmeler sonucu Mücella Özgüer’in çizmesi yenisiyle değiştirildi.
Yataş, hatalı ürünü değiştirdi
Mehmet Ömer Türkeli Yataştan çift baza aldı. Bazalarda profil eğikliği olduğu ve değiştirilmesiyle ile ilgili firmadan talepte bulunmasından sonra geçen 14 günlük süre içerisinde değişim talebinin yerine getirilmemesi ve değişim günü ile ilgili bir tarih verilmemesi sebebiyle TÜKODER’e müracaat ederek ürünün iadesini ve bedelinin geri iade edilmesi talebinde bulundu. Yapılan görüşmeler sonucu Mehmet Ömer Türkel’in şikayeti haklı bulunarak ürün yenisiyle değiştirildi.
Akmerkez Moda In, sorunu çözdü
Kıvanç Üçlertoprağı Akmerkez Moda In mağazasından 5 Aralık 2001 tarihinde aldığı Gyess marka kotu ertesi günü fişiyle birlikte mağazaya götürerek iade edip ücretin geri almak istediğini mağaza görevlisi Çağdaş Şen’e iletti. Mağaza dan tüm uyarılara rağmen bir sonuç alamayınca araya Tükoder girdi. Konu tüketici lehine halledildi.
SAYFA 3
Barka’yı Unutmadılar
Ulus’ta yapılacak parka Prof. Dr. Aykut Barka’nın ismi verildi. Geçtiğimiz ay içinde yapılan temel atma töreninde Anap İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, Prof. Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Aykut Barkanın eşi ve ailesi, Nasuh Mahruki, Anap Beşiktaş İlçe Başkanı Muvaffak Batur ve Anap ilçe teşkilatı üyeleri başta olmak üzere çok sayıda katılımcı hazır bulundu.
Ulus Orkide Sokak’ta 18 bin metrekare alan üzerine projelendirilen deprem öncesi ve sonrası hizmet parkı, afet sonrası dönüşüm yaparak vatandaşa hizmet verecek. Vatandaşların afet sonrası ilk gideceği yer olan parkta, geniş basket sahaları, sahra hastanesi, kafeteryalar, aşevleri, su depoları ve çim sulayan fıskiyeler, çadırlara su kaynağı, halkın ihtiyaçları için tuvaletler, jeneratörler yardımıyla alanı ve çadırları aydınlatmak için park aydınlatmaları, hasta ve yaralı nakillerinde kullanılabilecek helikopter pisti yer alacak.
Prof. Dr. Aykut Barka Deprem Öncesi Ve Sonrası Hizmet Parkı, olası bir afet sonrası ufak değişiklikler yapılarak çok kısa bir sürede vatandaşlara hizmet verecek konuma gelecek.
Törende konuşma yapan Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara, deprem sonrası insanların normal yaşantısını sürdürebileceği bir toplantı alanı hazırladığı için ve böyle bir parka depremin önemini kasaba kasaba halka anlatmayı kendine görev edinen ve halkı aydınlatan Prof. Dr. Aykut Barkanın ismini vererek onu ölümsüzleştirdiği için Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu ve ekibini kutlayarak, deprem öncesi ve sonrası hizmet parklarının sayısının çoğaltılması gerektiğinin altını çizdi.
Işıkara
teşekkür etti
Işıkara’dan sonra Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu söz aldı. Beşiktaş Belediyesinin olası bir depreme karşı yaptığı hazırlıkları anlatan Namoğlu şunları söyledi: “Bünyemizde dört ekip ve bu ekiplere hizmet verecek 20 kişilik merkez ekip olmak üzere, Belediyemiz Personelinden 180 kişilik arama kurtarma ekibini, sivil savunma kuruluşundan eğitim desteği alarak göreve hazır hale getirdik. Beşiktaş’ta 13 noktada helikopter iniş yerlerini belirledik. Ortaköy dereboyu sonunda geniş bir alanı Afet Eğitim Alanı olarak dizayn ettik.” Ülkemizde yaşanan depren felaketinin çok büyük acılara yol açtığını söyleyen Namoğlu, “bu afeti bizlere bilimsel olarak öğretenlerin başında Prof. Dr. Aykut Barka hocamız geliyordu. Barka’nın ülkemize ve bilim adına yaptığı başarılı çalışmalardan dolayı bu parka ‘Prof. Dr. Aykut Barka Deprem Öncesi Ve Sonrası Hizmet Parkı’ adını vererek değerli bilim adamımızın ismini yaşatıyoruz” dedi.
Barka’nın
ikizi de törendeydi
Konuşmaların ardından parkın temelleri atıldı. Aykut Barka’nın adını taşıyan parkın dört ay sonra hizmete gireceği açıklandı. Vatandaşların da büyük ilgi gösterdiği törene Aykut Barka’nın ikizi Gürkut Barka da katıldı.
Mahallelerde neler oluyor
“Temizlik önemli”
“Temizlik işleri önceden belediye bünyesindeydi ve çok memnunduk. Özelleşince pek dikkat edilmez hale geldi. Bu yönde halkımızdan çok şikayet almaktayız. Elektrik lambalarımızda yanmıyor, üstelik kablolar yerlerde geziyor. Bu çocuklar açısından büyük tehlike oluşturuyor. Yirmi tane önemli kuruluş bizim bölgemiz içinde yer almaktadır. Bunlar Mit teşkilat, Merkez ve Garnizon Komutanlığı, Kaymakamlık, DGM, Beşiktaş Belediye binasıdır. TEK’in bizim bölgeye daha özenli davranmasını bekliyoruz”
Yıldız Mahallesi Muhtarı Şevki Yıldırım
“Parklar karanlık”
“Bir ilçenin güzelleşmesi için mahallelere hizmet yapılmasının şart olduğunu düşünüyorum. Mahallelerin en büyük isteği de yeşil alan ve çocukların oynayıp yaşlıların da dinlenebileceği düzenlemelerdir. Çocuk parkı yaptırılıyor ama sonrasında ilgilenen yok. Parkın bakıma ihtiyacı var. Üstelik park lambaları da yanmıyor. Gece olunca her taraf kapkaranlık olduğundan birçok istenmeyen durumla karşılaşıyoruz. Yetkililere bildirdik sorunların giderilmesini bekliyoruz”
Kültür Mahallesi Muhtarı İbrahim Sağ
SAYFA 4
Misyonerlik Beşiktaş’a sıçradı mı?
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zekeriya Beyaz misyonerlik faaliyetlerine dikkat çekerek, Beşiktaş ilçesinde de bu konuda bazı hareketlilikler tespit ettiğini söyledi. Son zamanlarda Ceviz Kabuğu programıyla misyonerlik tartışmaları gündeme geldi. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zekeriya Beyaz yapılan programlarda sık sık misyonerlik tehlikesine dikkat çekti. Beyaz, konuşmalarında İstanbul’da son bir sene içinde 20’ye yakın kilise ev açıldığını ve Beşiktaş’ta da gizli kilise ev veya evler bulunduğunu belirtti. Bu iddia üzerine, biz de Gazete BEŞİKTAŞ olarak, Prof. Dr. Beyaz’la görüştük.
Misyonerlik
tartışmaları nasıl
gündeme geldi?
Misyonerlik faaliyetlerini biz çok eskiden beri biliyorduk. Ama yeni bir ivme kazandığını, yeniden teşkilatlanıp Türkiye’de çok ciddi bir boyut kazandığını bilmiyorduk. Bir sene kadar önce öğrendik. Sonra üzerinde çalışmalar yaptık. Belgeler topladık. Gerçekten tehlikenin çok büyük boyutlarda olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine Ceviz Kabuğu Programı Yapımcısı Hulki Cevizoğlu’yla görüşmeler yaptım. Bu konuyu gündeme getirmemiz gerektiğini teklif ettim. O da kabul etti ve bunun üzerine birkaç program yaptık. Dolayısıyla gündeme getirilmiş oldu.
Misyonerlerin
amaçları nelerdir?
Misyoner, Hristiyanlık dinini yayan kişi anlamına gelir. Bu tabii kavramın sözcük anlamıdır. Gerçekte ise misyonerlik siyasi bir faaliyettir. Misyonerlik faaliyeti milli değerleri tahrip etme, milletin geleceğini tehlikeye atma olayıdır. O halde bizim için misyonerlik bir yönüyle dini bir faaliyet, diğer bir yönüyle de gelecekte Anadolu’nun Türklerin elinden çıkıp hristiyan ülkesi haline gelebilmesi için arzu besleyen, onlara yardımcı olabilecek, potansiyel tehlikeli insanların ortaya çıkartılması faaliyetidir.
Dinini değiştiren, hristiyan olan kişi milli değerlerini, tarih bağını da kaybeder. Geleceğe ait emellerinde, ülküsünde de değişiklik yapar. “Burası eski hristiyanların kutsal topraklarıdır. O halde buralar tekrar hristiyanların kutsal toprakları olmalı” düşüncesindedirler. Anadolu’yu Türk-Müslüman toprağı yapan kimlerdir? Atatürk, Fatih Sultan Mehmet ve diğer tarihi şahsiyetlerdir. Onlara karşı nefret duymaya başlar. Atatürkçü olan kişi daha sonra ona düşman olur. Çünkü Atatürk Hristiyan olan Yunanistan’ı Türkiye’ye hakim olmaktan uzaklaştırdı. Buraların Müslüman kalmasını sağladı.
Bir savaş olduğunu düşününüz. Türklerin ve Hristiyanların savaştığını farzedin. Sonradan Hristiyan olanlar karşı taraftaki düşman ülkenin ajanı ve içeride onların yandaşı haline geliyor. İstiklal Savaşı’nda da biz bunu yaşadık. İçimizdeki azınlıklar Yunanlılarla, İngilizlerle işbirliği yaptılar.
Biz İlahiyat Fakültesi olarak misyonerlerin faaliyetlerini incelemek üzere çalışma grupları kurduk. Gördük ki İstanbul’da ideolojilerini yaydıkları radyoları (en bilineni Müjde Radyosu) ve gazeteleri var. Misyonerlerin ne kadar büyük bir tehlike arzettiğini geçen sene gördük. Bostancı Gösteri Merkezi’nde bir toplantı yaptılar. Sonradan Hristiyanlığı seçen 2500 kadar kişi toplanıp Türkiye aleyhine konuştular, ayin yaptılar.
Ayrıca misyonerler, çok sayıda ev kilise açıyorlar. Bunlar sade vatandaş gibi genişçe bir daire kiralıyorlar. Sonra dairenin içerisini bir sohbethaneye çeviriyorlar. Dışarıdan fikirlerini empoze edecekleri gençleri çağırıyorlar. Orada bunlarla konuşarak adım adım hristiyanlaştırıyorlar. Derken o evin içinde ayinler yapmaya başlıyorlar. Böylece evi kiliseye çeviriyorlar. Bu tür yerler kanunen yasaktır. Ama şu anda hükümet, vali ve kaymakamlar konunun yeteri kadar ciddiyetine varmış değiller.
İçişleri Bakanlığı Müsteşarlığı’nın bunların yasak olduğuna dair bir genelgesi vardır. Bizim anayasal laiklik anlayışımıza göre mabetlerin resmi olması gerekir. Camiler, kiliseler, havraların yani ibadet yapılan yerlerin vatandaşlara açık olması gerekir. Gizli mabetler tarikatlardır ve Türkiye’de tarikatçılık yasaktır. Bu nedenle kilise evlerin kapatılması gerekiyor.
