SAYI 40

SAYI:40, TEMMUZ 2003

BİRİNCİ SAYFA

BOMBALAR PATLADI

Kartal 100. yıla yakışır bir çaba içinde transfer bombalarını arka arkaya patlattı. Beşiktaş bu yıl daha da başarılı olmak için yepyeni transferler yaptı, yapmaya da devam ediyor. Bir yıl boyunca sahada ter döken siyah beyazlı ekip, geçen ay da transfer piyasasını allak bullak etti. Transfer sezonuna hızlı giren ve rakiplerinin de talip olduğu futbolcuları siyah-beyazlı renklere bağlayan Beşiktaş yönetimi taraftarın yüreğine su serpti. Önce Altaylı Sinan, ardından Gençlerbirliği’nden Okan ve Ahmed Hassan daha sonra Galatasaray’dan Emre Aşık, Çanakkale Dardanel’den Gökhan ve de Adanaspordan Ümit’e imza attıran Kartal, kaleci Cordoba’nın da takımda kalmasını sağlayarak hem Süper Lig, hem de Şampiyonlar Ligi’nde iddialı olacağının mesajlarını verdi. Diğer yandan Kaptan Tayfur’un da imza atması taraftarı memnun etti. Siyah Beyazlıların transferi kapatmadıkları ve yeni bombaları önümüzdeki günlerde art arda patlatacakları öğrenildi.
TRANSFER HABERLERİ VE TARAFTAR GÖRÜŞLERİ SAYFA 14-12-11’DE

Yıldız yağmuru

Sanatçılar büstleri, heykelleri ve el izleri parkıyla Etiler Akatlar’da hizmete açılan bir parkta ölümsüzleştiler. 250 sanatçının ölümsüzleştiği parkta Adile Naşit, Mimar Sinan, Abidin Dino, Safiye Ayla, Muhsin Ertuğrul, İlhan Koman ve Orhan Kemal’in rölyefleri, Sadri Alışık, Zeki Müren, Kemal Sunal, Bedia Muvahhit, İbrahim Çallı, Kuzgun Acar, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Şükran Güngör, Zühtü Müritoğlu, Barış Manço, Yahya Kemal Beyatlı, Halide Edip Adıvar, Sedat Hakkı Eldem, Emin Onat’ın büstleri, Adnan Şenses, Gönül Yazar, Muazzez Ersoy, Orhan Gencebay, Nükhet Duru, Muazzez Abacı’nın el izleri bulunuyor.
SAYFA 3’TE

Serdar Bilgili: ‘Takip ediyorum’

Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili, Gazete BEŞİKTAŞ’ı sürekli olarak okuduğunu belirtti.
SAYFA 12’DE

‘Futbol hayattır’

Reha Muhtar’la spor üzerine konuştuk. Muhtar, birbirinden ilginç konulara parmak bastı.
HABERİ 16’DA

Press Bey, Muhlis Bey ve Güllü’nün yaratıcısı ünlü karikatürist Latif Demirci:
‘Galatasaray’ın önünü temizledik’

Yaklaşık 30 yıldır karikatür çizen Latif Demirci ile bir akşam üstü Beşiktaş’ta söyleştik. 1997 yılından bu yana Hürriyet okurları için çizen Demirci ile çizgi dünyasından kara kartalların dünyasına uzandık.
SAYFA 5’TE

Zeki’den kartallı mayo

Mayo denince akla ilk gelen marka olan Zeki, bu yıl da tasarımlarıyla plajlarda fırtına gibi eseceğe benziyor. Zeki’nin Kartal desenli mayoları ise bu yıl oldukça büyük ilgi görüyor.
SAYFA 9’DA

Ne köprüymüş!..

Arnavutköy’deki protestolar nihayet sonuç verdi. 3. köprü gündemden düşüp tüp geçit projesi yeniden yüksek sesle tartışılmaya başlandı.
SAYFA 4’TE

İKİNCİ SAYFA

Okuyucu Mektupları

YOLLAR SATICI DOLDU: Gayrettepe girişinden, Barbaros Bulvarının sonuna kadar tüm yollarda satıcı kaynıyor. Bu bölgedeki inşaattan yararlanan onlarca satıcı duran araçları rahatsız ediyor. Yetkililerin bu kişileri denetlemesini istiyoruz. Camları açmaya çekiniyoruz. Adamların elleri kolları aracın içinde, laftan anlamıyorlar. İlgilenecek kişi yok mu?
Sabiha Kerem Atabey
SİNYALİZASYON GEREKLİ: Nispetiye Caddesinden (Koç Köprüsü yanından) Ahmet Adnan Saygun Caddesine sapıldığında Belediye Sitesinin önünden Akmerkez’e yaya olarak geçmek gerçekten çok zor. Hele ki yaşlı, hasta ve de çocuklu kişileri de düşünecek olursanız durumun hassasiyeti daha çok anlaşılacaktır. Eğer hava yağmurlu ise hemen hemen imkansızdır. Araç sürücüleri asla yol vermemekte bilakis sürat yapmaktadırlar. Buraya ihtiyaç halinde trafiği durduracak düğmeli bir trafik ışığı acilen konulmalıdır.
Taner Erol
PARKLARI DENETLEYİN: Park yapmak iyi güzelde bu parkları kontrolde etmek gerekiyor. Bugün birçok parkta insanlar ben yeşil alanlarda çimler üzerinde mangal dahi yakıyor. Bu parkların birer görevlisi olmalı ve bu tür hareket edenleri uyarmalıdır. Örneğin 4.Leventteki Köşk taksi yayındaki park Cumartesi Pazar piknik alanına dönüyor. Şimdi buraya birde sporcular parkı yapılıyor. Denetim olmazsa bu bölge elden gidebilir.
Zeynel Koru

Yazın Yayınlayalım

Ölüm tehlikesi var
Mahallemizde her hangi bir elektrik sorunu yok. Yazın gelmesi ile birlikte artma beklediğimiz çöp sorunu mahallemizde yaşanmamaktadır. Abbasağa Mahallesi Parkı’nın ihalesi söz konusuydu, başlanmadı. Temizlik konusunda bir sıkıntımız yok. Sokaklarımız ile ilgili, Gazino Sokağı rampalı, kayma yapıyor. Bir yıldan beri tarama yapılmasını bekliyoruz ancak henüz bir gelişme olmadı. Acilen çözüm getirilmesini bekliyoruz. Rampanın kayma yapmasından dolayı ne yazık ki, bir vatandaşımız bitkisel hayatta…
Abbasağa Mahallesi Muhtarı
Yüksel Ağat

Hala ulaşım sorunu yaşıyoruz
Mahallemizdeki ulaşım sorunu bir türlü çözülemedi. Ulus Mahallesi-Taksim (U-59) 25 yıllık hattımız kaldırıldı, tek otobüse düşürüldü. Sabah 07.50’de kalkan araç kimsenin işini görmüyor. İ.E.T.T yetkilileri, hareket şefleri geliyor, çözüm yok. Neredeyse bir saat vatandaş otobüs beklemek zorunda kalıyor. Elektrik kablolarımız hala yer üstünde.
Ambarlıdere Mahallesi Muhtarı
Kadir Gedik

Parkımıza Kavuştuk
Oyak sitesine yapılan park çok güzel oldu, çok mutluyuz. Bunun yanı sıra Sporcular Parkı yapılıyor. Park gibi yeşil alanların çoğalması hem bizim için hem de çocuklarımız için çok güzel bir durum. Çevre düzenleme çalışmalarından ise büyük bir memnuniyet duymaktayız. Oyak’taki düzenlemeler, 30 seneden beri isteniyordu. Parkın yapılması ile birlikte apartman dairelerinin değerleri de yükselmiş oldu.
Konaklar Mahallesi Muhtarı
Oya Çolpan

Asfaltlama yapılmasını istiyoruz
Mahallemizde asfaltlama sorunumuz var. Yollardaki gedikler, çukurlar mutlaka kapatılmalı. Muhtarlık hizmet ofisimiz de henüz yapılamadı. Bazı sitelerimizde sokak lambalarımız yanmıyor, bu durumu belediyeye ve elektrik idaresine bildirdik. Çözüme kavuşturulmasını bekliyoruz. Bir çok yerde olduğu gibi biz de katı atık sorunumuzun çözülmesini istiyoruz. Daha ciddi boyutlara varmadan önlem alınması yerinde olacaktır.
Levazım Mahallesi Muhtarı
Ziya Uygur

Tüketici Köşesi

ÜCRET ALINDI, SONRA DEĞİŞTİRİLDİ: Televizyon ekranlarında sıkça izlediğimiz “30 günde beğenmediğiniz taktirde iade alınır” reklamlarından biri gerçekleşmedi. Pore Cleanser adlı ürün tüketici Bahar ERDİL’in şikayeti ve TÜKODER’in katkılarıyla ücreti alınarak iade edildi.
AYAKKABININ PARASI İADE EDİLDİ: Sevgi YALÇINKAYA-İsmail ŞAHİN Akmerkez’deki Deriden mağazasından aldığı ayakkabıların çok kısa sürede bozulması üzerine TÜKODER’e şikayetin ardından hakem heyeti kararı ile paraları iade edildi.
YANIT BEKLENİYOR: Eren VURAL adlı tüketici, garanti süresi içinde bozulan telefonu TÜKODER’in şikayeti ile ücretsiz yapım talep edildi. Yetkililer, Genpa’nın cevabının geciktiğini ifade etti.

İnternetten forvet çıktı

Gazete BEŞİKTAŞ’ın internet üzerinden yapmış olduğu ankette taraftar transfer hakkında görüş bildirdi. Bu ay ankette “Kartal’ın hangi mevkine transfer yapılması gerekli” diye soruldu. www.gazetebesiktas.com veya www.besiktasgazetesi.com sitesine giren 2139 kişiden 1003 kişi oy kullandı. Sitenin toplam ziyaretçi sayısı 117.139 oldu. Oy kullananlardan 440 kişi (%44) forvet, 170 kişi (%17) sağ açık, 150 kişi (%15) sağ bek, 110 kişi (%10) orta saha, 90 kişi (%9) sol açık, 20 kişi (%2) sol bek derken diğer mevkilere de 23 (%3) oy çıktı.

ÜÇÜNCÜ SAYFA

Beşiktaş’a yıldız yağdı

Akatlar’da geçen ay hizmete giren Sanatçılar Parkı’nın açılışına katılan yıldızları görmek için vatandaşlar adeta birbirini ezdi. Yıldız yağmurunu andıran nitelikteki açılışın sunuculuğunu Halit Kıvanç yaptı. Beşiktaş Belediyesi’nin Akatlar’da 48 bin metrekare üzerine yaptığı “Sanatçılar Parkı” büyük bir törenle açıldı. 30 bin kişiyle yapılan anketler sonucunda seçilen 250 sanatçı, el izleri, büstleri ve heykelleriyle Sanatçılar Parkı’nda ölümsüzleştirildi.
“Yedi Sanat” olgusu; edebiyat, resim, müzik, heykel, drama, mimari ve sinemanın temsil edildiği parkta, sanat meydanı, sanat kafeterya, yedi sanat meydanı, hayal bahçesi, sanat bulvarı, Yeşilçam Sokağı, Gülizar Sokak, çocuk bahçesi, helikopter pisti, imza günleri mekanı, tanıtım ve satış reyonları, müzik ritimli havuz, amfi tiyatro ve sanat duvarı yer alıyor. Ayrıca halkın yürüyüş ve spor yapabileceği 1500 metrelik yürüyüş parkuru bulunuyor.
Halit Kıvanç’ın sunuculuk yaptığı açılışta bir konuşma yapan Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu “Ülkemizin çağdaş uygarlık yolunda, önemli rol üstlenen sanatçılarımızı gelecek kuşaklara tanıtmayı kendime bir görev biliyorum. Bu parkta kültür ve sanat yeşille buluşuyor, bu yüzden Sanatçılar Parkı’na gelin, parkınıza sahip çıkın” dedi.
Parkın açılışında Ali Talip Özdemir, Sakıp Sabancı, Müjde Ar, Cüneyt Arkın, Muazzez Ersoy, Orhan Gencebay, Adnan Şenses, Kenan Işık, Gönül Yazar, Müjdat Gezen, Dilek Türker, Bedri Baykam gibi ünlü isimler de yer aldı.

DÖRDÜNCÜ SAYFA

‘Futbol hayattır’