Şu anda bu tür yerler açılmaya devam ediyor mu diye sorsanız çoğalıyor diyemeyiz. Çünkü bizim bu konuyla ilgili yayınlarımız üzerine çekindiler. Ama var olan yerler faaliyetlerine devam ediyor. Türkiye’de hemen her ilde kilise evler var. İstanbul’da son bir yıl içinde 19-20 yerde açtılar.
Beşiktaş’ta vakıflara ait olan evlerde birçoğu gizli faaliyette bulunuyor. Orada yaşayan vatandaşlardan bize ihbar geliyor. Buradaki kilise evler uyarılarımıza rağmen kapatılmazsa kanunları uygulamayan vali ve kaymakamların kim olduklarını duyuracağız.
Beşiktaş’ta Mazharbey Yokuşu Cihannüma Sokak’ta vakıflardan kiralanan bir ev kilise vardır. Faaliyetlerini hala yürütmekte olduğu için Beşiktaş Kaymakamlığı’na duyurduk. Kaymakamlık savcılığa havale ettiğini söyledi. Savcılık yoluyla kapatılmasını bekliyoruz.
İdeolojilerini yaymak
için kimleri seçiyorlar?
Genelde hayat tecrübesi olmayan, yoksul olan insanları seçiyorlar. Yani seçilen kişi ya bilgi fakiridir; ya da para fakiridir. Bu durumda olan insanlar mecbur kaldıklarından ya da hiçbir şeyin farkında olmadığından misyonerlerin isteklerini kabul ediyorlar. Misyonerler hayat tecrübesi az olduğu için genellikle gençleri seçiyorlar. Böylece onları kandırmak çok daha kolay oluyor ve fikirlerini gittikçe daha çok insana yayma imkanı buluyorlar.
Diyanet İşleri
misyonerliği önleyici
neler yapmalı?
Diyanet İşler Başkanlığı’nın ben bu konuda bir çalışma yaptığını görmedim. Bu tartışmalardan sonra bir hutbe hazırlattığını duydum. Vatandaşları uyarma görevi diyanet işlerinin görevidir. Kitaplarla, seminerlerle, hutbelerle, vaazlarla müslüman halkı bu tehlikeden haberdar etmeli. Ayrıca basın yoluyla halkı biliçlendirmelidir. Genç çocuklarımızı islam dini sevgisiyle donatmalı. İslamiyet gericilik olarak ilan edilirse, irtica olarak sürekli kötülenirse ve yıpratılırsa genç insanlar müslüman olmaktan ve dindar olmaktan utanır ise o zaman bir başka yere yönelir. Çünkü her insanın içinde manevi bir boşluk vardır. Bu psikolojik boşluğu doldurmak için yöneleceği yer hristiyanlık olabileceği gibi satanizm de olabilecektir. O halde bunun çaresi iktisadi zorluk içinde olanların o zorluktan kurtarılması, sokak çocuklarının mutlaka devletiminiz sahip çıkması ve gençlerimize de ciddi manada islam bilgisi verilmesi gerekir.
Beşiktaş Kaymakamı
ne diyor?
Konuyla ilgili çalışmalarını öğrenmek için görüştüğümüz Beşiktaş Kaymakamı Mehmet Emin Avcı ise, misyoner faaliyetlerinin Beşiktaş’ta çok tehlikeli boyutlarda olmadığını ileri sürdü. Avcı, Zekeriya Beyaz’ın gönderdiği belgenin genelge değil İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği’nin görüşü olduğunu söyledi. Beyaz’ın kendilerine yolladığı bu belgeyi savcılığa sevkettiklerini belirten Avcı, ‘Savcılık gereken incelemeleri yaptıktan sonra kanunların öngördüğü neyse yapılacaktır. Bir kişi kendi evinde istediği gibi ibadet edebilir. Ancak aynı kişiler belli yerlerde sürekli toplanıp da ibadet yapamazlar. İbadet yerleri gizli olamaz. Eğer savcılık bu evlerin kilise olarak kullanıldığını tespit ederse kapatılır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.’ dedi.
Semt sakinleri
ne diyor?
Beşiktaş’taki semt sakinleri ise, kiliseye davet edildiklerini ve kiliseye gidenlere bedava İncil dağıtıldığını söylüyorlar. Beşiktaş’ta oturan çevre sakini Abdullah Işıklar, eski bir gazeteci olarak herşeyin farkında olduğunu ve durumdan çok rahatsız olduğunu söyledi. Işıklar, “Amaçlarının insanları Müslümanlıktan soğutmak ve Hristiyanlığı yaymak olduğu ortada. Bu semtte oturanların hepsi Müslüman insanlar, burada Rumlar yok ki protestan kilisesi açıyorlar.” diyerek şikayetini dile getirdi. Beşiktaş sakini Abdullah Işıklar, daha sonra sözlerini şöyle sürdürdü:
“Adı geçen kilise yaklaşık bir yıl kadar önce kaymakamlıktan izin alarak açıldı. Sonra İçişleri Bakanlığı bu tür yerlerin yasak olduğuna dair tamim çıkardı. Buna göre İstanbul’da yedi kilise kapandı. Ben kaymakamlığa başvurup bu belgeyi gönderdim. Ancak bir gelişme olmadı.”
SAYFA 5
Bunlar polis olamaz
Beşiktaş’ta adres soran Rus uyruklu Natalia Öztürk’ü kaçırıp, ekip otosu içinde tecavüz ettiği iddia edilen Nihat Yıldız ve kendisine engel olamayan polis arkadaşı ilçede infial yapattı. Böyle kişilerin polislik yapmaması gerektiğini berten semt sakinleri “biz canımızı malımızı ve namusumuzu polise emanet ettik. Bunların yaptığına bakın diyerek adeta nefret kustular. Tecavüzcü polisin evli ve çoçuklu çıkması olayı daha da vahim hale getirirken, “Bu adam eşinin çocuklarının yüzüne nasıl bakacak diye hayret ettiler. Öteyandan semt sakinleri bu işi yapan kişiyle ilgili derin bir çalışma yapılması gerektiğini de belirterek “Bu tür iğrenç bir iş içinde olan kişinin daha önceside mutlaka masaya yatırılmalıdır” şeklinde konuştular. Bu arada arkadaşına engel olmayan polisin de suçlu olduğuna dikkat çeken hukukçular, “polis korumak için vardır, tecavüz sırasında o ne yapmış” şeklinde konuştular.
Çambazoğlu “Vatandaş polise güvensin”
Beşiktaş Emniyet Müdürü Behzat Çambazoğlu ise “teşkilattan diye bu insanları korumayacağız. En ağır cezanın verilmesini isteyeceğim” dedi. Cambazoğlu bu kişilerin, 24 saat geceli gündüzlü çalışan polislerin adını lekeledikleri ve böylesine şerefli bir üniformayı da alet ettiklerinden dolayı üzüntülü olduklarını söyledi. Cambazoğlu, “vatandaş polise küsmez. Polisin görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini korumaktır. Vatandaş polise güvenmesse kime güvenecek. Nüfus memuruna mı gidecek”dedi. Cambazoğlu Teşkilattaki çürük yumurtaların polisleri derinden yaraladığını kaydetti.
Beşiktaş dünyayı ağırladı!..
Dünyanın izlediği dev toplantıya katılan konuklar Çırağan, Conrad, Swiss otelde konaklarken, İstanbul ruhunun Beşiktaş’ta doğması memnuniyet yarattı
Tüm dünyanın konuştuğu ve 71 ülkenin temsilcilerinin katıldığı dev toplantı ilçemizde yapıldı. Beşiktaş, Hristiyan Avrupa ile Müslüman ülkeleri buluşturan 21. Yüzyıl’ın ilk büyük toplantısına ev sahipliği yaptı.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in girişimleri sonucu, İslam Konferansı Örgütü(İKÖ) ve Avrupa Birliği(AB) üyesi 71 ülkenin temsilcileri İstanbul Çırağan Sarayı’nda bir araya geldi. İKO ve AB üyesi ülkelerden gelen konuklar, Beşiktaş’taki Çırağan, Conrad, Swiss ve Divan otellerinde konakladı.
İsmail Cem’in 11 Eylül saldırısından sonra, İslamiyet’in terörizmle bir arada telaffuz edilmesi tehlikesine karşı önerdiği “Uygarlık ve Uyum” toplantısında en çok sorulan soru ‘Bu toplantıdan ne sonuç çıkar?” sorusuydu. Bu soruya en iyi yanıtı toplantıya katılan AB ve İKÖ bakanları verdi.
İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, Herşeyin biraz elden kaçtığı bir dönemde diyalog platformu oluşturduğu için Türkiye’ye teşekkür ederken İtalyan Kültür Bakanı Giuliano Urbani, “Kültürler arası diyalogla doğru çözümleri arayıp bulmalıyız. Başarılı olmamız için kültürlerin buluştuğu bu kentin ruhu, İstanbul’un ruhu bizim için yeni ufuk açacaktır.” dedi.
İstanbul ruhu kavramı, Ürdün Prensi Hasan bin Tallal’ın konuşmasıyla toplantıya damgasını vurdu. Prens Hasan, “İstanbul ruhu, çeşitli fikirlerin buluşma noktasıdır. Bu toplantının ve İstanbul ruhunun başarılı olması için Doğu ve Batı’nın birbirini anlamaya istekli olması gerekir” dedi.
Başbakan Ecevit, ‘İstanbul ruhu’ tabirinin toplantıda benimsendiğini belirterek ‘Biz Doğu ile Batı’yı birleştiren bir konumdayız. Çoğunluğu hristiyan olan toplumlardan oluşan AB’yle, yine büyük çoğunluğu Müslüman olan bu halkı bir araya getirmiş durumdayız.” dedi.
Kasulides Ortaköy’de…
Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Kasulides, Ortaköy’deydi… Kasulides,boğazda rakısını yudumlarken “Kıbrıs’ta Rumlar ve Türkler bir arada olmalı. Doğru olan bu” dedi.
Avrupa Birliği – İslam Konferansı Örgütü toplantısı için İstanbul’a gelen Kıbrıs Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yannakis Kasulides, Ortaköy’de gün boyunca dolaştı. Boğaz’a hayran kalan Kasulides, Türk yemeklerini ve ekmek kadayıfını çok beğendi ve Kıbrıs’ta da benzerleri var ama Türk yemekleri biraz daha lezzetli” dedi.
Rumlar kötü değildir
Kasulides, İstanbul’dan KKTC Devlet Başkanı Rauf Denktaş’a “Haydi bu sorunu çözelim” çağrısında bulunurken, Türk-Yunan anlaşmazlıkları ve Kıbrıs sorununun çözülerek bu ülkelerin Batı medeniyetinin sınırlarını birlikte koruma rolünü üstlenmeleri gerektiğini söyledi.
SAYFA 6
Ortaköy viyadüğü sağlam mı değil mi?
Geçtiğimiz sayı birinci sayfadan verdiğimiz Ortaköy viyadükleri ile ilgili haberimiz ses getirdi. Daha öncede Eylül 2001 tarihindeki gazetemizde bu konuyla ilgili uyarılar yapmış, ancak kimseden bir ses çıkmamıştı. Ayfon’daki deprem sonrası Japonların köprü ve viyadükleri inçelemesı ile birlikte haklılığımız belgelendi.
Konuyla ilgili önlem alınması tezi ağırlık kazandı. Ancak Ortaköy viyadüğü ile Boğaz Köprüsü Ortaköy ayağının durumu bilim adamları ve yetkilileri iki böldü. İstanbul’da özellikle Ortaköy viyadüğünün olası bir depremde yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Prof. Işıkara’nın tersine, Karayolları Genel Müdürü Dinçer Yiğit, ‘Ortaköy viyadüğü günün şartlarına göre çok ileri bir projeyle yapıldı ve sağlamlığını koruyor.’ diye konuştu.
Afyon’daki depremin ardından gözlerin İstanbul’a çevrilmesiyle ‘Olası bir depremde, İstanbul’daki köprüler ve viyadükler yıkılır mı?’ tartışması başladı. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara ilk kez kaygılı ve sert uyarılarda bulunarak “Kaçınılmaz Marmara Depremi’ne her gün bir adım daha yaklaşıyoruz. Artık gereken önlemler bir an önce alınmalı” diye konuştu.
Prof. Işıkara, enstitüye bağlı Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı’nın İstanbul’da yaptığı araştırmaya göre, şehirdeki birçok viyadüğün depreme karşı dayanıksız ve yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Başta Ortaköy olmak üzere, gerek TEM’deki gerek E- 5’teki viyadüklerin mutlaka elden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Işıkara, “İstanbul’daki viyadükler, şiddetli bir depremde yıkılabilir. Bu viyadüklerin mutlak güçlendirilmesi gerekir” dedi.
Işıkara şöyle devam etti: “Viyadükler yıkıldığında asma köprüleri nasıl kullanırsınız, yardımı nasıl ulaştırırsınız? Dolayısıyla karayollarının viyadüklere ciddi bir şekilde eğilmesi lazım. Viyadükler için yatırımlar esirgenmemelidir. Bu viyadüklerin ayakta kalması, ilk yardım ve acil müdahale ekiplerinin hızlı bir şekilde müdahale ederek birçok insanın hayatının kurtarılması demektir.”
Boğaziçi Üniversitesi deprem uzmanlarından Prof. Özal Yüzügüllü ise, TEM ve E- 5 üstünde 123 köprü ve viyadükten 27’sinin acilen güçlendirilmesi gerektiğini bildirdi. Yüzügüllü, bunların başında Mecidiyeköy, Beşiktaş ve Ortaköy viyadüklerini saydı.
Karayolları Genel Müdürü Dinçer Yiğit, açıklamalarıyla Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’nın vatandaşları paniğe sevk ettiğini ileri sürdü. Boğaz köprülerinin en son yıkılacak yapılar olduğunu bildiren Yiğit, boğaz köprüleri ve viyadüklerin ilk sınavı 17 Ağustos Depremi’nde verdiğini söyledi.
Yiğit, Ortaköy viyadüğünün sağlam olduğunu belirterek “Yağmur, rüzgar gibi dış etkenler sonucu meydana gelen aşınmalar o kadar önemli değil. Biz yine de korozyonu önlemek için rutin çalışmalarımızı yapıyoruz” dedi.
Yiğit depremden sonra Japon ve ABD’li uzmanların, köprü ve viyadüklerde hasar meydana gelmediğini belirlediğini vurguladı. Buna rağmen boş durmadıklarını belirten Yiğit, Japon teknik heyetinin raporu doğrultusunda, İstanbul’daki köprü ve viyadüklerin ‘Sismik Takviye Projesi Fizibilite Raporu’ hazırlandığını dile getirdi. Hazırlanan 36 projeden 11’i için Japonya’dan 100 milyon dolar kredi sağlandığını ifade eden Dinçer Yiğit, bu kredinin mart ayında alınacağını söyleyerek, “Sismik takviye köprülerin yetersizliğinden değil ileriye dönük bir tedbir olarak yapılacak. Köprülerimiz depreme dayanıklı” diye konuştu.
MMC’den görkemli gala
Türkiye’nin ilk müzik magazin televizyonu olan MMC’nin yeni yayın dönemi tanıtım galasına iş, sanat ve sosyetenin bir çok ünlü siması katıldı. Bu görkemli gece, Burak Kut, ve nostalji kraliçesi Muazzez Ersoy’un muhteşem konseriyle noktalandı.
Gecenin açılış konuşmasını yapan Media Team Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ömer Aydın, MMC’nin çok genç bir kanal olduğunu, Türkiye’nin ilk ve tek müzik magazin kanalı olmaktan gurur duyduklarını ifade ederek; “Çalışanların tamamı genç nesil. Bu sebeple bizi izlemeye devam edin” dedi.
Efendy Bar’a adeta akın eden İstanbul sosyetesi Türkiye’nin ilk müzik magazin kanalı olan MMC’nin yeni yayın dönemini muhteşem bir gala ile kutladılar. Özcan Deniz, Biri Bizi Gözetliyor Evinin Hülyası, aşk dedikodularıyla biranda şöhreti yakalayan Melih, Murat, Volkan, Sinema sanatçıları Tamer Yiğit, Süleyman Turan, Ekrem Bora, mankenlerden Tuğba Önal cansız manken Vahe Kılıçarslan, Nurhan Damcıoğlu, olmak üzere çok sayıda ünlü sanatçı ve mankenin yanı sıra iş, ve sanat dünyasının renkli simaları katıldı.
Pop müzik sanatçısı Burak Kut’un şarkılarıyla eğlencenin doruk noktasına çıkan binlerce davetli, nostalji kraliçesi Muazzez Ersoy’un şarkılarıyla çoştukça coştu. Medıa Team Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ömer Aydın yaptığı açış konuşmasında, MMC’nin Türkiye’nin ilk ve tek müzik magazin kanalı olduğunu, daha yolun başında olmalarına rağmen izlenme oranlarının çok yüksek olmasından mutluluk duyduğunu söyledi. Aydın, Medıa Team bünyesindeki Star FM, Radıo Mega ve Radıo STOP dahil olmak üzere çalışanlarının tamamının genç nesilden oluştuğunu belirterek, binlerce davetliye , ” Bizi izlemeye devam edin” dedi.
Picasso Akatlar’da
Sanatçı Gülden Akkan 21 Mart-31 Mart tarihleri arasında Akatlar Kültür Merkezi’nde ünlü ressamların iplikle ipek üzerine çalıştığı tablolarını sergiliyor.
SAYFA 7
Bebekler ölüyor
Sağlıkta Politika ve Yönetim konulu panele katılmak üzere geçen ay İstanbul’a gelen Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Avrupa Bölgesi Kalite Sistemleri Danışmanı Dr. Kirstens S. Johansen, “Türkiye’de, anne ve bebek ölümleri yönünden Avrupa sıralamasında en geri düzeyde” dedi. Çocuk ölümlerinin yüksek seyretmesini koruyucu hekimlikle sosyalizasyon hizmetlerinin en iyi yürütülmemesine bağlayan Danimarkalı konuk uzman, “Klinik bakımla, sağlıkta kalitenin geliştirilmesine verilen önem ve de uluslararası standartlara uyum, sorunun çözümünde yardımcı olacaktır” dedi. Hangi koşullarda ve duruma göre hangi tedaviler ve müdahaleler veriliyorsa bunların artık Türkiye’de açıklanıyor olması gerektiğini savunan Dr. Kirstens S. Johansen, “Bebek ve çocuk ölümlerinin Batı Avrupa’ya göre en az olduğu ülkeler Çek Cumhuriyeti, Polonya, Slovakya, Slovenya ve Gürcistan. Çünkü Doğu Avrupa ülkelerinde doğumlar, teknolojinin ileri gereçleri yerine normal doğumlarla gerçekleştiriliyor ve hizmet sunumu daha kaliteli” dedi.
Vitaminin faydaları
A vitamini: Sağlıklı cilt ve göz sağlığı için önemlidir. Betakaroten, A vitamininin öncül maddesidir. Antioksidan etkilidir. Sağlıklı immün sistem için gereklidir.
B kompleks vitaminleri: Karbonhidrat, protein ve yağları doku ve enerjiye dönüştürmede gereklidir. Sağlıklı sindirim ve sinir sistemi gereklidir.
C vitamini: Doku tamiri ve kollejen oluşumunda yer almaktadır. Antioksidan etki gösterir. Sağlıklı diş, diş eti ve kemikler için gereklidir. Vücudun demir emilimine yardımcı olur. Vücutta depolanmadığından düzenli takviyesi önemlidir.
D vitamini: İnce bağırsakta kalsiyum ve fosforun aktif emilimini artırarak kemik mineralizasyonuna izin verecek serum kalsiyum ve fosfat düzeylerini gerekli miktarda yokseltir. Sağlıklı diş ve kemikler için gereklidir.
E vitamini: Hücre canlılığını koruyan bir antioksidandır. Sağlıklı vücut ve immün sistem için gereklidir.
Doğal sağlık
Vücudunuzun çabuk morarmasından, yorgunluktan, kaslarınızın ağrımasından veya saçlarınızın dökülmesinden şikayet ediyorsanız; vücudunuzun vitamin ve minerallere ihtiyacı olduğunu gösterir. Önerilerimiz kendinizi kısa sürede iyi hissetmenizi sağlayacak:
Eğer vücudunuzun hemen morarmasından yakınıyorsanız;
C vitamini eksikliği var demektir. Portakal suyu içebilir, çilek yiyebilirsiniz.
Eğer kendinizi yorgun ve halsiz hissediyorsanız;
Vücudunuzun demir ihtiyacını karşılamalısınız. Bunun için yağsız kırmızı et, tavuk, ıspanak ve nohut yemelisiniz.
Kaslarınızın ağrısından şikayetçiyseniz;
Potasyum eksikliği var demektir. Muz, fasulye, portakal suyu ve patates tüketmelisiniz.
Eğer saç dökülmesi problemi yaşıyorsanız;
Vücudunuzun çinko ihtiyacını karşılamak için yağsız kırmızı et, bol miktarda fındık ve ceviz yemelisiniz.
Beşiktaş’la özdeşleşmiş bir lise: KABATAŞ
Boğaz’ın kıyısında, tarihi saray yapılarının içinde bulunan Kabataş Erkek Lisesi, yüzyıla yakın geçmişiyle öğretimine devam ediyor. Lise, her ne kadar 1992 yılında karma liseye dönüşse de geleneksel ismini ve yapısını koruyor.
Kabataş Erkek Lisesi, isminin yanında çalışmalarıyla da gelenekselliğini sürdürüyor. Kabataş’tan mezun olan öğrenciler, okula bağlılıklarını devam ettiriyorlar. ‘Kabataşlılar’ çalışmalarıyla tarihi lisenin geçmişini korumak ve geliştirmek için çabalıyorlar. Yılın belirli günlerinde biraraya gelip birlik ve beraberliklerini pekiştiriyorlar.
Kuruluşundan beri yatılı olarak öğretim veren lise, anadolu lisesi olarak öğretimine devam ediyor. Lisenin içinde yer alan okul müzesinde okulun geçmişiyle ve eğitimiyle ilgili malzemeler yer alıyor. Kabataş Erkek Lisesi Okul Müzesi’nin temel amaçları, lisenin kurumsal kimliğini ve eğitsel niteliklerini köklü tarihi ve bugünüyle tanıtmak, lisenin kültür, sanat ve buluşma merkezi olarak yaşayan bir müze olmasını sağlamak. Öğrenciler, kendilerine okulluk yapan mekanlarına yeni bir gözle bakmayı deneyerek sergilenen nesne ve panolardaki resim ve yazılarla Kabataş’ın geçmişini, Türkiye’nin eğitim alanındaki gelişmelerini görebiliyorlar.