Altı yaşından bu yana koyu bir Beşiktaşlı Reha Muhtar… Onun için kara kartalların taraftarı olmak ise bir ayrıcalık. Aynı zamanda Beşiktaşlı olmak da kolay değil. Reha Muhtar, yaklaşık 40 senedir gönlünü kaptırdığı takımın 100. Yaşının kutladığı takımının dününü bugününü ve geleceğini bizimle konuştu…
Nasıl Beşiktaşlı oldunuz, bu takıma nasıl gönül verdiniz?
Benim bütün aile efradım çevrem, Fenerbahçeli idi. Ben ailenin tek çocuğuydum, sadece annemin babamın değil teyzelerimin… Bütün aile efradının tek çocuğuydum. Bütün ailem, hepsi Fenerbahçeli idi. Benim üzerimde de sevimli bir baskıları vardı, Fenerbahçeli olmam yolunda. Mahalle efradı da Galatasaraylıydı, onlar da benim Galatasaraylı olmamı istiyordu. Fenerbahçe ve Galatasaray arasında böyle bir mücadele sürdü gitti benimle ilgili. Altı yaşıma kadar.
Tarih olarak?
Ben 1959 doğumluyum, ’65 yılında ben ilk okula başlayana kadar. İlkokul birinci sınıftaki öğretmenimi çok severdim. O da Beşiktaşlıydı. Bana sen Beşiktaşlı ol, dedi. Sınıf birincisiydim zaten, ailemin böyle Fenerbahçe baskısından sıkılmıştım. Zaten böyle her denileni yapmam. Çocukluktan beri de böyleyimdir.
Altı yaşındaki çocuğa tatlı bir baskı olur herhalde?
Tabii, tatlı baskı olur. Ben öyle her şeyi gelen rüzgarlara göre hareket etmezdim o zamanlar, sonra da hayatımda hiç öyle yapmadım zaten, rüzgara karşı işler yaptım. Tek başıma kalmama rağmen, ‘Ben Beşiktaşlıyım’ dedim, altı yaşımda. Şimdi 43 yaşındayım, 37 – 38 senedir bu hiç değişmedi.
Gönlünüz başka takıma
kaymadı mı hiç?
Ben kolejde okuyordum kolejde böyle benim dönemimde okulda bir ya da iki tane Beşiktaşlı vardı. Herkes ya Fenerbahçeli ya Galatasaraylı idi. Dolayısıyla yalnız başına mücadele etmeyi biraz da Beşiktaşlı olarak öğrendim. Çünkü siz teksiniz, sizin gibi bir tane daha var, 800 kişi arasında.
Böyle bir ortamda Beşiktaşlı olmak, yalnız da kalınsa mücadeleye devam etme açısından bana çok faydalı olmuştur. Tek başına da dursanız savunmanız gereken değerleri savunmalısınız. Bu duyguyu bana Beşiktaş verdi. O şartlar altında gönül kayması olamazdı, zaten okulda tek Beşiktaşlı olarak ben biliniyorum nasıl kayabilir? Beşiktaş’ın çok zor günlerini gördüm, Beşiktaşlı olmak kolay değildir. Onun için Beşiktaşlısınızdır, felsefesi budur Beşiktaş’ın.
Beşiktaş taraftarını nasıl nitelendiriyorsunuz? Beşiktaş taraftarı tek kelimeyle, muhteşem. Ben kapalı tribünden gelmeyim. Öyle söyleyeyim ki iyi anlaşılsın.
Şimdi durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çok iyi olarak görüyorum. Geçtiğimiz senelerde Beşiktaş; Fenerbahçe ve Galatasaray’ın biraz gerisinde kalmıştı, ama çok hızlı adımlarla şu an farkı kapatıyor. Beşiktaş’ın tam bir Avrupa takımı olmaya başladığını ve Beşiktaş’ta müthiş bir imaj değişikliği olduğunu görüyorum. Özellikle Galatasaray’ın daha ön planda çıktığı Avrupa yolunda, Beşiktaş aradaki açığı çok hızlı ve dev adımlarla kapatıyor. Önümüzdeki yıllarda da devam edecek. Çünkü böyle bir bakış açısı ve vizyon var. Umarım öyle devam eder. Beşiktaş bir halk takımı. Halkın da çok geniş bir desteği var. Ona bir de Avrupai ve çağdaş bir imajın verilmesi çok önemli. Beşiktaş’ın eksik tarafı oydu.
Peki, bu kabuk değişimini gecikmiş bir hamle olarak mı görüyorsunuz? Daha önce olsaydı, öpüp başımızın üstüne koyardık. Zamanında biraz geri kalındı ama şöyle bir şey var, o dönemin geri kalınan noktalarda da başka artıları vardı. O dönemde de Beşiktaş çok mütevazı bir takımdı, Süleyman Seba döneminde. Başkalarının haklarına kesinlikle saldırgan olmayan, tevazu sahibi ve etik değerlere fazlasıyla düşkün bir takımdı. Bu Beşiktaş’a daha başka artılar kazandırdı. Belki Beşiktaş Avrupa çapında bir takım olamadı ama, Beşiktaş Fenerbahçe ile Galatasaray arasında yaşanan o müthiş rekabetten hep uzak kaldı. Bu da Beşiktaş’ın artısı. Şimdi bugün Beşiktaş şampiyon olduğu zaman eğer Galatasaray ile mücadele ediyorsa, Fenerbahçeli Beşiktaş’ı tutuyor. Eğer Beşiktaş ile Fenerbahçe bir şampiyonluk mücadelesine girmiş ise, bu sefer Galatasaraylı Beşiktaş’ı tutuyor. Bu az bir avantaj değildir, bu yıllar yılı o kavganın olumsuz yerlerinden uzakta kalmasında olmuştur. Herkesin en sevdiği takım olmayabilir ama herkesin en sevmediği takım değil. Fenerbahçeli ve Galatasaraylı için ikinci takım haline gelebilmek, o da Süleyman Seba’nın başarısıdır. Tabii, Avrupa açısından geride kalmış olduk.
Sizce başarıyla birlikte taraftar kitlesi büyür mü? Başarıyla birlikte taraftar sayınız tabii ki artıyor. Futbol Show Business artık. Yeni gelen genç kuşaklar, 10- 12- 13- yaşındakiler mesela ben altı yaşındayken bir nedenle Beşiktaşlı olduysam, topluma gelen her yeni birey de bir takım tutmak zorunda. Eski taraftarlar takım değiştirmiyorlar belki ama yeni gelenler bir takımı tutuyor. O tuttukları takım, başarılı olan takımdır. Örneğin önceki senelerde, hem üst üste şampiyonluk hem Avrupa’daki başarı taraftarları Galatasaray’a yöneltti. Şimdi Beşiktaş onu yakalayabilir. Biraz tabii, futbolcuların, yöneticilerin, kamuoyunda bilinen isimlerin o takım taraftarı olması da çok önemli. Mesela, Mustafa Denizli’nin Galatasaray’a getirdiği büyük bir kadın taraftar kitlesi var. Şu anda Beşiktaş’a bunu, İlhan Mansız getiriyor. Popüler kişilerin kulüplere getirdiği çok fazla taraftar vardır. Show Business açısından da başarı ve popülarite şarttır. Kendime yeterim diyerek dünyada bu işleri yapamazsınız. Çünkü fazla taraftarınız oldukça, daha fazla ürünlerinizi satıyorsunuz, daha fazla ürünlerinizi sattıkça daha fazla stadınızı dolduruyorsunuz, daha fazla gelir elde ediyorsunuz. Ona göre daha fazla futbolcu alıyorsunuz. Başka türlü olmaz.
Sizi spor programlarında epey fazla görüyoruz. Bunun bir nedeni var mı? Star’daki spor servisi benden programlara katılmamı çok rica etti. Benim de Beşiktaşlı olduğum artık ortada… Ben hayatı şöyle düşünürüm, içimden gelenleri yaparım, her zaman. Şimdiye kadar eğer marka olan ismim varsa, 37 yıldır futboldan da anladığım kanısındayım ki, bunda da Beşiktaş’a biraz yardımcı olabilirsem, bu beni mutlu edecek. İçimden böyle geliyor. Kendi programlarımı yapmaya devam ediyorum ama onların da isteğine hayır demiyorum. Programlarına katılıyorum.
Bir spor programı yapmayı düşünüyor musunuz? Hayır. Ben Hayatım Roman, Ateş Hattı gibi kendi hakimiyetimde olan programları yaparım. Spor programlarına sadece konuk olarak katılıyorum. Zaten onun keyifli tarafı o. Ben oraya Beşiktaşlı Reha Muhtar olarak, yorumcu olarak gidiyorum, o keyfi değişmem. O programı yapmanın gerginliğini yaşamak istemem, o benim için bir hobi, profesyonelleştirmem.
Sizce futbolun bir felsefesi var mı? Futbol oynayan bir futbolcu açısından yok, o sadece çıkıyor oyununu oynuyor. Fakat yüzlerce adam etrafında çıkıyor, yok o bunu yaparken şöyle yapmak istedi yok böyle yapmak istedi. Halbuki O, cin gibi futbolcu hiç bunları düşünmüyor, çıkıyor oyununu oynuyor. Fakat bundan ekmek yemeye çalışan yüzlerce insan var. Felsefe yüklemeye çalışıyorlar. Ama futbolcular felsefe falan okuyan adamlar değil. Top sektiren, teknikleri yüksek çocuklar. Sanıyorum bu iş Türkiye’de biraz rant kapısı haline gelmiş. İnsanlar bunun felsefesini, sosyolojisini, psikolojisini yapıyor bu kadar abartılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. O kadar ağır felsefeler yaptılar ki, neredeyse siyaset sosyolojisini geçer hale geldi.
Spor yazarlarından takdir ettiğiniz yorumlarını görüşlerini beğendiğiniz bir isim var mı? Bence futboldan müthiş derecede anlayan bir numara olarak gördüğüm futboldan en iyi anlayan adamın Rıdvan Dilmen olduğunu düşünüyorum. Gerçekten onun yaptığı yorumlar onun maçı okuması, bugün Türkiye’de futbolu biliyorum diyen bütün yazarlara ders olacak niteliktedir. Her topçunun özelliğini biliyor, sadece Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş değil Türkiye liglerinde oynayan her futbolcunun her türlü özelliğini biliyor. Ben Rıdvan Dilmen’i bu konuda tek tutarım. Ve ona yaklaşabilen bir yorumcu olduğu kanısında değilim. Tabii, bütün Beşiktaş yazarlarını severek okuyorum. Objektif kalmaya özen gösteren her yazarı baştan sona keyifle okurum. Ama futbol bilgisi itibariyle bunun özellikle altını çizmek istiyorum, Rıdvan Dilmen konuşurken bazı futbolcularla ilgili olarak bilgilendiğimi hissediyorum. Başka bir spor yazarı konuşurken bunu hissetmiyorum, çünkü ben de görüyorum aynılarını. Benim görmediklerimi gören bir adam Rıdvan.
Transfer dönemindeyiz. Siz takımı nasıl kurardınız? Öncelikle, Gökdeniz’i almak isterdim. Zaten biz Ahmet Hassan’ı aldık, Okan’ı aldık… Ama Gökdeniz, çok iyi bir topçu. Bence Beşiktaş yurtiçindeki transferde yapılması gereken her şeyi yaptı. Bir İbrahim Toraman üzerinde duruyorlar ama olmayacak anladığım kadarıyla. Hakan Şükür konusunda ise emin değilim. Artıları da var eksileri de… Beşiktaş’ın İlhan Mansız ve Ahmet Dursun gibi iki tane zaman zaman sorun olabilecek nitelikte star santrforu, forveti var. Bir üçüncüsü biraz fazla gelebilir takıma. Nouma örneği ortada. Ama bir yabancı transferi şart görüyorum. Hem forvette hem esas savunmada Zago ve Ronaldo’nun arkasında duracak biri. Çünkü ben geçen seneyi iyi analiz ettim. Zago veya Ronaldo’dan bir tanesi kırmızı kart cezalısı olduğu zaman Beşiktaş’ın bütün savunma sistemi çöküyor. İkisi iyi bir ikili. Doğal olarak savunmada oynadıkları için sarı ya da kırmızı kart görme olasılıkları çok fazla. Ben oraya güçlü bir transfer yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bir de İbrahim’in yerine adam alınmalı. Geçen sene rakipler İbrahim’i anlayamadılar. Onun olmadığı maçlarda Beşiktaş çok patinaj yapıyor. Çünkü soldan aldığı toplarla hem rakip savunmayı oyalıyor hem zaman kazandırıyor. Hem de Sergen’i Ronaldo’yu ve Zago’yu dinlendiriyor. Zaten kaleci yok bizde libero var.
Yönetimin transferler ve benzeri konularda Lucescu’yla olan ilişkisi sizce nasıl? Açık konuşmak gerekirse, futbolda yönetici ne kadar ben hiçbir işe karışmıyorum derse desin, hiçbir yönetici hiçbir şey söylemeden duramaz. O zaman kulübe niye yönetici olsun? Niye böylesi bir taşın altına girsin? Elbette ki hepsinin görüşleri vardır. Hepsi kendi kafalarında bir 11 yaparlar. Beşiktaş’ta ben Lucescu’nun çok ağırbaşlı, önyargısız ve fikirlere açık bir adam olduğunu biliyorum. Beşiktaş’ın yapısına da uyan bir adam. Kavgayı sevmiyor. Futbolcuları bir denge içinde tutabilmek zor. Şampiyonluk aslında bir sürpriz. Şöyle bir sürprizdi, bu takım daha ilk defa toplandı ve hocası yeni idi. Sezonun başında geçen sene şampiyon olmuş ve Fatih Terimli bir Galatasaray’ın karşısında Beşiktaş’ın şampiyonluk şansı yüzde 50 değildi. Galatasaray’ın şansı daha fazlaydı ama yanlış transferler yapıldı. Sezon başında açık söylemek gerekirse, korkuyordum. Ama neticede, bu senenin şampiyonluk hakkı Beşiktaş’ındı.
Futbolun yaşamınızda olmasını gerekli olup olmadığını sorguladınız mı? Sorguladım. Bence futbol, hayattır. Futboldan öğreneceğimiz çok şey var. Tv’de Show Haber altı sene arka arkaya birinci olurken, ben o dönemde Show Haberi Beşiktaşlı olduğum halde, Fatih Terim ve Galatasaraylı topçulara benzetirdim. Çünkü, hayatın her alanında disiplinle çalışmak başarıyı getirir. Antremanınızı yapacaksınız, kendinize iyi bakacaksınız, boheme saplanmayacaksınız, kendinizi hazırlayacaksınız, taktiğinizi iyi kuracaksınız ve kazanacaksınız. Hayatın her alanı aslında futbolu anımsatır. Futbolsuz bir hayat, hayat değildir. Futbol olgusuyla, meslek hayatımda çalışma arkadaşlarımı bir takım olarak gördüm. Ben başlarında olduğum zaman kendimi teknik direktör gibi gördüm. Başka tv programlarıyla başka haberler ile rekabet ediyorsunuz. Onu da aynı Beşiktaş Fenerbahçe Galatarasay arasındaki rekabet gibi gördüm. Hayatımı mesleğimi futbol çok etkilemiştir.
Sizi başka hangi programlarda görürüz? Hayatım Roman programı, benim programım Ateş Hattı devam edecek. Önümüzdeki sene yarışma programları olabilir, telegol devam edebilir.

‘Galatasaray’ın önünü temizledik’