Kabataş Erkek Lisesi, verilen eğitimin yanında kültür merkezi, sosyal ve sportif faaliyetleriyle öğrencilerini en iyi şekilde eğitmeyi amaçlıyor. Lisede 17 yıl boyunca müdür olarak hizmet veren Korel Haksun,
“Biz verilen eğitimle öğrencinin çağdaş, laik, demokrat bir Türk genci olarak yetiştirilmesini özen gösteriyoruz. Amacımız öğrenciyi ezberci, kafası çalışmayan bir kişi olarak mezun etmek değil. Öğrencilerimizin ufku geniş ve görgülü yetiştirmek istiyoruz. İstiyoruz ki araştırmacı, sorgulayıcı, düşünen insanlar olsun. Bütün sosyal faaliyetlerimiz bu amaçlı. Öğrencilerimiz Kültür Merkezi’mizde sinemaya gidebildikleri gibi güzel sanatlara ilgisi olanlar için resim ve müzik atölyelerimiz var. Gelecekte sağlıklı bireyler yetiştirmek için onları spora da yönlendiriyoruz” diyor.
Öğrencilerinin üniversiteye yönelik de hazırlandığını belirten Haksun, “Son sınıf öğrencilerine kendi özgün sorularımızla yılda altı kez değerlendirme sınavı yapıyoruz. Üniversite sınavlarında başarımız da yüzde 75- 80 arasında değişiyor. Ancak üniversiteyi kazanan öğrencilerimizle bir başarı saptaması yapmak yanlış, önemli olan istediğimiz nitelikte ve aydın insanlar yetiştirmek.” diye konuşuyor.
Ünlü öğretmenler
Ünlü öğrenciler
Kuruluşundan bu yana Kabataş Lisesi’nden şu ünlü ler gelip geçti;
Ömer Seyfettin(yazar), Fuat Köprülü(yazar), Reşat Nuri Güntekin(yazar), Memduh Şevket Esendal(yazar), Zeki Ömer Defne(şair), Faruk Nafiz Çamlıbel(şair), Vasfi Mahir Kocatürk(yazar), Nihat Sami Banarlı(yazar), Behçet Necatigil’i bunların başında saymak mümkündür. Okul, ünlü öğretmenleri olduğu kadar ünlü öğrencileriyle de anılmaktadır. En tanıdıkları sayacak olursak; Özdemir Asaf(şair), Ömer Kavur(sinemacı), Nehar Tüblek(karikatürist), Engin Orbay(tiyatro yönetmeni), Feridun Karakaya(tiyatro sanatçısı), İskender Paydaş(müzisyen), Hasan Pulur(gazeteci), Ahmet Taner Kışlalı(gazeteci), Hakkı Devrim(gazeteci), Cahit Berkay(müzisyen), Gürol Sözen(ressam), Ozan Sağdıç (fotoğraf sanatçısı), Mete Uğur(opera sanatçısı), Küçük İskender(şair), Cezmi Ersöz(yazar), Prof. Erdal Atabek, Prof. Dr. Özcan Köknel, Prof. Kenan Akyüz, Prof. İsmet Giritli, Prof. Metin Sözen.
Olimpiyat sonuçları belli oldu
Kavram Dershaneleri 2002 Olimpiyatları sonuçlandı. Matematik, fen, sözel ve dil alanında gerçekleşen olimpiyat sınavları iki aşamada yapıldı. Lise 1 ve Lise 2 öğrencilerinin yarıştığı Kavram Olimpiyatları’nda, çalışkan gençleri desteklemek ve ilgi duydukları alanlarda yüksek öğrenim görmelerini sağlamak amaçlanıyor. Olimpiyat katılımcılarından başarılı olanlara geniş burs olanakları sağlayan Kavram Dersaneleri Olimpiyatları’nda kendi alanlarında ilk üç dereceye giren öğrencilere 15 Nisan 2002 günü saat 16.30-19.30 arası Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılacak törende bir çok ünlü sanatçının katılımıyla ödülleri verilecek. Matematik, fen, sözel ve dil alanlarında ilk üçe giren öğrenciler plaketlerini ünlü sanatçılardan alacaklar. Türkiye çapında gerçekleştirilen Kavram Olimpiyatları’nda alanlarında ilk üçe giren öğrencilere Kavram Dershaneleri’nde üniversiteye hazırlık bursu yanında Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun verdiği kredi ölçüsünde başarı destek bursları veriliyor.
Olimpiyatlarda
dereceye girenler
Lise 1 Matematik: Birinci Bakırköy’den Adnan Menderes Anadolu Lisesi öğrencisi Şeyhmuz Atlı; ikinci Bakırköy’den Adnan Menderes Anadolu Lisesi öğrencisi Metin Latifoğlu; üçüncü İzmir’den Özel Fatih Koleji öğrencisi Caner Nar.
Lise 1 Fen Bilimleri: Birinci Samsun’dan Özel Ar Lisesi öğrencisi Faik Aras Tarhan; ikinci İzmir’den Özel Fatih Fen Lisesi öğrencisi Refik Özgür Emreol; üçüncü Kayseri’den Kayseri Fen Lisesi öğrencisi Samet Zağlı.
Lise 1 Sözel: Birinci Kadıköy’den İstanbul Lisesi öğrencisi Özlem Tuğlu; ikinci İzmir’den İzmir Anadolu Lisesi öğrencisi Deniz Çoban; üçüncü Kadıköy’den Çağrıbey Anadolu Lisesi öğrencisi Ahmet Tüysüzoğlu.
Lise 1 Yabancı Dil (İngilizce): Birinci Beşiktaş’tan Özel Oğuzkaan Lisesi öğrencisi Esra Beşli; ikinci Kadıköy’den Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencisi Levent Dinçel; üçüncü İzmir’den N. Salih İşgören Lisesi öğrencisi Hande Akyol.
Lise 2 Matematik: Birinci İzmir’den Özel Ege Lisesi öğrencisi Metin Barış; ikinci Beşiktaş’tan Nişantaşı Anadolu Lisesi öğrencisi Ümit Kaçer; üçüncü İzmir’den Turgutlu Hal. Kale Fen Lisesi öğrencisi Sibel Dumlu.
Lise 2 Fen Bilimleri: Birinci Kadıköy’den Atatürk Fen Lisesi öğrencisi Duygu İlke Nartok; ikinci Antakya’dan 23 Temmuz M. Lisesi öğrencisi Tahir Alper Cinli; üçüncü İzmir’den Özel Fatih Fen Lisesi öğrencisi Görkem Sarıyer.
Lise 2 Sözel: Birinci Beşiktaş’tan İstanbul Lisesi öğrencisi Mehmet Avcı; ikinci Kadıköy’den Üsküdar Anadolu Lisesi öğrencisi Ertuğrul O. Koşmaz; üçüncü Kadıköy’den Osmangazi Anadolu Lisesi öğrencisi Arda Aktaş.
Lise 2 Yabancı Dil (İngilizce): Birinci Bakırköy’den Adnan Menderes Anadolu Lisesi öğrencisi Adem Kıvanç Tos; ikinci Kadıköy’den Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencisi Didem İkizoğlu; üçüncü Bakırköy’den Adnan Menderes Anadolu Lisesi öğrencisi Melih Çelik.
Dersler şiirsel olacak
Edebiyat derslerini daha cazip hale getirmek için başlatılacak uygulamayla öğrenciler sınıfta oyun sahneleyip sessiz film oynayarak dersin keyfini çıkaracak.
Milli Eğitim Bakanlığı açıkladı
Milli Eğitim Bakanlığı, ‘Edebiyat’ ile ‘Dil ve Anlatım’ derslerini öğrencilere sevdirmek için yeni bir uygulama başlatıyor. Bu taslağa göre edebiyat derslerinde öğrenciler şiir defteri tutacak, oyunlar sınıf içinde sahnelenecek, anlatım yeteneklerinin gelişmesi için ‘sessiz film’ oynayacak. Konuyla ilgili şair, yazar ve sanatçılar da derse davet edilecek. Edebiyatın müzikle desteklenmesini sağlamak amacıyla bestelenmiş olan şiirler öğrencilere dinletilecek.
Taslakta neler var?
Taslakta ayrıca “Türk Dili ve Edebiyatı” dersinin “Edebiyat” ile “Dil ve Anlatım” adıyla iki ayrı ders olması kararlaştırıldı. Derslerde yapılması öngörülen etkinliklerden bazıları şöyle:
Her öğrenciye yeteneğine göre şiir, roman, öykü okutulacak.
Okunan piyes, senaryo, dramatize edilecek.
Okul gazeteleri çıkarılacak.
Doğru, düzgün ve yerinde vurgulama için şiir ezberletilecek.
Tiyatro, sinema, sergi, sanat programları izlenecek ve tartışılacak.
İzlenen film, oyun gibi etkinlikler sınıfta anlatılacak ve sonra eleştirilecek.
SAYFA 8
‘Tarot yalan söylemez’
Uzun yıllar tarotla ilgilenen Sani bizler için Türkiye’nin ekonomik anlamda geleceğine baktı. İşte Türkiye’nin ekonomisi ve de Sani’den birçok konuda yorumlar…
Türkiye’de ekonomik anlamda gelecekte neler olacağına bakmak için beş tane kart seçtik ve bunlardan bir tanesini dilek kartı yaptık. İlk kartı açtığımızda ‘The Fool’ kartını görüyoruz. Bu kart her an her şeyin olabileceği anlamındadır. Bazen belirsizliği ifade eden bir karttır. Ekonomik anlamda her an bir yükselme olabileceği gibi bir olumsuzluk da yaşayabiliriz. Bir sonraki kartımız olumlu çıkarsa her an pozitif bir durum yaşayabiliriz anlamında yorum yapabiliriz. Bir sonraki kartımızda yine belirsizlik görüyoruz. Kısa vade de ekonomide bir sıkıntı yaşanması ya da bir siyasi liderin yapacağı olumsuz bir konuşmanın ekonomiye yansıması söz konusu olabilir. Ya da beklenen bir para varsa, bir görüşme varsa bunun ertelenmesi ya da herhangi bir siyasi, belli bir yerde olan bir kişinin ekonomiye olumsuz yansıması şeklinde yorumlayabiliriz. Ama şunu söyleyebiliriz ki Eylül ve Ekim’den sonra kesinlikle dengeler oturmuş olacak. Ve gerçekten ekonomimiz özellikle Haziran’dan sonra çok iyi olacak diyorum. Ekonomik anlamda artık büyük işlerin tekrar eski gücüne dönmese adına artık çok büyük yatırımlar yapılacağını görüyoruz. Ve özellikle 2003 yılı hem borsa adına çok iyi olacak, hem de ekonomimiz adına çok iyi olacak. Bu yıl bir belirsizlik dönemi olacak biraz bekleyeceğiz diyorum. Ama Haziran’dan sonra ekonomi yavaş yavaş açılacak. Eylül Ekim’de dengelerin oluşmasından sonra 2003 yılı herkes için daha rahat geçecek, dolar krizi yaşanmayacak. Dilek kartımızı açtığımız da ise, ilk dokuz vadeli süreçte bizi sıkıntıların beklediği görülüyor. İfade ettiğim gibi Eylül döneminde rahatlama yaşayacağımızı söyleyebiliriz. Bu arada Türkiye’yi bekleyen üç problemle daha karşı karşıya kalacağız. Bu problemler karşısında da bazen çaresiz olacağız bazen de çözmek için güç sarfedeceğiz.