Kendisini Muhlis Bey ve Press Bey’den tanıdığımız yaklaşık 30 yıllık karikatürist Latif Demirci ile bir akşam üstü söyleştik. 1997 yılından bu yana Hürriyet okurları için çizen Demirci ile çizgi dünyasından kara kartalların dünyasına uzandık. Mütevazı tavrıyla Beşiktaşlılığı bütünleştiren Demirci, her şeyden önce siyah – beyazlı takımın taraftarlarının çok önemli olduğunu düşünüyor. Ona göre bu sene ki şampiyonluk hiç de sürpriz değildi.
Şampiyonlukla başlayalım isterseniz. Neler hissediyorsunuz?
3-5-2 oynadık diye söze başlayayım. Taraftarı olduğum takımın şampiyon olması çok keyifli bir şey. Şampiyonluğu yaşadık ama Galatasaray gibi uzatmıyoruz tabi. Şunu da söylemeliyim ki, fanatik değilim, sabah akşam futbol konuşan, Beşiktaş ile yatıp kalkan biri değilim. Yalnız eskiden maçları tribünden seyrederdim. Belki bu sene yeniden gitmeye başlayacağım. 90’lı yıllarda, Metin Ali Feyyazlı Milne’li dönemler vardı, o zamanlar giderdim mesela. Son senelerde ise, Avrupa Kupası maçlarına gittim.
Bu arada ilginç bir tribün anınızı öğrendik…
Evet… Arkadaşlarımı Şifo’nun jübile maçına ‘ben sizi götürürüm’ dedim. Ben hallederim, dedim. Son yarım saat – bir saat kaldı, maçın başlamasına… Ne bileyim ben, bilet bulurum, giderim girerim zannettim. Bir gittik ki, bilet falan yok. O kadar kalabalık olacağını nasıl bilebilirdim? Gittiğimizde, biri çıktı karşımıza. Bir gözü başka bir yere bir gözü başka bir yere bakan. Nereye gireceksiniz, falan dedi. Ortam gerginleşti, birden yatıştırmak için ‘Biz eğitim gönüllüsüyüz’ dedim. Velhasıl, 4 milyonluk bileti 80 milyona sattı bize, maça girdik.
Taraftarların gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Taraftar başka bir şey zaten, başlı başına farklı bir şey. Tribündeki insanlar, onları seviyorum ben. Onların maçta yense de yenilse de coşkusunu, üzüntüsünü. Onlar ile olmak… Maç anını seviyorum ama sonrası daha önemli. bir kere taraftarla da birlikte olunca, kendini güvende hissediyorsun. Bizden birisi… Akrabalık hissi gibi. Beşiktaş formalı birini görmek gibi. Ama en yaratıcı pankartları her zaman Beşiktaş taraftarı buluyor ona ne Fener ne de Galatasaray yetişemiyor. Bunu onlar da kabul ediyor.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Nouma olayı hoşuma gitmedi. Yönetimin tavrını beğenmedim, iyi bir şey yapmadı. Ama taraftar da ağırlığını koyamadı, konu kapanıp gitti. Kutlamaya bile almadılar, sonuçta Nouma’nın da emeği var. İbrahim Cavcav da ona benzer bir hareket yapmıştı ama aynı tepkiyi almadı.
Ülkemizdeki futbol ortamını nasıl nitelendirirsiniz?
Futbola olan yoğun ilgiyi çok tuhaf veya yabancı bulmuyorum. Bu dünyada da böyle. Baskette de var böyle bir durum. Ben pek öyle değilim ama… Futbol, herkesin laf edebildiği bir şey. Bir maçın ertesi günü, ilgili ilgisiz herkes laf edebiliyor. Futbolcu olsam, herkesin mesleğimle ilgili bu kadar çok konuşmasını istemem. Mesela Sergen, futbol 90 dakikadır diyor, oynadığın zamandır. Çıkışta, senin için o iş biter. İşimi yapıyorum ben sahada, diyor. O yüzden futbol ile ilgili sorulardan çok sıkılıyorum, diyordu. Bu kadar çok konuşulmasından sıkılıyorum. Onu çok iyi anladım.
Sergen’in çizgisini beğeniyorsunuz…
Sergen’i futbolcu olarak seviyorum. Tam anlamıyla onu profesyonel buluyorum. Çok güzel oynayanlar var ama Sergen, başka bir kafayla oynuyor. Hoşuma gidiyor.
Kaç yaşından beri Beşiktaşlısınız?
Beş yaşımdan beri Beşiktaşlıyım. Niye Beşiktaşlı olduğumu bilmiyorum. Babam, annem, kardeşim Beşiktaşlı değillerdi. Ama ben Beşiktaşlı oldum. Renksiz takım. Belki de ondan… Amcamın oğlu vardı, o Beşiktaşlı futbolcuların arkadaşıydı. Bana onlardan adıma imzalı resimler getirirdi. Latif’e sevgilerimle, yazılı fotoğraflar. Oradan etkilendim herhalde.
Ne zamandır karikatür, hayatınızın içinde?
Küçük yaşlardan beri çiziyorum. 13 – 14 yaşlarında Gırgır’da çalışmaya başladım. 1975’ten itibaren… Beşiktaşlı olmak gibi, ailemde öyle karikatür çizen biri de yok. Çocuklar duvarları boyar ama ben karikatür ile ilgileniyordum. Gazetelerden karikatürler seçiyordum. Altına yeni bir şeyler yazıyordum. Ortaokul sıralarında çalışmaya başladım ve ailem beni teşvik etti.
Gırgır’ın hayatınıza ne gibi bir katkısı oldu?
Her şeyden önce bir okul orası. Orada başlamasaydım zaten olmazdı hiçbir şey, nerede çizecektim başka? Gırgır’ı bilmeden önce, evimizde Milliyet gazetesi okunduğu için orada da Altan Erbulak’ın karikatürleri çıkardı. Benim 12 yaşındayken kafamdaki tek karikatürcü oydu. Ona gittim, kapısını çaldım, ben karikatür çiziyorum, dedim. Onun da çok hoşuna gitti. 1 – 2 yıla yakın ona gidip geldim, çalıştık. Sonra bana dedi ki, seninle yapacağımız bir şey yok artık, söylediğim her şeyi yaptın ve bana Gırgır’ı önerdi. Sonra orada çalışmaya başladım.
Karikatür geçmişinizle ilgili ne gibi eleştiriler aldınız?
Açıkçası, ben hiçbir eleştiriyi ciddiye almadım. Gırgır’la ilgili de sarı mizah, balon mizahı diye bir sürü eleştiri yapıldı. Ciddiye almamam da beni haklı çıkardı. İşimi yapıyordum. Herkes de oraya geldi sonuçta. Onunla dalga geçenler de oraya geldi. Balonlu mizah, yazılı, yazısız karikatür… Fark etmez benim için, yazılı da çizerim yazısız da… İçimden nasıl geliyorsa öyle yaparım. Tartışmalara girmedim, komik de buldum dışarıdan bakınca.
Okuyucuya iletmek istediğinizi anlatmak için neler yapıyorsunuz?
Her şeyden önce karikatüre baktığında, okuyucu hemen anlamalıdır. Sen bunda ne anlatmak istedin sorusundan, hiç hoşlanmam. Bunu kim derse desin ama, onun anlamasını isterim. Simitçi de anlasın profesör de… Daha anlaşılır kılmak için balon koyuyorum. Gırgır’ın başarısının ve çok satmasının da nedeni buydu. 500 bin sattığı dönemler vardı. Bana oradan gelen bir bakış açısı galiba bu, herkese hitap etmek… Aynı karikatürü balonsuz yapsan kısıtlı bir çevre anlar ama balonlu yapsan herkes anlıyor ve ortak bir şey haline geliyor.
Tarzını beğendiğiniz karikatüristler var mı?
Amatörler ve profesyonel bütün karikatüristlerden etkilenebiliyorum. Çok amatör bir çizerin naifliğinden de. Açıkçası, profesyonellerden çok fazla etkilenmiyorum.
Çizdiğiniz karikatürlerden çoğu Fenerbahçeli, neden?
Bilemiyorum, zaten beni o yüzden hep Fenerbahçeli zannediyorlar. Çizdiğim tipler kişilikleri açısından Fenerli. İnsanların hangi takımdan olduğunu anlayabiliyorum. Nasıl anladığımı bilemiyorum ama. Konuşmasından mesela.
Peki, Press Bey kim?
Ertuğrul Özkök, Serdar Turgut, Hıncal Uluç, Okay Gönensin, hepsi var. Zaten bir kişiyi alıp yapmam. Gözlemlediğim, okuduğum bütün gazeteciler Press Bey’e yansıyor.
Taksimde açılan sokak sergisinde çizgi karakteriniz Güllü, Galatasaray Lisesi’nin önünde. Sizin deyiminizle önünü süpürüyor…
Evet, onu oradan Akaretler’e aldıracağım. Bu sergi hayata geçirilirken tam olarak ne olacağını bilmiyordum. Üç boyutlu olarak sizin karakterlerinizden birini yapacağız, dediler ve diğer katılımcı karikatüristleri öğrenince, kabul ettim. Yapıldıktan sonra bu benim de çok hoşuma gitti. Güllü’yü ben seçtim. Serginin son gününde açık arttırmayla satıldı.

Ne köprüymüş!..

Yeniden gündeme getirilen Üçüncü Boğaz Köprüsü yine Arnavutköylülerin protestosuna sahne oldu. Panayır havasında geçen ve birçok insanın buluştuğu Arnavutköy meydanında yaşlı genç çoluk çocuk ellerinde Üçüncü köprü istemiyoruz pankartlarıyla seslerini duyurmaya çalıştılar.
Konu hakkında Yıldız teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinde Prof. Dr. Zerrin Bayrakdar “Köprüleri kimler istiyor”diye sorarak, kamuoyunu aydınlatıcı şu bilgileri verdi;
” Boğaza 3. köprü projesini sürekli gündemde tutan ve gerçekleşmesi için adeta bir lobi faaliyeti sürdürenlerin, İstanbul’un ulaştırma sorunlarını çözmek gibi bir amaçlarının olmadığı, nüfusu 10 milyonu aşmış bir kente bireysel taşımacılığa hizmet edecek, yolcuyu değil araçları taşımaya yarayacak bir ulaştırma yapısının yapımı için mücadele etmelerinden anlaşılmaktadır. Kamuoyunda “Köprü Lobisi” olarak adlandırılan bu organizasyonun köprüden çıkarları nedir? Bu sorunun yanıtını; “Kendi çıkarlarını toplum çıkarları üzerinde tutarak, zaten kıt olan ülke kaynaklarını birilerine aktarırken bundan çıkar sağlamak” olarak cevaplamak herhalde hatalı olmayacaktır. İstanbul’da ulaştırma sorununa bütünsel bir anlayışla yaklaşılmaması sonucu, gerekli olup olmadığı bir bütünlük içinde irdelenmeden yapılan, yapılmakta olan ve yapılması planlanan yeni yollar, katlı kavşaklar,boğaz köprüleri gibi yapılar kentin ulaştırma sorunlarının ağırlaşmasına neden olmuş ve bu gidişe dur denmezse, daha da ağırlaşmasına neden olacaktır. Kentte yol tıkandığında yeni yol, kavşak tıkandığında katlı kavşak, köprü tıkandığında yeni köprü yaparak soruna çözüm aranması, İstanbul’daki ulaşım sorunları giderek ağırlaşmakta ve kentte yaşayanlar için yaşam kalitesini azaltıcı bir etki yaratmaktadır. Kentteki ulaştırma sorunlarına çözüm getirmesi mümkün olmayan ve ulaştırmacı bir yaklaşımla planlanmadığı çok açık olduğu halde yapımı için büyük uğraş verilen yüksek maliyetli ulaştırma yatırımlarının gerçekleştirilmemesi için kamuoyuna büyük görev düşmektedir. Kamuoyu tümü ile Arnavutköy’lüler gibi kentlerine sahip çıksa, kentin yararına olmayan hiç bir projenin hayata geçirilemeyeceğine inanıyorum.”

ALTINCI SAYFA

Her yaşta spor

Sağlıklı ve dinç olmanın yolu spordan geçiyor. Spor dallarından bir tanesi de tenis… Köklü bir geçmişe sahip olan Levent Tenis Kulübü Derneği, daha da genişleyerek çeşitli etkinlikleriyle birlikte her yaşa hitap ediyor.
1961 yılından bu yana tenis alanında hizmet veriyor.
Levent Tenis Kulübü’nde tenis oynamak bir ayrıcalık, kort zeminleri, aydınlatması ve ölçüleri ile uluslararası standartlara sahip 7 açık kortta tenis oynayabilirsiniz.
İstanbul Junior Single 2.’liği ve klasman turnuvalarında Çift Erkekler 1.’liğine sahip kulüpte 25 yıldır tenis eğitmenliği yapan Atıf Yılmaz, tenis oynayan bir insana bakıldığında sadece fiziksel olarak değil psikolojik bakımdan da güçlü olduğunu görürsünüz, diyor. Tenisin çocuk canlılığından hareket getirdiğini söyleyen Yılmaz, her yaştan insanın tenis oynayabileceğini vurguluyor. Tenis eğitmenlerinden Ömer Ayverdi 35 senedir tenis ile ilgileniyor. Uluslararası Veteran Turnavasında şampiyonluk alan ve Türkiye Kapalı Kort üçüncülüğüne sahip. 7 den 70 e kelimesi tam olarak bu tenise göre diyen Ayverdi, herkes istediği gibi oynayabilir mi sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Her yaştaki kadını erkeği bu sporda hareket halindedir, bu kilo ve güçle ilgili değil daha çok zamanlama ile ilgili bir olay. Kilo ve güç sorunu olmadan her türlü oynayabilirsiniz.”
Levent Tenis Kulübünde, deneyimli eğitmenlerin nezaretinde kişiye özel fitness, masaj, sauna programlarından yararlanabilirsiniz. Ayrıca, Briç severler için de sonbahar ve kış sezonunda turnuvalar düzenleniyor. Tango, Rumba, Chacha ve Salsa gibi dans derslerinin verildiği Levent Tenis Kulübü Derneği’nde Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu, Futbol Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy, Hülya Avşar, Selçuk Ural gibi tanınmış simalarla bir arada tenis oynayabilirsiniz.
Çocuk Tenis Okulu bölümünün de yer aldığı derneğe üyelik şartlarını kulüp üye hizmetleri sorumlusu İlknur Gülbenek şöyle anlattı: Müracaat formları doldurulacak ve resimli olan bu formlar 15 gün askıda kaldıktan sonra her ayın ilk Salı günü toplanan Balotaj Kurulu’na sunulacaktır. Kulüp üyeliğimiz ömür boyu olup eş ve 21 yaşını aşmamış çocukları da kapsamaktadır. Üyeliğin onaylanması ile birlikte giriş teberrusu alınır. Daha sonra senede bir defa olmak üzere yıllık dernek aidatı ödenmektedir.
Detaylı bilgi için Kulüp Üye Hizmetlerinden İlknur Gülbenek ile iletişim kurabilirsiniz.
Tel: 0212 279 27 10 / 118

El emeği, göz nuru

Halk Eğitim Merkezi’nin yıl sonu sergisi gerçekleşti. Beşiktaş Halk Eğitim Merkezi 2002 – 2003 eğitim – öğretim yılına ait yıl sonu etkinlikleri toplu sergi gösterimi ile tamamlandı. Ulusal eğitime destek kampanyası projesiyle ilgili yapılan çalışmalar da bu kapsamda yer aldı.
Dikilitaş Halk Eğitimi Merkezi’nde düzenlenen genel toplu sergide yıl boyunca yapılan çalışmalar sergilendi.
Büyük ilgi gören Hobi ve El Sanatları Fuarı, Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde gerçekleşti. Beşiktaş Halk Eğitim Merkezi’nden öğretici Fatma Şensöz’ün öğrencisi Melissa Yeşiltepe, Patchwork dalında birinci oldu.
Beşiktaş Halk Eğitim Merkezi bünyesinde yer alan kurslar ise şöyle sıralanabilir:
“Anne-Çocuk Eğitimi, İlkyardım, Aşçılık, Basketbol, Bilgisayar, Doğal Afetlere Karşı Önlem, El Sanatları (Batik, ev aksesuarı, süsleyici ve desen hazırlama), Bağlama, Gitar, Nefesli sazlar, Org Kursları, Futbol, Gönüllü Okuma – Yazma Öğreticisi Yetiştirme, Tenis, ilk ve orta kademede yabancı dil dersleri…” Salon Dansları, Halk Oyunları, Halk Oyunları Öğretici Yetiştirme, Türk Sanat Müziği adı altında çeşitli kurslar da, Beşiktaş Halk Eğitimi Merkezi’nde yer alıyor.

Kartallar havuzbaşında eğlendi

Beşiktaş Koleji mezunları havuzbaşında eğlendi. Karnelerini alan çocuklar neşe ve heyecan içinde birbirleriyle kaynaştılar. Gecede yapılan konuşmalarda eğitim ve öğrenimin gerekliliği üzerinde durulurken Özel Beşiktaş Koleji Müdürü Meziyet Çetin, konu hakkında kısa bir açıklama yaptı. Çetin, Beşiktaş Koleji’nde verilen eğitimin kalitesi üzerine görüş bildirdi.
Öte yandan geceye katılan veliler de en az öğrenciler kadar heyecanlıydı. Öğrencilerin toplu fotoğraf çekimlerinden sonra havuzbaşında yemek yendi. Daha sonra dans gösterileri izlendi.

İbrahim Ethem Ulagay 100 yaşında

Türkiye’nin en eski ilaç firması İbrahim Ethem Ulagay A.Ş. 100.yılını kutluyor. Atatürk hastalandığında tahlillerini yapan kişi olarak tanınan İbrahim Ethem tarafından kurulan firma Türkiye’de ilklere imza atmasıyla tanınıyor. İbrahim Ethem Ulagay A.Ş. Genel Müdürü Serdar Sözeri, firmanın ilk know-how’ı Amerika’dan Türkiye’ye getiren ve ilk yerli anti-biyotik üreticisi olduğunu bildirdi. İbrahim Ethem Ulagay 100. yılında dünya ilaç devlerinden Menarini ile birleşti. Fabrikanın yılda 50 milyon kutu üretim hacmine ve her tür farmasötik formda ilaç yapabilme kapasitesine sahip olduğu öğrenildi. Bünyesinde 844 eleman çalışan İbrahim Ethem Ulagay ilaç fabrikasının 60 milyon Euro’luk ciro yaptığı edinilen bilgiler arasında.