Türkiye adına
sürprizler
yaşanacağını
söyleyebilir
misiniz?
Borsanın çok büyük bir çıkış yapacağını tahmin ediyorum, özellikle yılın sonlarına doğru. Bu belki bir sürpriz olabilir. Hiç beklenmedik endekslere ulaşabilir borsa.
2002 yılının
yorumlarını
yapan kimi
yorumcular
siyasetten bir kişinin bu yıl
içinde öleceğini söylemişlerdi, siz katılır
mısınız böyle
bir yoruma?
Ben bir tarot uzmanının ya da bir astroloji uzmanının, medyaya malolmuş bir kişinin, söylediklerine dikkat etmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir yorum yapıyorsunuz ve kitleleri etkiliyorsunuz. O yüzden böyle çok uç noktalarda yorumların yapılması konusunda, insanların kendi egolarını bir kenara bırakıp, toplumsal sorumluluk duygularını geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ben burada bir siyasetçinin öleceğini bile kağıtlar gösterse, söyleyemem, bu yanlış olur. Bir takım insanlar çıkıp televizyonda bir şeyler söylüyorlar ve insanları kandırıyorlar. Çünkü hiç kimse doğa üstü güçlere sahip değildir.
Müşterilerinizi nasıl bir kesim oluşturuyor?
Kültürlü insanlara hitap ediyorum. Kendini yetiştiremeyenler alınmasın, kendilerini yetiştirsinler. Belki biraz sert oluyorum. Ama iki kişi oturup başkalarını konuşacaklarına bir kitap okusalar, dünyanın dedikodusunu yapsalar, çok daha yararlı olurlar.
Ünlülerden müşterileriniz arasında yer
alanlar da
var mı?
Flash TV’ nin sahibine bakmıştım. Kadir İnanır’a bakacaktım, olmadı sadece sohbet ettik. Ece Erken, Metin Arolat ve Şahsenem’e kadar bir çok ünlüye baktım, sanat dünyasından…
Tarot
bakabilmek için kişinin ne gibi özelliklere
sahip olması gerekir?
Bir tarot uzmanının doğu ve batı dinlerini derin incelemesi, sanat tarihini ve felsefeyi bilmesi gerekir. Okuması ve araştırması gerekir. Sokaktaki insanın bunu yaparım demesi yanlıştır. İşte bu yapıldığı zaman, bir takım insanlar çıkıp ‘Depremler olacak’, ‘Sibel Can’a bu olacak’ şeklinde yorumlar yapıyorlar. Benim medyaya çıkmama sebebimde budur. Ben çıktığım zaman iki defa telefonlar kilitlendi, çok farklısınız diyerek.
SAYFA 9
Alo GİMA ve Sen-Al Markete ilgi büyük…
KDV’yi kaldırdıktan sonra, 50 milyon liranın üzerinde alışveriş eden müşteri sayısında artış olduğunuda gözlemlediklerini söyleyen Pınar, “İnsanların artık aşıveriş alışkanlığı değişti. Sanal marketlerin yanı sıra, “Alo Gima” başlattık. Alışverişlerin artık büyük bölümü telefonla yapılıyor. Her iki kampanyamızda tuttu. Son zamanlarda tüketici yoğun teknoloji kullanıyor. Bunun ekonomik canlanma yönünde çok önemli bir gelişme olduğunu söyleyebilirim”dedi.
28 ilde
toplam
74 mağaza
1956 yılında bir kamu iktisadi teşekkülü olarak kurulan ve Türkiye’nin ilk ulusal süpermarket zinciri olan Gima’nın, 1996 yılında yaygınlık ve çağdaş alışveriş ortamlarına kavuşarak Türkiye’nin önde gelen zincir süpermarketleri arasındaki yerini adığını söyleyen Genel müdür Pınar, yeni uygulamalarında başarıyla devam ettiğini bildirdi. Gima Genel Müdürü Dengiz Pınar konu hakkında şu bilgileri verdi:
“Çok kanallı perakendeciliğin lider şirketi Gima, 28 ilde toplam 74 magaza, sen-al market www.gima.com.tr ve Alo Gima 444 1000 alternatif satış kanallarında hizmet vermektedir.
444 1000’i
aramanız yeterli
Aralık 2001’de faaliyete geçen Alo Gima 444 1000 ile Gima, perakende sektöründe bir ilki gerçekleştirerek telefonla sipariş almaya başlamıştır. 12 ilde teslimat yapan Alo Gima, Sen-Al market te olduğu gibi kapıda kredi kartı ile ödeme avantajı da sunmaktadır.
Süper
avantajlar sunuyorlar
Sadakat kartı SuperCard ile 2000 Kasım’ından bugüne kesintisiz bir sadakat programı uygulayan Gima, müşterilerine tüm satış noktalarında SuperCard’la anında indirim veya Süper puan avantajı sunmaktadır. Tam entegre bir yapı içerisinde müşterilerimiz topladıkları Süper puanları kazandıkları noktaya bakılmaksızın diledikleri tüm satış noktalarında harcayabilmektedirler.
Gima ayrıca Galaxy Card ve Maximum Card sahiplerine 25 milyon ve üzeri alışverişlerde 2 taksit imkanı sunmaktadır. 2 taksit avantajı sen-al market ve Alo Gima’da sadece Galaxy Card ile yapılacak 25 milyon ve üzeri on-line ödemelerde geçerlidir.”
Dentistanbul Beşiktaş’a sponsor
BJK’li sporcuların dişleri de “Dentistanbul Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine” emanet edildi. Beşiktaşlı sporcuların dişleri artık daha sağlam… Beşiktaş’ta geçtiğimiz ay içinde hizmete giren Diş ve Ağız Sağlığı Merkezi çalışmalara hızlı başladı. Karakartallarla bir anlaşma yaptıklarını ve BJK’li sporcularının dişlerinin bundan sonra daha sağlam olacağını belirten Diş Hekimi Mehmet Ali Özer, böylesine büyük ilgi görmek bir hekim olarak bizleri son derece sevindiriyor”dedi. Dentistanbul Yönetim Kurulu Başkanı Dr.Özer, birçok diş ve ağız sağlığı uzmanını tek bir çatı altında topladıklarını ve modern bir binada hizmete başladıklarını söyleyarak konu hakkında özetle şu yeni bilgileri verdi; ” İstanbul’un en önemli semtlerinden biri olan Beşiktaş’ta hizmet vermeye başladık. Türkiye’de bu konuda bir ilki gerçekleştirdik. Bu olay 2002 yılında diş hekimlerine model olacaktır. Çünkü, Dentİstanbul” adını veriğimiz Ağız ve Diş Sağlığı Merkezimizde her türlü tedavi ve ameliyat yapılabiliyor”dedi. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi kuran Dr. Özer, bu sistemin Amerika, Kanada ve İsviçre’de olduğunu, Türkiye’ye gelişinin ise, zaman aldığını kaydederek, “Göz iki tane organ, buna rağmen birkaç yerde modern özel göz merkezleri var. Ağız-diş ve çene hastalıkları ise, tam 42 organı ilgilendiren geniş bir sahayı oluşturuyor. Ancak ne yazık ki ülkemizde bir özel diş merkezi yoktu. Biz bir ilki gerçekleştirdik. Amacımız diş hastaneleri kurmak. Yeni yılda İstanbul’daki merkezimizin dışında, üç büyük ilde daha şube açacağız”dedi.
Tel: 0212 327 40 20
Köyevi’nden doğal tatlar
Beşiktaş’ta Nüzhetiye caddesi üzerinde bulunan Köyevi, köy ürünleri ve spesyal yemekleriyle damak tadına düşkün Beşiktaşlılara doğal lezzetler sunuyor. Özellikle Edremit’te imal edilen, asit oranı düşük, extra sızma zeytinyağı ve farklı zeytin çeşitleriyle beğeni toplayan Köyevi, butik restoran olarak da hizmet veriyor. Her gün en az 15 çeşit tencere yemeği bulunan restoranın etli yaprak dolması ve hünkar beğendi gibi çok talep gören spesyalleri var. Ayrıca her Cumartesi ev mantısı günü yapılıyor. Bunların yanı sıra köyden gelen tarana, bulgur, erişte, un, pekmez, tahin, salça, ev yapımı reçeller, marmelatlar, domates sosları, turşular ve şifalı otlardan hazırlanmış bitki çaylarını da bulabileceğiniz Köyevi, yakın mesafelere paket servis yapabiliyor.
Köyevi’nden fiyatlar
Zeytinyağı (5kg) 35 milyon, Erişte (yarım kg) 2 milyon 7 yüz 50 bin, Tarhana (yarım kg) 2 milyon 2 yüz 50 bin, Karabiber (kg) 15 milyon, Kırmızı pul biber (kg) 6 milyon, 1 porsiyon ev mantısı 3 milyon 5 yüz bin, 1 porsiyon çorba 1 milyon 2 yüz 50 bin, 1porsiyon etli yaprak dolması 3 milyon 2 yüz 50 bin TL.
“Kırk ambar” kırk derde deva
Kırk Ambar, doğadan giderek uzaklaştığımız kent yaşamında, kaliteli baharatlar ve sağlıklı yaşamla ilgili her türlü doğal ürünü bulabileceğiniz bir mekan. Kırk Ambar 1999 yılından beri Beşiktaş Balık pazarı’ndaki Kazan sokakta hizmet veriyor. Mağaza sahibi Bahri Kılıç’ın 24 yıllık tecrübesiyle hazırladığı doğal bitki karışımları ve reçeteler büyük ilgi görüyor. Bu ürünlerden biri de “ilk yardım”. Grip ve enfeksiyonel hastalıklara birebir gelen bu çayı 10 çeşit bitki kökünden oluşuyor. Bahri Kılıç soğuk algınlığı için, iyi balın içine ısırgan tohumu ve arı sütü karıştırılmasını, stres varsa bu karışımın içine polen ilave edilmesini öneriyor. Bu reçete savunma ve sinir sistemini güçlendiriyor, tansiyonu dengeliyor, kansızlığa iyi geliyor, hücreleri yeniliyor, yaşlanmayı geciktiriyor ve performansı artırıyor. Baharattan çay çeşitlerine, tarhanadan bitki yağlarına, banyo ve masaj ürünlerinden ekolojik şaraba kadar geniş bir ürün yelpazesine sahip olan Kırk Ambar, sağlıklı yaşamak isteyen Beşiktaşlıların adresi.
Ne neye iyi geliyor?
Melisa: Yatıştırıyor, migrene ve baş ağrısına iyi geliyor.
Karabaş: Kolestrolü dengeliyor, damar sertliğini ve tıkanıklığını önlüyor.
Akdiken: Kalp rahatsızlıklarına, ritm bozukluğuna ve yüksek tansiyona iyi geliyor.
Yeşil Çay: Yağları çözüyor, zayıflatıyor, selüliti önlüyor, vücudun su tutmasını engelliyor ve metabolizmayı düzenliyor.