YEDİNCİ SAYFA

‘Bir dil ancak ve ancak yaşayarak öğrenilir’

Gençlerin yabancı dil konusundaki sorularına Işık Üniversitesi’nin sistemli bakış açısı yanıt veriyor. Yetişkin çağda bile yeni bir lisan kazanmak eskisi kadar zor görülmezken bu konuda özel çalışmaların varlığı kayda değer. Bu konuda Işık Üniversitesi İngilizce Yabancı Dil Program Başkanı Aslı Divriş, bir lisan öğrenmenin hangi aşamalardan geçtiğini bizimle paylaştı. ‘İletişim’ kavramının önemine değinen Divriş, bir dili öğrenmek için yaşamak gerektiğini vurguluyor.
İngilizce’yi nasıl öğrendiniz?
Ben 11 yaşında İngiltere’ye gittim. Orada ama bir devlet okulunda okumama rağmen İngilizce’yi, okulda öğrenmedim. Yaşayarak öğrendim, üstelik çok kısa bir sürede öğrendim.. Diğer 11- 12 yaşındaki İngiliz çocuklarla ve onların aksanımla dalga geçmeleriyle birlikte, kendimi zorunlu hissederek 6 ay gibi kısa bir sürede konuşabiliyordum. 11 yaşındaki çocuğun kulağı çok daha çabuk algılıyor, papağan gibi kapıyor diyebiliriz. O yüzden bir sene içinde de İngilizler gibi konuşmaya başladım. Daha sonra, 24 yaşında İspanya’ya gidip orada 6 sene kaldım ve İngilizce öğretmenliği yaptım ve İspanyolca’yı da çok çabuk öğrendim. Ama mesela Fransızca’yı İngiltere’de ikinci dil olarak okulda okudum ama tam olarak bilmiyorum. Çünkü, bir dil yaşayarak öğrenilir. Bu iş çocuklara baskı yoluyla öğretilemez. Çocuk buna ihtiyaç duyacak ki öğrensin. Aslında hiçbir bilgiyi ihtiyacımız olmadan öğrenmiyoruz. Peki, neden öğrenirsin? İlgilenirsin, bir ihtiyacın vardır merak edersin araştırırsın ya da bir sınava gireceksindir…
Türkiye’deki eğitim sistemi İngilizce konusunda niçin yeterli olmuyor?
Sadece İngilizce konusunda değil. Türkiye’deki sistemin yanlışlıklarından bir tanesi de ezberci bir öğrenme anlayışının olması. Örneğin, ‘Hocam sınavda çıkacak mı’ sorusu olmadan bir ders geçiremiyoruz. Bana ileri ki hayatımda nasıl bir getirisi olacak bunu düşünmeden öğreniyoruz. Bir sitem yanlışı. Hazırlık dönemini geçelim diye bir acele var oysa adı üstünde hazırlanmadan bu iş olmaz. Bütün araştırmalar yurtdışında ve İngilizce olarak yapılıyor. Sonuçta biz bu lisanı öğrenmek zorundayız ve bu lisanı yaşamak zorundayız. Bunun hiçbir çıkar yolu yok. Bunu çocuklara aşıladıktan sonra olay bitiyor zaten.
Sizce Türkiye’de
İngilizce’nin önemi hangi aşamadadır?
Bizim gençlerimiz İngilizce’nin öneminin farkında. Burada İngilizce çok önemlidir demiyoruz zaten. Öğrenmek durumundasın bazıları isteyerek öğreniyor bazıları zorunda kalarak öğreniyor. Artık 17 – 18 yaşındaki çocuklarımıza kimse İngilizce biliyor musun diye sormuyor. İkinci lisanın nedir diye soruyor. Almanca var mı, Fransızca biliyor musun diye soruyor. Artık İngilizce bildiğini var sayıyoruz. Konuşmayan da aslında dışarıda kalmış oluyor. Etrafımdaki öğrenciler, öyle veya böyle çok iyi konuşmasalar da İngilizce diliyle iletişim kurabiliyorlar. Anadili gibi konuşmaları mümkün değil. Benim anadilim Türkçe ve İngilizce. Hatta Türkçe’yi de 1992’de buraya döndükten sonra daha iyi konuşmaya başladım. Anadili gibi konuşmak zorunda değiller sadece iletişim kurabilmeliler. Muhteşem İngilizce aksanıyla konuşmak ya da yazmak zorunda değiller zaten uluslar arası İngilizce diye bir olay çıktı ortaya. Mesela ben İngiliz İngilizce’si konuşuyordum. Ama artık unuttum sayılır. Belirli bir seviyeyi yakalamak zorundasınız. Her şey İngilizce, kitaplar, müzik… Maalesef önüne ne Fransızca geçebiliyor ne de Almanca.
Sizce şu an uluslar arası arenada İngilizce’nin yanında ikinci dil nedir?
İkinci bir dil olarak Fransızca diyorum Avrupa Birliği’nden dolayı. Bence çok zor bir dil. Ama İspanyolca’yı tercih ederim çok güzel bir dil kulağa çok romantik geliyor. Konuşabiliyorum da zaten. Fransızca’ya olan antipatim, çocukken gramerini öğrenmek zorunda olmam galiba.
İngilizce öğrenmek için neler yapmak gerekiyor?
Her şeyden önce, sanıldığı gibi, grameri iyi bilmek gerekmiyor. Önemli olan insan ilişkilerini iyi kurabiliyor olmak.
Okulda İngilizce eğitiminde nasıl metotlar izliyorsunuz?
Çok kültürlülük bizim için çok önemli. Filipinli, Alman, Türk hocalarımız var. Öğrenciler bu sayede her kültürden İngilizce’yi duymuş oluyorlar. Bu yöntemle bir kulak doygunluğu yaratıyoruz. Kültür mozaiği ve kulak dolgunluğuyla iletişim kurmayı öğreniyorlar. Reading writing listening gibi aşamalarımız var. Böylece dili her yanıyla öğrenmiş oluyorlar.
Yeni Maraton Başlıyor
Aslı Divriş’in 1996’da Işık Üniversitesinin açılmasıyla birlikte başlayan serüveni, Şile’de açılacak yeni kampüsle devam edecek. Işık Üniversitesi’nin Eylül başında Şile’de açılacak yeni kampüsü, başlı başına yabancı dil bölümü çalışmalarına ev sahipliği yapacak. Divriş, bu çalışmaları çok yönlü takip edilmesinin yanı sıra yürütülecek programın yeni yaklaşımlarla hayata geçirileceğini söylüyor. Farklı kültürlerden gelen öğretmenlerin nezaretinde, okuma – yazma ve konuşma sahalarında çeşitli çalışmalar ile eğitim öğrenim görülecek. Multi Culture denilen değişik kültürleri barındıran öğretmenler ile tüm öğrenciler dönem boyunca ders alacak.
Divriş, “Rektörümüz, Şile’nin bir kampüs şehir olmasını hedefliyor. Ben de çok heyecanlıyım. Farklı bir ortamda öğrencilerimize yabancı dil kazandırırken, bir taraftan da yeni açılmış bir üniversite olarak büyümeye devam ediyoruz” diyerek sözlerini tamamlıyor.

Geleceğin yöneticileri

Işık Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencileri Güray Nur, Ahmet Enver Erkan, Işıl Bolayır ve Seda Küçükfırat Genç Başari Eğitim Vakfı’nın düzenlemiş olduğu 2003 ‘Levi’s the Original Bizzgame’ yarışmasında finale kaldı. Tamamen internet üzerinden yapılan yarışma nisan ayında başladı. Yarışmanın formatına göre; ögrenciler birer firma yöneticisi gibi davranıp içinde bulundukları piyasanın durumu ve diğer firmaların satışlarına göre karar verip 7 hafta süresince raporlar gönderdiler. Toplam 8 bölge icinde 64 takım arasından finale kaldılar. Finalde 8 takım tam bir gün boyunca Levi’s Genel merkezde yarıştı ve sonunda Işık Üniversitesi (gruplarının ismi: experts) en iyi dördüncü takım seçildi.

SEKİZİNCİ SAYFA

Yaz geldi Boğaz canlandı

Fevziye Mekteplerinde Ödül Töreni
Fevziye Mektepleri Vakfı, Işık okulları , Işık Üniversitesi ve Kulübünde başarılı olmuş öğrenci ve sporcular onuruna yönettiği “Oyun Karıştı” isimli bir oyunun özel bir gösterimle sahnelendiği gecede, başarının ödülü “sanat” oldu. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü öğrencilerinin sergiledikleri tiyatro oyunu, öğrencilerin yanı sıra ünlü isimlerde izledi.
Hanedan Düğünü
Sultan Beşinci Murad ile Sultan Reşad’ın torunu ve 600 yıllık hanedana hem anadan hem de babadan mensup tek şehzade olan osman Osmanoğlu’nun en küçük oğlu Şehzade Selim, büyük halasının isminin vberildiği Ortaköy’deki Esma Sultan Yalısı’ndaki Alev Öcal ile dünya evine girdi. Londra Kingston Üniversite’sinde işletmeokuyan Şehzade Selimin şahitliğini hocası Prof Dr İlber Ortaylı’nın, Öcal’ın ise şahitliğini amcası Turgay Öcal’ın yaptığı nikaha büyük bölümü hanedan mensubu 160 kişi katıldı. Deja Woo Açıldı
Kışın Etiler’de hizmet veren Woo’nun yazlık mekanı Deja Woo, Kuruçeşme’de açıldı. Açılışta Eva Maya, İpek Tanrıyar, Esrahan Sönmezer ve Melike Akkaya (2002 Türkiye güzeli) DJ’lik yaptı. Mankenlere ünlü DJ MDA’da eşlik etti.
Boğaz’ı Terastan İzlediler
Boğaza nazır eşşiz manzarasıyla müşterilerine kaliteli hizmeti sunan Casbah restoran’ın yazlık bahçesi açıldı. Bir tanesiin tamamen bar olarak kullanıldığı 3 terastan oluşan Casbah Restoran DJ Cengiz’in güncel ve özgün müziğiyle boğaza nazır doyumsuz geceler yaşatıyor. Mekan sahipleri Didem Eraslan ve Özleö Özbek’in konuklarını ağırladığı açılış gecesine sosyete dünyasının seçkin isimleri katıldı.
Açıkhavada Lezzetli Anlar
İstanbul Levent’te yıllardır hizmet Biges, kebap anlayışını farklı boyutlar taşıyor… Yeni dekoru, işletmesi ve hiç deişmeyen lezzetli kebaplarıyla hizmet veren Biges, yaz aylarında müşterilerini bahçee ağırlıyor… Mekanın yeni işletmecisi Aydın Aydemir’in yaptığı değişikliklerle bu yaz uğrak mekanınız haline gelecek olan Biges’te kebap ve lahmacunun her türlüsünü tadabilirsiniz.
Minik Serçe Arı Gibi
Her gece başka bir ortamda sahne alan Sezen Aksu’nun sergilediği başarılı performans takdir topluyor…
Müziğimizin “Minik Serçe’si Sezen Aksu son günlerde resmen arı gibi çalışıyor… BKM’deki seri konserlerini bitirdikten sonra sahne çalışmalarına hiç ara vermeyen ünlü sanatçı geçtiğimiz hafta sonunda da iki ayrı ortamda sevenleriyle buluştu…
7. Geleneksel Klassis Open Tenis Turnuvası yapıldı
Klassis Golf&Country Clup ve Sport Point firması tarafından ortaklaşa düzenlenen turnuva, Klassis Golf & Country Clup’ta yapıldı.
35+Tek Erkek, 35+Çift Erkek, Karışık Çiftler, 30+Tek Bayan, 50+Tek Erkek olmak üzere toplam 5 kategoride oynanan turnuva sonucu dereceye girenlere kupanın yanı sıra çeşitli ödüller de verildi.

Karadenizliler buluştu

Genelde bütün dünyanın ve Türkiye’nin özelde Karadeniz kıyılarındaki ve Bölgesi’ndeki illerin çevre sorunlarıyla kültür konularını belirlemeye, çözümüne katkıda bulunmaya çalışan Karadeniz Eğitim, Kültür ve Çevre Koruma Vakfı, yüklendiği bu misyon doğrultusunda ülkenin çevre sorunlarıyla ilgili bir çevre paneli düzenledi. Karadeniz Vakfı’nın İstinye’deki tesislerinde geçtiğimiz ay düzenlenen panelin açılış konuşmasını vakfın genel başkanı işadamı İbrahim Cevahir yaptı. Cevahir, düzenlenmesi düşünülen uluslar arası sempozyum ile ilgili bilgi verdi. İÜ Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu’nun çizdiği genel çerçeveden sonra panel yöneticisi İÜ Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof Dr Mehmet Salih Çelikkale, sunuş konuşmasında, çevrenin tüm insanlığı ilgilendiren bir kavram olduğunu , korumak için uluslararası birlikteliğin gerektiğini vurguladı. Turizm ve Çevre Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Hasan Zuhuri Sarıkaya’nın, Karadeniz’in kirlenme sorununu ve çözüm önerilerini ortaya koyan konuşmasının ardından aktör yönüyle daha çok tanınan, ancak gerçekte uzman biyolog olan Ediz Hun sosyo-ekonomik kalkınmada doğa-insan ilişkisine değindi. Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Aysen Müezzinoğlıu, “Hava Kalitesi Bilimleri, Politikalar ve Eğitim” başlıklı bildirisini sundu.

Oyun değil, gerçek

Tiyatrocu Uğur Uludağ kendi yazdığı oyunun içinde evlendi. Akatlar kültür Merkezi’nde sahnelenen Üçüncü Türden Yakın İlişkiler adlı oyun, Uludağ ile Yağmur Kaşifoğlu için nikah salonu oldu. Çiftin dört yıl önce aynı mekanda sahlenenen bir oyun sırasında tanıştığı öğrenildi. Akatlar Kültür Merkezi tiyatro salonundaki nikahı Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf namoğlu kıydı. Namoğlu, Uğur Uludağ ve Yağmur Kaşifoğlu’nu “Bu bir oyun değil, gerçek. İyi düşünün ve ona göre cevap verin” diye uyardı. Yetkililer böyle bir şeyin tiyatro dünyasında ilk kez gerçekleştiğini söylediler.

En çok satanlar

KİTAP
1. Geri Döneceksin, Maeve Binchy, Doğan
2. İlişkiler, Erhan Bener, Remzi
3. Genç Kalma Sanatı, Muzaffer Kuşhan, Remzi
4. 5-6-2 Tamam Reis, Saygı Öztürk, Ümit
5. Pınar’ın Mutfağından, Pınar Altuğ, Alfa
6. Git Kendini Çok Sevdirmeden,
Tuna Kiremitçi, Doğan
7. Rumeli Benimdi, Ayten Aygen, Remzi

KASET
Yerli
1. Candan Erçetin, Chanti Hier Pour…
2. Gökhan Özen, Civciv
3. Kıraç, Zerda
4. Sertab Erener, Everyway That I Can
5. Rober Hatemo, Aşksız Prens

DVD
1. Azınlık Raporu
2. X-Men 1
3. Kardeş Takımı 3
4. Harry Potter
Sırlar Odası
5. Gizli Ortak
6. Amerikan Güzeli
7. Geyik Muhabbeti
8. Gladyatör
9. Geçmişi Olmayan
Adam
10. Triple X

DOKUZUNCU SAYFA

Bu yaz tak takıştır

Bu sene bütün vitrinleri işgal eden Hint modası, aksesuarları da etkiliyor elbette. Özellikle kemer ve şallarda kendini gösteriyor. Etnik görünümlü takılarla kullanabiliceğiniz şallar ve kemerleri alışveriş merkezlerindeki şık mağazalarda bulabilirsiniz.
Starların tercihi takılar
Reminiscence, şık tasarımlarıyla hem kadın hem de erkekler tarafından rahatça kullanılabiliyor. Deri ve değerli taşlarla süslenmiş bileklikler, kolyeler ve yüzükler yaz renkleriyle göz alıyor. Sadece boncuklar ve gümüş aksesuarlarla tasarlanmış takılar etnik ve barok tarzlarda. Cher, Ornella Muti gibi isimlerin tercihi olan aksesuarları İstanbul’da Beymen Akmerkez mağazasında bulabilirsiniz. Reminiscence’ta fiyatlar starların tercih ettiği kadar var. Yüzük ve küpeler 100 ile 300 milyon, bilezikler 150 ile 450 milyon arasında.
Herkesin bir madalyonu olacak
Kolye, takı deyince akla ilk gelen şey. Bu sene iri madalyonlar çok moda. Sokakta kurulan tezgahlarda bile bulmak mümkün. Bakır ve gümüş alaşımlı, ucunda kocaman renkli taş bulunan bu kolyeleri her tür kıyafetle kullanabilirsiniz. Bir başka trendy kolye çeşidi ise sadece renkli boncuklarla tasarlanan ve gece elbiselerine bile uyum sağlayanlar. Bunların arasında cam ve kristal boncuklar ve yarı değerli taşlardan yapılanları da var. Ortaköy’de yeni açılan Curio aksesuar mağazasında bütün takılar özel tasarım. Göğüs hizasına kadar gelen sedefli uzun kolyeler ve rengarenk büyük boncuklar oldukça şık. Cam ve kristal boncuklardan tasarlanmış kolye, bileklik ve küpeler çoğunlukla bakır veya gümüşle birleştirilmiş. Kolyelerin fiyatları 10 ile 25 milyon arasınd değişiyor. Bilezikler 7 milyon 500 bin ile 18 milyon arasında. Küpeleri 5-15 milyona alabilirsiniz. Ucunda renkli toplar bulunan lastik tokalarla, kemik tokaların fiyatları 500 bin ile 6 milyon arasında değişiyor. Curio’da 15-30 milyon arasında şal da bulabilirsiniz.

Güneşe çıkarken dikkat

Hazır olun güneşe çıkıyoruz
Okullar kapandı, şehirler boşaldı! Hepimiz denizin ve güneşin tadını çıkarmak istiyoruz ama güneş söz konusu olunca dikkatli olmakta fayda var. Cilde zarar vermemek için bilinçli olarak güneşe çıkmak gerekiyor. Bu noktada koruyucular da önem kazanıyor.
Hızlı ama güvenli bronzluk
Christian Dior’un, yeni çıkardığı HSP32, çabuk ve sağlıklı bronzlaşmak isteyenler için. Doğal protein özleri, hücrelerin çevresini tamamen sararak, güneşin zararlı etkilerine karşı ildi tam anlamıyla koruyor. HSP32, aynı zamanda cildin bronzlaşma mekanizmasını güçlendiriyor.
Aşırı hassas ciltlere
Vichy’nin Capital Soleil serisinin hassas ciltler için olan kremi 60 koruma faktörü içeriyor. Güneşe dayanıksız, açık tenliler ve çocuklar için yüksek güneş koruyucusu içeren krem, güneş ışınlarının zararlı etkilerini önlüyor. Suya dayanıklı Capital Soleil serisi, her cilt için farklı koruma faktörleri içeriyor.
Ciltte altın parlaklığı
Estee Lauder’in yeni ürünü, Body Shimmer Sunscreen SPF15 cilde anında altın rengi parlaklık veriyor. Böylece güneşe çıktığınızda doal, hafif renkli bir ışıltıya sahip oluyorsunuz. Aynı zamanda cildi yumuşatan, nemlendiren ve tahrişi önleyen krem, zararlı ışınlardan koruyor.
Güneşlenirken sıkılaşın
Bronzlaşırken sımsıkı bir vücuda sahip olmanız için Nivea Sun Sıkılaştırıcı Losyon Serisi’ni kullanın. Yepyeni bir ürün olan sıkılaştırıcı losyonlar, güneşe karşı uzun süreli koruma sağlarken aynı zamanda cildi sıkılaştırıyor ve esnekliğini sağlıyor.

Zeki’den kartal desenli mayo

Beşiktaş’ın şampiyonluk sevinci plajlara yansıdı. Zeki’nin 2003 yaz koleksiyonunda yer alan kartal desenli bikini, mayo ve mayokiniler özellikle Beşiktaş taraftarlarının büyük beğenisini topluyor. Karakartalın sembolünü plaja taşımak isteyen Beşiktaşlı taraftarlar tarafından takımlarına duydukları sevgiyi ve şampiyonluk sevincini sembolize eden Zeki’nin kartal desenli ürünleri bu yıl kumsalların vazgeçilmezi olacak.

Ferrari MetroCity’de

Alışveriş merkezinde bir ilk gerçekleştirildi. Akmerkez’e rakip gösterilen Metrocity’de Ferrari’ler sergilendi. Schumeicher’in yarışta kullandığı giysilerinin de yer aldığı sergi, büyük bir ilgiyle izlendi. Alış veriş merkezinin tüm katlarında sergilenen Ferrariler, meraklılarının ilgi odağı oldu. Serginin yanı sıra, merkezin zemin katında özel ferrari yarış oyunu ilgilenenlerine eğlenceleri anlar yaşattı.

En akıllı yol bu olmalı

Yollarda akıllanıyor. Artık, bilgisayarlar yollara yollar otomobillere akıl verecek. Akıllı ev, akıllı teknoloji ürünleri ve akıllı arabalardan sonra, gelecekte tullanılması planlanan akıllı yollar da şimdiden tasarlandı. Dev teknoloji firmalarının Ar-Ge merkezleri, bir yandan geliştirdiği teknolojilerle insan yaşamını kolaylaştıran ürünler sunarken, diğer taraftan da gelecekte kullanılacak olan teknolojileri tasarlamalı sürdürüyor. Firmaların geliştirdiği yeni teknolojilerin uygulandığı bu yeniliklerin son örneği ise akıllı yollar.
Merkezde bulunan denetleyici konumdaki bilgisayar ağı tarafından yönlendirilebilen mıknatıs yüklü, altından fiberoptik kablların geçtiği akıllı yollar, otomobillerle veri alışverişi yapıp, sürücülere anlık bilgi aktarabiliyor. Araçlarda bulunan algılayıcılara, yol kenarlarındaki ve merkezdeki bilgisayar sistemlerinden bilgi topluyor.
Akıllı yollar üzerinde yol alan araçlar birbirleriyle kablosuz olarak bilgi transferi de gerçekleştirebilecek. Bilgi alışverişi radyo frekansı kullanılarak, kablosuz olarak gerçekleştiriliyor. Otomobile gelen tüm bilgiler, aracın içindeki ekranda görülebildiği gibi, ön camın sağ üst köşesi üzerinden de okunabiliyor. Yeni sisteme göre, trafik lambalarına benzer bir uygulama akıllı yollara taşınıyor. Güneş ışığından enerji alan yeni nesil trafik lambaları, bilisayardan aldığı verilere göre ve yol durumuna göre anlık renk değiştirerek sürücüyü uyaracak. Ayrıca, yeni nesil yolların kenarlarına yerleştirilen kameralar, hız kontrolü ve araç bilgilerinin merkeze bildirecek.

ONUNCU SAYFA

Mizah-Fıkra

Gizli ajan
Temel gizli ajan olmuş. Saksılara konulan mikrofonların paslandığını fark edince hemen bir not bırakmış:
ÇİÇEKLERİ SULAMAYIN,
MİKROFONLAR PASLANİYİ.

Kekeme
Kekemenin biri bir gün kekeme okulunu ararken okulun yerini bulamamış, en yakınındaki bir markete girip: Kakakakarrdeşşşş, bubububurralarrrrdaa bi kekekemememe okukukukuluuu varmış, neneneneredede bibibiliyo mussun? diye sormuş.
Markette alışveriş yapan Temel hayretle kekemeye bakmış ve şöyle demiş: Okulun yerini bilmiyorum ama, senin okula ihtiyacın yok ki, bence gayet iyi kekeliyorsun…

Tarihte bu ay

14 Temmuz 1789
Bastille’in Alınışı
Aslında bir devlet hapishanesi olan, ancak halkın gözünde Kral’ın mutlakiyet idaresini temsil eden Bastille, silahlanmış Parisliler tarafından ele geçirildi. Araları duvarla örülmüş, çok yüksek yedi kuleden meydana gelen bir kale olan Bastille’in etrafı da hendekle çevriliydi. Saatlerce süren çatışmalardan sonra Bastille düştü.
21 Temmuz 1969
İnsan Ay Yüzeyinde
ABD’nin ay modülü LEM, kendisini Ay çevresindeki yörüngeye götüren Apollo-11’den ayrılarak yüzeye yumuşak iniş yaptı. LEM ay yüzeyinde iki saat kalırken, Ay’a ilk ayak basan insan da Neil Armstrong oluyordu. Hemen ardından da arkadaşı Edwin Aldrin yüzeye indi. İnsanlığın büyük bir rüyası böylelikle gerçekleşmiş oluyordu.
24 Temmuz 1923
Lozan Anlaşması
11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi ile sona eren Kurtuluş Savaşı’ndan sonra sıra barış anlaşmasına gelmşti. İlk Lozan Konferansı 22 Kasım 1922’de başladı, ama kısa sürede çıkmaza girerek 3 Şubat 1923’te kesildi. 23 Nisan 1923’te tekrar başladı.
Görüşmelerde Türkiye’yi İsmet İnönü, Yunanistan’ı Venizelos, İngiltereyi Lord Curzon, Fransa’yı Raymond Poincare ve İtalya’yı da Mussolini temsil etmişti. ABD, Portekiz, Polonya, Yugoslavya ve Romanya da görüşmelere katıldı.
Zorlu geçen görüşmelerden sonra 24 Temmuz 1923’te barış anlaşması imzalandı.

SAYFA 16

‘Futbolsuz hayat düşünemiyorum’

Altı yaşından bu yana koyu bir Beşiktaşlı Reha Muhtar… Onun için kara kartalların taraftarı olmak ise bir ayrıcalık. Aynı zamanda Beşiktaşlı olmak da kolay değil. Reha Muhtar, yaklaşık 40 senedir gönlünü kaptırdığı takımın 100. Yaşının kutladığı takımının dününü bugününü ve geleceğini bizimle konuştu…
Nasıl Beşiktaşlı oldunuz, bu takıma nasıl gönül verdiniz?
Benim bütün aile efradım çevrem, Fenerbahçeli idi. Ben ailenin tek çocuğuydum, sadece annemin babamın değil teyzelerimin… Bütün aile efradının tek çocuğuydum. Bütün ailem, hepsi Fenerbahçeli idi. Benim üzerimde de sevimli bir baskıları vardı, Fenerbahçeli olmam yolunda. Mahalle efradı da Galatasaraylıydı, onlar da benim Galatasaraylı olmamı istiyordu. Fenerbahçe ve Galatasaray arasında böyle bir mücadele sürdü gitti benimle ilgili. Altı yaşıma kadar.
Tarih olarak?
Ben 1959 doğumluyum, ’65 yılında ben ilk okula başlayana kadar. İlkokul birinci sınıftaki öğretmenimi çok severdim. O da Beşiktaşlıydı. Bana sen Beşiktaşlı ol, dedi. Sınıf birincisiydim zaten, ailemin böyle Fenerbahçe baskısından sıkılmıştım. Zaten böyle her denileni yapmam. Çocukluktan beri de böyleyimdir.
Altı yaşındaki çocuğa tatlı bir baskı olur herhalde?
Tabii, tatlı baskı olur. Ben öyle her şeyi gelen rüzgarlara göre hareket etmezdim o zamanlar, sonra da hayatımda hiç öyle yapmadım zaten, rüzgara karşı işler yaptım. Tek başıma kalmama rağmen, ‘Ben Beşiktaşlıyım’ dedim, altı yaşımda. Şimdi 43 yaşındayım, 37 – 38 senedir bu hiç değişmedi.
Gönlünüz başka takıma kaymadı mı hiç?
Ben kolejde okuyordum kolejde böyle benim dönemimde okulda bir ya da iki tane Beşiktaşlı vardı. Herkes ya Fenerbahçeli ya Galatasaraylı idi. Dolayısıyla yalnız başına mücadele etmeyi biraz da Beşiktaşlı olarak öğrendim. Çünkü siz teksiniz, sizin gibi bir tane daha var, 800 kişi arasında.
DEVAMI SAYFA 4’TE

Rakiptiler, takım arkadaşı oldular

Çok değil bir kaç yıl önce birbirlerine rakip olan futbolcular herzaman olduğu gibi şimdi aynı takım için ter dökecekler. İşte bunlardan biri de maçlarda sık sık karşı karşıya gelen Okan ve İbrahim olacak. Okan, İbrahim’i her maçta zorladım” derken, İbrahim, “Okan hızlı bir futbolcu. Takımda iş yapacaktır” şeklinde konuştu. İşte İbrahim’in Gazete BEŞİKTAŞ’a söylediği sözler… İBRAHİM: “Okan Koç, rakip olarak oynadığımız zamanlarda da beni zorlayan ve kendini kanıtlamış bir futbolcu oldu. Çünkü çabuk hareket edebiliyor, Driplingi çok iyi. Aniden sürat alabildiği ve mücadeleci bir yapısı olduğundan dolayı çok yararlı bir transfer olduğunu düşünüyorum. OKAN: “Beşiktaş ile oynarken Ahmet Yıldırım, İbrahim ve Serdar’a karşı oynadım. Sergenle oynamak her futbolcu için bir avantaj, aynı takımda olmak beni mutlu ediyor. Kendime güveniyorum takıma girememek diye bir endişem yok. SAYFA 12’DE

SAYFA 15

‘Biz halk takımıyız’