Biberiye: Damar sertliğini ve tıkanıklığını engelliyor.
Derde deva reçeteler
Kepeklenme: Kepeklenmeye karşı kullanılan şampuana (200 ml) 15 damla saf lavanta yağı karıştırılır veya susam yağı (100 ml), 10 damla lavanta yağı karıştırılır, masajla uygulanır.
Uyku düzensizliği: Oğulotu (melisa), papatya, gül kurusu, kuşburnu, biberiye, rezene, ıhlamur karışımı çay içilir.
Cilt sağlığı: Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt için, cilt altı yağ dokusunu onarıcı, dengeleyici uçucu yağlar; kırışıklığı önlemek için, kayısı, havuç, buğday, susam ve avakado yağlarından oluşan karışım uygulanır.
Şeker hastalığı: Üvez yaprağı, şimşir yaprağı, zeytin yaprağı, mersin yaprağı, kuşburnu, kuşdili karışımından oluşan çay içilir.
Turşu keyfi
Soydan Turşucusu 70 yıldır Beşiktaş’ın Dıgılbıgıl sokağında turşu sevenlere hizmet veriyor. Şu anda 4. kuşağın işlettiği Soydan Turşucusu’nun kökü aslında yüz yıl öncesine dayanıyor. Kendi imalatları olan turşular Bursa’nın Orhangazi ilçesinde aile büyükleri tarafından yapılıyor. Muz turşusundan karpuz turşusuna, mandalina turşusundan elma turşusuna kadar onlarca turşu çeşidinin bulunmasına rağmen en çok talebi salatalık ve lahana turşusu görüyor. Turşunun iştah açtığını ve acı suyunun boğaz ağrısına birebir geldiğini vurgulayan 4. kuşak Soydanlar, turşu suyundaki başarılarını sirkeye borçlu olduklarını söylüyorlar. Turşunun yanı sıra salamura yaprak, salça, acı biber sosu, sirke, limon suyu gibi ürünler de satan Soydan Turşucusu’nda ayaküstü içmek için bardakta turşu suyu da bulunuyor.
Fiyatlar
Turşu çeşitleri (kg) 3 milyon, Biber salçası (kg) 3 milyon, Yaprak (kg) 3 milyon, 1 bardak turşu suyu 5 yüz bin TL.
SAYFA 10
Akatlar Beşiktaş’ın
Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili, Ankaragücü maçından önce bir konuşma yaptı.
Bilgili, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan 43 bin 391 metrekare arazi üzerine kurulu Akatlar Spor Kompleksi’ni 49 yıllığına kiraladıklarını açıkladı. Öte yandan Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili satışa çıkan hisselerin de tamamının da satıldığını taraftara müjdeledi.
Gürtuna’ya kartal
Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna’ya Akatlar Spor Kompleksi’nin kiralanmasında gösterdiği çaba nedeniyle teşekkür etti. Bilgili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna’ya bir de Kartal heykeli hediye etti. Gürtuna ise yaptığı konuşmada 100 yıllık tarihi şan ve şerefle dolu olan Beşiktaş’ı selamladığını söyledi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna “İnanıyorum ki bu eserlerle Kartal daha da yüksekten uçacaktır” dedi. Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili, aynı törende şirketleşme ve halka arzın gerçekleşmesinde emeği geçenlere, Akatlar Spor Kompleksi’nin Beşiktaş’a kazandırılmasında çaba gösterenlere birer de plaket verdi.
Sandal’dan
yeni marş…
Aynı gün Beşiktaş’ın yeni marşını besteleyen sanatçı Mustafa Sandal’a da Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili teşekkür etti. Beşiktaş Başkanı Serdar Bilgili, Akatlar Spor Kompleksi’nin Beşiktaş’a verilmesinden dolayı büyük mutluluk duyduğunu belirterek sporcuların daha bir heyecanla çalışacaklarına ve yeni sporcular yetişeceğine inandığını söyledi. Başkan Bilgili, yeni Beşiktaş marşıyla taraftarların coşacağını da müjdeledi.
Kent sempozyumu
Sehrin altyapı ve üstyapı inşaası için ürünler ortaya koyan İSTON, “uygar kent, uygar kentli” olgusu içerisinde kent mobilyalarının işlevini bilimsel bir platforma taşıyor. Aynı zamanda kent mobilyaları üreticisi olan İSTON”un Türkiye’de rakipsiz olduğu bildirildi. Öte yandan yapılan açaklamada İston’un uluslararası düzeyde bir marka olma yolunda da emin adımlarla ilerlediği kaydedildi. Fuarlara da ayrı bir önem veren İston, uluslararası fuarlarda gerçekleştirdiği etkinliklerle dış pazar ağını genişlettiğini bildirdi. İSTON, 1-4 Mart 2002 tarihleri arasında Yunanistan’da gerçekleşen Kent Mobilyaları Fuarı’nda ürünlerini sergileyeceği öğrenildi.
Uluslararası kent mobilyaları sergisi düzenleniyor
İSTON’un ilkini Mayıs 2001 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirdiği “I. Uluslararası Kent Mobilyaları Sempozyumu”nda, ülkemizde ilk kez kent, kentli ve kent mobilyaları kavramları uluslararası
ölçekte ele
alınmış ve değişik uzmanların bakış açısıyla değerlendirilmişti. Verimli sonuçların elde edildiği bu sempozyumun ikincisini 2002 Ekim ayında düzenleneceği açıklandı.
İston Genel Müdürü Mehmet Dündar konu hakkında şunları söyledi;
“Birincisinde kent mekanları ile kent mobilyaları tasarımında odaklanan bir deneyim paylaşıldığı sempozyumda, bu kez ana tema, “tarihi kentler” üzerine yoğunlacak. Böylelikle tarihi kentlerin her türlü yapısal ve kültürel özelliklerini koruma düşüncesinin ayrıntalarıyla değerlendirilmesi hedefleniyor. Bu sempozyum ile tarihi kentlerin ortak kullanım alanlarındaki her türlü kent mobilyaları uygulamaları ve kentin özelliklerinin fiziksel ve ruhsal anlamda korunarak yenileştirme faaliyetleri için yeni yaklaşımlar sergilenmesi amaçlanıyor. Sempozyumdaki bildiriler çok sayıda yabancı bilim adamının da aralarında bulunduğu akademisyenlerin oluşturuduğu bilim kurulu tarafından değerlendirilecek. Bilim Kurulu tarafından sempozyumda işlenecek konular ana hatlarıyla; ‘Kentsel Mekan ve Kent Mobilyaları, Kent Mobilyaları Ve İnsan, Kent Mobilyaları ve Ürün, Kent Mobilyaları ve Üretim İlişkileri, Kent Mobilyalarında Yönetim ve Organizasyon İlişkileri’ olarak belirlendi”
23-24-25 Ekim 2002 tarihleri arasında Harbiye Askeri Müze’de gerçekleşecek olan sempozyumda ayrıca uluslararası düzeyde bir “Kent Mobilyaları Sergi”si düzenleneceği ve böylelikle bir kez daha üretici, uygulayıcı, kullanıcı ve akademisyenlerin yaklaşımlarının bir arada sergilendiği bir platform oluşturulacağının da altı çizildi.
Özel ekipler geliyor
İgdaş Genel Müdürü Süreyya Polat 2002 yılında en büyük projelerinden birinin gaz okulu açmak olduğunu söyledi. İgdaş Genel Müdürü Süreyya Polat açılacak olan gaz okulunda bir dizi eğitim verileceğini ve su eğitimde vatandaşların aydınlatılması konusunda yararlı olacağını bildirdi. İgdaş Genel Müdürü Süreyya Polat gaz okulunun açılması ve verilecek eğitimler sonrası yetiştirilen elamanların vatandaşları evlerinde bilgilendirileceğini söyledi.
Uygulamalı bilgi verilecek
İgdaş Genel Müdürü Süreyya Polat ın konu hakkında şu bilgileri verdi;
“Doğalgazın kullanımına bazı yönleriyle dikkat etmek gerekir. Isının daha verimli kullanılması ve kaçakların önlenmesi kullanıcı acısından çok önemlidir. Bu nedenle İgdaş elamanları evlerdeki gazın daha ekonomik kullanmasını temin edecek, yalıtım konusunda, cihazların kullanılması konusunda, radyatörler konusunda, tesisat konusunda yerinde bilgilendirme yapaklar. Uygulamaları olarak gösterimde bulunacaklar. Hata veye yanlış uygulamaları yerinde gidereceklerdir.Bu çalışmalar sonucu ısıdan daha çok yararlanacak, maddi acıdanda kayıba son verileceğini düşünüyoruz”
Ücretsiz hizmet…
Özel bir ekip kurulacak çalışmalara kısa zamanda başlanacağını kaydeden İgdaş Genel Müdürü Süreyya Polat” İsteyen, sorunu olan bize ulaşacak, eleman isteyecek. Bunun için özel bir ekip kuruyoruz. Bu ekibin hepsi işinin uzmanı ve eğitimli arkadaşlardan oluşacak. Önemli bir noktada yapılacak çalışma için hiçbir ücret talep etmeyeceğiz.”
Atağa Kalktılar
Hamidiye Genel Müdürü Arif Dağlar 2002 yılında önceliklerimizi yeniden belirledik, kategorize ettik. Kategorize ettiğimiz önceliklerimiz içinde dış ilişkileri de ihracatı da özellikle ilgilenmemiz gereken öncelikler olarak ön plana çıkardık” dedi.
İhraacata kısa süre içinde ağırlık vereceklerinin altını çizen Hamidiye Genel Müdürü Arif Dağlar konu hakkında şunları söyledi;
İhraacat için yaptığımız temaslarda ışık gördük. Mesela Dubai pazarını, Orta Doğu pazarını çok önemsiyoruz. Biz mal göndermeye başladık. Dünyaya açıldığınız zaman iş değişiyor. Yani karşınızda artık global pazarın devleri karşınıza çıkıyor, rakipler çıkıyor. Ama inatla bu pazara girmek lazım ve bunun takipçisi olmak gerekir. Aslında Dubai’de bütün Orta Doğu ve Uzak Doğu’nun köprü konumunda müthiş bir potansiyel var. Onun için dış pazarı çok önemsiyoruz. 2002 yılında arkadaşlar özellikle bunun üzerinde çalışıyorlar. Birçok görüşmeler devam ediyor. Bunu bir protokole bağlamak, kalıcı kılmak lazım”
Hamidiye A.Ş Genel Müdürü Arif Dağlar daha sonra konu hakkında şu bilgileri verdi,
“Biz bu pazara sınırlı bir standartta ve bir ürünle giriyoruz. Ambalajlı su sektöründe bizim standardı belirlemediğimiz bir standart oluşmuş. Bu standart 0.5 – 1,5 veya 5 litre. Bu standardı biz belirlemedik. Bunu su sektöründe faaliyet gösteren ve ambalajlı su sektörünü ilk düşünen, ve bu sektöre ilk kez yatırım yapan uluslararası yabancı şirketler, düşünmüş. Bizde ambalajlı su yokken batıda bu standart gelişti.