Her başarının görünen kişilerinin yanında görünmeyen kahramanları da vardır. Beşiktaş’ın kuruluşunun 100. yılında doyasıya kutladığı şampiyonluğunun çok daha önce ve başka bir yerde kazanıldığını da sadece bilenler biliyor.
BJK Nevzat Demir tesisi farkı her geçen gün biraz daha belirgin biçimde ortaya çıkıyor. Son olarak Milli Takımın Makedonya maçı öncesinde kamp yaptığı tesisin güzelliği karşısında başta Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy olmak üzere, teknik direktör Şenol Güneş ve futbolcular şaşkınlıklarını gizleyemediler. Menajer Can Çobanoğlu “Beşiktaş bu tesisle görünenlerin yanında görünmeyen nice değerler kazandığını iler ki yıllarda herkes çok daha iyi anlayacak” demekten kendini alamadı. Milli Takımda ilk kez yer alan genç futbolculardan biri, “Bu tesis nedeniyle Beşiktaş’a başkalarının verdiği paranın yarısına bile gelirim” diye duygularını çarpıcı biçimde ifade etti.
Evet, bu tesis Beşiktaş’a gerçek anlamda çağ atlattı ve 100. yılda asıl kazanılan büyük şampiyonluk da bu oldu.
Biz de bu tesise maddi varlığının yanı sıra emeğini, alın terini ve Beşiktaş sevgisini koyan Nevzat Demir’i konuk ediyoruz bu sayımızda. Demir, her zamanki mütevazi tavırlarıyla “Ben tesisleri yaparım, bir başka arkadaş başka bir iş yapar, diğer bir arkadaş bir eksiği tamamlar. Önemli ve kalıcı olan Beşiktaş’tır, biz gelip geçeriz” diye yaklaşıyor olaya… Nevzat Demir’in Beşiktaşlılığını bu tesis yeterince iyi biçimde anlatıyor. Geçmişte kulübe bir masa iki sandalye alanların yıllarca “Büyük hizmetlerde bulundu” etiketiyle ortalıkta dolaşmasına çok alışmıştık, şimdi iş çok değişti.
Beşiktaşlı olmak
Demir, siyah-beyazlı takımı daha çocukken “beleş tepe” denilen yerden izlediğini, o zamandan bu yana maçlarda aynı heyecanı duyduğunu söylüyor. “Hizmet etmek için başkan olmak veya yönetimde bulunmak şart değil. Ben Beşiktaşlıyım, bu yeterli” diyen Demir, “Herkesin ihtiyaç halinde Beşiktaş’ın yanında olması gerekir, sadece şov zamanı değil, zor zamanda iş yapmak için de ortalıkta görünenlere değer verilmeli” diye bir uyarıda bulunmaktan da kendini alamıyor. Nevzat Demir, Beşiktaş’ın ezeli rakiplerinden farkını vurgularken “Biz halk takımıyız. Fenerbahçe gibi seçkinlerden oluşmadık. Galatasaray gibi Fransız kültürü ile yoğrulmadık” nitelemesini yapıyor. Demir, siyah-beyazlı takımın 100 yıldır büyük halk kitlelerini peşinden sürüklediğini de belirterek “Beşiktaşlılık, paylaşımdır, mutluluktur, güzelliktir, dürüstlüktür, değerdir, böyle bir sosyal sportif yapının içinde olmaktan tarif edemeyeceğim şekilde bir haz duyuyorum” diyor.
5 yıl şampiyon olmalıyız
Nevzat Demir, yönetimin takımı şampiyon yaparak, büyük bir iş başardığını, ancak asıl hedefin Galatasaray’ın önüne geçmek olması gerektiğini söylüyor. Demir “Onlar 4 yıl şampiyon oldu. Biz 5 yıl üst üste şampiyon olmalıyız” diyor. Başarının o zaman daha iyi ortaya çıkacağını savunan Nevzat Demir, bu kapsamda Avrupa’da başarı konusunda da çıtanın çok yüksekte olduğunu, Beşiktaş’ın buradaki eksiğinin de giderilmesi gerektiğini vurguluyor.
Hizmetin zevkini duyuyorum
Nevzat Demir, Beşiktaş’ta geçmiş dönemlerdeki bir takım anlamsız çekişmelerin ve kıskançlıkların siyah-beyazlı kulübün çok daha ileri gitmesini önlediğini, en büyük üzüntüsünün de bu olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Beşiktaş’a bugüne kadar yaptığım hizmetlerden çok daha fazlasını yapmak isterdim. Bunu geçmişin ilgili ve yetkili kişilerine sürekli anlattım, bazı uygulamalarımla da gösterdim. Gel gelelim, bazıları Beşiktaş’ı fazlasıyla kıskanıyor ve pek doğru sayılmayacak biçimde sahipleniyorlardı. Bundan da çok büyük sıkıntılar, tıkanıklıklar doğdu.”
Gençlik yıllarından bu yana Beşiktaş sevgisini çok yoğun biçimde yaşadığını belirten Demir, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Aslında her Beşiktaşlı’da bu sevgi vardır. Bu da kulübüne hizmetin en büyük itici gücüdür. Bu çok büyük bir zevktir, vitamindir; insanın yaşama gücünü ve sevincini artırır. Ayrıca olağanüstü bir sevgi ve saygınlık kazandırır insana… Çünkü hizmet yapan takımıyla özdeşleşir. Başarıdaki payı nedeniyle camianın takdirini, sevgi ve saygısını kazanır. Bu nedenle, Beşiktaş’ın daha iyi olması için, maddi durumu iyi olan arkadaşlarımızın ve de kişisel emeği olan arkadaşlarımızın çok büyük çaba sarf etmesi gerekir diye düşünüyorum. Belki biz bunun başlangıcını yaptık. Türkiye’de başka firmaların da buna örnek olacağını düşünüyorum.”
Beşiktaş’ta çıta yükseldi
Demir, Beşiktaş’ın çıtayı yükselttiğinin de altını çizerek “Kartal’ın bundan sonra rakiplerini sürekli yeneceğini ve de şampiyon olacağını düşünüyorum. Üst üste 5 şampiyonluk bekliyorum. Ayrıca Avrupa’da, şampiyonlar liginde en üst noktaya ulaşmak zorundayız. Çünkü Galatarasay bunu başardı. Kendilerini tebrik ederim” dedi.

SAYFA 14

Taraftarın gönlündeki transfer ne?

Hiç kuşkusuz en büyük transfer taraftar… Takımı ateşleyen taraftar olduğu müddetçe en büyük güç ve en büyük transfer yine taraftar olmaktadır.
Madalyonun bir de diğer yüzü var…
Şampiyonluktan sonra kazanılan yeni taraftarda en iyi transferdir diyebiliriz.
Sahada mücadele eden yeni oyuncularda transfer kapsamına girmektedir. Özetle tüm takımların gözü bu aylarda transferlerdeydi…
Kartal’da transferin her çeşidinden büyük bir pay aldı bu yıl… Milyonlarca taraftarı olan Beşiktaş bu yıl taraftarını sevindirmek için yepyeni transferler yaptı, yapmaya da devam ediyor. Bir yıl boyunca sahada ter döken kartal, diğer yandan yurt dışında ve yurt içinde tarama yaparak futbolcu avına çıktı. Bunlardan bir kısmını da takıma kazandırdı. Ancak taraftar bu transferlerden memnun mu, karşı geldiği bir isim var mı? gönlünde yatan transferler hangisi? Aşkla bağlandığı takımında görmek istediği futbolcular kim? İşte bu sorulara yanıt aradık.
Ve Gazete BEŞİKTAŞ muhabirleri taraftarlara sordu, çeşitli yanıtlar aldı.
Taraftarın şahsi düşünceleri ve temsil ettikleri kesim adına söyledikleri şu şekilde…
Alen: Bu sene Beşiktaş’ta görmek istediğimiz yerli futbolcuların zaten hemen hepsini aldık. Takviyeler Sinan, Ahmet Hassan, Okan Koç’la iyi bir şekilde yapıldı. Emre Aşık transferine gelince, alınmayabilirdi diye düşünüyorum. 3-4 senedir tribünlere ters giden bir insandı. Ama yine de taraftarın garibine gitmez. Neticede, kendi işini yapan bir oyuncu, ancak Beşiktaş duygusal bir klüptür o yüzden özel yaşamına dikkat etmesi gerekecek. Yurtdışından ise, İlhan Mansız ve Ahmet Dursun’un formları düştüğü için Kluivert ve Van Nistelroy iyi olur diye düşünüyorum. Avrupa için Galatasaray’ın yükselttiği çıtayı Beşiktaş aşacak ve en az yarı final oynayacak. Çünkü takımımızın bunun için hiçbir eksiği yok.
Çarşı’dan Ayhan: Beşiktaş’ta Ronaldo, Rivaldo ve Beckham’ı görmek isterim. Ve tabii ki Pascal Nouma’nın geri dönmesini istiyoruz. Yeni transferlerin ise Beşiktaş’a hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Sinan’ın transferinde ben de vardım. Ahmet Hassan ile birlikte yüreklerini koyarak oynayacaklarını düşünüyorum. Defans için oyuncu gerekli. Emre Aşık çok iyi olmasa da kadronun genişlemesi için atılan her adım bence iyidir. Avrupa’da Beşiktaş kendi gücüyle çeyrek final oynar. Taraftar gücüyle de kupayı alır. Her zaman için en iyi transfer taraftardır.
Dişi Kartallar’dan
Perihan Işık: Beşiktaş’ın kanatlara takviyeye ihtiyacı olduğunu düşündüğüm için Gençlerbirliği’nden Okan Koç ve Gaziantep’ten İbrahim Toraman’ı görmek isterim. Bir de kafa topları için tek adam Pascal Nouma’dır ve onu yeniden Beşiktaş’ta görmek istiyoruz. Yeni transferlerden Ahmet Hassan ve Sinan’ın çok başarılı olacağına inanıyorum ama Emre Aşık’a açıkçası pek güvenmiyorum özellikle kişiliği açısından. Avrupa’da ise Beşiktaş’ımızın başarılı olacağına yürekten inanıyorum.
Üni BJK’den Çağıl Onat: Genel olarak kadromuzdan ve yabancı futbolculardan memnunum. Elimizdekileri özellikle de defansı korumamız gerektiğini düşünüyorum. Okan Koç, Okan Yılmaz iyi olabilir. Orta sahada İbrahim’in yanına sol tarafa Galatasaray’dan Ergün ile takviye yapılırsa çok yararlı bir transfer gerçekleşmiş olur. Ve bence İlhan’ın yerine bir forvet gerekiyor. Yeni transferlerin Emre Aşık hariç iyi olabileceğini sanıyorum. Emre, Galatasaray’da bile başarılı olamadığı halde Lucescu onu ne düşünerek aldı bilemiyorum. Gereksiz bir transfer. Avrupa’da ise elimizdeki bu kadroyla, gruplardan kesin çıkarız. İlerisini bilemiyorum ama başarılı olacağımıza eminim.
Çarşı’dan
Metin Yücel Yılmaz: Yıldıray Baştürk’ü ve Rivaldo’yu Beşiktaş’ta görmek isterim. Zaten Avrupa’nın en iyi sol ayağı bizde o da Sergen Yalçın. Yeni transferlerden Emre Aşık hariç, Sinan, Okan Koç, Ahmet Hassan çok yararlı olacak. Türkiye’de yapılabilecek en iyi transferi Beşiktaş yaptı. Hüsnü Güreli’yi kutluyoruz. Kulüp olarak hiç borcumuz yok. Hem rakibi çökertmek hem de kadroyu güçlendirmek için yönetimin yaptığı hamleler çok başarılı. Örneğin Galatasaray’ın yapacağı transferleri Beşiktaş erken davranarak ondan kaptı. Şampiyonlar ligi kupasını ise getireceğimizi düşünüyorum. Bence böyle bir yönetimle Beşiktaş, 5 seneye kadar Avrupa’nın en zengin kulüpleri arasına girer.
Bir taraftar
İlker Göktepe: Beşiktaş’ta Servet Çetin, İbrahim Toraman, Uğur İnceman ve İstanbulspor’dan Selçuk’u görmek isterim. Forvet olarak da Hooijdonk, Kleuivert ve Yorke Beşiktaş için çok iyi olur. Ama şu ana kadar yapabileceğimiz en iyi transferleri yaptığımızı düşünüyorum. Eksiğimiz kalmıyor. Yapılan transferlerden bence Emre Aşık için biraz fazla para verildi. Avrupa’da çeyrek finali oynarız. Elimizdeki kadro bunun için çok uygun.
Siyah Beyaz
Derneği’nden
Sefa Özger: Yerli futbolculardan; İbrahim Toraman, sol kanat için Altaylı İbrahim ve Adanalı İbrahim, İstanbulspordan Selçuk ve Galatasaray’dan Murat Erdoğan ve Serkan’ı Beşiktaş’ta görmek istiyorum. Dışarıdan ise Kleuivert, Emılheskey, Romanyola ve Vay Hooijdonk. Orta saha ve ön libero eksiklerimizi bu şekilde tamamlayabiliriz. Yapılan transferlerden Emre Aşık hariç diğerleri mükemmel. Aşık, agresiflikte Ali Eren’den farksız. O yüzden istemiyorum. Avrupa’da ise yapılan bu transferlerle kesinlikle final oynarız ve Galatasaray’ı aşarız diyorum. Lig şampiyonluğunu ise % 99 ihtimalle kazanırız. Biz de 2.5 metrelik bir bayrak daha yaptırırız.
Üni BJK’den Senem: Yeni transferlerden Okan’ın çok iyi olacağını düşünüyorum. Sağ kanat için. Yapılan diğer transferlerden genel olarak memnunum. Ancak Emre Aşık’ın Beşiktaş’a uyan bir yapısı olduğunu düşünmüyorum. O tam bir Galatasaraylı. Yabancı olarak bir tane yıldız futbolcu alınmalı bence. O da Figo olabilir. Onun dışında kadromuz gerçekten çok iyi. Şampiyonlar Ligi’nde Lucescu’ya güvenmiyorum. Geçtiğimiz sezon lig şampiyonluğunda başarılı oldu ama UEFA’yı bize kaybettirdiğini düşünüyorum. Futbolcuların da kendine güvenini sarstı bu durum. Yine defansif oynayacak. Gönlümden geçen Final oynamak ama çok zor. İki gruptan da çıkarız diyorum futbolculara güveniyorum.
Siyah Beyaz Derneği’nden
Göktuğ Birnalkeser: İbrahim Toraman, Ahmet Hassan, Okan Koç çok iyi transferler. Yabancılardan Hooijdonk gelse çok iyi olur. Cordoba ise kesinlikle kalmalı. Yapılabilecek yerli transferler Gençlerbirliği’nden Serkan ve Sergen’in yerine Yıldıray Baştürk olabilir. Emre Aşık’sın iyi bir yedek olduğunu düşünüyorum Ahmet Yıldırım ya da Tayfur’un yerine. Şimdiye kadar Beşiktaş’a yaptığı bir yanlış olduğu düşünmüyorum. Avrupa’da ise hedefimiz çeyrek final olmalı. Bunun aşağı bir sonuç çok kötü bir netice olur.
Dişi Kartallar’dan Filiz: Yerli futbolculardan Beşiktaş’ta görmek istediğim çoğu oyuncu alındı. Özellikle İbrahim Toraman transferiyle birlikte kadro tamamlanacak. Pascal’ı yeniden takımımızda görmek isterdim ancak bu olmayacak sanırım. Yabancılardan Ronaldo iyi olur ama forvette Hakan Şükür kesinlikle olmaz. Fenerbahçe’den Ceyhun orta sahaya iyi olabilir diye düşünüyorum. Lucescu’ya her konuda güvenim sonsuz. Avrupa yolunda Lazio maçındaki yenilgiden ders alarak bu sene Avrupa’da çok iyi bir derece alacağımıza ve yarı final oynayabileceğimize inanıyorum.

100. yıla yakıştı

Beşiktaş 100. kuruluş yıldönümü ve şampiyonluk balosunu geçtiğimiz ay içinde İnönü Stadı’nda gerçekleştirdi. Daha önceki kutlamaları beğenmeyip Beşiktaş’a daha iyileri layık diyen siyah-beyazlılar görkemli balo karşısında “İşte bu Beşiktaş’a yakıştı” şeklinde konuştular. İnönü’de yapılan baloya eski başkanlar, yöneticiler, hükümet ve devlet yetkilileri Beşiktaş’ın birçok eski ve yeni futbolcusu katıldı.

Cordoba kaldı, Tayfur imzaladı

Beşiktaş’ta Oscar Cordoba sevinci yaşanıyor. Son yıllarda kaleciden yana büyük sıkıntı çeken Kartal, Cordoba’nın işini bitirerek taraftarı ve takımı rahatlatan siyah-beyazlı yönetim geçen sezon kiralık olarak forma giyen Kolombiyalı kalecinin bonservisi için Boca Juniors yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde kesin anlaşma sağladı. Bonservisi alınan Cordoba ile 2 yıllık sözleşme imzalandı. Cordoba anlaşmadan sonra yaptığı açıklamada “2 yıl daha Beşiktaş forması giyeceğim için çok mutluyum” dedi.
Öte yandan Kaptan Tayfur da bir yılı opsiyonlu 3 yıllık sözleşme imzaladı. Tayfur, Geçen yıl Türk futbolcular içinde İbrahim ve Ahmet Yıldırım ile birlikte en çok forma giyen oyuncu olmuştu.