Biz onların hiç düşünmediği bir standartla pazara giriyoruz. Biz, “benim içtiğim suyu bir başkası içmemeli ve tüketebildiğin kadar bir suyu o standartta üretmelisin” diye düşünüyoruz. Bu dış pazara gittiğimiz zaman bize hemen soruluyor ‘bu nereden çıktı 180 – 250, 1.5 – 0.5 yok mu?’ deniliyor. Bu ilk defa, dünya pazarında böyle bir su yok diye şaşırıyorlar. Bu bir değişimdir. Bu standardı kabul ettirmeye çalışıyoruz. İlk planda alışılmışın dışına çıkmak kolay olmuyor, alışılmışı değiştirmek çok zor. Böyle güçlüklerimiz var. Biz ısrar ediyoruz ve zannediyorum ki, bu standart tutacak. Bunun sıkıntılarını yaşıyoruz ama gelecekte çok iyi netice alacağımıza inanıyoruz. Böyle bir ümidimiz var. Coca Cola dünya pazarına tek standardı ile çıktı. Şu anda dünya devi….”
SAYFA 11
Renkli önlem!
İstanbul’da binaların depreme karşı direnci üç ayrı renkle belirlenecek
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Marmara’yı bekleyen olası depremde can ve mal kaybını en aza indirmek için yeni bir yöntem geliştirdi. Kentteki binaları sağlamlık yönünden denetleyecek olan belediye, yapılara ‘yeşil’, ‘sarı’, ‘kırmızı’ renklere ayırıp, kart verecek. ‘Katil’ olarak adlandırılan kırmızı kartlı binalar yıkılacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kurduğu Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), kentteki bütün binaların depreme karşı dayanıklılığını belirleyecek. Sağlam binaların sahiplerine ‘yeşil’, desteklenmesi gerekenlere ‘sarı’, yıkılması gerekenlere de ‘kırmızı’ kart verilecek. Koordinasyon merkezi yetkilileri, bu bilgileri İstanbul haritası üzerine işleyecek. Böylelikle hangi bölgede hangi binaların sağlam ya da yıkılacak durumda olduğu kolaylıkla görülecek. Kırmızı kart alan binalar, büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile İstanbul Valiliği’nin ortak çalışmasıyla yıkılacak. Yetkililer, şehirde bir milyon yapı stoku bulunduğunu ifade etti.
Çürük eve kredi
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna ise kentin, olası bir depremi en az kayıpla atlatabilmesi için çalıştıklarını söyledi. Bu amaçla takviye projesi hazırladıklarını kaydeden Gürtuna, “Amacımız bu binaların hasar görse de ayakta kalmasını sağlamak. Bu projeyi gerçekleştirmek için kredi imkanlarını araştırıyoruz. Çeşitli finans çevreleriyle görüşmelerimiz var. İlk etapta 500-600 milyon dolar kredi sağlamayı hedefliyoruz. Bu para evini depreme karşı güçlendirmek isteyenlere 20-30 yıl vadeyle verilecek” dedi.
İstanbul evleniyor!..
Önümüzdeki aydan sonra Kiptaş’ın daha yoğun bir faaliyete gireceği açıklandı. Öte yandan, Aydost ve Başakşehir evlerinde faaliyetlerin dahada arttığına dikkat çekildi.
“Türkiye’de inşaat sektöründe faaliyet gösteren Kiptaş, yüklendiği misyonun bilincinde, İstanbul halkına hizmet etmeye devam etmektedir. Bizler İstanbul’a 50.000 konut sloganıyla yola çıktık ve İstanbul bizim için bir sevdadır. Onu güzelleştirmek, yaşanılır bir kent haline getirmek için özveriyle, zamana bağlı kalmadan çalışıyoruz. 1995”en bu yana Kiptaş, İstanbul halkına 15.300’ü Avrupa, 4.248’i de Anadolu Yakası’nda olmak üzere toplam 20.000 konut hediye etmiştir.”diyen Kiptaş Genel Müdürü İsmet Yıldırım amacımız herkesi ev sahibi etmektir”şeklinde konuştu.
Kiptaş Genel Müdürü İsmet Yıldırım, çalışmaların yeni projeler ve devam eden inşaatlar üzerinde yoğunlaşacağını söyleyerek, “örneğin Pendik Aydost evlerine İstanbul’un birçok bölgesinde yoğun talep bulunmaktadır. Bu proje Kiptaş bünyesinde uygulamaya konulan 14. projedir. Pendik Aydos Projesi ile İstanbulluları ev sahibi yapmaya gayret ediyoruz. Bu bölgede yaklaşık 1000 adet Konut, 300 Adet Villa inşasına başlanmıştır”dedi.
Kiptaş tarafından konu hakkında yapılan açıklama ise, şöyle;
“Pendik Aydos Evleri projesinde 87, 112, 124 ve 139 m2’lik radye jeneral temel ve tünel kalıp sistemiyle 8 Katlı konutlar yapıyoruz. Fiyatlarımız metrekarelere göre 25 ile 49 milyar arasında değişmektedir. Ayrıca her gelir grubuna hitap edecek şekilde ödeme planlarımız mevcuttur. Ödemelerde 12 aydan 48 aya kadar vadeli seçeneklerimiz vardır ve KİPTAŞ’ın prestij projelerinden biridir. İstanbul gibi hızla gelişmekte olan şehirlerde çağdaş standartlara uygun konutlara çok az rastlanmaktadır. Gecekondu bölgelerine hızlı ve kaliteli konut yaparak İstanbul’un gelişmesine katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Ayrıca artan konut açığını ve talebini dikkate alarak İstanbulluların hak ettikleri yaşam standardına uygun yaşam alanları kurmak bizim misyonumuzdur.”
Bilgi transfer edecekler
İsfalt Genel Müdürü Hasan Arpacı teknoloji ve bilgi konusunda İsfaltın önemli yol aldığını belirterek, “İstanbul dışında dahi bu işi yapan herkese ders verecek duruma geldik. İstek halinde ücretsiz olarak bilgi ve teknoloji transfer edebiliriz”dedi.
İsfalt Genel Müdürü Hasan Arpacı konu hakkında şunları söyledi;
“İstanbul’da baca kapaklarıyla ilgili teknolojinin aktarımından tutunda, Türkiye’ye yerleşmesinden, dolayısıyla sonuçların alınmasına kadar çok büyük katkılarımız bulundu. Biz genelde bilgi üreten, bilgi satan, topluma bilgi aktaran bir şirket stratejisi çiziyoruz. Büyükşehir Belediyesi ile İSKİ’ye de bu konuda müracaat ettiklerini söyleyen Arpacı daha sonra şöyle konuştu;
“Bizim bu konuda büyük tecrübelerimiz var, edindiğimiz tecrübeler, bilgiler var.” 2002 yılı içerisinde Almanya’dan Buderus firmasını buraya getirdik. Tüm belediyelerdeki bu konuyla iştigal eden arkadaşları İSFALT’a topladık. Geniş çaplı bir eğitim verdik. Baca kapağı nedir? Baca kapağı nasıl yapılır? Baca kapağı nasıl üretilir? Uygulaması nasıl yapılır? Toplumda bu işin toplum psikolojisine aksediş yönü nedir? Ayrıca 2001 yılı içerisinde Avrupa’da kullanılan bütün baca kapaklarının örneklerini ithal ettik. İtalya’da Almanya’da Fransa’da sorunlar nasıl çözülmüş, araştırdık. Türkiye’ye yönelik geniş kapsamlı bir eğitim verdik. Arkasından tüm bu bilgilerin derlenmesi, toparlanması tecrübelerin kağıda aktarılmasının arkasından bunu pekiştirmek istedik. Sonuçta hem Türkiye’miz için hem İstanbul’umuz için bir baca kapağı şartnamesi hazırladık, yetkililere takdim ettik. Yıllar boyu sadece kara düzen baca kapağı üretilip sokaklara konan sistemi ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Dolayısıyla şundan eminiz ki kaliteye yönelik sorunların %70’ini çözülmüş kabul ediyoruz”
Arpacı sözlerine şöyle son verdi;
“Sonuç olarak şunu söyleyebilirim. Gerçekten sokaklara baktığınız zaman Türkiye’mize yönelik İSFALT’ın yurtdışından transfer ettiği gerek aplikasyon aşaması, gerek üretim aşamasında, gerek dizayn aşamasında gerek mekanizasyon aşamasında tüm bilgilerini başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere diğer belediyelere, ilçe belediyelere hatta Ankara Belediyesine, İzmir Belediyesine, bütün belediyelere aktaran bir kurum haline geldi”
Cezaevlerine kitap gönderin
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ferzan Çitici, cezaevlerinde bulunan 3 bine yakın tutuklunun boş zamanlarını değerlendirmek için mevcut kitapların yeterli olmadığına dikkati çekti. Çitici, ihtiyacın giderilmesi için kitap kampanyası başlatıldığını bildirdi. Çitici, yayınevlerine gönderdiği yazıda kitap kampanyası ile ilgili bilgi verdi. Çitici, yayınevlerinden destek istedi.
Türkiye’yi İstanbul sırtladı
Türkiye’deki 81 ilden sadece 10’u kendi kendine yetiyor. 71 ilin bütçeleri ise büyük boyutlarda açık veriyor. Kamu Hesapları Bültenine göre, 2001’de devlet, sadece 10 il için yaptığı yatırımı fazlasıyla geri aldı. Geçen yıl, Türk ekonomisini sırtlanan iller de İstanbul, Ankara, İzmir ve Kocaeli oldu.
2001’de 51 katrilyon 812 trilyon 542 milyar olarak gerçekleşen bütçe gelirlerinin 17 katrilyon 100 trilyon 48 milyar liralık bölümünü İstanbul karşıladı. 71 il içinde bütçesi en fazla açık veren il Hakkari oldu.
Gecekonduya su yok!
Geçen ay TBMM’den çıkan yasa ile de kullanma izni verilmeyen, ancak yol, su, kanalizasyon, doğalgaz gibi hizmetlerden birinin belediye-lerce götürüldüğünün belgelenmesi durumunda, “fenni gereklerin yerine getirilmiş olması” ve altı ay içinde başvurulması halinde halinde bu yerlere geçici elektrik veya telefon bağlanabileceği hükme bağlanmıştı. Yerel Yönetimler Yasası’nın hükümetten gelen şeklinde yer almayan, ancak TBMM İçişleri Alt Komisyon’da eklenen madde yasalaşırsa, bu durumda bugüne kadar yapılanlar bu haktan yararlanacak, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki kaçak yapılara yol, su, elektrik, kanalizasyon ve diğer altyapı hizmeti götürenler ise cezalandırılacak.
SAYFA 12
Türkce’nin tadını kacırdılar
Beşiktaş, Etiler, Levent, Bebek, Arnavutköy ve Kuruçeşme’de yapılan araştırmada yabancı dilde yazılan tabelaların gitgide arttığı tespit edildi. İşyeri ve dükkanlardaki yabancı isim furyası gittikçe yayılırken,tabelelarda yarı yabancı dil yarı Türkçe ibarelerinde birarada yer alması şaşkınlık yaratıyor. Dilimizdeki yabancılaşma gün geçtikçe arttığına dikkat çeken semt sakinleri bunun biran önce kontrol altına alınması gerektiğini bildirdiler. “Yabancı kelimeleri öyle çabuk benimsedik ki dildeki kirlenmenin farkına bile varmıyoruz. Dildeki kirlenmenin en belirgin örneğine sokaklarda rastlıyoruz”diyen semt sakinleri yetkililerin bu konuda çalışma başlatmasının uygun olacağını vurguluyorlar.