BU SEVİNÇ AVRUPA KUPALARINDA DA YAŞANSIN

Şampiyonluk turu sırasında yaşanan mutluluk tablosunun Avrupa maçlarında da tekrar etmesini isteyen taraftarlar her mevkiye birkaç futbolcu alınmasını istiyorlar. Taraftarlar “Kartal yeterki bizim yüzümüzü güldürsün. Biz yağmur çamur demeden her zaman destek vermeye hazırız” şeklinde konuşuyor.

Kartal, Lucescu’yla nikah tazeledi

Siyah-beyazlı yönetim Rumen hocayla 1 yılı opsiyonlu, 3 yıllık sözleşme imzaladı. Lucescu önümüzdeki yıl için 1 milyon 250 bin, bir sonraki yıl içinde 1.5 milyon dolar alacak. İmza töreni Akaretler’deki kulüp binasında yapıldı.

Efes şampiyon

Potanın kralı Efes Pilsen… Son maçında Ülkerspor’u 80-70 yenen Efes Pilsen ikisi üst üste olmak üzere 10. kez şampiyon oldu. Lig şampiyonu Efes Pilsen’li basketbolcular maçtan sonra zaferi birbirlerine sarılarak kutladılar. Saha içinde 10 yazılı panonun arkasında fotoğraf çektirip, elleriyle de 10 işareti yapan lacivert-beyazlılar şampiyonluğun coşkusunu taraftarlarıyla paylaştı. Efes’in 4 yabancı oyuncusu, maçtan sonra saha içinde dakikalarca dans etti. Alper Yılmaz ise çemberdeki fileyi kesip hatıra olarak aldı.
Erişilmesi güç bir zafere imza atan Efes Pilsen’li oyuncular daha sonra Boğaz’da bir yat gezisi düzenlediler. Geziye basketbolcuların yanısıra teknik heet ve yöneticiler de katıldı. Efes Pilsen antrenörü Oktay Mahmuti, lacivert-beyazlı takımı üst üste ikinci kez şampiyon yapmanın gururunu yaşadığını söyledi.

SAYFA 13

Futbolcularla yatıp futbolcularla kalkıyorlar

Bütün sezon boyunca antremanda, maçta, kampta… Onlar her yerdeydiler. Futbolcuların, yöneticilerin, taraftarların camiasını bizlere taşıyan spor muhabirleri ile bu sezonda yaşadıklarını ve Beşiktaş’ı konuştuk.
Türkiye Gazetesi Spor Muhabiri Ali Şirin Güntekin: Her şeyden önce mesleğinizi seveceksiniz. Bu işi yirmi seneyi aşkın yapıyorum. 59 yaşındayım. İlk günü nasıl başladıysam bugün aynı heyecandayım. Herkes bana bu yüzden gıptayla bakar. Bu meslekte işi çok hatta çok çok seveceksiniz. Başka bir meslekte olsanız unutulup gidebilirsiniz. Oysa gazetecilik yaşama yayılıyor. Hangi alan olursa olsun, ister kültür – sanat ister spor… önemli olan gazeteci kimliğinin olması. Bunu çok iyi değerlendirmek lazım. Bu meslek, onurlu bir meslek. Bu mesleğin bana kalırsa hiç bir zor yanı yok, işini seviyorsan yok elbette. İşe dört kolla sarılmak gerek matbaam eksik elimde avucumda misali.
*Unutamadığım bir şey, Fenerbahçe Kulübü’nün 13 yıllık muhabiriydim. Bir bakıma el üstündeydim ancak Aziz Yıldırım dönemi neredeyse beni işimden soğuttu. Medyaya hakaretler ediliyordu. Müdürüm Sadık Söztutan’dan bu insanla çalışmak istemediğimi beyan ederek başka bir kulübe hatta amatörler bile olsun geçmek istediğimi söyledim. Şimdi BJK’deyim. Ama yolda başka bir haber çıksa parmağım deklanşörde.
Ali Şirin’in Beşiktaş notları: Beşiktaş’ta önemli olan unsurlardan bir tanesi, yönetiminin iyi olması. Metinler Feyyazlar vardı ama hocalar hamuru iyi yoğuramadı. Lucescu, çok isabetli bir karardı. Beşiktaş, Sinan Engin menajerliğinde ilkleri de başardı. İsabetli bir isim de Sinan Engin’dir. Galatasaray – 1905 yılından bu yana sistemli bir yapıyı bugunüne taşıdı. Fenerbahçe, belli bir sisteme sahip değildi. Değişen her başkan kendi kurallarını yerleştirme çabası içinde idi. Bunun dışında olan bir diğer takım da Beşiktaş’tır. Sistemi kurmaya ve disiplinli bir yapı oluşturma çalıştı.
Tek ses tek yürek
Ali Şirin, Beşiktaş taraftarını ‘çok bilinçli’ diye nitelendiriyor. Şirin şöyle devam ediyor: “Fenerbahçe’de bir sürü grup var. Her tribünde farklı bir ses çıkıyor. Beşiktaş’ın da farklı grupları var, çarşı grubu, siyah – beyaz grubu gibi. Ama tek ses çıkıyor…”
Sabah Gazetesi Vahap Hacıoğlu: Bu meslekte, toplumdan 24 saat öncesiniz. Özellikle spor alanında çok seyahat ediyorsunuz. Bu durum aile yaşamınızı da etkiliyor. Yaşam sürekli kamplarda maçlarda geçiyor. O yüzden benim evliliğim gecikti. Bir gazeteci ile evlilik yapmak çok zor bir şey. Gazetecilik artık benim için meslekten çıkıp bir yaşam biçimi haline döndü. Gazeteciliği yaşarsınız. Sabah 9’da başlayıp 5 – 6 gibi çıkıp yarın başlanmak üzere biten meslekler gibi değildir. Gazetecilik, 24 saat yaşanabilir, evde uyurken birden telefon gelir haber kovalarsınız. Gazetecilikte zaman kavramı yoktur. Mesleğimde 18 yıl geride kaldı. Spor muhabiri olarak başladım ve devam ediyorum. Şu an 33 yaşımdayım. Şunu söyleyebilirim ki, meslek sevilmeli. Gazeteciliğin ilk yıllarında neredeyse para kazanamazsınız. Çok az… İlk yıllar aile kuracak kadar para kazanamıyorsunuz. Bana sorduklarında ne olacaksın diye, gazeteci olacağım dediydim. Herkes, doktor, öğretmen olacağım der ben gazeteci. O yaşlarda semtimizde gazeteci yaşardı, ondan etkilendim. Voleybol muhabirliği ile başladım. Yeniasır İstanbul çıkmıştı. Kapanmasının ardından Güneş’e geçtim. Müdürüm Şansal Büyüka idi. Çok güçlü bir kadroya sahipti. Orada iki sene kadar Galatasaray’a baktım. Güneş gazetesi kapanmadan önce, Beşiktaş takip etmeye başladım. 1987 yılından bu yana Beşiktaş’ı takip ediyorum.
Vahap Hacıoğlu’nun Beşiktaş notları: Beşiktaş’ın o zamanları ile bugününe baktığımız zaman, çok değişimlere uğradığını söyleyebiliriz. Şeref stadındaki halini, toprak sahayı hatırlıyorum. Tesisler yeterli değildi. Sonra Fulya’ya geçildi. Cennet deniliyordu Fulya için. Süleyman Seba döneminde gittikçe gelişti. Ancak o dönemlerde kulübün daha katı kuralları vardı, muhafazakardı. Serdar Bilgili döneminde ise, daha da çağdaşlaştı. Beşiktaş, üç büyükler arasında hep üçüncü sırada yer alırdı. Serdar Bilgili ve yönetimi sayesinde çok değişti ve ön plana geçti. Beşiktaş’ın Avrupa yolunda kesinlikle başarılı olacağına inanıyorum. Tranferler konusunda ise, transfer şampiyonu, Beşiktaş açık ara önde. Kadroyu güçlendirdiler. Fenerbahçe gibi puan almadan dönme fiyaskosunu kesinlikle yaşatmaz. Bundan kuşkum yok. Beşiktaş’ın futbolcularıyla da arkadaş gibiyiz. Ama dün ile bugünü kıyaslamam gerekirse, Metin Ali Feyyaz Şifoların olduğu dönemlerde arkadaşlık bağları daha sıkıydı.
Star Spor’dan Raşit Ateş: Spor muhabirliği ile başladığım meslek hayatımda 20 seneyi doldurdum. Mesleğimin güzel yanları da var zorlukları da var. Olayların içindeyiz, insanlarla beraberiz. Cazip tarafları var ama evli insanlar için meşakkatli. Evimizden uzaktayız. Futbolcular gibi kamplardasınız. Kendi sosyal hayatınızdan kopup başka bir dünya yaratmak zorunda kalıyorsunuz.
Gazeteciliği sevmeden bu kadar fedakarlığa katlanmak güç. Seviyorsanız çektiğiniz güzel fotoğrafı veya fotoğrafları gazetede gördüğünüz zaman gönlünüz hoş oluyor. Ankara Gençlerbirliği Kulübü muhabiriydim. Trabzon, Galatasaray, Fenerbahçe son olarak Beşiktaş’ı takip etmeye başladım. Büyük kulüplerin hepsine baktım. Hepsinin ayrı ayrı taraflarını tanıma imkanı buldum.
Beşiktaş Notları
Diğer kulüplere göre Beşiktaş’ta daha içten daha samimi bir hava buldum. Aile ortamı var. Lucescu’nun insancıl tarafları bilinenden çok daha fazla.
Beşiktaş’ta kapasite olarak şu an yaptıklarından daha fazlasını yapabilecek düzeyde, daha iyi olabilir. Sinan Engin’den etkilendim. Nasıl davranılacağını iyi biliyor, denge oluşturuyor ve her yere yetişiyor.
Fanatik Gazetesi Rahman Sağoğlu: Gazetecilikte, insanların her zaman bir adım önündesiniz, bir gün öncesini yaşıyoruz. Bu mesleğin yaklaşık 12 yıldır içindeyim ve 33 yaşımdayım. Çevremizde insanlar bizleri ulaşamadıkları bir nokta olarak görüyorlar. Popüler bir gözle bakıyorlar. Ben 3 yıl boyunca Fatih Terim döneminde şampiyon olduğu zaman Galatasaray’ı, Mustafa Denizli zamanında bir yıl boyunca Fenerbahçe’yi, üç yıldır da Beşiktaş’ı takip ediyorum.
*Unutamadığım bir şey, Gençlerbirliği maçında yönetim sahaya indi, seyirciyi selamladılar. Fotoğraf çekiyoruz, önemli olan pozlardan biri sevinç gösterisinin son anlarıdır. Öyle bir an oldu ki, başkan omuzlara alındı ve ben disketim dolduğu için gözlerimin önündeki olayı kareleyemedim. Bir olayı görüp görüntüleyememek kadar üzücü bir durum yok…
Rahman Sağoğlu’nun Beşiktaş notları: Beşiktaş’ın bu gününe baktığımda profesyonel bir yönetim görüyorum. Gayet dinamik ve deneyimliler.
Takımdaki en kişilikli futbolcu ise Sergen. Bazı insanlar sevmezler ama ustalığı, karakteri tek çizgide gidiyor. İnsanlığı, yaklaşımı ile ikinci isim Tayfur’dur. İbrahim de öyledir.

GEÇEN AY GÖZE ÇARPANLAR

UEFA’dan stad ikazı

Türkiye’yi önümüzdeki sezon Şampiyonlar Ligi’nde temsil etmeye hazırlanan Beşiktaş’ı UEFA tehdit etti. Avrupa futbolunun patronu, sponsorlar ve kendi özel konukları için, İnönü Stadı’nda 700 kişilik VIP koltuğu istedi. Yönetimin “Statta uygun yerimiz yok. Kapalı tribünden yer ayarlayabiliriz” yanıtını reddeden UEFA, “Sezon başına kadar 700 kişilik yer ayarlayamazsanız, İnönü’de Şampiyonlar Lİgi maçlarını oynayamazsınız” karşılığını verdi. Yönetim, sorunun çözümü için çalışmalara başladı.

Beşiktaş engelliler birinci

Beşiktaş Kulübü’nün 100. kuruluş yılı etkinlikleri çerçevesinde organize edilen Beşiktaş 100. Yıl Tekerlekli Sandalye Turnuvası, İstanbul’da geçen ay yapıldı. Birinci Lig takımlarının mücadele ettiği A Grubu’nda, İzmir Ortopedik Özürlüler Rehabilitasyon’u 54-39 yenen Beşiktaş, bu grubun birincisi oldu. Siyah-beyazlı sporcular birincilik kupasını, Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in elinden aldı.

Ali Cansun: ‘Geri döneceğim’

Gençlerbirliği’nin Beşiktaş’tan transfer ettiği Ali Cansun bir gün yine Kartal’a döneceğini iddia etti. Başkent ekibinde tecrübe kazanacağını ifade eden genç yıldız “Büyük bir camiaya geldim. Başarılı olacak ve güçlü biri olarak Beşiktaş’a döneceğim” dedi.

SAYFA 12

Bombaları patlattılar

Beşiktaş Avrupa kupalarında da geçen sene kaçırdığı başarıyı bu yıl yakalamak için işi sıkı tutuyor. Gerekli gördüğü mevkilerine yeni futbolcular transfer ederek, takımı kuvvetlendiren Beşiktaş bir veya iki takım yaratacak bir futbolcu ordusuna kavuştu. Transferde fire vermeyen ve geçen yıl göze çarpan futbolcuları takıma katan kartal yine şampiyonlukta en büylük aday gösteriliyor. Diğer yandan Avrupa kupalarında da başarılı olmak isteyen siyah beyazlılar Altaydan Sinan, Gençlerbirliğinden Okan ve Ahmed Hassan ve de Galatasaray’dan Emre Aşık’ı takıma kattılar.
Rakiptiler takım arkadaşı oldular
Çok değil bir kaç yıl önce birbirlerine rakip olan futbolcular herzaman olduğu gibi şimdi aynı takım için ter dökecekler. İşte bunlardan biri de maçlarda sık sık karşı karşıya gelen Okan ve İbrahim olacak. Okan, İbrahim’i her maçta zorladım” derken, İbrahim, “Okan hızlı bir futbolcu. Takımda iş yapacaktır” şeklinde konuştu. İşte İbrahim’in Gazete BEŞİKTAŞ’a söylediği sözler…
İBRAHİM: “Okan Koç, rakip olarak oynadığımız zamanlarda da beni zorlayan ve kendini kanıtlamış bir futbolcu oldu. Çünkü çabuk hareket edebiliyor, Driplingi çok iyi. Aniden sürat alabildiği ve mücadeleci bir yapısı olduğundan dolayı çok yararlı bir transfer olduğunu düşünüyorum. Ama onunla aynı mevkide olan Kaan Dobra var. Ve o da gayet iyi olduğu için aralarında rekabet olacak. İyi olan oynayacak. Bu sezon her oyuncunun alternatifi va. O yüzden de Avrupa’da başarılı olacağımızı düşünüyorum. Çünkü kendi aramızda da büyük bir rekabet olacak.”
OKAN: Okan ise şimdilerde Beşiktaş formasına ısınmaya çalışıyor. Transfer öncesi Galatayasaray’a gitti gidecek derken,kendini Beşiktaş’ta bulan Okan “artık ben de kartalım” diyor.
Okan, yaptığı açıklamalarda “Beşiktaş taraftarı beni yanlış anlamasın. Küçüklüğümden beri Beşiktaşlıyım. Bu sezon transferim için ilk önce benimle Fatih Terim konuştu. Ve ona söz verdim. Ağzımdan çıkan söze önem veren karaktere sahibim. Beni ilk isteyen Terim olduğu için söz vermiştim. Beşiktaş yönetimi benimle ilgili işlemlerimi bitirince verdiğim sözü hatırlayarak kimliğime kişiliğime ve adamlığıma ters düşecek bir hareket içine girmek istemedim. Daha sonra Beşiktaş devreye girip bu transferi gerçekleştirince bende hiç itiraz etmedim koşa koşa çok sevdiğim Beşiktaş’a geldim. Beşiktaşlı taraftarlardan bir ricam var. Ben ilk maçlarda hep heyecanlanırım Beşiktaş formasını giyeceğim ilk maçta lütfen alkışlarıyla bana moral versinler. Bunu yürekten istiyorum. Sinan ağabey ile görüştüm. Onun konuşmaları bana çok tesir etti. Ben Beşiktaşlıyım. Tribünden geldim. Transferimde emeği geçen herkese teşekkür ederim”şeklinde konuştu.
Okan daha sonra, “Beşiktaş ile oynarken Ahmet Yıldırım, İbrahim ve Serdar’a karşı oynadım. Sergenle oynamak her futbolcu için bir avantaj,aynı takımda olmak beni mutlu ediyor. Kendime güveniyorum takıma girememek diye bir endişem yok. İstanbul’a geldim diye değişmem” dedi.
Okan sorularımıza şu yanıtları verdi:
Beşiktaş’ın eksiklerini kapatacağınıza inanıyor musun? Beşiktaş’ın eksiğini kapattığıma inanıyorum. Tabii ki onun için geldim.
Takımda hangi alanda oynamak istersin? Aslında buraya sadece oynamaya geldim. Hangi alan olduğu önemli değil. Ama sağ tarafta daha verimli olacağıma inanıyorum.
Beşiktaş’ın ortamını nasıl buluyorsun? Uyum sağlayabilecek misin? Beşiktaş’ın ortamının çok rahat olduğunu görüyorum. Dışarıdan bakınca bende böyle bir izlenim bıraktı.
Beşiktaş’ı Avrupa yolunda nasıl değerlendiriyorsun? Beşiktaş’ın Avrupa’da daha verimli olacağını düşünüyorum. Çünkü hem kadrosu kaliteli oyunculardan oluşuyor hem de geçen sene sayesinde çok tecrübelendi. Daha başarılı olacak. Avrupa’da en kötü hedef olarak çeyrek final oynarız diye düşünüyorum.
Kişisel hedeflerin neler? Kişisel olarak hedeflerim her şeyden önce iyi futbol oynamak. A Milli takım ve daha sonrasında da Avrupa kulüplerinde oynamak istiyorum.
Lucescu hakkında neler düşünüyorsun? Açıkçası Lucescu’yu tanımıyorum. Sadece basın yoluyla hakkında bilgi alıyorum. Kendisini sadece maçlarda gördüm. Yüz yüze görüşmedim. Hakkında ise iyi ve kral bir insan olduğunu duydum.
SİNAN: Öte yandan Altay’dan transfer edilen Sinan’da Beşiktaş’a kalıcı olmak için geldim dedi.
Sinan Gazete BEŞİKTAŞ’ın sorularını şöyle yanıtladı.
Beşiktaş’ın eksiklerini kapatacağınıza inanıyor musun? Eksiklerin kapatılması için değil bir şeyler vermek için geliyorum. Beşiktaş’ın eksikleri olduğunu düşünmüyorum. Ben yararlı olmak için geliyorum.
Takımda hangi alanda oynamak istersin? Forvet oyuncusuyum. Sabit değilim, gezegen bir forvetim. Hoca nereye verirse orada ben gereken şekilde oynarım.
Beşiktaş’ın ortamını nasıl buluyorsun? Uyum sağlayabilecek misin? Uyum sağlayacağımı sanıyorum. Gerek Ümit Milli gerek, A Milli’de arkadaşlarımız var. Beşiktaş bir aile ortamına sahip. İnşallah ben de bu ailenin içine gireceğim.
Beşiktaş’ı Avrupa yolunda nasıl değerlendiriyorsun? Çok başarılı olacağına inanıyorum. İçimde Şampiyonlar Ligi’nde üst turlara çıkma özlemi var. inşallah taraftar, camia, yönetim, futbolcular herkes bir bütün olur. Beşiktaş’ın Türkiye’yi çok iyi bir şekilde temsil edeceğine inanıyorum.
Kişisel hedeflerin neler? İlk hedefim seneye şampiyonluk yaşamak. Beşiktaş’ı Türkiye Ligi ve Avrupa’da başarıya taşımak istiyorum.
Lucescu hakkında neler düşünüyorsun? Çok mükemmel bir hoca olduğu herkes biliyor. Hocalığından çok insan. Dışarıdan bakan bir kişi olarak futbolculara yaklaşımını çok iyi buluyorum. Bizi transfer eden kişi o. Bize güveniyor. Yüzünü kara çıkartmayacağız.

Potalara yeni kan

Beşiktaş Basketbol Altyapı İdari Koordinatörü Hurşit Baytok’la Beşiktaş alt yapı takımlarıyla ilgili hedeflerini ve Beşiktaş basketbolunun geleceğini konuştuk.
Basketbol geçmişinizden bahseder misiniz?
Ben, 1967 sonunda Beşiktaş Yıldız takıma geldim. 1 yıl Yıldız Takımında, 1 yıl da Genç Takımda oynadıktan sonra A Takıma alındım. 1985 yılına kadar birinci ligde A Takımda oyuncu olarak görev yaptım. Orada takım kaptanlığı yaptım ve şampiyonluk yaşadım. Hem oyuncu hem antrenör olarak… 1985’ten sonra yaklaşık 5 yıl Beşiktaş A Takımının antrenörlüğünü yaptım. 1990 yılında buradan ayrıldıktan sonra, Yıldız Milli takımında Genç Milli takımda görev yaptım. Fenerbahçe’de de 3 yıl kadar altyapı koordinatörlüğü yaptıktan sonra Beşiktaş’a döndüm. Burada yine aynı görevi, daha geniş kapsamlı olarak; spor okulları, kız takımları ve bütün alt yapıyı kapsayacak şekilde alt yapı koordinatörlüğüne getirildim. Uzun bir yolculuktan sonra evime döndüm diye düşünüyorum.
Beşiktaş’a geldikten sonra ileriye dönük
çalışmalarınız nelerdir?
Şu anda burada yapmaya çalıştığım, alt yapıyı hem idari anlamda hem teknik anlamda organize etmek. Burasının rakiplerimizin gerisinde kalmış bir görüntüsü var. Bence rakiplerin önüne geçmek lazım. Bunun için idari ve teknik anlamdaki eksikliklerimizi tamamlamamız gerekiyor. Ayrıca oyuncu melzemesinin azlığı ve çalışma ortamımızın daha sıhhatli olması açısından çıkan problemleri çözmeye uğraşıyorum. Hem oyuncuları hem antrenörleri tanımaya çalışıyorum. Temmuz’da başlayacak olan sezona bütün bu organizasyonları tamamlamış bir şekilde çıkmayı planlıyoruz. Bir de spor okulu organizasyonumuz var. Biz devraldığımız işi daha ileri bir noktaya taşımalıyız.
Basketbol altyapı seçmelerinde elemeleri neye göre yapıyorsunuz?
Her şeyden önce, oyuncu akıllı mı, istenileni anlayıp hayata geçirebilme yönünde kıvrak bir zekaya sahip mi diye değerlendirmeye alıyoruz. Aslında yılların getirdiği bir tecrübeyle gözlerinden de anlayabiliyoruz. Ayrıca, değerlendirmeyi ayaklarının çabukluğuna, süratine, topla ya da topsuz olarak saha içindeki yeteneğine becerisine göre yapıyoruz. Elbette boyu da önemli. Göstermiş olduğu fiziksel özellikler onun ileride uzayıp uzamayacağına dair de bir takım ipuçları veriyor. Örneğin, ayak boyuyla vücut boyunun birbirine olan orantısı, ayak bileklerinin inceliği, dizin yuvarlaklığı, omuzların genişliği gibi özellikler önemli. Bu kriterler ergenlik döneminin başı, ortası veya sonu oluşuna göre gelişimini tamamlayıp tamamlamamış olmasına göre de değişiyor. Annesinin babasının boyları gibi bir sürü kriter var.
Sizce basketbola başlama yaşı kaçtır?
Artık yaşlar 8’lere 9’lara kadar indi. Ama ben başladığımda 17 yaşındaydım gerçi öncesinde de futbol oynuyordum. Ama 16 yaşında yeni başlayan bir kişi daha önceki yaşantısında ciddi bir antreman görmediyse, hiç maç oynamamış, hiç bir takımda yer almamışsa işi çok zor demektir.
Oyuncuları nasıl hazırlıyorsunuz?
Basketbol antrenörlüğü herkesin zannettiği gibi taktik, ofens, difens, ribaund gibi bigileri içermiyor. Bu işin % 80’i piskolojik yani insan ilişkileri. 9 yaşındaki insanın seviyesine inip onun anlayacağı lisandan konuşmak gerekiyor. 10 yaşındaki birinden isteyeceğinizle 17 yaşındakindeki bir kişiden isteyeceğiniz birbirinden farklılık arz ediyor. İş küçükten büyüğe gittikçe zorlaşıyor. Büyük artık gitgide şahsiyetini kazanmaya başlamışken idare etmek kolay oluyor.
Kendinizi ve Beşiktaş’ı gelecekte nerede görüyorsunuz?
Efes ve Ülker’in üstünlüklerinin maddi imkanlarından kaynaklandığını düşünüyorum. Elbette takdir ediyorum basketbol için çok fazla emek sarfettiler. Biz 100 senelik bir takım olarak eğer organizasyonlarımızı istediğimiz şeklide yapabilirsek, onları 5 sene içinde yakalarız diye düşünüyorum.

GEÇEN AY GÖZE ÇARPANLAR

Kartallar çoğaldı

Çarşı içine geçen ay biri anıt, biri heykel olmak üzere iki Kartal kondu. Beşiktaş Belediyesi’nce yapılan anıt ve heykellerin açılışına Beledye Başkanı Yusuf Namoğlu, kulüp başkanı Serdar Bilgili birlikte katıldı.

Bilgili’ye 100. yıl koltuğu

Beşiktaş Dostları Derneği, Başkan Serdar Bilgili’ye Beşiktaş’ın 100. yılı nedeniyle özel olarak yaptırdığı bir koltuk hediye etti. Bilgili, masif mahun ağaçtan yapılmış olan koltuğu, düzenlenen basın toplantısında dernek başkanı Bülent Deriş’ten aldı. Sanat eseri dediği koltuğa oturan Bilgili, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte basın mensuplarına poz verdi.

Kutlamalara devam

Beşiktaş şampiyonluğunu doya doya kutluyor. Geçtiğimiz ay içinde Beşiktaş’ın eski yöneticisi Erol Kaynar ve arkadaşları Ortaköy’de şampiyonluğu kutladı. Ardından İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve İstanbul üniversitesi rektörü Kemal Alemdaroğlu Beşiktaş Kulübü’nü ziyaret ederek Avrupa’da da başarı dilediler.

Bilgili: ‘Takip ediyorum’

Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdar Bilgili, Gazete BEŞİKTAŞ’ı sürekli olarak okuduğunu belirtti. Öte yandan yetkililerin verdiği bilgiye göre 100. kuruluş yılında şampiyonluk onuruna erişen Beşiktaş’ın, dünya sıralamasındaki çıkışını sürdürdüğü öğrenildi. Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu’nun (IFFHS) Mayıs ayı değerlendirmesinde, 174.5 puana ulaşan Beşiktaş, geçen aya göre 6 sıra daha yükselerek “Dünyanın En İyi Takımları” sıralamasında 31. sırada kendine yer buldu.

SAYFA 11

‘Şampiyonluğu geride bıraktım’

Hocalığından ayrı, önce insan olarak ta gönüllerde taht kuran Lucescu, yaptıklarımızı çok fazla düşünürsek, gelecekte başarılı olamayız”diyerek, yepyeni bir sayfa açmak gerektiğinin altını çiziyor. Lucescu, Beşiktaş’ın Avrupa’da da başarılı olacağına çünkü futbolcuların işi ciddiye aldıklarını söylerken, insanlarla iyi diyologlar kurabildiğini belirtti ve basınla yaptığı röportajda “Türk insanı beni sevdi. Önce çok zorluk yaşadım ama şimdi beni içlerinden biri olarak görüyorlar” dedi.
Siyah Beyazlı takımın başarılı hocası Lucescu medya mensubunun sorularını şöyle yanıtladı:
Şampiyonlar Ligi’ni
değerlendirir misiniz? Şampiyonlar ligi büyük bir organizasyon. Bu büyük organizasyonda bulunmak her takım için büyük bir şans. Futbolcularıma inanıyorum. Onların da bana inanıp söylediklerimi eksiksiz yapacaklarına inanıyorum. Artık, hiçbir oyuncum gitmek istemiyor. Benimle çalışmak istiyor. Onların bu düşüncelerine saygı duyuyorum. Birbirimizi seviyoruz. UEFA parkurunda iyi işler yaptık ve bu da bizim güçlü olduğumuzu gösterdi. Şampiyonluk yolunda oynadığımız bazı maçlarda eleştirilere maruz kaldık. Ama bugün açık farkla şampiyonuz. Avrupa kupalarında da sınav vereceğiz. Önümüzdeki sezon daha büyük başarılara imza atmamız lazım. Türkiye’yi Şampiyonlar Ligi’nde en iyi şekilde temsil etmek istiyoruz. Gelecek sene bizim için daha zor olacak.
Başarılı olmak nasıl bir duygu? Kazanılan başarı yapılan işin bir sonucudur. Etrafınızdakilerin mutlu olduğunu görmek bana çok büyük zevk veriyor. Galatasaray’da ve Beşiktaş’ta yaptıklarımla bu duyguları yaşadım. Beşiktaş’a gelirken zaten bütün duygularımı bir kenara bıraktım. Herkes bir rövanş yaptığımı söyledi; ama bunların hiçbiri gerçek değil. Galatasaray’daki başarılarımda herkese ve özel olarak da oyuncularıma teşekkür ediyorum. Galatasaray’da zor bir iki sene geçirdim Elde ettiğim başarılarla büyük gurur duydum. Hepsini bir kasete koydum ve bir daha da açmadım. Yeni sezona Beşiktaş ile başladım. Şampiyonluğu getiren en önemli faktör ise, iyi bir Beşiktaş iskeleti kurdum diye düşünüyorum. İçerisine yabancıların ve kötülüklerin girmemesi gereken bir ekibiz. Yaptıklarımızı çok fazla düşünürsek gelecekte başarılı olamayız.
Futbolcuları nasıl ikna ediyorsunuz? Sonuçta bir iş yapıyoruz ve işi ciddi ele alıyoruz. İşi ciddi yaparsanız takımdaki herkes bunu örnek alır ve verilen komutları yerine getirir. Bu sezon Ahmet ve İlhan’dan sakatlıkları nedeniyle çok fazla verim alamadım. Sergen sezona sakat başladı, geldiği nokta ise sadece beni değil herkesi şaşırtıyor. Elimden geldiği kadarıyla hepsiyle ilgilenmeye çalışıyorum. İbrahim büyük bir değişim gösterdi. Tribünlerin dediği gibi deli olmaya doğru gidiyordu ama artık akıllı oldu. Güzel yönde değişti.

Sadece paylaşmak için...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*