Prof. DR. Şükrü
H. Akalın Gazete BEŞİKTAŞ’a özel konuştu
Konu hakkında Gazete BEŞİKTAŞ’a bir açıklama yapan Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü H. Akalın “Türkçedeki yabancı öğelerin artmasından, kitle iletişim araçlarında Türkçe’nin bozuk ve kulak tırmalayıcı bir biçimde kullanılmasından bizler de rahatsızız. Dildeki yabancılaşmanın bir başka boyutu, işyerlerine yabancı adlar verilmesidir” dedi. Prof. Dr. Akalın şunları söyledi:
Dildeki
yabancılaşma
rahatsızlık verici boyutlara geldi
“Türkçedeki yabancı öğelerin artmasından, kitle iletişim araçlarında Türkçe’nin bozuk ve kulak tırmalayıcı bir biçimde kullanılmasından bizler de rahatsızız. Dildeki yabancılaşmanın bir başka boyutu, işyerlerine yabancı adlar verilmesi. Bu eğilim ne yazık ki gittikçe yaygınlaştı ve sokaklarımızın, caddelerimizin görüntülerini bozdu. Sokaklarımız bize tanıdık gelmiyor artık… Rainbow Kasabı, Groseri Market, Coiffeur Angle gibi sizin de sokaklarımızda, caddelerimizde göreceğiniz yüzlerce ad, yabancılaşmanın, kendini inkârın örnekleridir. Bir kasabın dükkânına rainbow adını vermesi kadar gülünç, gülünç olduğu kadar da düşündürücü başka bir şey yoktur. Dikkat edersiniz, bu söylediklerim, yabancı firmaların temsilciliğini yapanlar, bayii olanlar için değildir. Ancak, bu akımın özellikle yabancı firmaların temsilcilikleriyle başladığını da belirtmem gerekir.
Son zamanlarda Türk imlâsı yerine yabancı imlâsıyla yazma eğilimi de dikkat çekiyor: Efendy, Hotel Taxim, Eskidji, Laila gibi işyeri adları, Osmanlı devletinin son günlerindeki işgal dönemi İstanbul’unu anımsatıyor.
Bunları önlemenin yolu, öncelikle toplumda Türkçe bilincinin uyandırılmasından geçmektedir. Ancak, özellikle işyeri adlarındaki yabancılaşma karşısında yerel yönetimler etkili olabilir. İşyeri açılışı için ruhsat başvurusu sırasında, işyerine yabancı ad vermek isteyenlere belediyeler izin vermeyebilir. Türk Dil Kurumu olarak, bu konuda daha kalıcı ve etkili bir yasal düzenleme için girişimde de bulunduk.”
yabancı dillerin
etkisinden
kurtulmalıyız
Akalın sözlerine şöyle sürdürdü; “Türkçedeki yabancılaşmaya karşı Türk Dil Kurumu öteden beri çalışmalar yapmaktadır. Türkçeye girmekte olan yabancı sözlere karşılıklar bulma çalışması bunların başında gelmektedir. Türk Dil Kurumu, Atatürk’ün “Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır” sözünü kendisine ilke edinerek, dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmanın uğraşını veriyor. Kurumumuzun Terim Bilim ve Uygulama Kolu’ndaki uzmanlarımız sürekli olarak yaptıkları çalışmalarla dilimize girmek üzere olan yabancı sözleri derlemekte, anlamlarını ve geçtikleri cümleleri fişleyerek komisyonumuza getirmektedir. Yabancı Kelimelere Karşılık Bulma Komisyonu’nda bu sözler değerlendirilmekte, Türkçenin öz kaynaklarından yararlanarak yabancı sözlere karşılıklar önerilmektedir. Önerilen bu sözler kamuoyuna, basın, radyo ve televizyon kuruluşlarına duyurulmaktadır. Bu karşılıklara birkaç örnek verelim: Fac-similé için belgegeçer, onun kısaltılmış şekli olan faks için ise belgeç; promosyon için özendirme; viyadük için köprü yol; reyting için değerlendirme; rantiye için getirimci; anchorman karşılığında ana haber sunucusu; arboretum karşılığında ağaç parkı; avans karşılığında öndelik; check-in karşılığında giriş işlemi; boarding card için uçuş kartı vb…
Bu sözler kitap haline de getirilmiştir. Yabancı Kelimelere Karşılıklar adındaki kitabın birinci cildi 1995’te, ikinci cildi ise 1998’de yayımlandı. Bu kitapların yayımlanmasından sonra önerilen karşılıklarla birlikte yeni baskısı mart ayı içerisinde yapılacaktır. Ancak önemli olan, bu sözlerin kamuoyunca benimsenmesi, dilimizin söz varlığı içerisine girmesidir. Bu da, bu sözlerin kitle iletişim araçlarında ve gazetecilerin yazılarında kullanmasıyla mümkün olacaktır.
Dilin söz varlığının zenginleştirilmesi, bütün bilim dallarında öğrenim ve araştırmanın sürdürülmesi için dile terimlerin kazandırılması, dildeki gereksiz yabancı öğelerin ayıklanması gereklidir. Bunlar yapıldığında dilde iyileştirme, daha doğru bir söyleyişle, gelişme, zenginleşme yaşanır.
Bilimde, teknolojide yaşanan gelişmeler dile de yansır. Yeni kavramlara, yeni ürünlere dilimizin kaynaklarından yararlanarak karşılık bulmamız gerekir. Türkçe söz köklerinden işlek eklerle yapılan yeni türetmelerle dilin söz varlığı zenginleştirildiği gibi, aynı yolla dile kazandırılacak terimlerle Türkçenin bilim dili olarak gelişmesine katkıda bulunmuş olacağız. Bu yapılmadığı taktirde yabancı sözler, yabancı terimler dile girer. Dildeki gereksiz yabancı öğelerin ayıklanması da gereklidir. Birer özenti alıntısı niteliğinde olan show, konsensus, transformasyon, efor gibi sözler Türkçede karşılıkları olmasına rağmen kullanılmaktadır. Öncelikle bu özenti alıntılarının ayıklanması gerekir. Üstelik bazı alıntı sözler, dildeki birkaç sözün yerine kullanılmakta, dilde yoksullaşmaya yol açılmaktadır. Türkçede değişim, dönüşüm, kabuk değiştirme gibi ince anlam özelliklerine sahip sözlerimiz varken bunların yerine kullanılan tranformasyon dilde yabancılaşmanın yanı sıra söz varlığında yoksullaşmaya da yol açıyor. Üstelik bu sözü kimileri transformeyşın, kimileri de transformasyon diye söyleyerek ayrılıklar da yaratıyorlar.
Dili bekleyen tehlikelere dikkat etmek gerek
Türkçenin şu andaki en önemli sorunu, dildeki yabancı öğelerin artmasıdır. Her dilde yabancı kökenli söz vardır. Hiçbir dil saf değildir. Türkçe de pek çok dile söz vermiş, pek çok dilden söz almıştır. Dildeki yabancı sözlerin bir ölçüsü olmalıdır. Bu ölçü dilin kimliğini bozacak derecede olmamalıdır. Dil gerek duyduğu sözleri, karşılık bulunmaması durumunda yabancı dillerden aynen veya ses değişikliğine uğratarak alır.
En kötüsü dilin söz dizimi özelliklerinin yabancılaşması, yabancı eklerin dile girmesi, dilin mantığına aykırı kullanışların yaygınlaşmasıdır. Türkçede çokluk eki +lar, +ler varken, İngilizcedeki çokluk eki ‘s’nin kullanılması, Türkçede +nın, +nin eki varken İngilizcedeki ‘s ekinin kullanılması, üzerinde dikkatle durulması gereken konudur. İnternette gördüğüm bir ağ sayfasının adresinde ‘okuls’ sözü vardı. Sayfanın hazırlayıcısına bu sözdeki s’nin anlamını sorduğumda bana verdiği yanıtta, sözün okullar anlamına geldiğini ve İngilizcedeki çokluk ekini ilgi çeksin diye kullandıklarını söylüyordu. Türkçede ‘article’ olmamasına rağmen, bir otelin adında ‘the’ biçimini kullanması dile yabancı sözlerin girmesinden daha tehlikelidir.
Yabancı kelimeler bilinçsizce kullanılıyor
Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir söz akını olduğu gerçektir. Sözlerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulunan ve yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte getirdi: air-conditioner, disket, faks, kamera, kompakt disk, monitör, printer, radyo, televizyon, tubeless, video, walkman… Dilimizin doğal gelişmesi içerisinde bu aletlerin çok az bir kısmına karşılık bulunabilmişti: buzdolabı, bilgisayar, derin dondurucu vb… Buna karşılık yabancı kaynaklı sözlerin dilimize girişi her geçen gün biraz daha artıyordu. Yeni bulunan ve üretilen aletlerin adları girmekle kalmadı, bu aletlerin çeşitli özellikleri, parçaları, kullanıcıları ile ilgili sözler de dilimize girmeye başladı, hatta bu sözlerden fiiller türetildi: air-conditoned araba, kaset, diskjokey (kısaltılması de je olarak değil, İngilizcedeki biçimiyle söylendi: dicey), videojokey (ve je değil, vicey biçiminde söylendi), fakslamak, hardware, software, zapping, zaplamak, zoomlamak… Kısa bir süre içerisinde yabancı kaynaklı söz kullanmak bir özenti halini aldı. Günlük hayatta, çarşıda, pazarda, radyoda, televizyonda, basında, okulda, sporda kısacası her yerde yabancı kaynaklı sözler artık bilinçsizce kullanılır oldu.
Bu olumsuz duruma karşılık, daha önce söylediğim gibi toplumda Türkçe bilincini uyandırmak ve canlı tutmak zorundayız.
İngilizceden olumsuz etkileniyoruz
Türkçemiz özellikle İngilizceden olumsuz olarak etkileniyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan ve İngiliz kültürleri bütün dünya dillerini etkilemeye başlamıştı. Türkiye’de İngilizce ile öğretime başlandığı 1950’lerde Anglo-Sakson kültürünün yoğun etkisi de kendisini hissettirdi. İngilizce sadece Türkçeyi değil, başka dilleri de etkiliyordu. Fransızlar dillerini korumak amacıyla yasa bile çıkardılar. Yabancı dil öğrenme düşüncesi, zamanla yabancı dille öğretime dönüştü ve yaygınlaştı. Çocuklarımız bir değil birkaç yabancı dil bilsinler istiyoruz. Ama yabancı dille öğretim, yanlış bir yol. Yabancı dili yabancı dil dersinde öğretelim. Matematiği, fiziği, kimyayı gençlerimiz ana dillerinde Türkçe olarak öğrensin.
Türkçe’den yeterince yararlanamıyoruz
Ne yazık ki Türkçeden yeterince yararlanamıyoruz. Türk Dil Kurumunun hazırladığı Türkçe Sözlük’ün son baskısında madde başı olarak 75.000 söz var. Bu söz varlığından yeterince yararlanmıyoruz. Her toplumda gündelik hayatta kullanılan söz sayısı, o dilin genel söz varlığına göre düşüktür. Ancak, yapılan araştırmalara göre Türkiye’de bu oran çok daha düşük. Sokaktaki insanın söz varlığı elbette onun dünyasına göre olacaktır. Ama kitle iletişim araçlarının söz varlığı daha geniş olmalıdır.”

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*